<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Forum Bizde Blog - Biyografiler]]></title>
		<link>https://forum.bizdeblog.com/</link>
		<description><![CDATA[Forum Bizde Blog - https://forum.bizdeblog.com]]></description>
		<pubDate>Sat, 16 May 2026 21:55:16 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Gottfried Wilhelm Leibniz Kimdir Biyografisi]]></title>
			<link>https://forum.bizdeblog.com/showthread.php?tid=33741</link>
			<pubDate>Mon, 16 Dec 2024 06:46:22 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forum.bizdeblog.com/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forum.bizdeblog.com/showthread.php?tid=33741</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://forum.bizdeblog.com/images/attachtypes/image.png" title="JPG Image" border="0" alt=".jpg" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=184002" target="_blank" title="">Gottfried Wilhelm Leibniz Kimdir Biyografisi.jpg</a> (Size: 195.21 KB / Downloads: 57)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Gottfried Wilhelm Leibniz Kimdir Biyografisi</span></span><br />
<br />
Gottfried Wilhelm Leibniz (1 Temmuz 1646, Leipzig - 14 Kasım 1716, Hannover), Alman matematikçi, filozof, hukukçu ve dönemin idarecilerine danışmanlık yapmış bir entelektüeldir. Matematik tarihi ve felsefe tarihinde önemli bir yer tutar. Leibniz, Isaac Newton’dan bağımsız olarak "Sonsuz küçük" teorisini geliştirdi. Leibniz'in bu formülü yayınlandığından bu yana hâlâ kullanılmaktadır. Geliştirdiği homojenitenin deneyüstü kanunu ve süreklilik yasası yirminci yüzyılda matematiksel karşılık buldu (standart dışı analiz aracılığıyla). Mekanik hesaplayıcılar alanında en üretken insanlardan biri oldu. Pascal’ın hesaplayıcısına otomatik çarpma ve bölme fonksiyonlarını eklemeye çalışırken, 1685'te çarklı hesaplayıcıyı ilk tanımlayan insan oldu ve aritmometre -ilk toplu üretilen mekanik hesaplayıcı- kullanarak Leibniz çarkını icat etti. Ayrıca ikili sayma sistemini rafineleştirdi, bu çalışması tüm dijital hesaplayıcıların soyut temelini oluşturdu.<br />
<br />
Leibniz felsefede optimizmi ile tanınır. Örnek olarak, evren hakkındaki çıkarımı, sınırlı bir algıyla büyük olasılıkla tanrının yaratılmış olduğudur. Leibniz, Rene Descartes ve Baruch Spinoza ile beraber rasyonalizmin 17. yüzyıldaki en büyük savunucularından biri oldu. Leibniz'in çalışmaları öncelikli olarak modern mantık ve analitik felsefe üzerine yoğunlaşmıştı, fakat felsefesi skolastik geleneği de irdeledi. Çıkarımları ampirik kanıtlarla değil, geçerli sebeplerin ilk prensipleri ve öncel tanımları ile oluşturuldu. <br />
<br />
Leibniz fizik ve teknolojiye büyük katkılar sağladı ve öngördüğü kavramlar çok daha sonra felsefe, olasılık teorisi, biyoloji, tıp, jeoloji, psikoloji, dil bilim ve bilgisayar bilimi alanlarında su yüzüne çıktı. Felsefe, politika, hukuk, etik, teoloji, tarih ve filoloji alanlarındaki çalışmalarını yazdı. Leibniz'in tüm bu alanlara yaptığı katkılar çeşitli mecmualara, on binlerce mektuba ve yayınlanmamış el yazılarına dağılmıştı. Yazılarında birkaç dil kullandı, fakat öncelikli olarak Latince, Fransızca ve Almanca dillerinde yazdı. Leibniz'in tüm yazılarının toplandığı eksiksiz bir kaynak bulunmamaktadır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Yaşamı <br />
İlk yıllar</span></span><br />
<br />
Gottfried Leibniz 1 Temmuz 1646'da (1648'de bitecek Otuz Yıl Savaşları'nın son dönemlerinde) Friedrich Leibniz ve Catharina Schmuck'un oğlu olarak Leipzig'de doğdu. Leibniz'in doğduğu gün babası Friedrich aile güncesine; “Oğlum Gottfried Wilhelm 21 Haziran [NS: 1 Temmuz] 1646 akşam saat altıdan sonra dünyaya geldi.” notunu düştü. Babası Leibniz henüz altı yaşındayken öldü ve bu olaydan sonra annesi tarafından büyütüldü. Annesinin öğrettikleri Leibniz'in felsefi düşüncelerini ileriki yaşamında etkilemiştir.<br />
<br />
Leibniz'in babası Leipzig Üniversitesi'nde Ahlak Felsefesi Profesörüydü ve kendisine babasının kişisel kütüphanesi miras kaldı. 7 yaşından sonra bu kütüphaneye ücretsiz erişim hakkı kazandı. Leibniz'in o dönemki okul işleri dinî otoritelerin öğretilerine yoğunlaşmışken, babasının kütüphanesi geniş bir çeşitlilikte olan felsefi ve teolojik çalışmaları araştırmasına olanak sağladı. Babasının kütüphanesine erişiminin olması ve çoğunlukla Latince yazılmış olan kaynaklar 12 yaşındayken Latincede uzmanlaşmasına önayak oldu. Buna ek olarak, 13 yaşındayken üç yüz adet altı ayaklı dizeden oluşan bir şiiri okul tarafından düzenlenen özel bir etkinlikte yazdı.<br />
<br />
15 yaşındayken babasının eski üniversitesine kaydoldu ve felsefe bölümündeki lisans öğrenimini 1662 yılında tamamladı. 9 Haziran 1663'te bireyselleşme prensibi üzerine yazdığı DisputatioMetaphysica de Principio Individui tezini savundu. 7 Şubat 1664'te felsefe üzerine yaptığı yüksek lisansını tamamladı. Aralık 1664'te felsefe ve hukuk arasındaki teorik ve pedagojik bağı irdelediği Specimen Quaestionum Philosophicarum ex Jure collectarum uzmanlık tezini yayınladı ve savundu. Bir yıllık resmî çalışma döneminden sonra, 28 Eylül 1665 tarihinde hukuk lisans diplomasını aldı.<br />
<br />
1666'da henüz yirmi yaşındayken ilk kitabı olan De Arte Combinatoria kitabını yayınladı ve bu kitabın ilk kısmını felsefe doktorası tezine ayırdı. Bir sonraki hedefi 3 yıl sürecek bir eğitimle hukuk üzerine lisans ve doktorasını yapmaktı. Leipzig Üniversitesi 1666'da Leibniz'in doktora başvurusunu yaşının fazla genç olmasından dolayı reddetti. Bunun ardından Leibniz Leipzig'den ayrıldı.<br />
<br />
Leibniz bundan sonra Altdorf Üniversitesi'ne kaydoldu ve neredeyse hemen, muhtemelen daha önceden Leipzig Üniversitesi'nde çalıştığı bir tezini yayınladı. Tezin başlığı Disputatio Inauguralis De Casibus Perplexis In Jure idi. Kasım 1666'da Leibniz hukuk lisansı ve hukuk doktorasını tamamladı. Daha sonra “fikirlerim tamamen farklı bir yöne kaydı” diyerek Altdorf Üniversitesi'nin akademik atamasını geri çevirdi.<br />
<br />
Yetişkinlik döneminde kendisini “Gottfried von Leibniz” olarak tanıttı. Öldükten sonra yayınlanan yazılarında ise adı “Freiherr G. W. von Leibniz.” olarak geçti. Fakat, herhangi bir modern devletin dokümanlarında böyle bir asillik unvanı bulunamadı.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><br />
1666-1674</span></span><br />
<br />
Leinbiz Nuremberg'de maaşlı simyacı olarak çalıştı, fakat bu konumda adı fazla duyulmadı. Yakın bir zaman sonra Mainz'in seçmen prensi Johann Philipp Schönborn'un görevinden azledilmiş başvekili Johann Christian von Boyneburg ile tanıştı. von Boyneburg Leibniz'i asistanı olarak işe aldı ve kısa bir zaman sonra seçmen prense tanıttı. Leibniz iş kazanmak umuduyla hukuk üzerine yazılmış bir makalesini seçmen prense adadı. Strateji işe yaradı ve seçmen prens Leibniz'den seçmenleri için yeni bir kanunname yazmaya yardım etmesini teklif etti. Leibniz 1699'da Temyiz mahkemesi'nde yargıç yardımcılığına atandı. von Boyneburg'un 1672'deki ölümüne rağmen, Leibniz 1674'e kadar von Boyneburg'un dul eşi için görevinden azledilene kadar çalıştı.<br />
<br />
von Boyneburg Leibniz'in itibarını fazlasıyla artırdı, sonrakinin muhtırası ve mektupları olumlu bildirimler almaya başladı. Leibniz'in seçmen prensine yaptığı hizmetleri diplomatik bir rol takip etti. Polonyalı imgesel bir asilzadenin mahlası altında isimdi makalesini yayınladı ve bu makalesinde (başarısız bir şekilde) Alman bir adayın Polonya tahtına aday olma durumunu irdeledi. Leibniz'in yetişkinlik döneminde Avrupa jeopolitiği üzerindeki en etkin güç ardındaki askeri ve ekonomik kudret ile Fransa kralı XIV. Louis'in hırsıydı. Aynı süreçte 30 Yıl Savaşları Avrupa'daki Almanca konuşan nüfusu fazlasıyla yordu, ayrıştırdı ve ekonomik olarak geriye sürükledi. Leibniz Almanca konuşan Avrupa'yı korumak için Louis'in dikkatinin dağıtılması gerektiğini önerdi. Mısır'ın alınması sıçrama tahtası olarak kullanılarak hemen ardından plana koyulacak Hollanda Doğu Hint Adaları'nın işgali ile Fransa ikna edilebilirdi. Buna davete karşılık, Fransa Almanya'dan ayrılmaya karar verebilir ve Hollanda işin içine karıştırılmayabilirdi. Bu plan seçmen prensin temkinli desteğini aldı. 1672'de Fransa hükûmeti Leibniz'i Paris'e görüşmeye davet etti, fakat Fransa-Hollanda Savaşı'nın patlak vermesiyle beraber arka plana atıldı ve durum ile ilişkisiz bir hale geldi. Napolyon'un 1798 Mısır işgalinde başarısız olması Leibniz'in planının geç bir uygulaması olarak görülebilir.<br />
<br />
Bundan dolayı, Leibniz Paris'teki birkaç yılına başladı. Vardıktan hemen sonra Hollandalı fizikçi ve matematikçi Christiaan Huygens ile tanıştı ve kendi matematik-fizik bilgisinin yarım yamalak olduğunu fark etti. Huygens'i akıl hocası aldı ve ileride diferansiyel-integral kalkulus'un keşfi de ek olarak bu iki disipline büyük büyük katkılar sağlayacağı bireysel çalışmalarına başladı. O zamanların önde gelen Fransız filozofları Nicolas Malebranche ve Antoine Arnauld ile tanıştı. Descartes ve Pascal'ın yayınlanmamış yazılarını yayınlandıkça çalışmaya devam etti. Alman matematikçi Ehrenfried Walther von Tschirnhaus ile arkadaş oldu ve yaşamlarının sonuna kadar yazışmayı sürdürdüler. 1675 yılında akademiye olan ilgi yoksunluğuna rağmen Fransa Bilim Akademisi'nden onursal üyelik verildi.<br />
<br />
1673'te Fransa'nın Leibniz'in Mısır planını uygulamayacağı netleşince, seçmen prens Leibniz'i Londraya seçmen prensin kuzeninin de ona eşlik etmesiyle beraber gönderdi ilişkili bir görev için gönderdi. Kendi tasarladığı ve 1670'den bu yana üzerinde çalıştığı hesap makinesini Kraliyet Cemiyeti'nde tanıttı. Makine dört temel işlemi yapabiliyordu (toplama, çıkarma, çarpma ve bölme) ve Kraliyet Cemiyet'i onu hemen harici üye yaptı. Seçmen prensin ölüm haberiyle beraber görevi yarıda kesildi ve Leibniz acilen Paris' döndü. Ardından planlandığı gibi Mainz'e gitti.<br />
<br />
İki patronunun erken ölümünden dolayı Leibniz'e yeni bir kariyer zemini gerekiyordu. Bu bakımdan, 1669'daki Brunswick Dükü'nün daveti vahimdi. Leibniz daveti reddetti fakat 1671'de Dük ile yazışmalara başladı. 1673'te entelektüel dürtülerini tatmin edebilen şehir olan Paris'te iş olasılığı kalmayınca isteksiz bir biçimde Dük'ün danışmanlık teklifini kabul etti.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hannover Evi, 1676-1716</span></span><br />
<br />
Leibniz Hannover'e 1676'daki varışını daha sonra Newton tarafından Newton'un kalkulus üzerine yayınlanmamış çalışmalarını göstermekle suçlanacağı Londra'ya kısa bir gezi için erteledi. Bu gezi on yıllar sonra suçlamanın bir kanıtı olarak iddia edilecekti. Leibniz Londra'dan Hannover'e olan gezisinde mikroorganizmaları bulan Leeuwenhoek ile tanıştığı The Hague'de konakladı. Ayrıca birkaç gününü the Ethics başyapıtını henüz tamamlamış olan Spinoza ile yoğun tartışmalara ayırdı. Leibniz onun güçlü zekasına hayran kaldı fakat, Spinoza'nın Ortodoks Hristiyanlık ve Yahudilik üzerine yaptığı çalışmalarında karşısına çıkan ikilemler, daha sonra bu varsayımları kavrayacak olan Leibniz'i dehşete düşürdü.<br />
'1677'de kendi teklifiyle ve desteklenerek hayatının sonuna kadar aynı makamda kalacağı adalet özel danışmanlığına atandı. Leibniz tarihçi, politik danışman ve Dük'ün kütüphanecisi olarak Brunswick Evi'nde ardı ardına üç Dük'e hizmet etti. Özel kalemini Brunswick Evi de ek olarak çeşitli politik, tarihi ve teolojik konular üzerine çalıştırdı; bu dokümanlar o dönemki tarihi kayıtların değerli bir bölümünü oluşturur.<br />
<br />
Leibniz bu dönem içerisinde Dük'ün eşi seçmen prenses Sophia (1630-1714), onun kızı olan Prusya Kraliçesi Charlotte (1668-1705) ve II. George'un eşi olacak olan Ansbachlı Caroline için danışmanlık yaptı ve onlarla arkadaş oldu. Charlotte aynı zamanda gelecekteki Büyük Britanya Kralı I. George'un kardeşidir. Bu yüzden bu kadınlar yaşamsal konularda Leibniz'in kendileri için eşlerinden daha çok yardımcı olduğunu kabul ettiler.<br />
<br />
Hannover'in nüfusu 10.000 civarındaydı ve bu yerin taşra kısmı eninde sonunda Leibniz'i rahatsız edecekti. Fakat, özellikle Leibniz'in etkisi ile beraber Brunswick Evi'nin itibarındaki artış ve bu evin baş saray adamı olmak onur vericiydi. 1692'de Brunswick Dükü Kutsal Roma İmparatorluğu'nun varis seçmen prensi oldu. İngiliz veraset kanunu (1701) Kral III. William ve onun üvey kardeşi Kraliçe Anne ölmeden hemen önce seçmen prenses Sophia ve onun kanından gelenleri İngiltere Kraliyet ailesine müdahil etti. Leibniz bu anlaşmanın yürürlüğe girmesinde rol oynadı fakat, çok etkili sayılmazdı. Örneğin, Brunswick'i desteklemek için yazdığı anonim yazılar İngiliz parlamentosu tarafından resmî olarak engellendi ve kınandı.<br />
<br />
Brunswickliler Leibniz'in saray adamı olarak yerine getirdiği görevleriyle bağlantısız olarak meşgul olduğu kalkulusu mükemmeleştirme, matematiğin diğer konularında yazı yazma, mantık, fizik ve felsefe üzerindeki çalışmalarına tolerans gösterdi. 1674'te kalkulus üzerine çalışmaya başladı, geriye kalan defterlerindeki çalışmalarının en erken kanıtı 1675'tedir. 1677'de elinde tutarlı bir sistem vardı fakat 1684'e kadar yayınlamadı. Leibniz'in matematik üzerine gerçekleştirdiği en önemli çalışmaları genellikle kendisi ve Otto Mencke'nin 1682'de kurduğu Acta Eruditorum dergisinde 1682 ve 1692 yılları arasında yayınlandı. Bu dergi Leibniz'in matematik ve bilim mevkilerinde itibarını artırmada anahtar rol oynadı. Buna ek olarak; diplomasi, tarih, teoloji ve felsefe alanlarında da saygınlığı arttı.<br />
<br />
Seçmen prens Ernest Augustus hanedanlık üzerindeki hırsını artıracağını umarak Leibniz'den Şarlman döneminden başlamak üzere House of Brunswick'in tarihini yazmasını istedi. Leibniz bu proje için arşivsel materyal toplamak için 1687 ve 1690 yılları arasında Almanya, Avusturya ve İtalya'da fazlasıyla gezdi. On yıllar geçti fakat herhangi bir tarihi belge elde edilemedi, bir sonraki seçmen prens Leibniz'in bu işi ağırdan aldığından şüphelendi. Leibniz projeyi asla bitirmedi çünkü konu içeriği fazlasıyla genişti, ayrıca arşivsel kaynaklara dayanan ve titiz bir şekilde araştırılması yapılmış bilgi içeriği yüksek bir kitap yazma konusunda ısrarcıydı. Patronları soykütükleri üzerine bilgi ve biraz yorum taşıyan, küçük ve popüler bir kitap mutlu edebilirdi ve bu süreç muhtemelen üç yıl ya da daha az sürerdi. Leibniz'in kendine verilen görevi adil bir şekilde yerine getirdiği onlar tarafından bilinmedi. Leibniz'in Brunswick Evi'nin tarihi hakkında topladığı materyallerden yazdığı dokümanlar en nihayetinde 19. yüzyılda basıldı ve üç cildi doldurdu.<br />
<br />
1708'de Kraliyet Derneği dergisinde yazan John Keill, Leibniz'in Newton'un kalkulusunden intihal yaptığını iddia etti. Böylelikle, Leibniz'in geriye kalan yaşamını karartacak kalkuluste üstünlük tartışması başladı. Kraliyet Derneği'nin yürüttüğü resmî soruşturmada (Newton onaylanmamış katılımcıydı) Leibniz'in suçlamayı tasdik ederek, sözünden dönmeyi talep etmesi için girişimde bulunuldu. 1900'lerden bu yana matematik tarihçileri Leibniz'i aklamak için Leibniz ve Newton'un kalkulus versiyonlarının birbirinden çok farklı yanları olduğunu belirttiler. Leibniz'in 1669-1704 yılları arasındaki yazıları, yazışmaları ve notları Polonya Millî Kütüphanesi'nde bulunmaktadır.<br />
<br />
1711'de Rus çarı Büyük Peter kuzey Avrupa'yı gezerken Hannover'de durdu ve Leibniz ile tanıştı ve kendisinin ilgisini Rus meselelerine çekti. 1712'de iki yıl kalacağı Viyana'da yaşamaya başladı. Burada Habsburgs'taki İmparatorluk Mahkemesi'ne konsey üyesi olarak atandı. Kraliçe Anne'in 1714'teki ölümünden sonra 1701 veraset kanunu gereğince I. George İngiltere Kralı oldu. Leibniz bu mutlu olay için fazlaca çalışmasına rağmen, bu onun için bir zafer anlamına gelmiyordu. Galler Prensesi Ansbachlı Caroline'in araya girmesine rağmen, Leibniz'in 30 yıl önce verilmiş olan Brunswick Evi'nin tarihi kitabını tamamlamadan Londra'ya girişi I. George tarafından yasaklandı. Buna ek olarak, Leibniz'i Londra Sarayı'na kabul etmek, kalkuluste üstünlük tartışmasını kazanmış olarak görünen Newton'u aşağılamak olarak algılanabilirdi. Son olarak, onun biricik dostu ve savunucusu dul prenses seçmen Sophia 1714 yılında öldü.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ölümü</span></span><br />
<br />
Öldüğünde sekreteri haricinde kimse cenazesine katılmamıştır. Leibniz uzun süreler boyunca Royal Society ve Berlin Academy of Sciences üyesi olmasına rağmen, bu kuruluşlar onun ölümüyle ilgilenmediler. Cesedinin, 50 yıl boyunca, kimliği belirlenemedi. 1700'de Paris'teki the Academie des Sciences'a yabancı üye olarak kabul edilmeden önce, Fontenelle onu methetmişti. Bu methiye Orleans Düşesi'nin emriyle bestelenmiştir, a niece of the Electress Sophia.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kişisel hayatı</span></span><br />
<br />
Leibniz hiç evlenmedi. Parasızlıktan yakınıyordu, fakat onun tek varisi, kızkardeşinin üvey oğlu, Brunswicks'ten iyi para aldığını doğruladı. Diplomatik gayretlerinde, vicdansızlığın eşiğindeydi ki bu dönemin diplomatları arasında çok yaygın olan bir durumdu. Çeşitli vesilelerle, elyazılarının tarihleriyle oynadı bu durum onu kötü bir konuma soktu kalkülüsle ilgili anlaşmazlıklarında. Diğer taraftan, hayal gücü yüksek, cana yakın, kültürlü ve espriliydi. Onun Avrupa'da birçok arkadaşı ve hayranı vardı. Bazı biyograflar tarafından teist olarak tanımlansa da, mucizelere ve evrende İsa'nın bir rolü olduğuna inanmadığı için deist olarak da görülür.<br />
<br />
Leibniz'in felsefi görüşü parçalı bir yapı olarak ortaya çıkar, çünkü felsefi yazıları ağırlıklı olarak bir sürü küçük parçanın birleşiminden oluşur: ölümünden çok sonra yayınlanan gazete makaleleri, el yazmaları ve muhabirlere olan birçok mektubu. Kitap boyutunda yalnızca iki felsefi risale yazdı ve bunlardan yalnızca theodice of 1710 kendisi hâlâ hayattayken yayınlandı. Leibniz, Nicolas Malebranche ve Antoine Arnauld arasında süregelen tartışmalara istinaden bir eleştiri niteliğinde 1686 yılında tefsir ettiği metafizik üzerine söylemler adlı çalışmasıyla filozofluğa adım atmıştır. Bu, Arnould'la arasında geniş kapsamlı ve kıymetli bir mektuplaşmaya sebebiyet verdi. Bu eser, 19. yüzyılın başlarına kadar basılmadı. Leibniz 1695'te New System of the Nature and Communication of Substances adlı makalesiyle Avrupa felsefesi dahilinde halkla ilk temasını gerçekleştirdi. 1695 ve 1705 yılları arasında, New Essays on Human Understanding adlı, John Locke'un 1690 An Essay Concerning Human Understanding adını taşıyan eseri üzerine kapsamlı eleştirisini yazdı, fakat 1704 yılında Locke'un ölüm haberini aldığında, eseri yayınlama konusunda duyduğu heyecanı kaybetti ve “New Essays” eseri 1765 yılına değin basılamadı.<br />
<br />
1714'te yazdığı ve ölümünden sonra yayınlanan Monadologie 90 aforizmadan oluşmaktadır. Leibniz, Spinozayla 1676'da tanışıp onun yayınlanmamış bazı elyazmalarını okuduğundan beri, Spinoza'nın bazı fikirlerini benimsediği düşünülür. Leibniz, Spinoza'ya hayranlık duyarken, Spinoza tarafında net bir şekilde dehşete düşürülmüştür, özellikle de Hristiyan Ortodoksluğu üzerine tutarsızlığı ile ilgili. Descartes ve Spinoza'dan ayrı olarak, Leibniz'in kusursuz bir üniversite geçmişi vardır felsefe üzerine. Leipzig'deki tez hocası olan profesör Jakob Thomasius’dan çok etkilenmiştir. Aynı zamanda, bir İspanyol düzenbaz olan ve Lüteriyen üniversitelerde bile saygı duyulan Francisco Suárez de Leibniz’in severek okudukları arasındadır. Leibniz’ın yeni metotlara ve Descartes, Huygens, Newton ve Boyle’un elde ettiklerine derin bir ilgisi vardır. Fakat onları aşırı skolastik nosyonlar tarafından renklenmiş bir gözle inceledi. Hâlâ, Leibniz’in metotları ve ortaya koydukları 20. yüzyılın mantık, analitik ve linguistik felsefesini öngörmüştür.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Felsefi ilkeleri</span></span><br />
<br />
Leibniz’ın ilgilendiği ilkeler (felsefenin yedi temel ilkesi):[1]<br />
<br />
    Özdeşlik/karşıtlık. Eğer bir önerme doğruysa, o zaman tersi de yanlıştır.<br />
    Ayırt edilemeyeceklerin özdeşliği. İki farlı şeyin tüm özellikleri ortak olamaz. Eğer x’in olan her söylem aynı zamanda y’nin ise, x ve y özdeşlerdir.; iki şeyin farksız olduğunu varsaymak, tek bir şeyin iki ismi olduğunu varsaymaktır. Modern mantık ve felsefede sıklıkla başvurulan "ayırt edilemeyeceklerin özdeşliği" genellikle Leibniz'in yasası olarak bilinir. Büyük tartışmalara ve eleştirilere yol açmıştır, özellikle de parçacık felsefesi ve kuantum mekaniği konularında.<br />
    Yeter neden; "Bir şeyin var olması, bir olayın gerçekleşmesi veya bir doğrunun ortaya çıkması için yeterli bir neden olmalıdır."[2]<br />
    Ön-verili harmoni.[3] "Her maddenin düzgün doğası gösterir ki birine olan hepsine olana tekabül eder, yalnız, birinin diğeri üzerinde doğrudan bir etkisi olmaksızın."<br />
<br />
(Discourse on Metaphysics, XIV) Düşen bir bardak kırılır, yerin etkisinin bardağı parçalanmaya zorlamasından dolayı değil de, bardağın yere düştüğünü “bilmesi”nden dolayı.<br />
<br />
    Süreklilik yasası. Natura non saltum facit ("Doğada atlamalar olmaz").<br />
    Optimizm. "Tanrı her zaman en iyisini seçer."[4]<br />
    Çokluk. Leibniz özgün olan ihtimalleri, tüm ihtimallerin dünyasından en iyisinin hayata geçireceğine inanmıştır ve Théodicée’de bu tüm ihtimallerin dünyasının en iyisinin tüm ihtimalleri içerdiğini, sonsuzluk içerisindeki sonlu deneyimlerimizin doğanın mükemmeliyetine karşı çıkamayacağını öne sürmüştür.[5]<br />
<br />
Leibniz fırsat buldukça herhangi bir ilkenin savunmasını vermekle uğraştı, ama çoğu zaman onlara kesin gözüyle baktı.[6]<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Zerreler</span></span><br />
<br />
Leibniz'in metafiziğe yaptığı en bilinen katkı, Monadologie’de ortaya çıkan, zerreler teorisidir. Leibniz’a göre, zerreler bulanık algılı temel parçacıklardır. Zerreler René Descartes’ın parçacığın mekanik felsefesiyle karşılaştırılabilir. Zerreler evrenin nihai başlangıcıdırlar. Zerreler “oluşun önemli biçimleri” sözü edilen özelliklerle beraber: onlar ebedilerdir, parçalarına bölünemezler, özgün, kendi yasalarına tabidirler, etkileşime girmezler ve her biri ön verili bir harmonide tüm evreni yansıtır (Panpsixzm'in tarihsel olarak önemli bir örneği). Zerreler kuvvetin merkezleridir; töz kuvvetti, uzay, madde ve hareket sadece birer fenomen iken. Zerrelerin ontolojik özü, onun indirgenemez basitliğidir. Atomların aksine, zerreler hiçbir maddesel veya uzamsal özelliği yoktur. Ayrıca onları atomlardan ayıran bir diğer şey ise tümüyle karşılıklı bağımsızlıklarıdır, yani zerreler arasındaki etkileşim sadece görünürdür. Ön-verili harmoni ilkesine binaen değil de, her zerre önceden hazırlanmış kendine mahsus bir dizi talimatı izler, böylece her zerre ne yapacağını her an “ bilir”. (Bu “talimatlar” atomaltı parçacıklara talimat veren bilimsel yasaların bir benzeri olabilir.) Bu esas talimatlar nedeniyle, her zerre evrenin küçük bir aynasıdır. Zerreler "küçük” olmak zorunda değildirler; Örneğin, özgür iradenin problemli olduğu durumlardaki her insanoğlunu  bir zerre oluşturur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tanrıbilim ve optimizm</span></span><br />
<br />
(Burada “optimism” kelimesi, “olumlu bir umutluluk hali”nden ziyade “en uygun” manasında kullanılmıştır). Tanrıbilim, bunların (kusurlu yapıların), ihtimal dahilindeki bütün dünyalar için en uygun seçenek olduğu iddiasıyla, dünyanın bariz kusurlarını meşrulaştırma çabasındadır.  Her şeyi bilen, en güçlü olan -ve daha iyisini yaratmak kendince mümkünken kusurlu bir dünya yaratma ihtimali olmayan- Tanrı tarafından meydana getirildiği için, bu dünya en dengeli ve en iyi ihtimaldir. Aslına bakılırsa, bu dünyadaki tanımlanabilir aşikar kusurlar; ihtimal dahilindeki bütün dünyalarda var olmalıdır; çünkü aksi takdirde Tanrı bu kusurları içermeyen bir dünya yaratmayı yeğlerdi. Leibniz, teolojinin ve felsefenin su götürmez doğrularının birbiriyle çelişemeyeceğini iddia eder. Çünkü; gerekçelerin de inancın da tanrının nimetleri olduğunu, dolayısıyla aksini iddia etmenin, Tanrı'nın kendisiyle çeliştiği anlamına geleceğini söyler Tanrıbilim, Leibniz'in kendine has felsefi sistemiyle Hristiyanlığın temel ilkelerine ilişkin yaptığı tefsirleri uzlaştırma teşebbüsüdür. Bu proje, motivasyonunu Leibniz'in inancından aldı, Aydınlanma döneminde birçok muhafazakâr filozof ve din bilimci tarafından paylaşıldı; en azından, Hristiyanlık dininin çağdaş ve aydın tabiatı içinde, Hristiyanlık ve Batı temelli olmayan ilkel inanışlar için yapılan kasıt güdülen kıyaslamalarda tanımlandı. Aynı zamanda Leibniz'in insan tabiatının mükemmelliği (Şayet insanlık, doğru felsefe ve teoloji konularında güvenilir bir kaynak olarak kabul edilirse) ve metafiziksel gerekliliklerin ussal ve mantıksal bir yapıya dayandırılması gerekliliğine (Her ne kadar bu metafiziksel nedensellik fiziksel gerekliliklerden ötürü açıklanamaz gibi gözükse de. Zira doğa yasaları bilim tarafından tanımlanır) ilişkin inanışlarıyla şekillendi. Çünkü gerekçeler ve inanç uzlaştırılmalıdır ve bir nedenle açıklanamayan inanç ilkeleri reddedilmelidir. Leibniz daha sonra, Hristiyan teizminin temel eleştirilerinden birine başvurdu: Şayet Tanrı en büyük, en iyi ve en bilge ise, şeytan Dünya'ya nasıl geldi? Leibniz'in yanıtı şöyleydi: Tanrı sınırsız bir bilgeliğe ve güce sahip olduğu halde, onun beşeri yaratıları, yaradılışları gereği kısıtlı bilgiye ve güce sahiplerdi. Bu durum, insanın yanlış inançlara kapılmasına, yanlış kararlar vermesine ve girişimlerinde etkisiz pratiklerde bulunmalarına ortam sağlar. Tanrı, insanlara keyfi bir şekilde acı ve elem yaşatmaz, bunun yerine, ahlakı şeytan(günah) ve fiziksel şeytan(acı)’yı var etti.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sembolik Düşünce</span></span><br />
<br />
Leibniz insan muhakemesinin önemli bir kısmının hesaplamalara indirgenebileceğine inandı ve bu hesaplamalar düşünce farklılıklarını çözümleyebilirdi :<br />
<br />
Muhakemelerimizi arındırmanın tek yolu onları matematikçilerin ele aldığı gibi somutlaştırmaktır, böylelikle hatalarımızı tek bakışta bulabilir ve bireyler arasında ihtilaf çıktığında bunu söyleyebiliriz : Hadi hesaplayalım [calculemus], telaşa mahal vermeden kimin doğru olduğunu görebilmek için.<br />
<br />
Leibniz’in sembolik mantığa benzeyen kalkulus muhakemecisinin bu tür hesaplamaları mümkün kıldığı görüldü. Leibniz, şu an el ile sembolik mantığı filizlendirmek –dolayısıyla kendi kalkulusunu- amacıyla okunabilecek muhtırayı yazdı. Fakat Gerhard ve Couturat bu yazıyı modern resmi mantık Frege’nin Begriffsschrift’inde, Charles Sanders Peirce ve öğrencilerinin 1880’lerdeki yazılarında ortaya çıkana kadar  yayınlamadı. Böylelikle Boole ve De Morgan bundan çok sonra 1847’de bu mantığa başladı.<br />
<br />
Leibniz sembollerin insan kavrayışında önemli olduğuna inandı. İyi simgelerin geliştirilmesine çok önem verdi ve bu simgeleri matematik üzerine yaptığı buluşlarına atfetti. Sonsuz küçükler hesabı için geliştirdiği simge, bu konudaki yeteneği üzerine örnek gösterilebilir. 19. Yüzyıl’da göstergebilimin öncüsü C.S. Peirce Leibniz’in sembol ve simge tutkusunu paylaştı ve bunların matematik ve mantıkta esas olduğuna inandı.<br />
<br />
Fakat Leibniz spekülasyonlarını daha da ileriye götürdü. Karakteri herhangi bir şekilde yazılmış sembol olarak tanımlarken, “gerçek” karakteri bir düşünceyi direkt olarak temsil eden sembol olarak tanımladı ve bu bir kelimenin düşünceyi somutlaştırması kadar basit değildi. Mantık simgeleri gibi gerçek karakterler muhakemeyi kolaylaştırmaya hizmet eder. Onun zamanında iyi bilinen Mısır hiyeroglifleri, Çin karakterleri, astronomi ve kimya sembollerini'nin gerçek karakterler olmadığını varsaydı. Ayrıca, Leibniz her düşüncenin bir “gerçek” karakter ile ifade edilebileceği insan düşünce alfabesi, characterica universalis’in veya “genel karakteristik” in yaratılmasını önerdi. <br />
<br />
Eğer insan düşüncelerini tam anlamıyla ifade edebilecek karakterler bulunursa, aritmetik ve geometride yapılabilecek herhangi bir işlem bu semboller ile insan muhakemesi üzerine yapılabileceği açıktı. İnsan muhakemesine yapılabilecek tüm araştırmalar bu karakterler transpoze edilerek ve bunun matematiğin bir kolu olması sağlanarak yapılabilirdi.<br />
<br />
Karışık fikirler karakterler kombine edilerek basitleştirebilir ve ifade edilebilirdi. Leibniz, Gödel numaralamasının çarpıcı öngörüsü olarak asal çarpanlara ayırma yönteminin eşsizliğinin  asal sayılar için genel karakteristikte çok önemli bir rolü olduğunu gördü. Bunu varsayarak, asal sayıları kullanarak basit kavramları numaralandırmanın sezgisel ve belleksel bir yolu yoktu. Leibniz'in muhakeme üzerine evrensel dil ve semboller kullanarak hesaplamalar yapılabileceğine dair düşüncesi, ölçümlerin evrensel dilleri tanımladığı Turing tamlığında olduğu gibi 20. yüzyılda bu tür formal sistemlerdeki gelişmelerin belirtisiydi. (bknz:Turing testi)<br />
<br />
Leibniz'in karakteristik üzerine ilk yazılarında henüz matematikte acemi olduğundan dolayı başlangıçta bunun cebir yerine evrensel bir dil ya da alfabe olduğunu düşünüyordu. 1676'da “düşüncenin cebiri”ni kavradı, geleneksel cebiri ve onun simgesini de ekleyerek modelledi. Sonuç olarak karakteristik; mantıksal kalkulus, bazı kombinasyonlar, cebir, onun durum analizi (durumun geometrisi), bir evrensel kavram dili ve fazlasını içeriyordu.  <br />
<br />
Leibniz’i characteristica universalis ve calculus ratiocinator’u tasarlarken neyin itkilediği ve modern resmi mantığın kalkuluse yaptığı hakkaniyetin kapsamı muhtemelen asla belirlenemeyecek.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Genel mantık<br />
Cebirsel mantık</span></span><br />
<br />
Leibniz Aristoteles’in öldüğü dönemden 1847’ye George Boole ve Augustus De Morgan modern genel mantık üzerine kitaplarını yazdığı süreye kadar en önemli mantıkçıydı. Leibniz bizim şu an telaffuz ettiğimiz; bağlaşım, ayrışım, olumsuzlama, özdeşlik, içinde bulunma ve boş küme gibi temel ilkeleri ortaya attı. Leibniz’in mantık ilkeleri ve tüm felsefesi muhtemelen ikiye indirgenir :<br />
<br />
            1. Tüm fikirlerimiz insan düşüncesinin alfabesini oluşturan çok küçük sayıda basit fikirlerden oluşur.<br />
<br />
            2. Karmaşık fikirler aritmetik çarpmaya benzer olarak, basit düşüncelerin homojen ve simetrik kombinasyonuyla oluşur.<br />
<br />
Genel mantık 20. yüzyılın başlarında oluşmuştur ve minimum düzeyde tek bileşenli olumsuzlama ve nicel değişkenlerin genel söylemlerin üzerinde yayılmasını gerektirir.<br />
<br />
Leibniz genel mantık üzerine hayatı boyunca herhangi bir şey yayınlamadı, bu konu hakkında yazdıkları yazılı taslaklardan oluşuyordu. Bertrand Russell Batı Felsefesinin Tarihi kitabında Leibniz’in yayınlanmamış yazılarında tasarladığı mantığın 200 yıl önceki seviyede olduğunu iddia etmiştir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Matematikçi</span></span><br />
<br />
Matematiksel fonksiyon kavramının onun zamanında trigonometik ve logaritmik tablolarda kapalı olmasına rağmen, Leibniz 1692 ve 1694 yılları arasında eğriden türetilen apsis, ordinat, teğet, kiriş ve diklik geometrik kavramlarını kapalı olarak benimseyip, belirten ilk kişidir. 18. Yüzyılda “fonksiyon” bu geometrik birlikteliğini yitirmiştir. Leibniz lineer denklemlerdeki sistemin katsayılarının şu an matris olarak adlandırdığımız bir düzene göre ayarlanarak sistemin sonucunun bulunabileceğini gören ilk insan olmuştur. Bu yöntem daha sonra Gauss eleme yöntemi olarak adlandırılmıştır. Leibniz'in Boole cebiri ve sembolik mantık buluşları ayrıca bir önceki bölümde bahsedildiği gibi matematikle de alakalıdır. Leibniz'in matematik üzerine yazılarının en iyi genel taslağı Bos (1974)’da bulunabilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kalkulus</span></span><br />
<br />
Leibniz Sir Isaac Newton ile beraber sonsuz küçükler hesabını (diferansiyel ve integral kalkulusu kapsayan) bulan kişi olarak bilinir. Leibniz’in defterlerine göre kritik dönüm noktası tarihte ilk defa y=f(x) grafiğinin altındaki alanı integral kalkulusu kullanarak bulmaya çalışmasıyla 11 Kasım 1675’te gerçekleşmiştir. Şu an da kullanılan bazı simgeleri tanıttı, Latince kelime summa’dan gelen ve S harfinin uzatılmış hali gibi görünen ∫ simgesi ve Latince kelime differentia’dan gelen ve diferansiyel için kullanılan d simgesi bunlara örnek olarak gösterilebilir. Bu kavramları zekice simgelendirmiş olması, muhtemelen matematik için en önemli mirasıdır. Leibniz 1684’e kadar kalkulus üzerine herhangi bir şey yayınlamadı. Diferansiyel kalkulusteki çarpma kuralı (the product rule) hala “Leibniz Yasası” olarak adlandırılır. Buna ek olarak, integral işaretinin altında nasıl ve ne zaman diferansiyel alınacağını anlatan teorem Leibniz integral yasası olarak adlandırılır. Leibniz kalkulus'u tasarlarken sonsuz küçüklerden manipulasyon yöntemiyle paradoksal cebirsel özellikleri olduğunu belirterek faydalandı. George Berkeley The Analyst ve De Motu kitapçıklarında bunu eleştirdi. Şimdiki zamanda yapılmış araştırmalar, Leibniz'in kalkulusunun Berkeley'in deneyci eleştirilerine göre daha sağlam temelli ve çelişkilere açık olduğunu tartışmaktadır. 1711'den ölümüne kadar, Leibniz kalkulusu Newton'dan bağımsız olarak bulmasına rağmen John Keill, Newton ve diğerleri ile ihtilaf içerisindeydi. Bu konu “Leibniz-Newton controversy” adlı makalede daha detaylı bir şekilde ele alınmıştır.<br />
<br />
Sonsuz küçükler Karl Weierstrass'ın takipçileri tarafından resmî olarak matematikten çıkarıldı fakat bilimde, mühendislikte ve hatta matematiğin sıkı bir bölümü olarak bilinen temel hesaplama aygıtı diferansiyellerde ayakta kaldı. 1960'ın başlarında Abraham Robinson hiperreel sayılar bağlamında model teorisini kullanarak Leibniz'in sonsuz küçüklerine çalıştı. Bu ölçüm dışı analizin sonucu Leibniz'in matematiksel muhakemesinin gecikmiş bir intikamı olarak görülebilir. Robinson'un transfer prensibi Leibniz'in bulgusal süreklilik yasasının matematiksel uygulamasıyken, standart parça fonksiyonu Leibniz'in türdeşliğin aşkın yasasını sağlar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Topoloji</span></span><br />
<br />
Leibniz analysis situs(konumun analizi) terimini ilk kullanan insandır, daha sonra 19. Yüzyılda topolojiyi ifade etmek için kullanılmıştır. Bu konuda iki tane alıntı vardır. Bir taraftan, 1954'te Jakob Freudenthal Almanca kaleme aldığı yazısında :<br />
<br />
Leibniz'e göre nokta dizilerinin konumları tamamı ile aralarındaki mesafeyle belirlenmesine ve konumlar değiştiğinde aralarındaki mesafe de değişmesine rağmen, onu takdir eden Euler ünlü 1736 Konigsberg Köprü Problemi ve onun genellemelerinde konumun topolojik deformasyonlarda değişmeden kaldığı geometria situs terimini kullandı. Bu kavramı oluştururken Leibniz'e yanlışlıkla atfetti…Leibniz'in bu terimi tamamı ile farklı bir amaç için kullandığı ve böylelikle az bir olasılıkla matematiğin bu kısmının bulucusu olduğu kimi zaman fark edilmez.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Fakat Hideaki Hirano Mandelbrot'tan alıntılayarak bu konuya daha farklı bakar :</span></span><br />
<br />
Leibniz'in bilimsel çalışmalarını örneklemek ayıltıcı bir deneyimdir.  Kalkulus'un yanında ve tamamlanmayı sürdüren diğer düşünceler ile uyarıcı baskıların sayısı ve çeşitliliği bunaltıcıdır. ‘paketleme’ içerisinde bazı örnekler gördük. Leibniz'e olan düşkünlüğüm bir an için geometrik ölçeklemeye gerekli önemi verince fazlasıyla pekişti. Öklid'in aksiyomlarını sağlamlaştırma girimi olan “Euclidis Prota”da şunu ifade eder,… :’Düz doğru için elimde çeşitli tanımlar var. Düz doğru bir eğridir, herhangi bir parçası bütüne benzerdir ve yalnızca bu özelliğe sahiptir, sadece eğrileriniçine değil ayrıca setlerin içinedir.’ Bu iddia bugün kanıtlanabilir.  <br />
<br />
Böylelikle fraktal geometrisi Mandelbrot'un Leibniz'in kavramları özbenzeşlik ve süreklilik prensibi üzerine çizimleriyle desteklendi: natura non saltum facit. Ayrıca Leibniz'in metafizik bir unsur olarak ele aldığı “düz doğru bir eğridir, herhangi bir parçası bütüne benzerdir” fikri topolojiyi 2 yüzyıl önceden sezdiğini gösterir. “paketleme” için, Leibniz arkadaşı ve yazıştığı Des Bosses'e bir çember, sonra içine üç tane eş ve maksimum yarıçaplı çember hayal etmesini söyledi; küçük çemberler aynı prosedürle üç tane daha küçük çemberlerle doldurulabilirdi. Bu süreç sonsuza dek devam edebilir ve özbenzeşlik üzerine iyi bir fikir ortaya çıkarır. Leibniz'in Öklid'in aksiyomunun gelişimi aynı kavramı içerir. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Bilim insanı ve mühendis olarak</span></span><br />
<br />
Leibniz'in yazıları, sadece yarattıkları beklentiler için ve henüz keşfedilmemiş icatlar için değil, gelişmekte olan günlük bilgi için, günümüzde tartışılıyor. Fizik üzerine yazdığı çoğu yazı  Gerhardt'ın Matematiksel yazılar’ına dahil edilmiştir<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Fizik</span></span><br />
<br />
Leibniz, statiğe ve dinamiğe makul miktarda katkıda bulundu. O, kinetik enerji ve potansiyel enerji üzerine kurulu uzayı göreceli olarak belirleyen yeni bir dinamik teorisi tasarlamıştır, Oysaki Newton uzayın mutlak olduğuna tamamen ikna olmuştu. Onun fizik açısından olgunluğunun en önemli örneği onun 1695’in Specimen Dynamicum’u. Atomaltı parçacıklar ve quantum mekaniğinin keşfine kadar, Leibniz’in doğanın yönleri hakkında statik’e ve dinamik’e indirgenemeyecek türden spekülatif fikirleri anlam kazanmıştı. Örneğin Albert Einstein’ı öngörerek,  Newton’a karşı uzay, zaman ve hareketin mutlak değil göreceli olduğunu savundu: "Benim düşünceme göre, birçok kez söyledim, zaman gibi uzay da görecelidir." Leibniz'in kuralı, sıklıkla gözden kaçmasına rağmen, fiziğin çeşitli alanlarındaki ispatlar için önemli bir adımdır. Kendisine ait yeter neden ilkesine yakın dönem kozmolojisinde, "ayırt edilemez" (indiscernible) tanımına ise bazılarının kendisinin bir kurucusu olarak gördüğü kuantum mekaniği alanında başvurulmaya başlandı. Kozmolojideki yeni yönlerden birisi olan dijital felsefeyi savunanlar Leibnizin bir bu konunun bir öncüsü/habercisi olduğunu iddia ediyorlar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">The vis viva</span></span><br />
<br />
Leibniz'ın vis viva’sı  (Latincede, yaşayan kuvvet) mv2'dir ki bu günümüzdeki kinetik enerjinin iki katıdır. Toplam mekanik enerjinin belirli mekanik sistemlerde korunacağını fark etti  ve bunu maddenin doğuştan gelen bir özelliği olarak kabul etti. Burada da onun düşüncesi milliyetçi bir anlaşmazlık doğurdu. Onun vis viva’sı İngiltere'de Newton ve Fransa'da Descartes tarafından savunulan momentumun korunumuna rakip olarak görüldü; bu yüzden o ülkelerdeki akademiler Leibniz'in fikirlerini yok sayma eğilimindeydiler. Gerçekte, enerji de momentum da korunur, yani iki yaklaşım da uygundur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Diğer doğa bilimleri</span></span><br />
<br />
Dünya'nın erimiş çekirdeğinin olduğunu söyleyerek, modern jeolojiyi öngördü. Embriyoloji biliminde ise, preformasyonistti ve ama aynı zamanda organizmaların güçlerinin ve muhtemel mikro yapılarının sonsuz sayıda kombinasyonları olduğunu önerdi. Canlı bilimi ve fosil bilimde, karşılaştırmalı anatomi ve fosil çalışmalarından beslenerek inanılmaz transformist görü ortaya koydu. Bu konuda başlıca eserlerinden biri olan,  Protogaea, hayatı boyunca yayınlanmamış olan bu kitap, yakın zamana ilk kez İngilizceye çevrildi. İlkel organizma teorisi üzerinde çalıştı. Zamanının fizikçilerine teorilerini karşılaştırılabilir detaylı gözlemler ve doğrulanmış deneylerle temellendirmelerini ayrıca kesin olarak bilimsel ve metafiziksel noktaları ayırt etmelerini tembih etti<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Beşeri bilimler</span></span><br />
<br />
Leibniz'ın çalışmalarının çoğunun psikoloji alanında büyük bir etkisi olmuştur. Bilincin süreklilik ilkesiyle ilişkisi üzerine kurduğu teorisi, uyku seviyelerinin teorisinin erken bir versiyonu olarak görülebilir. Doğada bulunan fenomenin sürekli olduğu prensibinin baştan beri varolduğuna inandığı için, bilinçlilik ve bilinçsizlik halleri arasında ara basamaklar da olması muhtemeldi onun için. Leibniz'in ön-verili harmoniye ilişkin fikirleri her ne kadar kabul edilmese de psikologlar onun psikolojik paralelizmini kabul etmişlerdir.  Bu fikir akıl-vücut problemine tekabül eder, bu problemde,  akıl ve beyin birbirlerini etkilememelerine rağmen ayrı ayrı fakat uyum içinde çalışırlar. Leibniz aklın algıda büyük rolü olduğuna ve daha da büyük rolünü duygusal girdide oynadığına inanıyordu. Farkında olunan algı ve uyarılmaların farkında olunan algının üzerine odaklanmıştır. Birçok petites perceptions olduğuna inanıyordu, hissedeceğimiz fakat fark edemeyeceğimiz. Örneğin, bir çanta dolusu pirinç döküldüğünde, yere dökülen pirinçleri görürüz fakat ağırlıklarının ne kadar olduğunu ya da kaç tane olduklarını söyleyemeyiz. Bu ilkeyle beraber, herhangi farkında olmadığımız zaman diliminde sonsuz tane algı vardır. Bunu doğru olması için, bizim farkında olmadığımız bir bölümünün olması gerekir. Bu hususta, Leibniz'ın teorisi bilinçaltı fikriyle ilgili teorilerden biri olarak görülebilir. Buna ek olarak, subliminal stimuli'nin kaynağı bu teoride bulunabilir.  Leibniz'in Unbewußtseyn(bilinçaltı)’nı bulan Ernst Platner üzerine büyük bir etkisi vardır.<br />
<br />
Leibniz'ın tonal algı ve müzik ile ilgili fikirlerinin Wilhelm Wundt'un laboratuvar çalışmaları üzerinde büyük etkisi oldu.<br />
<br />
Toplum sağlığı açısından, epidemoloji ve veterinerliği de kapsayan idari sağlık makamı açılmasını destekledi. Toplum sağlığı ve önleyici öğeler üzerine tıbbi eğitim programı üzerinde çalıştı. Ekonomi politikasında, vergi reformları ve ulusal sigorta programı önerdi, ek olarak, iç/dış ticaret dengesini görüştü. Çok sonra ortaya çıkacak olan Game theory'nin bir benzerini önerdi. Sosyoloji de ise,  iletişim teorisine zemin azırladı.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Teknoloji</span></span><br />
<br />
1906'da, Garland Leibniz'in birçok pratik icadı ve mühendislik çalışmalarını içeren bir ciltte topladı.  Bugüne kadar, bu yazılardan bir kısmı İngilizceye çevrildi Bununla beraber, Leibniz önemli bir mucit, mühendis ve bilim insanı, gündelik hayat açısından. Theoria cum praxi sloganı ile birlikte, teoriyle pratiği birleştirmeye uğraştı  ve bu yüzden uygulamalı bilimin babası olarak bilinir. Rüzgâr odaklı pervaneler, su pompaları, hidrolik presler denizaltılar ve saatler tasarladı. Denis Papin ile, buhar makinesi icat etti. Suyu distile etmek için bile bir yöntem geliştirdi. 1680'den 1685'e kadar, Harz dağlarında, dükün gümüş madenlerini saran sel ile mücadele etti, ama başarıya ulaşamadı.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Bilgisayım</span></span><br />
<br />
Muhtemelen ilk bilgisayar bilimcisi ve enformasyon kuramcısı Leibniz'dir. Yaşamının ilk dönemeçlerinde ikili rakam sistemini kayda geçirdi (ikiye dayalı), daha sonra bu sistemi kariyeri boyunca gözden geçirdi. Lagrange enformasyonunu ve algoritmik enformasyon kuramını önceledi. Onun hesaplama yöntemi evrensel Turing makinasının özelliklerini önceden ortaya koymuştur. Norbert Wiener'ın 1934'te iddia ettiği kadarıyla, daha sonraları kendisine ait sibernetik kuramda merkezi öneme sahip olacak olan geribildirim (feedback) kavramı Leibniz'in yazılarında bulunmaktaydı.<br />
<br />
1671'de, Leibniz 4 matematiksel işlemi çalıştırabilen bir makine icat etmeye başladı ve bunu yıllar içinde aşamalı olarak geliştirdi. Bu “kademeli hesaplayıcı” büyük ilgi gördü ve Leibniz'in 1673'te Royal Society'ye seçilmesine önayak oldu. Leibniz'in Hannoverli yıllarında onun gözetimi altında çalışan bir sanatçı tarafından birçok bu tarz makine üretildi. Bu kesin bir başarı değildi çünkü taşıma vasfı tamamıyla makineleştirilememişti. Courturat tarihler 1674'ü gösterdiğinde bazı cebirsel fonksiyonları sergileyebilen bir makine tasviri olduğunu Leibniz'in yayınlanmamış notlarını keşfederek bildirdi. Ayrıca Leibniz, 2010'da Nicholas Rescher tarafından yeniden üretilen daha ucuz bir makine tasarladı(şimdi tekrar üretildi). Leibniz, çok daha sonra Charles Babbage ve Ada Lovelace tarafından geliştirilecek olan donanımsal ve yazılımsal kavramları el yordamıyla arıyordu. 1679'da, ikili sistem üzerinde uzun uzadıya kafa yorarken sisteminin misketler tarafından tanıtıldığı, zımbayla delinmiş sıralı basit kartlar tarafından yönetildiği bir makine hayal etti. Modern elektronik dijital bilgisayarlar Leibniz'in misketlerini kayan yazmaçlarla, voltaj eğimiyle ve elektron atımıyla yerçekiminin hareketlenmesiyle yerini aldı. Diğer türlü Leibniz'in misketleri kabaca 1679'da tahayyül ettiğine doğru ilerlerdi.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kütüphaneci olarak</span></span><br />
<br />
Hanover ve Wolfenbuettel'de, Dükün kütüphanelerinde kütüphaneci olarak çalışırken, Leibniz kütüphane biliminin etkili kurucularından biri oldu. Sonraki kütüphanesi 100.000 cilt içerdiği gibi, gününe göre çok büyüktü ve Leibniz kütüphane için yeni bir bina tasarladı, inşa ettiği ilk bina olduğuna inanılır. Daha sonraları Oxford Üniversitesi'nin Bodleian Kütüphanesi'nde  günümüze kadar gelmiş bir kitap endeksleme sistemi tasarlamıştır. Aynı zamanda, yayıncılar tarafından, her yıl üretilen tüm kitapların özetlerini dağıtan, endekslemeyi kolaylaştıran yeni bir form tasarlaması için çağrıldı. O, bu projenin Gutenberg'den beri basılmış her şeyi kapsayacağını düşünüyordu. Proje başarıya ulaşamadı, fakat buna benzer bir proje the Library of Congress ve the British Library'de 20. yüzyılda İngiliz dili yayıncıları ile standart bir uygulama hâline gelmiştir. O, bütün bilimleri ilerletmek için bir yol olarak ampirik bir veritabanının oluşturulmasına uğraşmıştır. Onun characteristica universalis(evrensel özellikleri), kalkülüs muhakemecisi, "akılların topluluğu".<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hukukçu, ahlak kuramcısı</span></span><br />
<br />
Marcus Aurelius dışarıda tutulacak olursa, tarihte hiçbir felsefeci Leibniz kadar çok devlet işleriyle iç içe olmamıştır. Leibniz'in hukuk, ahlak ve politika üzerine yazdıkları İngiliz uzmanlar tarafından uzun süre göz ardı edildiyse de bu durum sonradan değişmiştir. Leibniz Hobbes gibi mutlak monarşi veya tiranlığın herhangi bir şeklinin destekçisi olmasa da, çağdaşı John Locke'un 18inci yüzyıl Amerikasını ve daha sonra tüm dünyayı etkisi altına altına alan demokrasi yanlısı fikirlerini de savunmamıştır. Aşağıdaki alıntı 1695 yılında Baron J. C. Boyneburg'un oğlu Philip'e yazdığı mektupta Leibniz'in politik fikirlerine ışık tutuyor: Hükümdarların elinde barındırdığı güç ve halkın onlara itaat etmesi gerekliliğiyle ilgili kabaca söyleyeceklerim; prenslerin halkın direniş hakkını tanımasının ve halkın da prenslerine itaat etmesi gerektiğini bilmesinin iyi olacağıdır. Ancak Grotius'un, kişinin itaati bir kanun olarak görmesi ve devrim belasının ona sebep olan kötülükleri gölgede bırakması fikirlerine de yakın değilim. Yine de şunun farkındayım ki bir prens işi aşırı noktalara götürüp devletin bekasını tehlikeye sokabilir. Bu, nadir görülen bir durum olmasına karşın, böyle bir durumda şiddeti onaylayan bir teolog, aşırılıklara dikkat etmelidir. Zira aşırılık kesinlikle yoksunluktan daha tehlikelidir. Leibniz 1677'de yöneticilerinin bütün milleti temsil edeceği ve özgürce oy kullanabileceği, senato veya meclis önderliğinde yönetilecek bir Avrupa konfederasyonu için çağrıda bulunmuştur. Bu çağrı bazen Avrupa Birliğinin öngörüsü olarak yorumlanır. Leibniz Avrupa'nın ortak bir din oluşturması gerektiğine inanmıştır. Daha sonra 1715'te bu tekliflerini yinelemiştir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Filolog</span></span><br />
<br />
Leibniz çalışmalarında karşısına çıkan dillerin hırslı bir öğrencisiydi, bu dillerin gramer ve kelime bilgisini istekli bir biçimde kapıyordu. Hristiyan bilginlerin belirttiği, İbranicenin insan ırkının kadim dili olduğu görüşüne karşı çıktı. Ayrıca, İsveçli bilginlerin söylediği ön İsveççenin Alman dillerinin öncüsü olduğu görüşüne de karşıydı. Slav dillerinin kökenlerine fazlasıyla kafa yordu, Sanskritçe'nin varlığından haberdardı ve klasik Çinceye hayran kalmıştı.<br />
<br />
Leibniz geç Orta Çağ Chronicon Holtzatiae’nin(Holstein eyaleti günlükleri) the princeps editio’sunu (ilk modern baskı) yayınladı.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Çin Kültürü Sever</span></span><br />
<br />
Leibniz muhtemelen Çin uygarlığına yakın ilgi gösteren ilk Avrupalı entelektüeldir, Avrupalı Hristiyan misyonerlerin Çin’e yazdığı postaları ve yazışmaları gözden geçirdi. Confucius Sinicus Philosophus’u basımının ilk yılında okudu ve Avrupalıların Konfüçyüsçü etik geleneğinden çok şey öğrenebileceği sonucuna vardı. Çince karakterlerin genel karakteristiğin kasıtsız bir formu olabileceği üzerine epey kafa yordu. I Ching heksagramlarının 0’dan 111111’e kadar olan ikili sayılarla örtüştüğünü belirtti ve bu eşlemenin Çinlilerin felsefi matematikte büyük başarıları olduğunun kanıtı olduğu sonucuna vardı.<br />
<br />
Leibniz’in Çin felsefesine olan ilgisinin kaynağı Çin felsefesinin kendisininkine benzer olduğu algısıydı. Tarihçi E. R. Hughes, Leibniz’in “basit madde” ve “önverili harmoni” fikirlerinin doğrudan Konfüçyüsçülükten etkilendiğini öne sürmüştür, bu fikirlerin oluşumunda o dönem yaptığı Confucius Sinicus Philosophus okumasının etkili olabileceğinin üzerinde durmuştur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Bilge olarak</span></span><br />
<br />
Leibniz Brunswick aile tarihi için yaptığı araştırmadaki gezisinde Brunswickler için birçok resmî ve diplomatik iş yaptığı Viyana'da Mayıs 1688 ve Şubat 1869 tarihleri arasında kaldı. Madenleri ziyaret etti, maden mühendisleriyle konuştu ve Dük'ün Harz Dağları'ndaki demir madenleri için ihracat kontratlarında müzakerede bulunmayı denedi. Viyana sokaklarındaki aydınlatma için önerisi lambalar için yanan kolza yağı kullanılmasıydı. Avusturya İmparatoru ile beraber resmî dinleyicilerin bulunduğu ve buna müteakip muhtırası esnasında, Avusturya ekonomisinin para sistemini Orta Avrupa'ya göre reformize ederek Habsburg ve Vatikan ile anlaşma yapması gerektiğini öne sürdü. İmparatorluk araştırma kütüphanesi, resmî arşiv ve sosyal sigorta fonlarının kurulması gerektiğini de belirtti. Mekanik üzerine önemli bir yazı yazdı ve yayınladı.<br />
<br />
Leibniz ayrıca metafizik üzerine olan görüşlerini özetleyen kısa bir yazı yazdı ve bu yazı 1903'te Louis Couturat tarafından yayınlandı. Viyana'da yazılan bu yazı tarihsizdi ve bu 1999'da fark edildi, fark edildikten sonra Leibniz'in 1677-1690 arasındaki felsefe yazılarının eleştirel basımına eklendi. Couthurat'ın bu yazı üzerine okumaları 20. Yüzyıl analitik filozoflarının Leibniz üzerine çalışmalarının başlangıç noktası olmuştur. Fakat Leibniz'in felsefi yazılarına 1688'den başlayarak yapılan titiz bir çalışma – bu çalışmadaki eklemeler 1999 eleştirel basımı mümkün kıldı- Mercer (2001) Couturat'ın okumalarıyla aynı görüşte değildi ve henüz bu konu hakkında karara varılmadı.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ölümünden sonraki itibarı<br />
Bir matematikçi ve filozof olarak</span></span><br />
<br />
Leibniz'in ünü, ölümünden sonraki zamanda azalıyordu. Hatırlanmasının tek sebebi olan kitabı Théodicée'deki temel argümanları Voltaire tarafından Candide'de hicvedilmiştir. Voltaire'in Leibniz'i tasviri o kadar etkileyiciydi ki birçokları tarafından doğru bir yorumlama olarak kabul edildi. Bu yüzden Voltaire ve eseri Candide Leibniz'in fikirlerinin gereken değeri görmemesinin en büyük sebepleri olarak görülür. Leibniz'in tutkulu takipçisi Christian Wolff'un dogmatik ve basit görünüşü de Leibniz'in ününe zarar vermiştir. Leibniz, kitabı Théodicée'yi okuyan ve oradaki bazı fikirlerden yararlanan David Hume'u da etkilemiştir. Felsefe tarihi ele alındığında Leibniz'in de önemli bir kısmını temsil ettiği rasyonalizm akımı ve sistem felsefesi geleneği 17. yüzyılda sahneden çekilmeye başlamıştır. Hukuk, diplomasi ve tarih üzerine yaptığı çalışmalar geçici hevesler olarak görülmüştür. Fikirlerindeki bütünlük, zenginlik ve enginlik fark edilememiştir. Avrupa'nın çoğu Leibniz'in calculus'ü Newton'dan bağımsız olarak bulduğundan şüphe etmiştir. Bu yüzden matematik ve fizik üzerine yaptığı çalışmalar göz ardı edilmiştir. Newton'un büyük bir hayranı olan Voltaire, yine Candide'de Leibnizin calculus'ü bulduğuna karşı çıkmış ve Leibniz'in Newton'a yaptığı evrensel çekim yasası teorisi eleştirisinin yanlış olduğunu belirtmiştir. İzafiyet teorilerinin yükselişi ve takip eden matematik tarihi çalışmaları Leinbiz'in görüşlerini daha pozitif bir noktaya taşımıştır. Leibniz'in şimdiki ününe doğru yürüyüşü 1765'te yayımlanan ve Kant'ın ilgiyle okuduğu Nouveaux Essais ile başlamıştır. 1768'de Dutens'in editörlüğünü yaptığı birden çok baskısı yapılan yazılarını, 19uncu yüzyılda yapılan birçok çeviri takip etmiştir. Leibniz'in eserleri dönemin tanınan isimleri Antoine Arnould, Samuel Clarke, Sophia of Hanover ve kızı Sophia Charlotte of Hanover'in eserleriyle ilişkilendirilmeye başlanmıştır. 1900 yılında Bertrand Russell Leibniz'in metafiziğini konu alan eleştirel bir çalışma yayınlamıştır. Kısa bir süre sonra Louis Couturat Leibniz üstüne önemli bir çalışma yayımlamış ve Leibniz'in o güne dek yayımlanmamış büyük ölçüde mantık üzerine olan eserlerini derlemiştir. Bütün bunlar Leibniz'i 20nci yüzyıl analitik ve linguistic felsefecileri için saygıdeğer konuma taşımıştır. Leibniz in terimi olan salva veritate Willard Quine'ın metinlerinde geçer. Buna rağmen Leibniz üzerine ikinci elden İngilizce çalışmalar ikinci dünya savaşı sonrasına kadar filizlenmemiştir.<br />
<br />
Leibniz'den beridir bilim dünyasında yerleşmiş bir düşünce oluştu. Buna "matematiksel analiz" denildi. Leibiniz'den sonra Matematik, bilimin dili oldu. Bu fikir bugünkü matematiksel düşünce sisteminin temelini oluşturmaktadır. Leibniz bilim dallarını inceledi ve şunu fark etti : Bütün bilimler Matematik var olmadan öğrenilemezdi. Tanımlar, ampirik olarak ve sezgisel olarak değil doğruluğu gerçel olarak kanıtlanmış önermelerden oluşmalıydı. Leibniz'in bu bilimleri matematiğe dayandırma çabası bugünkü matematiksel düşünce sisteminin ve bilin temelini oluşturdu. Yine de Leibniz'in adı, -bütün bilimsel düşünce sisteminin temelini atmasına rağmen- öldükten sonra duyulmadı. Özellikle Newton, Leibnizin getirdiği " Matematiksel olma çabasını" Fiziğe uyguladı.(bkz. Matematisel Fizik), (bkz. Rasyonel düşünce), (bkz. Isaac Newton)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><br />
Başlıca eserleri</span></span><br />
<br />
    Metafizik üstüne konuşmalar<br />
    İnsan zihni üzerine yeni denemeler<br />
    Theodise<br />
    Monadoloji<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kaynak</span></span><br />
<br />
Wikipedia</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://forum.bizdeblog.com/images/attachtypes/image.png" title="JPG Image" border="0" alt=".jpg" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=184002" target="_blank" title="">Gottfried Wilhelm Leibniz Kimdir Biyografisi.jpg</a> (Size: 195.21 KB / Downloads: 57)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Gottfried Wilhelm Leibniz Kimdir Biyografisi</span></span><br />
<br />
Gottfried Wilhelm Leibniz (1 Temmuz 1646, Leipzig - 14 Kasım 1716, Hannover), Alman matematikçi, filozof, hukukçu ve dönemin idarecilerine danışmanlık yapmış bir entelektüeldir. Matematik tarihi ve felsefe tarihinde önemli bir yer tutar. Leibniz, Isaac Newton’dan bağımsız olarak "Sonsuz küçük" teorisini geliştirdi. Leibniz'in bu formülü yayınlandığından bu yana hâlâ kullanılmaktadır. Geliştirdiği homojenitenin deneyüstü kanunu ve süreklilik yasası yirminci yüzyılda matematiksel karşılık buldu (standart dışı analiz aracılığıyla). Mekanik hesaplayıcılar alanında en üretken insanlardan biri oldu. Pascal’ın hesaplayıcısına otomatik çarpma ve bölme fonksiyonlarını eklemeye çalışırken, 1685'te çarklı hesaplayıcıyı ilk tanımlayan insan oldu ve aritmometre -ilk toplu üretilen mekanik hesaplayıcı- kullanarak Leibniz çarkını icat etti. Ayrıca ikili sayma sistemini rafineleştirdi, bu çalışması tüm dijital hesaplayıcıların soyut temelini oluşturdu.<br />
<br />
Leibniz felsefede optimizmi ile tanınır. Örnek olarak, evren hakkındaki çıkarımı, sınırlı bir algıyla büyük olasılıkla tanrının yaratılmış olduğudur. Leibniz, Rene Descartes ve Baruch Spinoza ile beraber rasyonalizmin 17. yüzyıldaki en büyük savunucularından biri oldu. Leibniz'in çalışmaları öncelikli olarak modern mantık ve analitik felsefe üzerine yoğunlaşmıştı, fakat felsefesi skolastik geleneği de irdeledi. Çıkarımları ampirik kanıtlarla değil, geçerli sebeplerin ilk prensipleri ve öncel tanımları ile oluşturuldu. <br />
<br />
Leibniz fizik ve teknolojiye büyük katkılar sağladı ve öngördüğü kavramlar çok daha sonra felsefe, olasılık teorisi, biyoloji, tıp, jeoloji, psikoloji, dil bilim ve bilgisayar bilimi alanlarında su yüzüne çıktı. Felsefe, politika, hukuk, etik, teoloji, tarih ve filoloji alanlarındaki çalışmalarını yazdı. Leibniz'in tüm bu alanlara yaptığı katkılar çeşitli mecmualara, on binlerce mektuba ve yayınlanmamış el yazılarına dağılmıştı. Yazılarında birkaç dil kullandı, fakat öncelikli olarak Latince, Fransızca ve Almanca dillerinde yazdı. Leibniz'in tüm yazılarının toplandığı eksiksiz bir kaynak bulunmamaktadır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Yaşamı <br />
İlk yıllar</span></span><br />
<br />
Gottfried Leibniz 1 Temmuz 1646'da (1648'de bitecek Otuz Yıl Savaşları'nın son dönemlerinde) Friedrich Leibniz ve Catharina Schmuck'un oğlu olarak Leipzig'de doğdu. Leibniz'in doğduğu gün babası Friedrich aile güncesine; “Oğlum Gottfried Wilhelm 21 Haziran [NS: 1 Temmuz] 1646 akşam saat altıdan sonra dünyaya geldi.” notunu düştü. Babası Leibniz henüz altı yaşındayken öldü ve bu olaydan sonra annesi tarafından büyütüldü. Annesinin öğrettikleri Leibniz'in felsefi düşüncelerini ileriki yaşamında etkilemiştir.<br />
<br />
Leibniz'in babası Leipzig Üniversitesi'nde Ahlak Felsefesi Profesörüydü ve kendisine babasının kişisel kütüphanesi miras kaldı. 7 yaşından sonra bu kütüphaneye ücretsiz erişim hakkı kazandı. Leibniz'in o dönemki okul işleri dinî otoritelerin öğretilerine yoğunlaşmışken, babasının kütüphanesi geniş bir çeşitlilikte olan felsefi ve teolojik çalışmaları araştırmasına olanak sağladı. Babasının kütüphanesine erişiminin olması ve çoğunlukla Latince yazılmış olan kaynaklar 12 yaşındayken Latincede uzmanlaşmasına önayak oldu. Buna ek olarak, 13 yaşındayken üç yüz adet altı ayaklı dizeden oluşan bir şiiri okul tarafından düzenlenen özel bir etkinlikte yazdı.<br />
<br />
15 yaşındayken babasının eski üniversitesine kaydoldu ve felsefe bölümündeki lisans öğrenimini 1662 yılında tamamladı. 9 Haziran 1663'te bireyselleşme prensibi üzerine yazdığı DisputatioMetaphysica de Principio Individui tezini savundu. 7 Şubat 1664'te felsefe üzerine yaptığı yüksek lisansını tamamladı. Aralık 1664'te felsefe ve hukuk arasındaki teorik ve pedagojik bağı irdelediği Specimen Quaestionum Philosophicarum ex Jure collectarum uzmanlık tezini yayınladı ve savundu. Bir yıllık resmî çalışma döneminden sonra, 28 Eylül 1665 tarihinde hukuk lisans diplomasını aldı.<br />
<br />
1666'da henüz yirmi yaşındayken ilk kitabı olan De Arte Combinatoria kitabını yayınladı ve bu kitabın ilk kısmını felsefe doktorası tezine ayırdı. Bir sonraki hedefi 3 yıl sürecek bir eğitimle hukuk üzerine lisans ve doktorasını yapmaktı. Leipzig Üniversitesi 1666'da Leibniz'in doktora başvurusunu yaşının fazla genç olmasından dolayı reddetti. Bunun ardından Leibniz Leipzig'den ayrıldı.<br />
<br />
Leibniz bundan sonra Altdorf Üniversitesi'ne kaydoldu ve neredeyse hemen, muhtemelen daha önceden Leipzig Üniversitesi'nde çalıştığı bir tezini yayınladı. Tezin başlığı Disputatio Inauguralis De Casibus Perplexis In Jure idi. Kasım 1666'da Leibniz hukuk lisansı ve hukuk doktorasını tamamladı. Daha sonra “fikirlerim tamamen farklı bir yöne kaydı” diyerek Altdorf Üniversitesi'nin akademik atamasını geri çevirdi.<br />
<br />
Yetişkinlik döneminde kendisini “Gottfried von Leibniz” olarak tanıttı. Öldükten sonra yayınlanan yazılarında ise adı “Freiherr G. W. von Leibniz.” olarak geçti. Fakat, herhangi bir modern devletin dokümanlarında böyle bir asillik unvanı bulunamadı.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><br />
1666-1674</span></span><br />
<br />
Leinbiz Nuremberg'de maaşlı simyacı olarak çalıştı, fakat bu konumda adı fazla duyulmadı. Yakın bir zaman sonra Mainz'in seçmen prensi Johann Philipp Schönborn'un görevinden azledilmiş başvekili Johann Christian von Boyneburg ile tanıştı. von Boyneburg Leibniz'i asistanı olarak işe aldı ve kısa bir zaman sonra seçmen prense tanıttı. Leibniz iş kazanmak umuduyla hukuk üzerine yazılmış bir makalesini seçmen prense adadı. Strateji işe yaradı ve seçmen prens Leibniz'den seçmenleri için yeni bir kanunname yazmaya yardım etmesini teklif etti. Leibniz 1699'da Temyiz mahkemesi'nde yargıç yardımcılığına atandı. von Boyneburg'un 1672'deki ölümüne rağmen, Leibniz 1674'e kadar von Boyneburg'un dul eşi için görevinden azledilene kadar çalıştı.<br />
<br />
von Boyneburg Leibniz'in itibarını fazlasıyla artırdı, sonrakinin muhtırası ve mektupları olumlu bildirimler almaya başladı. Leibniz'in seçmen prensine yaptığı hizmetleri diplomatik bir rol takip etti. Polonyalı imgesel bir asilzadenin mahlası altında isimdi makalesini yayınladı ve bu makalesinde (başarısız bir şekilde) Alman bir adayın Polonya tahtına aday olma durumunu irdeledi. Leibniz'in yetişkinlik döneminde Avrupa jeopolitiği üzerindeki en etkin güç ardındaki askeri ve ekonomik kudret ile Fransa kralı XIV. Louis'in hırsıydı. Aynı süreçte 30 Yıl Savaşları Avrupa'daki Almanca konuşan nüfusu fazlasıyla yordu, ayrıştırdı ve ekonomik olarak geriye sürükledi. Leibniz Almanca konuşan Avrupa'yı korumak için Louis'in dikkatinin dağıtılması gerektiğini önerdi. Mısır'ın alınması sıçrama tahtası olarak kullanılarak hemen ardından plana koyulacak Hollanda Doğu Hint Adaları'nın işgali ile Fransa ikna edilebilirdi. Buna davete karşılık, Fransa Almanya'dan ayrılmaya karar verebilir ve Hollanda işin içine karıştırılmayabilirdi. Bu plan seçmen prensin temkinli desteğini aldı. 1672'de Fransa hükûmeti Leibniz'i Paris'e görüşmeye davet etti, fakat Fransa-Hollanda Savaşı'nın patlak vermesiyle beraber arka plana atıldı ve durum ile ilişkisiz bir hale geldi. Napolyon'un 1798 Mısır işgalinde başarısız olması Leibniz'in planının geç bir uygulaması olarak görülebilir.<br />
<br />
Bundan dolayı, Leibniz Paris'teki birkaç yılına başladı. Vardıktan hemen sonra Hollandalı fizikçi ve matematikçi Christiaan Huygens ile tanıştı ve kendi matematik-fizik bilgisinin yarım yamalak olduğunu fark etti. Huygens'i akıl hocası aldı ve ileride diferansiyel-integral kalkulus'un keşfi de ek olarak bu iki disipline büyük büyük katkılar sağlayacağı bireysel çalışmalarına başladı. O zamanların önde gelen Fransız filozofları Nicolas Malebranche ve Antoine Arnauld ile tanıştı. Descartes ve Pascal'ın yayınlanmamış yazılarını yayınlandıkça çalışmaya devam etti. Alman matematikçi Ehrenfried Walther von Tschirnhaus ile arkadaş oldu ve yaşamlarının sonuna kadar yazışmayı sürdürdüler. 1675 yılında akademiye olan ilgi yoksunluğuna rağmen Fransa Bilim Akademisi'nden onursal üyelik verildi.<br />
<br />
1673'te Fransa'nın Leibniz'in Mısır planını uygulamayacağı netleşince, seçmen prens Leibniz'i Londraya seçmen prensin kuzeninin de ona eşlik etmesiyle beraber gönderdi ilişkili bir görev için gönderdi. Kendi tasarladığı ve 1670'den bu yana üzerinde çalıştığı hesap makinesini Kraliyet Cemiyeti'nde tanıttı. Makine dört temel işlemi yapabiliyordu (toplama, çıkarma, çarpma ve bölme) ve Kraliyet Cemiyet'i onu hemen harici üye yaptı. Seçmen prensin ölüm haberiyle beraber görevi yarıda kesildi ve Leibniz acilen Paris' döndü. Ardından planlandığı gibi Mainz'e gitti.<br />
<br />
İki patronunun erken ölümünden dolayı Leibniz'e yeni bir kariyer zemini gerekiyordu. Bu bakımdan, 1669'daki Brunswick Dükü'nün daveti vahimdi. Leibniz daveti reddetti fakat 1671'de Dük ile yazışmalara başladı. 1673'te entelektüel dürtülerini tatmin edebilen şehir olan Paris'te iş olasılığı kalmayınca isteksiz bir biçimde Dük'ün danışmanlık teklifini kabul etti.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hannover Evi, 1676-1716</span></span><br />
<br />
Leibniz Hannover'e 1676'daki varışını daha sonra Newton tarafından Newton'un kalkulus üzerine yayınlanmamış çalışmalarını göstermekle suçlanacağı Londra'ya kısa bir gezi için erteledi. Bu gezi on yıllar sonra suçlamanın bir kanıtı olarak iddia edilecekti. Leibniz Londra'dan Hannover'e olan gezisinde mikroorganizmaları bulan Leeuwenhoek ile tanıştığı The Hague'de konakladı. Ayrıca birkaç gününü the Ethics başyapıtını henüz tamamlamış olan Spinoza ile yoğun tartışmalara ayırdı. Leibniz onun güçlü zekasına hayran kaldı fakat, Spinoza'nın Ortodoks Hristiyanlık ve Yahudilik üzerine yaptığı çalışmalarında karşısına çıkan ikilemler, daha sonra bu varsayımları kavrayacak olan Leibniz'i dehşete düşürdü.<br />
'1677'de kendi teklifiyle ve desteklenerek hayatının sonuna kadar aynı makamda kalacağı adalet özel danışmanlığına atandı. Leibniz tarihçi, politik danışman ve Dük'ün kütüphanecisi olarak Brunswick Evi'nde ardı ardına üç Dük'e hizmet etti. Özel kalemini Brunswick Evi de ek olarak çeşitli politik, tarihi ve teolojik konular üzerine çalıştırdı; bu dokümanlar o dönemki tarihi kayıtların değerli bir bölümünü oluşturur.<br />
<br />
Leibniz bu dönem içerisinde Dük'ün eşi seçmen prenses Sophia (1630-1714), onun kızı olan Prusya Kraliçesi Charlotte (1668-1705) ve II. George'un eşi olacak olan Ansbachlı Caroline için danışmanlık yaptı ve onlarla arkadaş oldu. Charlotte aynı zamanda gelecekteki Büyük Britanya Kralı I. George'un kardeşidir. Bu yüzden bu kadınlar yaşamsal konularda Leibniz'in kendileri için eşlerinden daha çok yardımcı olduğunu kabul ettiler.<br />
<br />
Hannover'in nüfusu 10.000 civarındaydı ve bu yerin taşra kısmı eninde sonunda Leibniz'i rahatsız edecekti. Fakat, özellikle Leibniz'in etkisi ile beraber Brunswick Evi'nin itibarındaki artış ve bu evin baş saray adamı olmak onur vericiydi. 1692'de Brunswick Dükü Kutsal Roma İmparatorluğu'nun varis seçmen prensi oldu. İngiliz veraset kanunu (1701) Kral III. William ve onun üvey kardeşi Kraliçe Anne ölmeden hemen önce seçmen prenses Sophia ve onun kanından gelenleri İngiltere Kraliyet ailesine müdahil etti. Leibniz bu anlaşmanın yürürlüğe girmesinde rol oynadı fakat, çok etkili sayılmazdı. Örneğin, Brunswick'i desteklemek için yazdığı anonim yazılar İngiliz parlamentosu tarafından resmî olarak engellendi ve kınandı.<br />
<br />
Brunswickliler Leibniz'in saray adamı olarak yerine getirdiği görevleriyle bağlantısız olarak meşgul olduğu kalkulusu mükemmeleştirme, matematiğin diğer konularında yazı yazma, mantık, fizik ve felsefe üzerindeki çalışmalarına tolerans gösterdi. 1674'te kalkulus üzerine çalışmaya başladı, geriye kalan defterlerindeki çalışmalarının en erken kanıtı 1675'tedir. 1677'de elinde tutarlı bir sistem vardı fakat 1684'e kadar yayınlamadı. Leibniz'in matematik üzerine gerçekleştirdiği en önemli çalışmaları genellikle kendisi ve Otto Mencke'nin 1682'de kurduğu Acta Eruditorum dergisinde 1682 ve 1692 yılları arasında yayınlandı. Bu dergi Leibniz'in matematik ve bilim mevkilerinde itibarını artırmada anahtar rol oynadı. Buna ek olarak; diplomasi, tarih, teoloji ve felsefe alanlarında da saygınlığı arttı.<br />
<br />
Seçmen prens Ernest Augustus hanedanlık üzerindeki hırsını artıracağını umarak Leibniz'den Şarlman döneminden başlamak üzere House of Brunswick'in tarihini yazmasını istedi. Leibniz bu proje için arşivsel materyal toplamak için 1687 ve 1690 yılları arasında Almanya, Avusturya ve İtalya'da fazlasıyla gezdi. On yıllar geçti fakat herhangi bir tarihi belge elde edilemedi, bir sonraki seçmen prens Leibniz'in bu işi ağırdan aldığından şüphelendi. Leibniz projeyi asla bitirmedi çünkü konu içeriği fazlasıyla genişti, ayrıca arşivsel kaynaklara dayanan ve titiz bir şekilde araştırılması yapılmış bilgi içeriği yüksek bir kitap yazma konusunda ısrarcıydı. Patronları soykütükleri üzerine bilgi ve biraz yorum taşıyan, küçük ve popüler bir kitap mutlu edebilirdi ve bu süreç muhtemelen üç yıl ya da daha az sürerdi. Leibniz'in kendine verilen görevi adil bir şekilde yerine getirdiği onlar tarafından bilinmedi. Leibniz'in Brunswick Evi'nin tarihi hakkında topladığı materyallerden yazdığı dokümanlar en nihayetinde 19. yüzyılda basıldı ve üç cildi doldurdu.<br />
<br />
1708'de Kraliyet Derneği dergisinde yazan John Keill, Leibniz'in Newton'un kalkulusunden intihal yaptığını iddia etti. Böylelikle, Leibniz'in geriye kalan yaşamını karartacak kalkuluste üstünlük tartışması başladı. Kraliyet Derneği'nin yürüttüğü resmî soruşturmada (Newton onaylanmamış katılımcıydı) Leibniz'in suçlamayı tasdik ederek, sözünden dönmeyi talep etmesi için girişimde bulunuldu. 1900'lerden bu yana matematik tarihçileri Leibniz'i aklamak için Leibniz ve Newton'un kalkulus versiyonlarının birbirinden çok farklı yanları olduğunu belirttiler. Leibniz'in 1669-1704 yılları arasındaki yazıları, yazışmaları ve notları Polonya Millî Kütüphanesi'nde bulunmaktadır.<br />
<br />
1711'de Rus çarı Büyük Peter kuzey Avrupa'yı gezerken Hannover'de durdu ve Leibniz ile tanıştı ve kendisinin ilgisini Rus meselelerine çekti. 1712'de iki yıl kalacağı Viyana'da yaşamaya başladı. Burada Habsburgs'taki İmparatorluk Mahkemesi'ne konsey üyesi olarak atandı. Kraliçe Anne'in 1714'teki ölümünden sonra 1701 veraset kanunu gereğince I. George İngiltere Kralı oldu. Leibniz bu mutlu olay için fazlaca çalışmasına rağmen, bu onun için bir zafer anlamına gelmiyordu. Galler Prensesi Ansbachlı Caroline'in araya girmesine rağmen, Leibniz'in 30 yıl önce verilmiş olan Brunswick Evi'nin tarihi kitabını tamamlamadan Londra'ya girişi I. George tarafından yasaklandı. Buna ek olarak, Leibniz'i Londra Sarayı'na kabul etmek, kalkuluste üstünlük tartışmasını kazanmış olarak görünen Newton'u aşağılamak olarak algılanabilirdi. Son olarak, onun biricik dostu ve savunucusu dul prenses seçmen Sophia 1714 yılında öldü.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ölümü</span></span><br />
<br />
Öldüğünde sekreteri haricinde kimse cenazesine katılmamıştır. Leibniz uzun süreler boyunca Royal Society ve Berlin Academy of Sciences üyesi olmasına rağmen, bu kuruluşlar onun ölümüyle ilgilenmediler. Cesedinin, 50 yıl boyunca, kimliği belirlenemedi. 1700'de Paris'teki the Academie des Sciences'a yabancı üye olarak kabul edilmeden önce, Fontenelle onu methetmişti. Bu methiye Orleans Düşesi'nin emriyle bestelenmiştir, a niece of the Electress Sophia.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kişisel hayatı</span></span><br />
<br />
Leibniz hiç evlenmedi. Parasızlıktan yakınıyordu, fakat onun tek varisi, kızkardeşinin üvey oğlu, Brunswicks'ten iyi para aldığını doğruladı. Diplomatik gayretlerinde, vicdansızlığın eşiğindeydi ki bu dönemin diplomatları arasında çok yaygın olan bir durumdu. Çeşitli vesilelerle, elyazılarının tarihleriyle oynadı bu durum onu kötü bir konuma soktu kalkülüsle ilgili anlaşmazlıklarında. Diğer taraftan, hayal gücü yüksek, cana yakın, kültürlü ve espriliydi. Onun Avrupa'da birçok arkadaşı ve hayranı vardı. Bazı biyograflar tarafından teist olarak tanımlansa da, mucizelere ve evrende İsa'nın bir rolü olduğuna inanmadığı için deist olarak da görülür.<br />
<br />
Leibniz'in felsefi görüşü parçalı bir yapı olarak ortaya çıkar, çünkü felsefi yazıları ağırlıklı olarak bir sürü küçük parçanın birleşiminden oluşur: ölümünden çok sonra yayınlanan gazete makaleleri, el yazmaları ve muhabirlere olan birçok mektubu. Kitap boyutunda yalnızca iki felsefi risale yazdı ve bunlardan yalnızca theodice of 1710 kendisi hâlâ hayattayken yayınlandı. Leibniz, Nicolas Malebranche ve Antoine Arnauld arasında süregelen tartışmalara istinaden bir eleştiri niteliğinde 1686 yılında tefsir ettiği metafizik üzerine söylemler adlı çalışmasıyla filozofluğa adım atmıştır. Bu, Arnould'la arasında geniş kapsamlı ve kıymetli bir mektuplaşmaya sebebiyet verdi. Bu eser, 19. yüzyılın başlarına kadar basılmadı. Leibniz 1695'te New System of the Nature and Communication of Substances adlı makalesiyle Avrupa felsefesi dahilinde halkla ilk temasını gerçekleştirdi. 1695 ve 1705 yılları arasında, New Essays on Human Understanding adlı, John Locke'un 1690 An Essay Concerning Human Understanding adını taşıyan eseri üzerine kapsamlı eleştirisini yazdı, fakat 1704 yılında Locke'un ölüm haberini aldığında, eseri yayınlama konusunda duyduğu heyecanı kaybetti ve “New Essays” eseri 1765 yılına değin basılamadı.<br />
<br />
1714'te yazdığı ve ölümünden sonra yayınlanan Monadologie 90 aforizmadan oluşmaktadır. Leibniz, Spinozayla 1676'da tanışıp onun yayınlanmamış bazı elyazmalarını okuduğundan beri, Spinoza'nın bazı fikirlerini benimsediği düşünülür. Leibniz, Spinoza'ya hayranlık duyarken, Spinoza tarafında net bir şekilde dehşete düşürülmüştür, özellikle de Hristiyan Ortodoksluğu üzerine tutarsızlığı ile ilgili. Descartes ve Spinoza'dan ayrı olarak, Leibniz'in kusursuz bir üniversite geçmişi vardır felsefe üzerine. Leipzig'deki tez hocası olan profesör Jakob Thomasius’dan çok etkilenmiştir. Aynı zamanda, bir İspanyol düzenbaz olan ve Lüteriyen üniversitelerde bile saygı duyulan Francisco Suárez de Leibniz’in severek okudukları arasındadır. Leibniz’ın yeni metotlara ve Descartes, Huygens, Newton ve Boyle’un elde ettiklerine derin bir ilgisi vardır. Fakat onları aşırı skolastik nosyonlar tarafından renklenmiş bir gözle inceledi. Hâlâ, Leibniz’in metotları ve ortaya koydukları 20. yüzyılın mantık, analitik ve linguistik felsefesini öngörmüştür.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Felsefi ilkeleri</span></span><br />
<br />
Leibniz’ın ilgilendiği ilkeler (felsefenin yedi temel ilkesi):[1]<br />
<br />
    Özdeşlik/karşıtlık. Eğer bir önerme doğruysa, o zaman tersi de yanlıştır.<br />
    Ayırt edilemeyeceklerin özdeşliği. İki farlı şeyin tüm özellikleri ortak olamaz. Eğer x’in olan her söylem aynı zamanda y’nin ise, x ve y özdeşlerdir.; iki şeyin farksız olduğunu varsaymak, tek bir şeyin iki ismi olduğunu varsaymaktır. Modern mantık ve felsefede sıklıkla başvurulan "ayırt edilemeyeceklerin özdeşliği" genellikle Leibniz'in yasası olarak bilinir. Büyük tartışmalara ve eleştirilere yol açmıştır, özellikle de parçacık felsefesi ve kuantum mekaniği konularında.<br />
    Yeter neden; "Bir şeyin var olması, bir olayın gerçekleşmesi veya bir doğrunun ortaya çıkması için yeterli bir neden olmalıdır."[2]<br />
    Ön-verili harmoni.[3] "Her maddenin düzgün doğası gösterir ki birine olan hepsine olana tekabül eder, yalnız, birinin diğeri üzerinde doğrudan bir etkisi olmaksızın."<br />
<br />
(Discourse on Metaphysics, XIV) Düşen bir bardak kırılır, yerin etkisinin bardağı parçalanmaya zorlamasından dolayı değil de, bardağın yere düştüğünü “bilmesi”nden dolayı.<br />
<br />
    Süreklilik yasası. Natura non saltum facit ("Doğada atlamalar olmaz").<br />
    Optimizm. "Tanrı her zaman en iyisini seçer."[4]<br />
    Çokluk. Leibniz özgün olan ihtimalleri, tüm ihtimallerin dünyasından en iyisinin hayata geçireceğine inanmıştır ve Théodicée’de bu tüm ihtimallerin dünyasının en iyisinin tüm ihtimalleri içerdiğini, sonsuzluk içerisindeki sonlu deneyimlerimizin doğanın mükemmeliyetine karşı çıkamayacağını öne sürmüştür.[5]<br />
<br />
Leibniz fırsat buldukça herhangi bir ilkenin savunmasını vermekle uğraştı, ama çoğu zaman onlara kesin gözüyle baktı.[6]<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Zerreler</span></span><br />
<br />
Leibniz'in metafiziğe yaptığı en bilinen katkı, Monadologie’de ortaya çıkan, zerreler teorisidir. Leibniz’a göre, zerreler bulanık algılı temel parçacıklardır. Zerreler René Descartes’ın parçacığın mekanik felsefesiyle karşılaştırılabilir. Zerreler evrenin nihai başlangıcıdırlar. Zerreler “oluşun önemli biçimleri” sözü edilen özelliklerle beraber: onlar ebedilerdir, parçalarına bölünemezler, özgün, kendi yasalarına tabidirler, etkileşime girmezler ve her biri ön verili bir harmonide tüm evreni yansıtır (Panpsixzm'in tarihsel olarak önemli bir örneği). Zerreler kuvvetin merkezleridir; töz kuvvetti, uzay, madde ve hareket sadece birer fenomen iken. Zerrelerin ontolojik özü, onun indirgenemez basitliğidir. Atomların aksine, zerreler hiçbir maddesel veya uzamsal özelliği yoktur. Ayrıca onları atomlardan ayıran bir diğer şey ise tümüyle karşılıklı bağımsızlıklarıdır, yani zerreler arasındaki etkileşim sadece görünürdür. Ön-verili harmoni ilkesine binaen değil de, her zerre önceden hazırlanmış kendine mahsus bir dizi talimatı izler, böylece her zerre ne yapacağını her an “ bilir”. (Bu “talimatlar” atomaltı parçacıklara talimat veren bilimsel yasaların bir benzeri olabilir.) Bu esas talimatlar nedeniyle, her zerre evrenin küçük bir aynasıdır. Zerreler "küçük” olmak zorunda değildirler; Örneğin, özgür iradenin problemli olduğu durumlardaki her insanoğlunu  bir zerre oluşturur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tanrıbilim ve optimizm</span></span><br />
<br />
(Burada “optimism” kelimesi, “olumlu bir umutluluk hali”nden ziyade “en uygun” manasında kullanılmıştır). Tanrıbilim, bunların (kusurlu yapıların), ihtimal dahilindeki bütün dünyalar için en uygun seçenek olduğu iddiasıyla, dünyanın bariz kusurlarını meşrulaştırma çabasındadır.  Her şeyi bilen, en güçlü olan -ve daha iyisini yaratmak kendince mümkünken kusurlu bir dünya yaratma ihtimali olmayan- Tanrı tarafından meydana getirildiği için, bu dünya en dengeli ve en iyi ihtimaldir. Aslına bakılırsa, bu dünyadaki tanımlanabilir aşikar kusurlar; ihtimal dahilindeki bütün dünyalarda var olmalıdır; çünkü aksi takdirde Tanrı bu kusurları içermeyen bir dünya yaratmayı yeğlerdi. Leibniz, teolojinin ve felsefenin su götürmez doğrularının birbiriyle çelişemeyeceğini iddia eder. Çünkü; gerekçelerin de inancın da tanrının nimetleri olduğunu, dolayısıyla aksini iddia etmenin, Tanrı'nın kendisiyle çeliştiği anlamına geleceğini söyler Tanrıbilim, Leibniz'in kendine has felsefi sistemiyle Hristiyanlığın temel ilkelerine ilişkin yaptığı tefsirleri uzlaştırma teşebbüsüdür. Bu proje, motivasyonunu Leibniz'in inancından aldı, Aydınlanma döneminde birçok muhafazakâr filozof ve din bilimci tarafından paylaşıldı; en azından, Hristiyanlık dininin çağdaş ve aydın tabiatı içinde, Hristiyanlık ve Batı temelli olmayan ilkel inanışlar için yapılan kasıt güdülen kıyaslamalarda tanımlandı. Aynı zamanda Leibniz'in insan tabiatının mükemmelliği (Şayet insanlık, doğru felsefe ve teoloji konularında güvenilir bir kaynak olarak kabul edilirse) ve metafiziksel gerekliliklerin ussal ve mantıksal bir yapıya dayandırılması gerekliliğine (Her ne kadar bu metafiziksel nedensellik fiziksel gerekliliklerden ötürü açıklanamaz gibi gözükse de. Zira doğa yasaları bilim tarafından tanımlanır) ilişkin inanışlarıyla şekillendi. Çünkü gerekçeler ve inanç uzlaştırılmalıdır ve bir nedenle açıklanamayan inanç ilkeleri reddedilmelidir. Leibniz daha sonra, Hristiyan teizminin temel eleştirilerinden birine başvurdu: Şayet Tanrı en büyük, en iyi ve en bilge ise, şeytan Dünya'ya nasıl geldi? Leibniz'in yanıtı şöyleydi: Tanrı sınırsız bir bilgeliğe ve güce sahip olduğu halde, onun beşeri yaratıları, yaradılışları gereği kısıtlı bilgiye ve güce sahiplerdi. Bu durum, insanın yanlış inançlara kapılmasına, yanlış kararlar vermesine ve girişimlerinde etkisiz pratiklerde bulunmalarına ortam sağlar. Tanrı, insanlara keyfi bir şekilde acı ve elem yaşatmaz, bunun yerine, ahlakı şeytan(günah) ve fiziksel şeytan(acı)’yı var etti.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sembolik Düşünce</span></span><br />
<br />
Leibniz insan muhakemesinin önemli bir kısmının hesaplamalara indirgenebileceğine inandı ve bu hesaplamalar düşünce farklılıklarını çözümleyebilirdi :<br />
<br />
Muhakemelerimizi arındırmanın tek yolu onları matematikçilerin ele aldığı gibi somutlaştırmaktır, böylelikle hatalarımızı tek bakışta bulabilir ve bireyler arasında ihtilaf çıktığında bunu söyleyebiliriz : Hadi hesaplayalım [calculemus], telaşa mahal vermeden kimin doğru olduğunu görebilmek için.<br />
<br />
Leibniz’in sembolik mantığa benzeyen kalkulus muhakemecisinin bu tür hesaplamaları mümkün kıldığı görüldü. Leibniz, şu an el ile sembolik mantığı filizlendirmek –dolayısıyla kendi kalkulusunu- amacıyla okunabilecek muhtırayı yazdı. Fakat Gerhard ve Couturat bu yazıyı modern resmi mantık Frege’nin Begriffsschrift’inde, Charles Sanders Peirce ve öğrencilerinin 1880’lerdeki yazılarında ortaya çıkana kadar  yayınlamadı. Böylelikle Boole ve De Morgan bundan çok sonra 1847’de bu mantığa başladı.<br />
<br />
Leibniz sembollerin insan kavrayışında önemli olduğuna inandı. İyi simgelerin geliştirilmesine çok önem verdi ve bu simgeleri matematik üzerine yaptığı buluşlarına atfetti. Sonsuz küçükler hesabı için geliştirdiği simge, bu konudaki yeteneği üzerine örnek gösterilebilir. 19. Yüzyıl’da göstergebilimin öncüsü C.S. Peirce Leibniz’in sembol ve simge tutkusunu paylaştı ve bunların matematik ve mantıkta esas olduğuna inandı.<br />
<br />
Fakat Leibniz spekülasyonlarını daha da ileriye götürdü. Karakteri herhangi bir şekilde yazılmış sembol olarak tanımlarken, “gerçek” karakteri bir düşünceyi direkt olarak temsil eden sembol olarak tanımladı ve bu bir kelimenin düşünceyi somutlaştırması kadar basit değildi. Mantık simgeleri gibi gerçek karakterler muhakemeyi kolaylaştırmaya hizmet eder. Onun zamanında iyi bilinen Mısır hiyeroglifleri, Çin karakterleri, astronomi ve kimya sembollerini'nin gerçek karakterler olmadığını varsaydı. Ayrıca, Leibniz her düşüncenin bir “gerçek” karakter ile ifade edilebileceği insan düşünce alfabesi, characterica universalis’in veya “genel karakteristik” in yaratılmasını önerdi. <br />
<br />
Eğer insan düşüncelerini tam anlamıyla ifade edebilecek karakterler bulunursa, aritmetik ve geometride yapılabilecek herhangi bir işlem bu semboller ile insan muhakemesi üzerine yapılabileceği açıktı. İnsan muhakemesine yapılabilecek tüm araştırmalar bu karakterler transpoze edilerek ve bunun matematiğin bir kolu olması sağlanarak yapılabilirdi.<br />
<br />
Karışık fikirler karakterler kombine edilerek basitleştirebilir ve ifade edilebilirdi. Leibniz, Gödel numaralamasının çarpıcı öngörüsü olarak asal çarpanlara ayırma yönteminin eşsizliğinin  asal sayılar için genel karakteristikte çok önemli bir rolü olduğunu gördü. Bunu varsayarak, asal sayıları kullanarak basit kavramları numaralandırmanın sezgisel ve belleksel bir yolu yoktu. Leibniz'in muhakeme üzerine evrensel dil ve semboller kullanarak hesaplamalar yapılabileceğine dair düşüncesi, ölçümlerin evrensel dilleri tanımladığı Turing tamlığında olduğu gibi 20. yüzyılda bu tür formal sistemlerdeki gelişmelerin belirtisiydi. (bknz:Turing testi)<br />
<br />
Leibniz'in karakteristik üzerine ilk yazılarında henüz matematikte acemi olduğundan dolayı başlangıçta bunun cebir yerine evrensel bir dil ya da alfabe olduğunu düşünüyordu. 1676'da “düşüncenin cebiri”ni kavradı, geleneksel cebiri ve onun simgesini de ekleyerek modelledi. Sonuç olarak karakteristik; mantıksal kalkulus, bazı kombinasyonlar, cebir, onun durum analizi (durumun geometrisi), bir evrensel kavram dili ve fazlasını içeriyordu.  <br />
<br />
Leibniz’i characteristica universalis ve calculus ratiocinator’u tasarlarken neyin itkilediği ve modern resmi mantığın kalkuluse yaptığı hakkaniyetin kapsamı muhtemelen asla belirlenemeyecek.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Genel mantık<br />
Cebirsel mantık</span></span><br />
<br />
Leibniz Aristoteles’in öldüğü dönemden 1847’ye George Boole ve Augustus De Morgan modern genel mantık üzerine kitaplarını yazdığı süreye kadar en önemli mantıkçıydı. Leibniz bizim şu an telaffuz ettiğimiz; bağlaşım, ayrışım, olumsuzlama, özdeşlik, içinde bulunma ve boş küme gibi temel ilkeleri ortaya attı. Leibniz’in mantık ilkeleri ve tüm felsefesi muhtemelen ikiye indirgenir :<br />
<br />
            1. Tüm fikirlerimiz insan düşüncesinin alfabesini oluşturan çok küçük sayıda basit fikirlerden oluşur.<br />
<br />
            2. Karmaşık fikirler aritmetik çarpmaya benzer olarak, basit düşüncelerin homojen ve simetrik kombinasyonuyla oluşur.<br />
<br />
Genel mantık 20. yüzyılın başlarında oluşmuştur ve minimum düzeyde tek bileşenli olumsuzlama ve nicel değişkenlerin genel söylemlerin üzerinde yayılmasını gerektirir.<br />
<br />
Leibniz genel mantık üzerine hayatı boyunca herhangi bir şey yayınlamadı, bu konu hakkında yazdıkları yazılı taslaklardan oluşuyordu. Bertrand Russell Batı Felsefesinin Tarihi kitabında Leibniz’in yayınlanmamış yazılarında tasarladığı mantığın 200 yıl önceki seviyede olduğunu iddia etmiştir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Matematikçi</span></span><br />
<br />
Matematiksel fonksiyon kavramının onun zamanında trigonometik ve logaritmik tablolarda kapalı olmasına rağmen, Leibniz 1692 ve 1694 yılları arasında eğriden türetilen apsis, ordinat, teğet, kiriş ve diklik geometrik kavramlarını kapalı olarak benimseyip, belirten ilk kişidir. 18. Yüzyılda “fonksiyon” bu geometrik birlikteliğini yitirmiştir. Leibniz lineer denklemlerdeki sistemin katsayılarının şu an matris olarak adlandırdığımız bir düzene göre ayarlanarak sistemin sonucunun bulunabileceğini gören ilk insan olmuştur. Bu yöntem daha sonra Gauss eleme yöntemi olarak adlandırılmıştır. Leibniz'in Boole cebiri ve sembolik mantık buluşları ayrıca bir önceki bölümde bahsedildiği gibi matematikle de alakalıdır. Leibniz'in matematik üzerine yazılarının en iyi genel taslağı Bos (1974)’da bulunabilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kalkulus</span></span><br />
<br />
Leibniz Sir Isaac Newton ile beraber sonsuz küçükler hesabını (diferansiyel ve integral kalkulusu kapsayan) bulan kişi olarak bilinir. Leibniz’in defterlerine göre kritik dönüm noktası tarihte ilk defa y=f(x) grafiğinin altındaki alanı integral kalkulusu kullanarak bulmaya çalışmasıyla 11 Kasım 1675’te gerçekleşmiştir. Şu an da kullanılan bazı simgeleri tanıttı, Latince kelime summa’dan gelen ve S harfinin uzatılmış hali gibi görünen ∫ simgesi ve Latince kelime differentia’dan gelen ve diferansiyel için kullanılan d simgesi bunlara örnek olarak gösterilebilir. Bu kavramları zekice simgelendirmiş olması, muhtemelen matematik için en önemli mirasıdır. Leibniz 1684’e kadar kalkulus üzerine herhangi bir şey yayınlamadı. Diferansiyel kalkulusteki çarpma kuralı (the product rule) hala “Leibniz Yasası” olarak adlandırılır. Buna ek olarak, integral işaretinin altında nasıl ve ne zaman diferansiyel alınacağını anlatan teorem Leibniz integral yasası olarak adlandırılır. Leibniz kalkulus'u tasarlarken sonsuz küçüklerden manipulasyon yöntemiyle paradoksal cebirsel özellikleri olduğunu belirterek faydalandı. George Berkeley The Analyst ve De Motu kitapçıklarında bunu eleştirdi. Şimdiki zamanda yapılmış araştırmalar, Leibniz'in kalkulusunun Berkeley'in deneyci eleştirilerine göre daha sağlam temelli ve çelişkilere açık olduğunu tartışmaktadır. 1711'den ölümüne kadar, Leibniz kalkulusu Newton'dan bağımsız olarak bulmasına rağmen John Keill, Newton ve diğerleri ile ihtilaf içerisindeydi. Bu konu “Leibniz-Newton controversy” adlı makalede daha detaylı bir şekilde ele alınmıştır.<br />
<br />
Sonsuz küçükler Karl Weierstrass'ın takipçileri tarafından resmî olarak matematikten çıkarıldı fakat bilimde, mühendislikte ve hatta matematiğin sıkı bir bölümü olarak bilinen temel hesaplama aygıtı diferansiyellerde ayakta kaldı. 1960'ın başlarında Abraham Robinson hiperreel sayılar bağlamında model teorisini kullanarak Leibniz'in sonsuz küçüklerine çalıştı. Bu ölçüm dışı analizin sonucu Leibniz'in matematiksel muhakemesinin gecikmiş bir intikamı olarak görülebilir. Robinson'un transfer prensibi Leibniz'in bulgusal süreklilik yasasının matematiksel uygulamasıyken, standart parça fonksiyonu Leibniz'in türdeşliğin aşkın yasasını sağlar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Topoloji</span></span><br />
<br />
Leibniz analysis situs(konumun analizi) terimini ilk kullanan insandır, daha sonra 19. Yüzyılda topolojiyi ifade etmek için kullanılmıştır. Bu konuda iki tane alıntı vardır. Bir taraftan, 1954'te Jakob Freudenthal Almanca kaleme aldığı yazısında :<br />
<br />
Leibniz'e göre nokta dizilerinin konumları tamamı ile aralarındaki mesafeyle belirlenmesine ve konumlar değiştiğinde aralarındaki mesafe de değişmesine rağmen, onu takdir eden Euler ünlü 1736 Konigsberg Köprü Problemi ve onun genellemelerinde konumun topolojik deformasyonlarda değişmeden kaldığı geometria situs terimini kullandı. Bu kavramı oluştururken Leibniz'e yanlışlıkla atfetti…Leibniz'in bu terimi tamamı ile farklı bir amaç için kullandığı ve böylelikle az bir olasılıkla matematiğin bu kısmının bulucusu olduğu kimi zaman fark edilmez.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Fakat Hideaki Hirano Mandelbrot'tan alıntılayarak bu konuya daha farklı bakar :</span></span><br />
<br />
Leibniz'in bilimsel çalışmalarını örneklemek ayıltıcı bir deneyimdir.  Kalkulus'un yanında ve tamamlanmayı sürdüren diğer düşünceler ile uyarıcı baskıların sayısı ve çeşitliliği bunaltıcıdır. ‘paketleme’ içerisinde bazı örnekler gördük. Leibniz'e olan düşkünlüğüm bir an için geometrik ölçeklemeye gerekli önemi verince fazlasıyla pekişti. Öklid'in aksiyomlarını sağlamlaştırma girimi olan “Euclidis Prota”da şunu ifade eder,… :’Düz doğru için elimde çeşitli tanımlar var. Düz doğru bir eğridir, herhangi bir parçası bütüne benzerdir ve yalnızca bu özelliğe sahiptir, sadece eğrileriniçine değil ayrıca setlerin içinedir.’ Bu iddia bugün kanıtlanabilir.  <br />
<br />
Böylelikle fraktal geometrisi Mandelbrot'un Leibniz'in kavramları özbenzeşlik ve süreklilik prensibi üzerine çizimleriyle desteklendi: natura non saltum facit. Ayrıca Leibniz'in metafizik bir unsur olarak ele aldığı “düz doğru bir eğridir, herhangi bir parçası bütüne benzerdir” fikri topolojiyi 2 yüzyıl önceden sezdiğini gösterir. “paketleme” için, Leibniz arkadaşı ve yazıştığı Des Bosses'e bir çember, sonra içine üç tane eş ve maksimum yarıçaplı çember hayal etmesini söyledi; küçük çemberler aynı prosedürle üç tane daha küçük çemberlerle doldurulabilirdi. Bu süreç sonsuza dek devam edebilir ve özbenzeşlik üzerine iyi bir fikir ortaya çıkarır. Leibniz'in Öklid'in aksiyomunun gelişimi aynı kavramı içerir. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Bilim insanı ve mühendis olarak</span></span><br />
<br />
Leibniz'in yazıları, sadece yarattıkları beklentiler için ve henüz keşfedilmemiş icatlar için değil, gelişmekte olan günlük bilgi için, günümüzde tartışılıyor. Fizik üzerine yazdığı çoğu yazı  Gerhardt'ın Matematiksel yazılar’ına dahil edilmiştir<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Fizik</span></span><br />
<br />
Leibniz, statiğe ve dinamiğe makul miktarda katkıda bulundu. O, kinetik enerji ve potansiyel enerji üzerine kurulu uzayı göreceli olarak belirleyen yeni bir dinamik teorisi tasarlamıştır, Oysaki Newton uzayın mutlak olduğuna tamamen ikna olmuştu. Onun fizik açısından olgunluğunun en önemli örneği onun 1695’in Specimen Dynamicum’u. Atomaltı parçacıklar ve quantum mekaniğinin keşfine kadar, Leibniz’in doğanın yönleri hakkında statik’e ve dinamik’e indirgenemeyecek türden spekülatif fikirleri anlam kazanmıştı. Örneğin Albert Einstein’ı öngörerek,  Newton’a karşı uzay, zaman ve hareketin mutlak değil göreceli olduğunu savundu: "Benim düşünceme göre, birçok kez söyledim, zaman gibi uzay da görecelidir." Leibniz'in kuralı, sıklıkla gözden kaçmasına rağmen, fiziğin çeşitli alanlarındaki ispatlar için önemli bir adımdır. Kendisine ait yeter neden ilkesine yakın dönem kozmolojisinde, "ayırt edilemez" (indiscernible) tanımına ise bazılarının kendisinin bir kurucusu olarak gördüğü kuantum mekaniği alanında başvurulmaya başlandı. Kozmolojideki yeni yönlerden birisi olan dijital felsefeyi savunanlar Leibnizin bir bu konunun bir öncüsü/habercisi olduğunu iddia ediyorlar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">The vis viva</span></span><br />
<br />
Leibniz'ın vis viva’sı  (Latincede, yaşayan kuvvet) mv2'dir ki bu günümüzdeki kinetik enerjinin iki katıdır. Toplam mekanik enerjinin belirli mekanik sistemlerde korunacağını fark etti  ve bunu maddenin doğuştan gelen bir özelliği olarak kabul etti. Burada da onun düşüncesi milliyetçi bir anlaşmazlık doğurdu. Onun vis viva’sı İngiltere'de Newton ve Fransa'da Descartes tarafından savunulan momentumun korunumuna rakip olarak görüldü; bu yüzden o ülkelerdeki akademiler Leibniz'in fikirlerini yok sayma eğilimindeydiler. Gerçekte, enerji de momentum da korunur, yani iki yaklaşım da uygundur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Diğer doğa bilimleri</span></span><br />
<br />
Dünya'nın erimiş çekirdeğinin olduğunu söyleyerek, modern jeolojiyi öngördü. Embriyoloji biliminde ise, preformasyonistti ve ama aynı zamanda organizmaların güçlerinin ve muhtemel mikro yapılarının sonsuz sayıda kombinasyonları olduğunu önerdi. Canlı bilimi ve fosil bilimde, karşılaştırmalı anatomi ve fosil çalışmalarından beslenerek inanılmaz transformist görü ortaya koydu. Bu konuda başlıca eserlerinden biri olan,  Protogaea, hayatı boyunca yayınlanmamış olan bu kitap, yakın zamana ilk kez İngilizceye çevrildi. İlkel organizma teorisi üzerinde çalıştı. Zamanının fizikçilerine teorilerini karşılaştırılabilir detaylı gözlemler ve doğrulanmış deneylerle temellendirmelerini ayrıca kesin olarak bilimsel ve metafiziksel noktaları ayırt etmelerini tembih etti<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Beşeri bilimler</span></span><br />
<br />
Leibniz'ın çalışmalarının çoğunun psikoloji alanında büyük bir etkisi olmuştur. Bilincin süreklilik ilkesiyle ilişkisi üzerine kurduğu teorisi, uyku seviyelerinin teorisinin erken bir versiyonu olarak görülebilir. Doğada bulunan fenomenin sürekli olduğu prensibinin baştan beri varolduğuna inandığı için, bilinçlilik ve bilinçsizlik halleri arasında ara basamaklar da olması muhtemeldi onun için. Leibniz'in ön-verili harmoniye ilişkin fikirleri her ne kadar kabul edilmese de psikologlar onun psikolojik paralelizmini kabul etmişlerdir.  Bu fikir akıl-vücut problemine tekabül eder, bu problemde,  akıl ve beyin birbirlerini etkilememelerine rağmen ayrı ayrı fakat uyum içinde çalışırlar. Leibniz aklın algıda büyük rolü olduğuna ve daha da büyük rolünü duygusal girdide oynadığına inanıyordu. Farkında olunan algı ve uyarılmaların farkında olunan algının üzerine odaklanmıştır. Birçok petites perceptions olduğuna inanıyordu, hissedeceğimiz fakat fark edemeyeceğimiz. Örneğin, bir çanta dolusu pirinç döküldüğünde, yere dökülen pirinçleri görürüz fakat ağırlıklarının ne kadar olduğunu ya da kaç tane olduklarını söyleyemeyiz. Bu ilkeyle beraber, herhangi farkında olmadığımız zaman diliminde sonsuz tane algı vardır. Bunu doğru olması için, bizim farkında olmadığımız bir bölümünün olması gerekir. Bu hususta, Leibniz'ın teorisi bilinçaltı fikriyle ilgili teorilerden biri olarak görülebilir. Buna ek olarak, subliminal stimuli'nin kaynağı bu teoride bulunabilir.  Leibniz'in Unbewußtseyn(bilinçaltı)’nı bulan Ernst Platner üzerine büyük bir etkisi vardır.<br />
<br />
Leibniz'ın tonal algı ve müzik ile ilgili fikirlerinin Wilhelm Wundt'un laboratuvar çalışmaları üzerinde büyük etkisi oldu.<br />
<br />
Toplum sağlığı açısından, epidemoloji ve veterinerliği de kapsayan idari sağlık makamı açılmasını destekledi. Toplum sağlığı ve önleyici öğeler üzerine tıbbi eğitim programı üzerinde çalıştı. Ekonomi politikasında, vergi reformları ve ulusal sigorta programı önerdi, ek olarak, iç/dış ticaret dengesini görüştü. Çok sonra ortaya çıkacak olan Game theory'nin bir benzerini önerdi. Sosyoloji de ise,  iletişim teorisine zemin azırladı.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Teknoloji</span></span><br />
<br />
1906'da, Garland Leibniz'in birçok pratik icadı ve mühendislik çalışmalarını içeren bir ciltte topladı.  Bugüne kadar, bu yazılardan bir kısmı İngilizceye çevrildi Bununla beraber, Leibniz önemli bir mucit, mühendis ve bilim insanı, gündelik hayat açısından. Theoria cum praxi sloganı ile birlikte, teoriyle pratiği birleştirmeye uğraştı  ve bu yüzden uygulamalı bilimin babası olarak bilinir. Rüzgâr odaklı pervaneler, su pompaları, hidrolik presler denizaltılar ve saatler tasarladı. Denis Papin ile, buhar makinesi icat etti. Suyu distile etmek için bile bir yöntem geliştirdi. 1680'den 1685'e kadar, Harz dağlarında, dükün gümüş madenlerini saran sel ile mücadele etti, ama başarıya ulaşamadı.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Bilgisayım</span></span><br />
<br />
Muhtemelen ilk bilgisayar bilimcisi ve enformasyon kuramcısı Leibniz'dir. Yaşamının ilk dönemeçlerinde ikili rakam sistemini kayda geçirdi (ikiye dayalı), daha sonra bu sistemi kariyeri boyunca gözden geçirdi. Lagrange enformasyonunu ve algoritmik enformasyon kuramını önceledi. Onun hesaplama yöntemi evrensel Turing makinasının özelliklerini önceden ortaya koymuştur. Norbert Wiener'ın 1934'te iddia ettiği kadarıyla, daha sonraları kendisine ait sibernetik kuramda merkezi öneme sahip olacak olan geribildirim (feedback) kavramı Leibniz'in yazılarında bulunmaktaydı.<br />
<br />
1671'de, Leibniz 4 matematiksel işlemi çalıştırabilen bir makine icat etmeye başladı ve bunu yıllar içinde aşamalı olarak geliştirdi. Bu “kademeli hesaplayıcı” büyük ilgi gördü ve Leibniz'in 1673'te Royal Society'ye seçilmesine önayak oldu. Leibniz'in Hannoverli yıllarında onun gözetimi altında çalışan bir sanatçı tarafından birçok bu tarz makine üretildi. Bu kesin bir başarı değildi çünkü taşıma vasfı tamamıyla makineleştirilememişti. Courturat tarihler 1674'ü gösterdiğinde bazı cebirsel fonksiyonları sergileyebilen bir makine tasviri olduğunu Leibniz'in yayınlanmamış notlarını keşfederek bildirdi. Ayrıca Leibniz, 2010'da Nicholas Rescher tarafından yeniden üretilen daha ucuz bir makine tasarladı(şimdi tekrar üretildi). Leibniz, çok daha sonra Charles Babbage ve Ada Lovelace tarafından geliştirilecek olan donanımsal ve yazılımsal kavramları el yordamıyla arıyordu. 1679'da, ikili sistem üzerinde uzun uzadıya kafa yorarken sisteminin misketler tarafından tanıtıldığı, zımbayla delinmiş sıralı basit kartlar tarafından yönetildiği bir makine hayal etti. Modern elektronik dijital bilgisayarlar Leibniz'in misketlerini kayan yazmaçlarla, voltaj eğimiyle ve elektron atımıyla yerçekiminin hareketlenmesiyle yerini aldı. Diğer türlü Leibniz'in misketleri kabaca 1679'da tahayyül ettiğine doğru ilerlerdi.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kütüphaneci olarak</span></span><br />
<br />
Hanover ve Wolfenbuettel'de, Dükün kütüphanelerinde kütüphaneci olarak çalışırken, Leibniz kütüphane biliminin etkili kurucularından biri oldu. Sonraki kütüphanesi 100.000 cilt içerdiği gibi, gününe göre çok büyüktü ve Leibniz kütüphane için yeni bir bina tasarladı, inşa ettiği ilk bina olduğuna inanılır. Daha sonraları Oxford Üniversitesi'nin Bodleian Kütüphanesi'nde  günümüze kadar gelmiş bir kitap endeksleme sistemi tasarlamıştır. Aynı zamanda, yayıncılar tarafından, her yıl üretilen tüm kitapların özetlerini dağıtan, endekslemeyi kolaylaştıran yeni bir form tasarlaması için çağrıldı. O, bu projenin Gutenberg'den beri basılmış her şeyi kapsayacağını düşünüyordu. Proje başarıya ulaşamadı, fakat buna benzer bir proje the Library of Congress ve the British Library'de 20. yüzyılda İngiliz dili yayıncıları ile standart bir uygulama hâline gelmiştir. O, bütün bilimleri ilerletmek için bir yol olarak ampirik bir veritabanının oluşturulmasına uğraşmıştır. Onun characteristica universalis(evrensel özellikleri), kalkülüs muhakemecisi, "akılların topluluğu".<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hukukçu, ahlak kuramcısı</span></span><br />
<br />
Marcus Aurelius dışarıda tutulacak olursa, tarihte hiçbir felsefeci Leibniz kadar çok devlet işleriyle iç içe olmamıştır. Leibniz'in hukuk, ahlak ve politika üzerine yazdıkları İngiliz uzmanlar tarafından uzun süre göz ardı edildiyse de bu durum sonradan değişmiştir. Leibniz Hobbes gibi mutlak monarşi veya tiranlığın herhangi bir şeklinin destekçisi olmasa da, çağdaşı John Locke'un 18inci yüzyıl Amerikasını ve daha sonra tüm dünyayı etkisi altına altına alan demokrasi yanlısı fikirlerini de savunmamıştır. Aşağıdaki alıntı 1695 yılında Baron J. C. Boyneburg'un oğlu Philip'e yazdığı mektupta Leibniz'in politik fikirlerine ışık tutuyor: Hükümdarların elinde barındırdığı güç ve halkın onlara itaat etmesi gerekliliğiyle ilgili kabaca söyleyeceklerim; prenslerin halkın direniş hakkını tanımasının ve halkın da prenslerine itaat etmesi gerektiğini bilmesinin iyi olacağıdır. Ancak Grotius'un, kişinin itaati bir kanun olarak görmesi ve devrim belasının ona sebep olan kötülükleri gölgede bırakması fikirlerine de yakın değilim. Yine de şunun farkındayım ki bir prens işi aşırı noktalara götürüp devletin bekasını tehlikeye sokabilir. Bu, nadir görülen bir durum olmasına karşın, böyle bir durumda şiddeti onaylayan bir teolog, aşırılıklara dikkat etmelidir. Zira aşırılık kesinlikle yoksunluktan daha tehlikelidir. Leibniz 1677'de yöneticilerinin bütün milleti temsil edeceği ve özgürce oy kullanabileceği, senato veya meclis önderliğinde yönetilecek bir Avrupa konfederasyonu için çağrıda bulunmuştur. Bu çağrı bazen Avrupa Birliğinin öngörüsü olarak yorumlanır. Leibniz Avrupa'nın ortak bir din oluşturması gerektiğine inanmıştır. Daha sonra 1715'te bu tekliflerini yinelemiştir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Filolog</span></span><br />
<br />
Leibniz çalışmalarında karşısına çıkan dillerin hırslı bir öğrencisiydi, bu dillerin gramer ve kelime bilgisini istekli bir biçimde kapıyordu. Hristiyan bilginlerin belirttiği, İbranicenin insan ırkının kadim dili olduğu görüşüne karşı çıktı. Ayrıca, İsveçli bilginlerin söylediği ön İsveççenin Alman dillerinin öncüsü olduğu görüşüne de karşıydı. Slav dillerinin kökenlerine fazlasıyla kafa yordu, Sanskritçe'nin varlığından haberdardı ve klasik Çinceye hayran kalmıştı.<br />
<br />
Leibniz geç Orta Çağ Chronicon Holtzatiae’nin(Holstein eyaleti günlükleri) the princeps editio’sunu (ilk modern baskı) yayınladı.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Çin Kültürü Sever</span></span><br />
<br />
Leibniz muhtemelen Çin uygarlığına yakın ilgi gösteren ilk Avrupalı entelektüeldir, Avrupalı Hristiyan misyonerlerin Çin’e yazdığı postaları ve yazışmaları gözden geçirdi. Confucius Sinicus Philosophus’u basımının ilk yılında okudu ve Avrupalıların Konfüçyüsçü etik geleneğinden çok şey öğrenebileceği sonucuna vardı. Çince karakterlerin genel karakteristiğin kasıtsız bir formu olabileceği üzerine epey kafa yordu. I Ching heksagramlarının 0’dan 111111’e kadar olan ikili sayılarla örtüştüğünü belirtti ve bu eşlemenin Çinlilerin felsefi matematikte büyük başarıları olduğunun kanıtı olduğu sonucuna vardı.<br />
<br />
Leibniz’in Çin felsefesine olan ilgisinin kaynağı Çin felsefesinin kendisininkine benzer olduğu algısıydı. Tarihçi E. R. Hughes, Leibniz’in “basit madde” ve “önverili harmoni” fikirlerinin doğrudan Konfüçyüsçülükten etkilendiğini öne sürmüştür, bu fikirlerin oluşumunda o dönem yaptığı Confucius Sinicus Philosophus okumasının etkili olabileceğinin üzerinde durmuştur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Bilge olarak</span></span><br />
<br />
Leibniz Brunswick aile tarihi için yaptığı araştırmadaki gezisinde Brunswickler için birçok resmî ve diplomatik iş yaptığı Viyana'da Mayıs 1688 ve Şubat 1869 tarihleri arasında kaldı. Madenleri ziyaret etti, maden mühendisleriyle konuştu ve Dük'ün Harz Dağları'ndaki demir madenleri için ihracat kontratlarında müzakerede bulunmayı denedi. Viyana sokaklarındaki aydınlatma için önerisi lambalar için yanan kolza yağı kullanılmasıydı. Avusturya İmparatoru ile beraber resmî dinleyicilerin bulunduğu ve buna müteakip muhtırası esnasında, Avusturya ekonomisinin para sistemini Orta Avrupa'ya göre reformize ederek Habsburg ve Vatikan ile anlaşma yapması gerektiğini öne sürdü. İmparatorluk araştırma kütüphanesi, resmî arşiv ve sosyal sigorta fonlarının kurulması gerektiğini de belirtti. Mekanik üzerine önemli bir yazı yazdı ve yayınladı.<br />
<br />
Leibniz ayrıca metafizik üzerine olan görüşlerini özetleyen kısa bir yazı yazdı ve bu yazı 1903'te Louis Couturat tarafından yayınlandı. Viyana'da yazılan bu yazı tarihsizdi ve bu 1999'da fark edildi, fark edildikten sonra Leibniz'in 1677-1690 arasındaki felsefe yazılarının eleştirel basımına eklendi. Couthurat'ın bu yazı üzerine okumaları 20. Yüzyıl analitik filozoflarının Leibniz üzerine çalışmalarının başlangıç noktası olmuştur. Fakat Leibniz'in felsefi yazılarına 1688'den başlayarak yapılan titiz bir çalışma – bu çalışmadaki eklemeler 1999 eleştirel basımı mümkün kıldı- Mercer (2001) Couturat'ın okumalarıyla aynı görüşte değildi ve henüz bu konu hakkında karara varılmadı.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ölümünden sonraki itibarı<br />
Bir matematikçi ve filozof olarak</span></span><br />
<br />
Leibniz'in ünü, ölümünden sonraki zamanda azalıyordu. Hatırlanmasının tek sebebi olan kitabı Théodicée'deki temel argümanları Voltaire tarafından Candide'de hicvedilmiştir. Voltaire'in Leibniz'i tasviri o kadar etkileyiciydi ki birçokları tarafından doğru bir yorumlama olarak kabul edildi. Bu yüzden Voltaire ve eseri Candide Leibniz'in fikirlerinin gereken değeri görmemesinin en büyük sebepleri olarak görülür. Leibniz'in tutkulu takipçisi Christian Wolff'un dogmatik ve basit görünüşü de Leibniz'in ününe zarar vermiştir. Leibniz, kitabı Théodicée'yi okuyan ve oradaki bazı fikirlerden yararlanan David Hume'u da etkilemiştir. Felsefe tarihi ele alındığında Leibniz'in de önemli bir kısmını temsil ettiği rasyonalizm akımı ve sistem felsefesi geleneği 17. yüzyılda sahneden çekilmeye başlamıştır. Hukuk, diplomasi ve tarih üzerine yaptığı çalışmalar geçici hevesler olarak görülmüştür. Fikirlerindeki bütünlük, zenginlik ve enginlik fark edilememiştir. Avrupa'nın çoğu Leibniz'in calculus'ü Newton'dan bağımsız olarak bulduğundan şüphe etmiştir. Bu yüzden matematik ve fizik üzerine yaptığı çalışmalar göz ardı edilmiştir. Newton'un büyük bir hayranı olan Voltaire, yine Candide'de Leibnizin calculus'ü bulduğuna karşı çıkmış ve Leibniz'in Newton'a yaptığı evrensel çekim yasası teorisi eleştirisinin yanlış olduğunu belirtmiştir. İzafiyet teorilerinin yükselişi ve takip eden matematik tarihi çalışmaları Leinbiz'in görüşlerini daha pozitif bir noktaya taşımıştır. Leibniz'in şimdiki ününe doğru yürüyüşü 1765'te yayımlanan ve Kant'ın ilgiyle okuduğu Nouveaux Essais ile başlamıştır. 1768'de Dutens'in editörlüğünü yaptığı birden çok baskısı yapılan yazılarını, 19uncu yüzyılda yapılan birçok çeviri takip etmiştir. Leibniz'in eserleri dönemin tanınan isimleri Antoine Arnould, Samuel Clarke, Sophia of Hanover ve kızı Sophia Charlotte of Hanover'in eserleriyle ilişkilendirilmeye başlanmıştır. 1900 yılında Bertrand Russell Leibniz'in metafiziğini konu alan eleştirel bir çalışma yayınlamıştır. Kısa bir süre sonra Louis Couturat Leibniz üstüne önemli bir çalışma yayımlamış ve Leibniz'in o güne dek yayımlanmamış büyük ölçüde mantık üzerine olan eserlerini derlemiştir. Bütün bunlar Leibniz'i 20nci yüzyıl analitik ve linguistic felsefecileri için saygıdeğer konuma taşımıştır. Leibniz in terimi olan salva veritate Willard Quine'ın metinlerinde geçer. Buna rağmen Leibniz üzerine ikinci elden İngilizce çalışmalar ikinci dünya savaşı sonrasına kadar filizlenmemiştir.<br />
<br />
Leibniz'den beridir bilim dünyasında yerleşmiş bir düşünce oluştu. Buna "matematiksel analiz" denildi. Leibiniz'den sonra Matematik, bilimin dili oldu. Bu fikir bugünkü matematiksel düşünce sisteminin temelini oluşturmaktadır. Leibniz bilim dallarını inceledi ve şunu fark etti : Bütün bilimler Matematik var olmadan öğrenilemezdi. Tanımlar, ampirik olarak ve sezgisel olarak değil doğruluğu gerçel olarak kanıtlanmış önermelerden oluşmalıydı. Leibniz'in bu bilimleri matematiğe dayandırma çabası bugünkü matematiksel düşünce sisteminin ve bilin temelini oluşturdu. Yine de Leibniz'in adı, -bütün bilimsel düşünce sisteminin temelini atmasına rağmen- öldükten sonra duyulmadı. Özellikle Newton, Leibnizin getirdiği " Matematiksel olma çabasını" Fiziğe uyguladı.(bkz. Matematisel Fizik), (bkz. Rasyonel düşünce), (bkz. Isaac Newton)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><br />
Başlıca eserleri</span></span><br />
<br />
    Metafizik üstüne konuşmalar<br />
    İnsan zihni üzerine yeni denemeler<br />
    Theodise<br />
    Monadoloji<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kaynak</span></span><br />
<br />
Wikipedia</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[RASPUTİN, Grigori Yefimovich]]></title>
			<link>https://forum.bizdeblog.com/showthread.php?tid=31874</link>
			<pubDate>Thu, 24 Oct 2024 09:43:03 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forum.bizdeblog.com/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forum.bizdeblog.com/showthread.php?tid=31874</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">RASPUTİN, Grigori Yefimovich</span></span><br />
<br />
Rus politikacısı ve dînî mâceracı bir şahsiyet. 1873 senesinde Sibirya’nın küçük bir kasabasında dünyâya geldi. Genç yaşlarda kendisinde bâzı haller olduğunu fark edince, entrika çevirmek üzere faaliyete geçti. Okuma yazma bilmemesine rağmen, zekâsı ve bu halleri sâyesinde dolaştığı yerlerde etrâfında insanları toplamaya başladı. Mensubu olduğu Hıristiyanlık dîninin Ortodoks mezhebini beğenmez; “Mühim olan kalptir. Kalp temiz olduktan sonra günahların kişiye zararı olmaz. Günah, kişinin kendisine âit olup, yaptığı icraata teşbih edilemez.” derdi. Medeniyetten nasîbini almamış olan saray çevresi; pis ve pejmürde kılıklı, parlak sözleri ve birtakım tedâvi yetenekleri olan Rasputin’den çok etkilendi. Rasputin, 1905 senesinden sonra Çariçe Aleksandra’nın güvenini kazandı. Çariçe’nin tesiri altındaki II. Nikolay’ı etkisi altına aldı. Saraya yerleştikten sonra kendisine bağlı adamlarıyla muhâliflerini birer bahâne ile dışarı attırdı. Nüfûzunu arttırmasına rağmen, sürdürdüğü zevk ve eğlenceye düşkün hayâtı sebebiyle çeşitli çevrelerin düşmanlığını kazandı.<br />
<br />
Birinci Dünyâ Savaşı sırasında II. Nikolay’ın ordunun başında cepheye gitmesi üzerine, Rusya’nın içişlerinin sorumluluğunu, Rasputin’in elinde oyuncak olan, Çariçe Aleksandra üstlendi. Bundan faydalanan Rasputin, kilise görevlilerinin tâyinlerinden, kabînedeki bakanların seçimine kadar, her konuya karışmaya başladı. Bâzan askerî işlere de müdâhale ederek büyük kayıplara sebep oldu.<br />
<br />
Rasputin’i öldürüp Rusya’yı daha büyük felâketlerden kurtarmak gâyesiyle birçok girişimlerde bulunuldu. Bu girişimlerin sonucunda, aşırı milliyetçi grup lideri Prens F. Yusupov tarafından 30 Aralık 1916 günü vurularak öldürüldü.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynak</span></span><br />
<br />
Rehber Ansiklopedisi</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">RASPUTİN, Grigori Yefimovich</span></span><br />
<br />
Rus politikacısı ve dînî mâceracı bir şahsiyet. 1873 senesinde Sibirya’nın küçük bir kasabasında dünyâya geldi. Genç yaşlarda kendisinde bâzı haller olduğunu fark edince, entrika çevirmek üzere faaliyete geçti. Okuma yazma bilmemesine rağmen, zekâsı ve bu halleri sâyesinde dolaştığı yerlerde etrâfında insanları toplamaya başladı. Mensubu olduğu Hıristiyanlık dîninin Ortodoks mezhebini beğenmez; “Mühim olan kalptir. Kalp temiz olduktan sonra günahların kişiye zararı olmaz. Günah, kişinin kendisine âit olup, yaptığı icraata teşbih edilemez.” derdi. Medeniyetten nasîbini almamış olan saray çevresi; pis ve pejmürde kılıklı, parlak sözleri ve birtakım tedâvi yetenekleri olan Rasputin’den çok etkilendi. Rasputin, 1905 senesinden sonra Çariçe Aleksandra’nın güvenini kazandı. Çariçe’nin tesiri altındaki II. Nikolay’ı etkisi altına aldı. Saraya yerleştikten sonra kendisine bağlı adamlarıyla muhâliflerini birer bahâne ile dışarı attırdı. Nüfûzunu arttırmasına rağmen, sürdürdüğü zevk ve eğlenceye düşkün hayâtı sebebiyle çeşitli çevrelerin düşmanlığını kazandı.<br />
<br />
Birinci Dünyâ Savaşı sırasında II. Nikolay’ın ordunun başında cepheye gitmesi üzerine, Rusya’nın içişlerinin sorumluluğunu, Rasputin’in elinde oyuncak olan, Çariçe Aleksandra üstlendi. Bundan faydalanan Rasputin, kilise görevlilerinin tâyinlerinden, kabînedeki bakanların seçimine kadar, her konuya karışmaya başladı. Bâzan askerî işlere de müdâhale ederek büyük kayıplara sebep oldu.<br />
<br />
Rasputin’i öldürüp Rusya’yı daha büyük felâketlerden kurtarmak gâyesiyle birçok girişimlerde bulunuldu. Bu girişimlerin sonucunda, aşırı milliyetçi grup lideri Prens F. Yusupov tarafından 30 Aralık 1916 günü vurularak öldürüldü.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynak</span></span><br />
<br />
Rehber Ansiklopedisi</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[RASMUSSEN, Knud Johan Victor]]></title>
			<link>https://forum.bizdeblog.com/showthread.php?tid=31873</link>
			<pubDate>Thu, 24 Oct 2024 09:42:24 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forum.bizdeblog.com/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forum.bizdeblog.com/showthread.php?tid=31873</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">RASMUSSEN, Knud Johan Victor</span></span><br />
<br />
Kuzey kutbuna ilk ulaşan Danimarkalı kâşif ve etnolog. 7 Haziran 1879 senesinde Grönland’ın Jakobshavn şehrinde doğmuş, 21 Aralık 1933 senesinde Danimarka’nın Gentofte şehrinde ölmüştür. Rasmussen küçüklüğünü Eskimolar arasında geçirdi, onların yaşayış şekillerini, lisanlarını, karlar üzerinde ulaşım metodlarını ve diğer birçok husûsiyetlerini öğrendi.<br />
<br />
1902 senesinde Danimarka Grönland Araştırma Cemiyetinin bir üyesi ve kutup kâşifi olarak çalışmaya başladı. Thule Eskimolarının ihtiyaçlarını göz önüne alarak, ticârî bir şirket kurdu. Bu şirketin gelirleri daha sonra yaptığı keşif çalışmalarını finanse etti. İlk olarak 1912 senesinde Grönland’da Peter Freuchen ve iki Eskimo ile birlikte Peary Land buzluk sahasını geçti. İkinci teşebbüsü, Lange Koch ve İsveçli botanikçi Thorild Wulff ile birlikte 1916-1918 senelerinde Grönland’ın en kuzeyine ulaşmasıdır. Daha sonra 1919 senesinde, doğu Grönland’a yaptığı gezide ise Eskimo folklörü üzerine çalışmalar ve araştırmalar yaptı. Bu çalışmalarını üç cilt olarak Myths and Legends from Greenland adı altında bastırdı. 1921-1924 senelerinde ise Kanada’nın kuzeyindeki Eskimoların yaşayışlarını inceledi. Bu incelemelerini iki cilt hâlinde Across Arctic America adı altında bastırarak Kopenhag Üniversitesinden doktora derecesi aldı.<br />
<br />
Öldüğü 1933 senesine kadar Eskimoların yaşayışlarını inceledi. Eskimoların kutup civârında yayılırken tâkip ettiği göç yollarını tespit etmeye çalıştı.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynak</span></span><br />
<br />
Rehber Ansiklopedisi</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">RASMUSSEN, Knud Johan Victor</span></span><br />
<br />
Kuzey kutbuna ilk ulaşan Danimarkalı kâşif ve etnolog. 7 Haziran 1879 senesinde Grönland’ın Jakobshavn şehrinde doğmuş, 21 Aralık 1933 senesinde Danimarka’nın Gentofte şehrinde ölmüştür. Rasmussen küçüklüğünü Eskimolar arasında geçirdi, onların yaşayış şekillerini, lisanlarını, karlar üzerinde ulaşım metodlarını ve diğer birçok husûsiyetlerini öğrendi.<br />
<br />
1902 senesinde Danimarka Grönland Araştırma Cemiyetinin bir üyesi ve kutup kâşifi olarak çalışmaya başladı. Thule Eskimolarının ihtiyaçlarını göz önüne alarak, ticârî bir şirket kurdu. Bu şirketin gelirleri daha sonra yaptığı keşif çalışmalarını finanse etti. İlk olarak 1912 senesinde Grönland’da Peter Freuchen ve iki Eskimo ile birlikte Peary Land buzluk sahasını geçti. İkinci teşebbüsü, Lange Koch ve İsveçli botanikçi Thorild Wulff ile birlikte 1916-1918 senelerinde Grönland’ın en kuzeyine ulaşmasıdır. Daha sonra 1919 senesinde, doğu Grönland’a yaptığı gezide ise Eskimo folklörü üzerine çalışmalar ve araştırmalar yaptı. Bu çalışmalarını üç cilt olarak Myths and Legends from Greenland adı altında bastırdı. 1921-1924 senelerinde ise Kanada’nın kuzeyindeki Eskimoların yaşayışlarını inceledi. Bu incelemelerini iki cilt hâlinde Across Arctic America adı altında bastırarak Kopenhag Üniversitesinden doktora derecesi aldı.<br />
<br />
Öldüğü 1933 senesine kadar Eskimoların yaşayışlarını inceledi. Eskimoların kutup civârında yayılırken tâkip ettiği göç yollarını tespit etmeye çalıştı.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynak</span></span><br />
<br />
Rehber Ansiklopedisi</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[RÂGIB İSFEHÂNÎ]]></title>
			<link>https://forum.bizdeblog.com/showthread.php?tid=31872</link>
			<pubDate>Thu, 24 Oct 2024 09:41:25 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forum.bizdeblog.com/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forum.bizdeblog.com/showthread.php?tid=31872</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">RÂGIB İSFEHÂNÎ</span></span><br />
<br />
Râgıb İsfahânî (Kasım 954, İsfahan[1] - 1108), 11. asrın Arapçaya hâkim Kur'an tefsîri konusundaki İslâm âlimlerindendir.[2][3] Doğum tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Adnan el-Cevherî, doğum tarihini Hicrî 343 olarak vermektedir. Hicret'ten sonra H.S. 502 (1108/1109)'de ölmüştür.[4][5][6] Aslen İsfahanlı olup Bağdat’ta yaşamıştır.<br />
Biyografisi<br />
<br />
El-Râgib El-İsfahânî, isminden de anlaşıldığı üzere İsfahan'da doğmuştur, fakat kesin doğum tarihi belli değildir.[4]<br />
<br />
El-İsfahânî'nin kelâmdaki ekolü Eş'arî'ye yakındır. El-Îtiqâdât adlı bir eserinde El-İsfahânî, hem Mu'tezile'yi, hem de Şia'yı reddederek bu iki itikada bağlı olduğu görüşlerinin gerekçesiz olduğunu gösterir.[7] Mu'tezile fırkasına mensup olduğunu iddiâ edenler varsa da Fahreddîn-i Râzî Esâs üt-Takdîs adlı eserinde onun Ehl-i Sünnet îtikâdında olduğunu bildirmiştir.<br />
<br />
El-İsfahânî İhvan-ı Safa'nın serbestçiliğine karşıydı ve yaratılışçılığı tercih ederdi.[8] Adâlet mefhumu, el-İsfahânî'nin tarifine göre kötülüğü "aynısıyla misilleme"dir.[9]<br />
Eserleri<br />
<br />
Eserleri ahlâktan dil bilimine ve İslâmî felsefeye kadar muhtelif konuları işler.[10]<br />
<br />
Râgıb el-İsfahânî’nin ilmî gücü kendisini daha çok tefsir alanında göstermektedir. Onun Mâide sûresinin sonuna kadarki kısmı hakkında bilgi bulunan hacimli tefsiri ve tefsir usulüyle ilgili mukaddimesi önemlidir. Mukaddimede dil-anlam ilişkisine dair konulara temas eder. İlk üç bölümde kelimenin taksimi ve lafız-mâna ilişkisi üzerinde yoğunlaşır.<br />
<br />
Edebiyatçı olarak el-İsfahânî, Arap edebiyatına da hâkimdi. Dikkatli bir şekilde konularına göre sınıflanmış edebî antolojisi münevver kesimde ağırlığı fazla olup hürmete şayan bir eser olarak bilinirdi.[11][12] Kendisi ayrıca dinî ve felsefî ahlâkı kaynaştıran erken dönem Müslüman yazarlardandır.[13]<br />
Eserlerinin listesi<br />
<br />
    Ahlâk-ı Ragıb<br />
    Efânin'ul Belağa<br />
    Eş Şuara ve'l Belağa<br />
    Ez Zeria ilâ Mekarim'iş Şeria: Basılmış olan bu eseri İmâm-ı Gazâlî’nin yanından hiç ayırmadığı başvuru kaynağı olarak kullanıldığı ifade edilmektedir.<br />
    Hall'u Muteşabihât'il Kur’an<br />
    Kitab-ı fi'l İtikâd<br />
    El-Mufredat fî Gharib el-Kur’an: Bu eser, Kur'an'ın kelimelerinin lügat mânâlarını, iştikaklarını ve birbirine olan irtibatlarını anlatmaktadır. Birkaç defâ basılmış olan bu en meşhur eserlerinden biri, Türkçeye de tercüme edilmiştir.<br />
    Muhadarat'ul Udebâ<br />
    Tahkik'ul Beyan<br />
    Tefsir'ul Kur’an: Bir tefsir kitabı olan bu eserini tamamlayamamıştır.<br />
<br />
Meşhur tefsir ve nahiv (dilbilgisi) âlimi. İsmi; Hüseyin bin Muhammed bin Mufaddal er-Râgıb el-İsfehânî’dir. Râgıb-ı İsfehânî diye meşhûr olmuştur. Doğum târihi kesin olarak bilinmemektedir. Aslen İsfehanlı olup, Bağdât’ta oturdu. 1108 (H.502) senesinde vefât etti.<br />
<br />
İmâm-ı Gazâlî ile aynı asırda yaşayan, hayâtı ve hocaları hakkında fazla bilgi bulunmayan Râgıb-ı İsfehânî’nin Mûtezile fırkasına mensup olduğunu iddiâ edenler varsa da Fahreddîn-i Râzî Esâs-üt-Takdîs adlı eserinde onun Ehl-i sünnet îtikâdında olduğunu bildirmiştir. Fıkıhta Hanefî mezhebine tâbi olup, onun Mûtezilî olduğu rivâyeti yanlıştır.<br />
<br />
Eserleri:<br />
<br />
1) Tefsîr-ül-Kur’ân: Çok kıymetli bir tefsir kitabı olan bu eserini tamamlayamamıştır. 2) Müfredat-ül-Elfaz-il-Kur’ân: Bu eser, Kur’ân-ı kerîmin kelimelerinin lügat mânâlarını, iştikaklarını ve birbirine olan irtibatlarını anlatmaktadır. Birkaç defâ basılmıştır. 3) Muhâdarât-ül-Üdebâ, 4) Ahlâk-ı Râgıb, 5) Hallü Müteşâbihât-il-Kur’ân, 6) Tahkîk-ül-Beyân, 7) Kitâb fil-Îtikâd, 8) Efânîn-ül-Belâga, 9) Eş-Şuarâ vel-Büleğa, 10) Ez-Zerîa ilâ Mekarim-iş-Şerîa: Basılmış olan bu eseri, İmâm-ı Gazâlî’nin yanından hiç ayırmadığı rivâyet edilir.<br />
</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">RÂGIB İSFEHÂNÎ</span></span><br />
<br />
Râgıb İsfahânî (Kasım 954, İsfahan[1] - 1108), 11. asrın Arapçaya hâkim Kur'an tefsîri konusundaki İslâm âlimlerindendir.[2][3] Doğum tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Adnan el-Cevherî, doğum tarihini Hicrî 343 olarak vermektedir. Hicret'ten sonra H.S. 502 (1108/1109)'de ölmüştür.[4][5][6] Aslen İsfahanlı olup Bağdat’ta yaşamıştır.<br />
Biyografisi<br />
<br />
El-Râgib El-İsfahânî, isminden de anlaşıldığı üzere İsfahan'da doğmuştur, fakat kesin doğum tarihi belli değildir.[4]<br />
<br />
El-İsfahânî'nin kelâmdaki ekolü Eş'arî'ye yakındır. El-Îtiqâdât adlı bir eserinde El-İsfahânî, hem Mu'tezile'yi, hem de Şia'yı reddederek bu iki itikada bağlı olduğu görüşlerinin gerekçesiz olduğunu gösterir.[7] Mu'tezile fırkasına mensup olduğunu iddiâ edenler varsa da Fahreddîn-i Râzî Esâs üt-Takdîs adlı eserinde onun Ehl-i Sünnet îtikâdında olduğunu bildirmiştir.<br />
<br />
El-İsfahânî İhvan-ı Safa'nın serbestçiliğine karşıydı ve yaratılışçılığı tercih ederdi.[8] Adâlet mefhumu, el-İsfahânî'nin tarifine göre kötülüğü "aynısıyla misilleme"dir.[9]<br />
Eserleri<br />
<br />
Eserleri ahlâktan dil bilimine ve İslâmî felsefeye kadar muhtelif konuları işler.[10]<br />
<br />
Râgıb el-İsfahânî’nin ilmî gücü kendisini daha çok tefsir alanında göstermektedir. Onun Mâide sûresinin sonuna kadarki kısmı hakkında bilgi bulunan hacimli tefsiri ve tefsir usulüyle ilgili mukaddimesi önemlidir. Mukaddimede dil-anlam ilişkisine dair konulara temas eder. İlk üç bölümde kelimenin taksimi ve lafız-mâna ilişkisi üzerinde yoğunlaşır.<br />
<br />
Edebiyatçı olarak el-İsfahânî, Arap edebiyatına da hâkimdi. Dikkatli bir şekilde konularına göre sınıflanmış edebî antolojisi münevver kesimde ağırlığı fazla olup hürmete şayan bir eser olarak bilinirdi.[11][12] Kendisi ayrıca dinî ve felsefî ahlâkı kaynaştıran erken dönem Müslüman yazarlardandır.[13]<br />
Eserlerinin listesi<br />
<br />
    Ahlâk-ı Ragıb<br />
    Efânin'ul Belağa<br />
    Eş Şuara ve'l Belağa<br />
    Ez Zeria ilâ Mekarim'iş Şeria: Basılmış olan bu eseri İmâm-ı Gazâlî’nin yanından hiç ayırmadığı başvuru kaynağı olarak kullanıldığı ifade edilmektedir.<br />
    Hall'u Muteşabihât'il Kur’an<br />
    Kitab-ı fi'l İtikâd<br />
    El-Mufredat fî Gharib el-Kur’an: Bu eser, Kur'an'ın kelimelerinin lügat mânâlarını, iştikaklarını ve birbirine olan irtibatlarını anlatmaktadır. Birkaç defâ basılmış olan bu en meşhur eserlerinden biri, Türkçeye de tercüme edilmiştir.<br />
    Muhadarat'ul Udebâ<br />
    Tahkik'ul Beyan<br />
    Tefsir'ul Kur’an: Bir tefsir kitabı olan bu eserini tamamlayamamıştır.<br />
<br />
Meşhur tefsir ve nahiv (dilbilgisi) âlimi. İsmi; Hüseyin bin Muhammed bin Mufaddal er-Râgıb el-İsfehânî’dir. Râgıb-ı İsfehânî diye meşhûr olmuştur. Doğum târihi kesin olarak bilinmemektedir. Aslen İsfehanlı olup, Bağdât’ta oturdu. 1108 (H.502) senesinde vefât etti.<br />
<br />
İmâm-ı Gazâlî ile aynı asırda yaşayan, hayâtı ve hocaları hakkında fazla bilgi bulunmayan Râgıb-ı İsfehânî’nin Mûtezile fırkasına mensup olduğunu iddiâ edenler varsa da Fahreddîn-i Râzî Esâs-üt-Takdîs adlı eserinde onun Ehl-i sünnet îtikâdında olduğunu bildirmiştir. Fıkıhta Hanefî mezhebine tâbi olup, onun Mûtezilî olduğu rivâyeti yanlıştır.<br />
<br />
Eserleri:<br />
<br />
1) Tefsîr-ül-Kur’ân: Çok kıymetli bir tefsir kitabı olan bu eserini tamamlayamamıştır. 2) Müfredat-ül-Elfaz-il-Kur’ân: Bu eser, Kur’ân-ı kerîmin kelimelerinin lügat mânâlarını, iştikaklarını ve birbirine olan irtibatlarını anlatmaktadır. Birkaç defâ basılmıştır. 3) Muhâdarât-ül-Üdebâ, 4) Ahlâk-ı Râgıb, 5) Hallü Müteşâbihât-il-Kur’ân, 6) Tahkîk-ül-Beyân, 7) Kitâb fil-Îtikâd, 8) Efânîn-ül-Belâga, 9) Eş-Şuarâ vel-Büleğa, 10) Ez-Zerîa ilâ Mekarim-iş-Şerîa: Basılmış olan bu eseri, İmâm-ı Gazâlî’nin yanından hiç ayırmadığı rivâyet edilir.<br />
</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[RAMAZANOĞLU MAHMÛD SÂMİ]]></title>
			<link>https://forum.bizdeblog.com/showthread.php?tid=31871</link>
			<pubDate>Thu, 24 Oct 2024 09:39:21 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forum.bizdeblog.com/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forum.bizdeblog.com/showthread.php?tid=31871</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">RAMAZANOĞLU MAHMÛD SÂMİ</span></span><br />
<br />
Son devrin din adamlarından. 1892 yılında Adana’da doğdu. Ramazanoğulları olarak bilinen âiledendir. Babası Müctebâ Bey, annesi Ümmügülsüm Hanımdır. İlk, orta, lise tahsilini Adana’da tamamladı. Yüksek tahsil için İstanbul’a geldi. Darülfünûn Hukuk Mektebine girerek bitirdi. Zâhirî ilimlerin yanında, tasavvufu öğrenmek istemesi onu hoca aramaya sevk etti. Bunun netîcesinde Erbilli Esad Efendiye talebe oldu. Kısa zamanda hocalarının yakın alâkası ile yetişti. Bir müddet sonra hocası tarafından memleketi olan Adana’ya gönderildi.<br />
<br />
1951 yılında, İstanbul’a gelip, iki sene kadar kaldı. Hacca gidip dönüşte Şam’a yerleşti. Fakat burada fazla kalmayıp, dokuz ay sonra tekrar İstanbul’a geldi. Erenköy’e yerleşip, Zihnipaşa Câmiinde halka devamlı vâz ve nasîhatlarda bulunup öğüt verdi. 1979 yılında Mekke’ye göç edip, oraya yerleşti. 12 Şubat 1984 günü vefât ederek, Medîne’deki Cennetül-Bakî Kabristanına defnedildi.<br />
<br />
Çok az konuşur, hiç kimseye “şunu yap, bunu yapma” demezdi. Peygamberin hayâtı, Eshâb-ı kirâmın önde gelenleri ve o devirdeki bâzı olaylar ile Kur’ân-ı kerîmden bâzı sûrelerin tefsîrine dâir çoğu sohbet şeklinde yazılmış dînî eserleri vardır.<br />
<br />
Eserleri<br />
<br />
    Hazreti İbrahim (AS)<br />
    Hazreti Yusuf (AS)<br />
    Yunus ve Hud Sureleri Tefsiri<br />
    Bedir Gazvesi ve Enfal S.<br />
    Uhud Gazvesi<br />
    Tebük Gazvesi<br />
    Hazreti Ebu Bekir (RA)<br />
    Hazreti Ömer (RA)<br />
    Hazreti Osman (RA)<br />
    Hazreti Ali (RA)<br />
    Hazreti Halid İbni Velid (RA)<br />
    Ashab-ı Kiram (RA) (1-2)<br />
    Musâhabe (1-6)<br />
    Mükerrem İnsan<br />
    Fatiha Suresi Tefsiri<br />
    Bakara Suresi Tefsiri<br />
    Dualar ve Zikirler[1]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynak</span></span><br />
<br />
Rehber Ansiklopedisi<br />
<br />
</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">RAMAZANOĞLU MAHMÛD SÂMİ</span></span><br />
<br />
Son devrin din adamlarından. 1892 yılında Adana’da doğdu. Ramazanoğulları olarak bilinen âiledendir. Babası Müctebâ Bey, annesi Ümmügülsüm Hanımdır. İlk, orta, lise tahsilini Adana’da tamamladı. Yüksek tahsil için İstanbul’a geldi. Darülfünûn Hukuk Mektebine girerek bitirdi. Zâhirî ilimlerin yanında, tasavvufu öğrenmek istemesi onu hoca aramaya sevk etti. Bunun netîcesinde Erbilli Esad Efendiye talebe oldu. Kısa zamanda hocalarının yakın alâkası ile yetişti. Bir müddet sonra hocası tarafından memleketi olan Adana’ya gönderildi.<br />
<br />
1951 yılında, İstanbul’a gelip, iki sene kadar kaldı. Hacca gidip dönüşte Şam’a yerleşti. Fakat burada fazla kalmayıp, dokuz ay sonra tekrar İstanbul’a geldi. Erenköy’e yerleşip, Zihnipaşa Câmiinde halka devamlı vâz ve nasîhatlarda bulunup öğüt verdi. 1979 yılında Mekke’ye göç edip, oraya yerleşti. 12 Şubat 1984 günü vefât ederek, Medîne’deki Cennetül-Bakî Kabristanına defnedildi.<br />
<br />
Çok az konuşur, hiç kimseye “şunu yap, bunu yapma” demezdi. Peygamberin hayâtı, Eshâb-ı kirâmın önde gelenleri ve o devirdeki bâzı olaylar ile Kur’ân-ı kerîmden bâzı sûrelerin tefsîrine dâir çoğu sohbet şeklinde yazılmış dînî eserleri vardır.<br />
<br />
Eserleri<br />
<br />
    Hazreti İbrahim (AS)<br />
    Hazreti Yusuf (AS)<br />
    Yunus ve Hud Sureleri Tefsiri<br />
    Bedir Gazvesi ve Enfal S.<br />
    Uhud Gazvesi<br />
    Tebük Gazvesi<br />
    Hazreti Ebu Bekir (RA)<br />
    Hazreti Ömer (RA)<br />
    Hazreti Osman (RA)<br />
    Hazreti Ali (RA)<br />
    Hazreti Halid İbni Velid (RA)<br />
    Ashab-ı Kiram (RA) (1-2)<br />
    Musâhabe (1-6)<br />
    Mükerrem İnsan<br />
    Fatiha Suresi Tefsiri<br />
    Bakara Suresi Tefsiri<br />
    Dualar ve Zikirler[1]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynak</span></span><br />
<br />
Rehber Ansiklopedisi<br />
<br />
</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[DOSTOYEVSKİ, Mihailoviç]]></title>
			<link>https://forum.bizdeblog.com/showthread.php?tid=30255</link>
			<pubDate>Sat, 31 Aug 2024 22:59:52 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forum.bizdeblog.com/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forum.bizdeblog.com/showthread.php?tid=30255</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">DOSTOYEVSKİ, Mihailoviç</span></span><br />
<br />
1821 ve 1881 seneleri arasında yaşayan meşhur Rus romancısı. Psikolojik roman akımının öncülerindendir. İlk senelerini Moskova’da tabiaten çok sert ve askerî bir hekim olan babasıyla, veremli bir hanım olan annesi arasında geçirdi. Annesi ölünce babası onu Petersburg’daki mühendislik okuluna verdi. Genç Dostoyevski’nin Petersburg’daki hayatı zorlu bir tahsil ve askerî bir disiplin içinde geçti. Kendi ruh hâline uymayan bu iki tesir onu okumaya ve edebî denemeler yazmaya sevk etti. Tahsilini 20 yaşında bitirdikten sonra sefâlet ve yalnızlık içinde kaldığından, Petersburg’da yerleşerek tercümeler yapmak sûretiyle hayâtını kazandı. <br />
<br />
Mektuplar hâlinde yazdığı Yoksullar isimli romanını bu sıralar kaleme aldı. Daha sona Dvoynik, Pansiyoncu Kadın, Beyaz Geceler, Çam Ağacı ve Düğün adlı hikâyelerini yazdı. 1849’da yazdığı bir eserinden dolayı okuyucularının gözünden düştü ve önceki şöhretini kaybetti. Aynı yıl Çar’a karşı gelmekle işlediği suçtan dolayı da ölüm cezâsına çarptırıldı, son dakikada imparatorca affedilip dört sene için Sibirya’ya sürüldü. Bu dört sene esnâsında gördüğü işkenceler, rûhu üzerinde derin izler bıraktı. Sibirya’dan döndükten sonra uzun müddet ücrâ bir yerde yaşadı ve nihâyet 1859’da Petersburg’a yerleşme müsâdesi alarak eski hayâtına döndü. Ama isminin unutulduğunu ve eski arkadaşlarının da olmadığını görmesi, onu hayli etkiledi. Bu arada Stepençikovo Köyü ve Orada Oturanlar, Dayının Rüyâsı, Ölüler Evinin Hatıraları adlı eserlerini yazdı. Mahkûmların kamptaki hayâtıyla alâkalı bu gerçekçi roman, ona eski ününü yeniden kazandırdı ve İmparator İkinci Aleksandr’ı bile tesiri altına aldı. <br />
<br />
Bir türlü rahat hayâta kavuşamayan Dostoyevski, borçlar içinde kıvranmasına rağmen, sıkıntılara göğüs gererek bunları, önüne geçilmez bir alınyazısı kabul etti. 46 yaşındayken ikinci defâ evlenen romancı, alacaklıların peşini bırakmaması yüzünden, çok geçmeden karısı ile berâber Rusya’dan ayrılmak ve Avrupa’ya yerleşmek mecbûriyetinde kaldı. Burada da Rusya’dan gönderilen yardımlarla hayatını sürdürdü. Kızları doğumdan birkaç gün sonra ölünce, yazar büyük bir üzüntüye kapılıp bütün gecelerini yazmakla geçirdi. Diğer önemli eserleri şunlardır: Suç ve Cezâ, Budala, İfritler, Bir Yazarın Günlüğü, Delikanlı, Karamazof Kardeşler. Dostoyevski, 1879-1880 seneleri arasında yazdığı bu son eserine şahaser gözüyle bakıyordu. Artık bu eserlerden sonra yazarın ünü Tolstoy’u bile geride bıraktı. <br />
</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">DOSTOYEVSKİ, Mihailoviç</span></span><br />
<br />
1821 ve 1881 seneleri arasında yaşayan meşhur Rus romancısı. Psikolojik roman akımının öncülerindendir. İlk senelerini Moskova’da tabiaten çok sert ve askerî bir hekim olan babasıyla, veremli bir hanım olan annesi arasında geçirdi. Annesi ölünce babası onu Petersburg’daki mühendislik okuluna verdi. Genç Dostoyevski’nin Petersburg’daki hayatı zorlu bir tahsil ve askerî bir disiplin içinde geçti. Kendi ruh hâline uymayan bu iki tesir onu okumaya ve edebî denemeler yazmaya sevk etti. Tahsilini 20 yaşında bitirdikten sonra sefâlet ve yalnızlık içinde kaldığından, Petersburg’da yerleşerek tercümeler yapmak sûretiyle hayâtını kazandı. <br />
<br />
Mektuplar hâlinde yazdığı Yoksullar isimli romanını bu sıralar kaleme aldı. Daha sona Dvoynik, Pansiyoncu Kadın, Beyaz Geceler, Çam Ağacı ve Düğün adlı hikâyelerini yazdı. 1849’da yazdığı bir eserinden dolayı okuyucularının gözünden düştü ve önceki şöhretini kaybetti. Aynı yıl Çar’a karşı gelmekle işlediği suçtan dolayı da ölüm cezâsına çarptırıldı, son dakikada imparatorca affedilip dört sene için Sibirya’ya sürüldü. Bu dört sene esnâsında gördüğü işkenceler, rûhu üzerinde derin izler bıraktı. Sibirya’dan döndükten sonra uzun müddet ücrâ bir yerde yaşadı ve nihâyet 1859’da Petersburg’a yerleşme müsâdesi alarak eski hayâtına döndü. Ama isminin unutulduğunu ve eski arkadaşlarının da olmadığını görmesi, onu hayli etkiledi. Bu arada Stepençikovo Köyü ve Orada Oturanlar, Dayının Rüyâsı, Ölüler Evinin Hatıraları adlı eserlerini yazdı. Mahkûmların kamptaki hayâtıyla alâkalı bu gerçekçi roman, ona eski ününü yeniden kazandırdı ve İmparator İkinci Aleksandr’ı bile tesiri altına aldı. <br />
<br />
Bir türlü rahat hayâta kavuşamayan Dostoyevski, borçlar içinde kıvranmasına rağmen, sıkıntılara göğüs gererek bunları, önüne geçilmez bir alınyazısı kabul etti. 46 yaşındayken ikinci defâ evlenen romancı, alacaklıların peşini bırakmaması yüzünden, çok geçmeden karısı ile berâber Rusya’dan ayrılmak ve Avrupa’ya yerleşmek mecbûriyetinde kaldı. Burada da Rusya’dan gönderilen yardımlarla hayatını sürdürdü. Kızları doğumdan birkaç gün sonra ölünce, yazar büyük bir üzüntüye kapılıp bütün gecelerini yazmakla geçirdi. Diğer önemli eserleri şunlardır: Suç ve Cezâ, Budala, İfritler, Bir Yazarın Günlüğü, Delikanlı, Karamazof Kardeşler. Dostoyevski, 1879-1880 seneleri arasında yazdığı bu son eserine şahaser gözüyle bakıyordu. Artık bu eserlerden sonra yazarın ünü Tolstoy’u bile geride bıraktı. <br />
</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[DON KİŞOT (Don Quixote)]]></title>
			<link>https://forum.bizdeblog.com/showthread.php?tid=30252</link>
			<pubDate>Sat, 31 Aug 2024 22:40:52 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forum.bizdeblog.com/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forum.bizdeblog.com/showthread.php?tid=30252</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">DON KİŞOT (Don Quixote)</span></span><br />
<br />
İspanya’nın Alcala şehrinde doğan ve bir cerrahın oğlu olan Miguel de Cervantes Saavedra (1547-1616)nın romanı. Cervantes bu eserle şöhret bulmuştur. Eserin ilk kısmını El Ingenioso Hidalgo don Quixote de la Mancha adıyla 1605 yılında yayınladı ve büyük bir rağbet gördü. Arkasından Avellaneda (Meçhul Bir Kimse) adı ile Don Kişot’un sözde ikinci kısmını ortaya koydu ise de, asıl ikinci kısmını 1616 yılında yayınladı. <br />
<br />
Don Kişot, küçük bir köy azilzâdesidir. Şövalye romanlarını okuya okuya dimağı karışmıştır. Silahdâr olan Sanşo Pansa (Sancho Pança) ile birlikte serserice bir şövalye hayâtı sürmek ister. Böylece bütün dünyâda zevkle okunan sergüzeştler ortaya çıkar. Bunlar; kahraman olarak Don Kişot’un yel değirmenlerine karşı savaşı; kürek cezâsına çarptırılanların onun tarafından kurtarılması; arabaya hücûmu; bir otelde Sanşo Pansa’nın bir örtü içinde havaya sıçratılması; hizmetçi Maritornes’un mârifetleri; Don Kişot’un hayâlinde yaşattığı Dülsine du Tobosa (Dulcinee du Toboso) adlı sevgilisi ile geçirdiği mâcerâlar; Sanşo Pansa’nın vâli tâyin edilmesi ve adâletle iş yapması gibi hâdiselerdir. Bu vak’alardan başka asıl konu ile ilgili olmayan hikâyeler de Don Kişot romanında yer almaktadır. <br />
<br />
Kahraman olarak asıl Don Kişot; Rossinante adlı atının üstünde, başında miğfer, elinde mızrak uzun, zayıf ve üzüntülü bir çehre ile görünen ve okuyucunun hâfızasına bu şekilde nakşedilmiş Figür şövalyesidir. Tabiî eşeğinin üstünde iki heybesi arasında yerleşen, Don Kişot’un zıddına şişman ve kısa olan Şanso’ya da onun yanında yer vermek gerekir. Zâten asıl romanı roman yapan kahramanlar bunlardır. <br />
<br />
Romanda düşünce ile, uygulamalı hayat karşı karşıya gelmektedir. Zıtlık, zâten beşer fikrinin iki kutbu olan Don Kişot ve Sanşo’da mevcuttur. Don Kişot, sâbit fikirler bir yana; aklın, asâletin ve kibârlığın timsâlidir. Ağzından güzel sözler çıkar. Sanşo ise değişik bir akla sâhiptir. Bu onun atasözlerine ve tecrübelere bağlılığından ileri gelmektedir. <br />
<br />
Günlük konuşmaya giren Don Kişot kelimesi asıl mânâsını Don Kişot romanının kahramanından alır. Kelimenin “iyilik ve yardım sever” mânâsı yanında “deli ve gösteriş meraklısı, şöhrete düşkün” mânâsı da vardır. Böylece Don Kişot başka milletlerin yanında bizim de günlük dilimizde yer almıştır. <br />
</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">DON KİŞOT (Don Quixote)</span></span><br />
<br />
İspanya’nın Alcala şehrinde doğan ve bir cerrahın oğlu olan Miguel de Cervantes Saavedra (1547-1616)nın romanı. Cervantes bu eserle şöhret bulmuştur. Eserin ilk kısmını El Ingenioso Hidalgo don Quixote de la Mancha adıyla 1605 yılında yayınladı ve büyük bir rağbet gördü. Arkasından Avellaneda (Meçhul Bir Kimse) adı ile Don Kişot’un sözde ikinci kısmını ortaya koydu ise de, asıl ikinci kısmını 1616 yılında yayınladı. <br />
<br />
Don Kişot, küçük bir köy azilzâdesidir. Şövalye romanlarını okuya okuya dimağı karışmıştır. Silahdâr olan Sanşo Pansa (Sancho Pança) ile birlikte serserice bir şövalye hayâtı sürmek ister. Böylece bütün dünyâda zevkle okunan sergüzeştler ortaya çıkar. Bunlar; kahraman olarak Don Kişot’un yel değirmenlerine karşı savaşı; kürek cezâsına çarptırılanların onun tarafından kurtarılması; arabaya hücûmu; bir otelde Sanşo Pansa’nın bir örtü içinde havaya sıçratılması; hizmetçi Maritornes’un mârifetleri; Don Kişot’un hayâlinde yaşattığı Dülsine du Tobosa (Dulcinee du Toboso) adlı sevgilisi ile geçirdiği mâcerâlar; Sanşo Pansa’nın vâli tâyin edilmesi ve adâletle iş yapması gibi hâdiselerdir. Bu vak’alardan başka asıl konu ile ilgili olmayan hikâyeler de Don Kişot romanında yer almaktadır. <br />
<br />
Kahraman olarak asıl Don Kişot; Rossinante adlı atının üstünde, başında miğfer, elinde mızrak uzun, zayıf ve üzüntülü bir çehre ile görünen ve okuyucunun hâfızasına bu şekilde nakşedilmiş Figür şövalyesidir. Tabiî eşeğinin üstünde iki heybesi arasında yerleşen, Don Kişot’un zıddına şişman ve kısa olan Şanso’ya da onun yanında yer vermek gerekir. Zâten asıl romanı roman yapan kahramanlar bunlardır. <br />
<br />
Romanda düşünce ile, uygulamalı hayat karşı karşıya gelmektedir. Zıtlık, zâten beşer fikrinin iki kutbu olan Don Kişot ve Sanşo’da mevcuttur. Don Kişot, sâbit fikirler bir yana; aklın, asâletin ve kibârlığın timsâlidir. Ağzından güzel sözler çıkar. Sanşo ise değişik bir akla sâhiptir. Bu onun atasözlerine ve tecrübelere bağlılığından ileri gelmektedir. <br />
<br />
Günlük konuşmaya giren Don Kişot kelimesi asıl mânâsını Don Kişot romanının kahramanından alır. Kelimenin “iyilik ve yardım sever” mânâsı yanında “deli ve gösteriş meraklısı, şöhrete düşkün” mânâsı da vardır. Böylece Don Kişot başka milletlerin yanında bizim de günlük dilimizde yer almıştır. <br />
</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[CERVANTES, Miguel de]]></title>
			<link>https://forum.bizdeblog.com/showthread.php?tid=29741</link>
			<pubDate>Wed, 14 Aug 2024 17:51:53 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forum.bizdeblog.com/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forum.bizdeblog.com/showthread.php?tid=29741</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">CERVANTES, Miguel de</span></span><br />
<br />
<br />
Meşhur İspanyol roman yazarı. İspanya’da 1547 yılında Alcala şehrinde doğmuştur. Fakir bir âilenin çocuğu olduğu için binbir zorlukla okudu. Madrid Üniversitesine devam etti. Talebelik sırasında yazdığı şiirlerde kâbiliyetini ve hayâl gücünü gösterdi. İspanya’da iş bulamayınca Roma’ya gidip orada işe başladı. İspanya ve Venediklilerin Osmanlılara karşı hazırladığı sefere asker olarak katıldı (1571). Deniz savaşında sol kolu sakat kaldı. İspanya’ya dönerken 1575 yılında Osmanlı gemileri tarafından esir alınarak Cezâyir’e götürüldü. Burada beş sene kaldıktan sonra memleketine döndü (1580). Şiirleri yanında, piyesler yazmaya da başladı. Yazdığı eserler kendisine bir şey kazandırmadığından yoksul hayâtı devâm etti.<br />
<br />
Kendisini meşhur eden Don Kişot adlı eserini 1605 yılında tamamladı. Burada hayalci gücü ile İspanya’daki hayâtı ve insanları eleştirip, hiciv sanatının bütün ustalıkları ile olayları ortaya koydu. Hayâtını kalemi ile kazanmaya çalışan Cervantes, şöhretine rağmen yoksulluktan hiçbir zaman kurtulamamıştı. Madrid’de 1616 yılında öldü. Kendisini şöhrete ulaştıran Don Kişot’tan başka, otuz kadar tiyatro eseri, pekçok şiiri ve küçük romanları vardır.<br />
<br />
<br />
</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">CERVANTES, Miguel de</span></span><br />
<br />
<br />
Meşhur İspanyol roman yazarı. İspanya’da 1547 yılında Alcala şehrinde doğmuştur. Fakir bir âilenin çocuğu olduğu için binbir zorlukla okudu. Madrid Üniversitesine devam etti. Talebelik sırasında yazdığı şiirlerde kâbiliyetini ve hayâl gücünü gösterdi. İspanya’da iş bulamayınca Roma’ya gidip orada işe başladı. İspanya ve Venediklilerin Osmanlılara karşı hazırladığı sefere asker olarak katıldı (1571). Deniz savaşında sol kolu sakat kaldı. İspanya’ya dönerken 1575 yılında Osmanlı gemileri tarafından esir alınarak Cezâyir’e götürüldü. Burada beş sene kaldıktan sonra memleketine döndü (1580). Şiirleri yanında, piyesler yazmaya da başladı. Yazdığı eserler kendisine bir şey kazandırmadığından yoksul hayâtı devâm etti.<br />
<br />
Kendisini meşhur eden Don Kişot adlı eserini 1605 yılında tamamladı. Burada hayalci gücü ile İspanya’daki hayâtı ve insanları eleştirip, hiciv sanatının bütün ustalıkları ile olayları ortaya koydu. Hayâtını kalemi ile kazanmaya çalışan Cervantes, şöhretine rağmen yoksulluktan hiçbir zaman kurtulamamıştı. Madrid’de 1616 yılında öldü. Kendisini şöhrete ulaştıran Don Kişot’tan başka, otuz kadar tiyatro eseri, pekçok şiiri ve küçük romanları vardır.<br />
<br />
<br />
</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[CENGİZ AYTMATOV]]></title>
			<link>https://forum.bizdeblog.com/showthread.php?tid=29737</link>
			<pubDate>Wed, 14 Aug 2024 17:43:01 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forum.bizdeblog.com/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forum.bizdeblog.com/showthread.php?tid=29737</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">CENGİZ AYTMATOV</span></span><br />
<br />
Kırgız yazar ve gazeteci. 1928’de Kırgızistan’ın Şeker köyünde doğdu. Bir memur çocuğu olarak dünyaya gelen Cengiz Aytmatov ilk öğrenimini köy okulunda gördü. İkinci Dünya Savaşı sırasında köyünde erkek nüfusun azalması üzerine köyün sovyetine kâtip oldu. Daha sonra Cumbul’da baytar okuluna başladı. 1953 senesinde Kırgızistan Tarım Enstitüsünden mezun oldu. Talebeliği sırasında çeşitlli yazı denemeleri yaptı. Okulu bitirdikten sonra devlet üretme çiftliklerinde vazife yaptı. Bu sırada da eser yazmağa devam etti. Bir müddet Moskova’da Gorki Enstitüsünde staj yaptı. 1957’de Sovyet Yazarları Birliği Moskova Üniversitesi Edebiyat Fakültesini bitiren Cengiz Aytmatov 1959’da Kırgız’da Pravda gazetesi muhabiri oldu. Provesti gor İstepey (Dağlar ve Steplerden Masallar) adlı hikâye derlemesiyle meşhûr oldu. 1962’de Kırgız Sinematoğrafi İşçileri Birliği birinci sekreterliğine getirildi. 1963 senesinde Lenin Ödülünü aldı.<br />
<br />
Yazdığı eserlerde Kırgızların köy hayatını anlatan Cengiz Aytmatov’un, ilham kaynağı Kırgız destanları özellikle Manas destanı oldu. Hem Rusça, hem de Kırgızca olarak kaleme aldığı eserlerinin konusu savaş ve aşktır. Yazar bu konuların üzerinde duruşunu insan duygularının en yoğun olarak bu iki durum sırasında ortaya çıkmış olmasıyla izah eder. Fransız şâiri Aragon onun Cemile adlı eseri için “Dünyanın en güzel aşk hikâyesidir.” demek suretiyle değerini ifâde etmiştir. Türk diline ve Orta Asya Türk boylarına özel ilgi duyan yazar 1966 da SSCB Yüksek Sovyeti üyeliğine seçildi. 1967 de SSCB Yazarlar Birliği Yürütme Kurulu üyesi oldu. 1968 de Sovyet Devlet Edebiyat Ödülünü aldı. Birkaç defâ ülkemizi ziyâret etti.<br />
<br />
Sovyet Komünist Partisinde yıllarca vazife yapmış, sosyalizme kendini adamış biri olan Cengiz Aytmatov aynı zamanda Orta Asya Türk Cumhuriyetlirinin özellikle de Kırgızistan’ın otuz yıldan beri hür dünyaya açılan penceresi olmuştur. Kırgız kültürünün temellerini yeniden ortaya çıkarmıştır. Bu sebeple siyâsî kişiliğinden ziyâde edebî ve kültürel kişiliğini önde tutmak gerekmektedir.<br />
<br />
Cengiz Aytmatov’un Cemile, Masaldan Sonra, Beyaz Gemi, Elveda Gülsarı, Toprak Ana, İlk Öğretmenim, Yüz Yüze, Selvi Boylum, Deve Gözü, Askerin oğlu, Oğulla Görüşme, Kopar Zincirlerini Gülsarı, Öğretmen, Zorlu Geçit adlı eserleri vardır. Çeşitli dillere çevrilen eserleri Türkiye’de çeşitli yayınevleri tarafından basılmıştır. Türkçeye çevrilen eserleri 1974 ve 1982’de Bütün Eserleri adı altında toplanmıştır.<br />
<br />
</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">CENGİZ AYTMATOV</span></span><br />
<br />
Kırgız yazar ve gazeteci. 1928’de Kırgızistan’ın Şeker köyünde doğdu. Bir memur çocuğu olarak dünyaya gelen Cengiz Aytmatov ilk öğrenimini köy okulunda gördü. İkinci Dünya Savaşı sırasında köyünde erkek nüfusun azalması üzerine köyün sovyetine kâtip oldu. Daha sonra Cumbul’da baytar okuluna başladı. 1953 senesinde Kırgızistan Tarım Enstitüsünden mezun oldu. Talebeliği sırasında çeşitlli yazı denemeleri yaptı. Okulu bitirdikten sonra devlet üretme çiftliklerinde vazife yaptı. Bu sırada da eser yazmağa devam etti. Bir müddet Moskova’da Gorki Enstitüsünde staj yaptı. 1957’de Sovyet Yazarları Birliği Moskova Üniversitesi Edebiyat Fakültesini bitiren Cengiz Aytmatov 1959’da Kırgız’da Pravda gazetesi muhabiri oldu. Provesti gor İstepey (Dağlar ve Steplerden Masallar) adlı hikâye derlemesiyle meşhûr oldu. 1962’de Kırgız Sinematoğrafi İşçileri Birliği birinci sekreterliğine getirildi. 1963 senesinde Lenin Ödülünü aldı.<br />
<br />
Yazdığı eserlerde Kırgızların köy hayatını anlatan Cengiz Aytmatov’un, ilham kaynağı Kırgız destanları özellikle Manas destanı oldu. Hem Rusça, hem de Kırgızca olarak kaleme aldığı eserlerinin konusu savaş ve aşktır. Yazar bu konuların üzerinde duruşunu insan duygularının en yoğun olarak bu iki durum sırasında ortaya çıkmış olmasıyla izah eder. Fransız şâiri Aragon onun Cemile adlı eseri için “Dünyanın en güzel aşk hikâyesidir.” demek suretiyle değerini ifâde etmiştir. Türk diline ve Orta Asya Türk boylarına özel ilgi duyan yazar 1966 da SSCB Yüksek Sovyeti üyeliğine seçildi. 1967 de SSCB Yazarlar Birliği Yürütme Kurulu üyesi oldu. 1968 de Sovyet Devlet Edebiyat Ödülünü aldı. Birkaç defâ ülkemizi ziyâret etti.<br />
<br />
Sovyet Komünist Partisinde yıllarca vazife yapmış, sosyalizme kendini adamış biri olan Cengiz Aytmatov aynı zamanda Orta Asya Türk Cumhuriyetlirinin özellikle de Kırgızistan’ın otuz yıldan beri hür dünyaya açılan penceresi olmuştur. Kırgız kültürünün temellerini yeniden ortaya çıkarmıştır. Bu sebeple siyâsî kişiliğinden ziyâde edebî ve kültürel kişiliğini önde tutmak gerekmektedir.<br />
<br />
Cengiz Aytmatov’un Cemile, Masaldan Sonra, Beyaz Gemi, Elveda Gülsarı, Toprak Ana, İlk Öğretmenim, Yüz Yüze, Selvi Boylum, Deve Gözü, Askerin oğlu, Oğulla Görüşme, Kopar Zincirlerini Gülsarı, Öğretmen, Zorlu Geçit adlı eserleri vardır. Çeşitli dillere çevrilen eserleri Türkiye’de çeşitli yayınevleri tarafından basılmıştır. Türkçeye çevrilen eserleri 1974 ve 1982’de Bütün Eserleri adı altında toplanmıştır.<br />
<br />
</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Azra Kohen Kimdir? Biyografisi]]></title>
			<link>https://forum.bizdeblog.com/showthread.php?tid=29493</link>
			<pubDate>Fri, 02 Aug 2024 16:50:14 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forum.bizdeblog.com/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forum.bizdeblog.com/showthread.php?tid=29493</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://forum.bizdeblog.com/images/attachtypes/image.png" title="JPG Image" border="0" alt=".jpg" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=150401" target="_blank" title="">Azra Kohen-3.jpg</a> (Size: 353.87 KB / Downloads: 138)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Azra Kohen Kimdir? Biyografisi</span></span><br />
<br />
Özge Azra Kohen (d. 1979, İzmir), Türk yazar.<br />
<br />
İlk kitabı olan Fi Akilah mahlası ile yayımlandıktan sonra, ikinci ve üçüncü kitabı Çi ile Pi Akilah Azra Kohen adıyla yayımlandı. Fi, Çi, Pi üçlemesinden sonra 2017 yılında fantastik gerçekçilik türünde Aeden ve 2019 yılında tarih içeriği ile Gör Beni isimli romanlarını yayınlamışdır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İlk yılları ve kariyeri</span></span><br />
<br />
1979 yılında İzmir'de dünyaya geldi.[1] İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi'nin radyo, televizyon ve sinema bölümünden mezun olduktan sonra eğitim hayatına Kanada'da Ottawa Üniversitesi'nde ekonomi okuyarak devam etmiştir. 2019 yılında İngiltere Writtle Üniversitesi'nde Onarıcı Tarım okumaya başlamış, tarım eğitimine 2021 yılında taşındığı Amerika'da devam etmiştir. Birçok röportajında kendini çiftçi olarak tanımlamış, asıl mesleğinin öğrencilik olduğunu söylemiştir.[2]<br />
<br />
Eğitime bakış açısını bir röportajında, "Bu dünyaya öğrenmek için geldik" sözleriyle ifade etmiştir. İngilizce ve İtalyanca bilmektedir.[3]<br />
<br />
Yazdığı üçleme hikâye dizisi "Fi", "Çi" ve "Pi" kısa sürede ilgi gördükten sonra "Fi" ismi ile bir internet dizisi hâlinde uyarlandı.[4] Aralık 2017'de yazar Azra Kohen, Radyo Trafik Marmara'da katıldığı Yazarın Dilinden isimli radyo programında Gör Beni ve Dinle Beni isimli iki yeni kitabı kaleme almaya başladığını açıkladı.[5] Ayrıca aynı ay içerisinde Fi dizisinin yapım sürecinde başından geçenleri anlatan bir kitabı kaleme alacağını duyurdu.[6]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KISACA</span></span><br />
<br />
Azra Kohen<br />
Doğum	Özge Azra Sarızeybek<br />
1979 (44-45 yaşında)<br />
İzmir<br />
Takma ad	Akilah<br />
Meslek	Yazar<br />
Vatandaşlık	 Türkiye<br />
Eğitim	İstanbul Üniversitesi Liverpool Üniversitesi<br />
Önemli eser	Fi, Çi, Pi, Aeden, Gör Beni<br />
Önemli ödülleri	En iyi yazar (2018 Elele, 2019 Işık Vakfı, 2020 Hacettepe Üniversitesi)<br />
Evlilik	Sadok Kohen (2001)<br />
Çocuklar	(1)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kişisel hayatı</span></span><br />
<br />
2001 yılında Sadok Kohen ile yaptığı evlilikten[7] 2009 yılında dünyaya gelen bir erkek çocukları vardır. Organik tarıma, evrenin matematiğine ve bir yaratıcının olduğuna inanır. Bilinen bir politik görüşü yoktur. Kohen bir söyleşide vejetaryen olmadığını, ama olmaya çalıştığını açıklamıştır.[4]<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ödülleri</span></span><br />
<br />
    Elele Avon Yılın Yazarı Ödülü (2018)[8]<br />
    Işık Vakfı En İyi Yazar (2019)[kaynak belirtilmeli]<br />
    Hacettepe Üniversite En İyi Yazar (2020)[kaynak belirtilmeli]<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Eserleri</span></span><br />
<br />
    Fi<br />
    Çi<br />
    Pi<br />
    Aeden<br />
    Gör Beni<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kaynak ve Dipnotlar</span></span><br />
<br />
Wikipedia<br />
<br />
<br />
<!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://forum.bizdeblog.com/images/attachtypes/image.png" title="JPG Image" border="0" alt=".jpg" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=150401" target="_blank" title="">Azra Kohen-3.jpg</a> (Size: 353.87 KB / Downloads: 138)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://forum.bizdeblog.com/images/attachtypes/image.png" title="JPG Image" border="0" alt=".jpg" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=150402" target="_blank" title="">Azra Kohen-1.jpg</a> (Size: 424.88 KB / Downloads: 137)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://forum.bizdeblog.com/images/attachtypes/image.png" title="JPG Image" border="0" alt=".jpg" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=150403" target="_blank" title="">Azra Kohen-2.jpg</a> (Size: 338.7 KB / Downloads: 133)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://forum.bizdeblog.com/images/attachtypes/image.png" title="JPG Image" border="0" alt=".jpg" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=150404" target="_blank" title="">Azra Kohen-4.jpg</a> (Size: 282.38 KB / Downloads: 133)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://forum.bizdeblog.com/images/attachtypes/image.png" title="JPG Image" border="0" alt=".jpg" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=150401" target="_blank" title="">Azra Kohen-3.jpg</a> (Size: 353.87 KB / Downloads: 138)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Azra Kohen Kimdir? Biyografisi</span></span><br />
<br />
Özge Azra Kohen (d. 1979, İzmir), Türk yazar.<br />
<br />
İlk kitabı olan Fi Akilah mahlası ile yayımlandıktan sonra, ikinci ve üçüncü kitabı Çi ile Pi Akilah Azra Kohen adıyla yayımlandı. Fi, Çi, Pi üçlemesinden sonra 2017 yılında fantastik gerçekçilik türünde Aeden ve 2019 yılında tarih içeriği ile Gör Beni isimli romanlarını yayınlamışdır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İlk yılları ve kariyeri</span></span><br />
<br />
1979 yılında İzmir'de dünyaya geldi.[1] İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi'nin radyo, televizyon ve sinema bölümünden mezun olduktan sonra eğitim hayatına Kanada'da Ottawa Üniversitesi'nde ekonomi okuyarak devam etmiştir. 2019 yılında İngiltere Writtle Üniversitesi'nde Onarıcı Tarım okumaya başlamış, tarım eğitimine 2021 yılında taşındığı Amerika'da devam etmiştir. Birçok röportajında kendini çiftçi olarak tanımlamış, asıl mesleğinin öğrencilik olduğunu söylemiştir.[2]<br />
<br />
Eğitime bakış açısını bir röportajında, "Bu dünyaya öğrenmek için geldik" sözleriyle ifade etmiştir. İngilizce ve İtalyanca bilmektedir.[3]<br />
<br />
Yazdığı üçleme hikâye dizisi "Fi", "Çi" ve "Pi" kısa sürede ilgi gördükten sonra "Fi" ismi ile bir internet dizisi hâlinde uyarlandı.[4] Aralık 2017'de yazar Azra Kohen, Radyo Trafik Marmara'da katıldığı Yazarın Dilinden isimli radyo programında Gör Beni ve Dinle Beni isimli iki yeni kitabı kaleme almaya başladığını açıkladı.[5] Ayrıca aynı ay içerisinde Fi dizisinin yapım sürecinde başından geçenleri anlatan bir kitabı kaleme alacağını duyurdu.[6]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KISACA</span></span><br />
<br />
Azra Kohen<br />
Doğum	Özge Azra Sarızeybek<br />
1979 (44-45 yaşında)<br />
İzmir<br />
Takma ad	Akilah<br />
Meslek	Yazar<br />
Vatandaşlık	 Türkiye<br />
Eğitim	İstanbul Üniversitesi Liverpool Üniversitesi<br />
Önemli eser	Fi, Çi, Pi, Aeden, Gör Beni<br />
Önemli ödülleri	En iyi yazar (2018 Elele, 2019 Işık Vakfı, 2020 Hacettepe Üniversitesi)<br />
Evlilik	Sadok Kohen (2001)<br />
Çocuklar	(1)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kişisel hayatı</span></span><br />
<br />
2001 yılında Sadok Kohen ile yaptığı evlilikten[7] 2009 yılında dünyaya gelen bir erkek çocukları vardır. Organik tarıma, evrenin matematiğine ve bir yaratıcının olduğuna inanır. Bilinen bir politik görüşü yoktur. Kohen bir söyleşide vejetaryen olmadığını, ama olmaya çalıştığını açıklamıştır.[4]<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ödülleri</span></span><br />
<br />
    Elele Avon Yılın Yazarı Ödülü (2018)[8]<br />
    Işık Vakfı En İyi Yazar (2019)[kaynak belirtilmeli]<br />
    Hacettepe Üniversite En İyi Yazar (2020)[kaynak belirtilmeli]<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Eserleri</span></span><br />
<br />
    Fi<br />
    Çi<br />
    Pi<br />
    Aeden<br />
    Gör Beni<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kaynak ve Dipnotlar</span></span><br />
<br />
Wikipedia<br />
<br />
<br />
<!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://forum.bizdeblog.com/images/attachtypes/image.png" title="JPG Image" border="0" alt=".jpg" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=150401" target="_blank" title="">Azra Kohen-3.jpg</a> (Size: 353.87 KB / Downloads: 138)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://forum.bizdeblog.com/images/attachtypes/image.png" title="JPG Image" border="0" alt=".jpg" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=150402" target="_blank" title="">Azra Kohen-1.jpg</a> (Size: 424.88 KB / Downloads: 137)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://forum.bizdeblog.com/images/attachtypes/image.png" title="JPG Image" border="0" alt=".jpg" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=150403" target="_blank" title="">Azra Kohen-2.jpg</a> (Size: 338.7 KB / Downloads: 133)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://forum.bizdeblog.com/images/attachtypes/image.png" title="JPG Image" border="0" alt=".jpg" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=150404" target="_blank" title="">Azra Kohen-4.jpg</a> (Size: 282.38 KB / Downloads: 133)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Madam Blavatsky - Helena Petrovna Blavatsky Kimdir? Biyografisi]]></title>
			<link>https://forum.bizdeblog.com/showthread.php?tid=29350</link>
			<pubDate>Mon, 29 Jul 2024 04:46:36 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forum.bizdeblog.com/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forum.bizdeblog.com/showthread.php?tid=29350</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://forum.bizdeblog.com/images/attachtypes/image.png" title="JPG Image" border="0" alt=".jpg" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=149069" target="_blank" title="">Madam Blavatsky - Helena Petrovna Blavatsky Kimdir-1.jpg</a> (Size: 196.39 KB / Downloads: 133)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Madam Blavatsky - Helena Petrovna Blavatsky Kimdir? Biyografisi</span></span><br />
<br />
Helena Petrovna Blavatsky (Rusça: Еле́на Петро́вна Блава́тская, Ukraynaca: Олена Петрівна Блаватська) evlilik öncesi soyadı Helena von Hahn (Rusça: Елена Петровна Ган, Ukraynaca: Олена Петрівна Ган) (d. 12 Ağustos 1831 Yakaterinoslav, Rus İmparatorluğu (Şimdiki Dnipro, Ukrayna) - ö. 8 Mayıs 1891, Londra), Alman asıllı Rus okültist, Teosofi Derneği'nin kurucusu ve teozofinin batıda yaygınlaşmasını sağlayan kişidir.<br />
<br />
Madam Blavatsky diye de bilinir. 31 Temmuz 1831'de Ukrayna'da doğmuş ve 8 Mayıs 1891'de Londra'da ölmüştür. 1848'den 1858'e kadar dünyayı dolaşmış, 1873'te New York'a göç etmiştir. 1878'te de Amerikan vatandaşı olmuştur.</span><br />
<br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Biyografi<br />
İlk yılları</span></span><br />
<br />
Helena Blavatsky, 12 Ağustos 1831'de Ukrayna'nın Yekaterinoslav kentinde (şimdi Dnipro) doğdu . Babası Alman asilzade kökenlere sahip Pyotr Alekseevich von Han, Rus ordusunda bir albaydı. Annesi Elena Andreevna Fadeeva,  Rus George Sand olarak da bilinen bir roman yazardır.<br />
<br />
Annesi 1842'de Helen daha 11 yaşındayken öldü ve büyükbabasının Saratov'daki evinde büyüdü.  17 yaşında kendisinden çok daha yaşlı olan Erivan vali yardımcısı Nikifor Blavatsky ile evlendi, bu evlilik hiçbir zaman tamamlanmadığı için  Blavatsky, üç ay sonra kocasını terk etti. Ancak asilzadenin soyadını koruyarak İstanbul'a kaçtı.[1] <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">KISACA</span></span><br />
<br />
Blavatsky 1877 yılında<br />
Doğum Yelena Petrovna von Hahn<br />
12 Ağustos 1831<br />
Dnipro,Rus İmparatorluğu<br />
Ölüm 31 Temmuz 1891 (59 yaşında)<br />
Londra, Birleşik Krallık<br />
Milliyet Alman asıllı Rus<br />
Dönem 19. yüzyıl felsefesi<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kaynak ve Dipnotlar</span></span><br />
<br />
Wikipedia</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://forum.bizdeblog.com/images/attachtypes/image.png" title="JPG Image" border="0" alt=".jpg" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=149069" target="_blank" title="">Madam Blavatsky - Helena Petrovna Blavatsky Kimdir-1.jpg</a> (Size: 196.39 KB / Downloads: 133)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Madam Blavatsky - Helena Petrovna Blavatsky Kimdir? Biyografisi</span></span><br />
<br />
Helena Petrovna Blavatsky (Rusça: Еле́на Петро́вна Блава́тская, Ukraynaca: Олена Петрівна Блаватська) evlilik öncesi soyadı Helena von Hahn (Rusça: Елена Петровна Ган, Ukraynaca: Олена Петрівна Ган) (d. 12 Ağustos 1831 Yakaterinoslav, Rus İmparatorluğu (Şimdiki Dnipro, Ukrayna) - ö. 8 Mayıs 1891, Londra), Alman asıllı Rus okültist, Teosofi Derneği'nin kurucusu ve teozofinin batıda yaygınlaşmasını sağlayan kişidir.<br />
<br />
Madam Blavatsky diye de bilinir. 31 Temmuz 1831'de Ukrayna'da doğmuş ve 8 Mayıs 1891'de Londra'da ölmüştür. 1848'den 1858'e kadar dünyayı dolaşmış, 1873'te New York'a göç etmiştir. 1878'te de Amerikan vatandaşı olmuştur.</span><br />
<br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Biyografi<br />
İlk yılları</span></span><br />
<br />
Helena Blavatsky, 12 Ağustos 1831'de Ukrayna'nın Yekaterinoslav kentinde (şimdi Dnipro) doğdu . Babası Alman asilzade kökenlere sahip Pyotr Alekseevich von Han, Rus ordusunda bir albaydı. Annesi Elena Andreevna Fadeeva,  Rus George Sand olarak da bilinen bir roman yazardır.<br />
<br />
Annesi 1842'de Helen daha 11 yaşındayken öldü ve büyükbabasının Saratov'daki evinde büyüdü.  17 yaşında kendisinden çok daha yaşlı olan Erivan vali yardımcısı Nikifor Blavatsky ile evlendi, bu evlilik hiçbir zaman tamamlanmadığı için  Blavatsky, üç ay sonra kocasını terk etti. Ancak asilzadenin soyadını koruyarak İstanbul'a kaçtı.[1] <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">KISACA</span></span><br />
<br />
Blavatsky 1877 yılında<br />
Doğum Yelena Petrovna von Hahn<br />
12 Ağustos 1831<br />
Dnipro,Rus İmparatorluğu<br />
Ölüm 31 Temmuz 1891 (59 yaşında)<br />
Londra, Birleşik Krallık<br />
Milliyet Alman asıllı Rus<br />
Dönem 19. yüzyıl felsefesi<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kaynak ve Dipnotlar</span></span><br />
<br />
Wikipedia</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Abdülmetin Balkanlıoğlu kimdir?]]></title>
			<link>https://forum.bizdeblog.com/showthread.php?tid=29348</link>
			<pubDate>Sun, 28 Jul 2024 10:26:33 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forum.bizdeblog.com/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forum.bizdeblog.com/showthread.php?tid=29348</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Abdülmetin Balkanlıoğlu kimdir?</span></span><br />
<br />
Abdülmetin Balkanlıoğlu, 1958'de Çorum'un Sungurlu'ya bağlı Aşağıfındıklı köyünde dünyaya geldi. 1977 senesinde Çorum İmam-Hatip Lisesi'ni bitiren Balkanlıoğlu, 1986 yılında girdiği İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni yarıda bıraktı.<br />
<br />
Arapça eğitimini Emin Saraç Hoca'dan alan Balkanlıoğlu, 1977 tarihinde Şile'de Ağva Hacıköyü'nde imamlık vazifesine başladı. 1978 senesinde Sarıyer Rumeli Efendi Köyü Camii'nde görev yapan Balkanlıoğlu, 1980 senesinde Eminönü Hoşkadem Camii’nde, 1983′de de Fatih Müftülüğü’ne bağlı Acemoğlu Camii’nde görev aldı. Bu dönemde Fatih Din Görevlileri Dernek Başkanlığı'nı yürüttü. Daha sonra, Küçükçekmece ilçesine bağlı Kayabaşı Köyü'ne tayin olan Abdülmetin Balkanlıoğlu, bu görevinden sonra emekliye ayrıldı. <br />
<br />
Abdülmetin Balkanlıoğlu, evli ve 2 çocuk babasıydı.<br />
<br />
İstanbul'da geçirdiği kalp krizi sonucu 60 yaşında hayatını kaybeden İsmailağa camiasının önde gelen isimlerinden Abdulmetin Balkanlıoğlu'nun cenazesi, yarın toprağa verilecek.<br />
<br />
Sakarya Valiliğinden yapılan yazılı açıklamada, "İlimiz Valisi Sayın İrfan Balkanlıoğlu'nun ağabeyi Abdulmetin Balkanlıoğlu vefat etmiştir. Cenazesi yarın İstanbul Fatih Camii'nde kılınacak ikindi namazına müteakiben İstanbul Edirnekapı Mezarlığı'na defnedilecektir. Merhuma Allah'tan rahmet diliyoruz." ifadelerine yer verildi.<br />
</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Abdülmetin Balkanlıoğlu kimdir?</span></span><br />
<br />
Abdülmetin Balkanlıoğlu, 1958'de Çorum'un Sungurlu'ya bağlı Aşağıfındıklı köyünde dünyaya geldi. 1977 senesinde Çorum İmam-Hatip Lisesi'ni bitiren Balkanlıoğlu, 1986 yılında girdiği İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni yarıda bıraktı.<br />
<br />
Arapça eğitimini Emin Saraç Hoca'dan alan Balkanlıoğlu, 1977 tarihinde Şile'de Ağva Hacıköyü'nde imamlık vazifesine başladı. 1978 senesinde Sarıyer Rumeli Efendi Köyü Camii'nde görev yapan Balkanlıoğlu, 1980 senesinde Eminönü Hoşkadem Camii’nde, 1983′de de Fatih Müftülüğü’ne bağlı Acemoğlu Camii’nde görev aldı. Bu dönemde Fatih Din Görevlileri Dernek Başkanlığı'nı yürüttü. Daha sonra, Küçükçekmece ilçesine bağlı Kayabaşı Köyü'ne tayin olan Abdülmetin Balkanlıoğlu, bu görevinden sonra emekliye ayrıldı. <br />
<br />
Abdülmetin Balkanlıoğlu, evli ve 2 çocuk babasıydı.<br />
<br />
İstanbul'da geçirdiği kalp krizi sonucu 60 yaşında hayatını kaybeden İsmailağa camiasının önde gelen isimlerinden Abdulmetin Balkanlıoğlu'nun cenazesi, yarın toprağa verilecek.<br />
<br />
Sakarya Valiliğinden yapılan yazılı açıklamada, "İlimiz Valisi Sayın İrfan Balkanlıoğlu'nun ağabeyi Abdulmetin Balkanlıoğlu vefat etmiştir. Cenazesi yarın İstanbul Fatih Camii'nde kılınacak ikindi namazına müteakiben İstanbul Edirnekapı Mezarlığı'na defnedilecektir. Merhuma Allah'tan rahmet diliyoruz." ifadelerine yer verildi.<br />
</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Vecihi Hürkuş Kimdir?]]></title>
			<link>https://forum.bizdeblog.com/showthread.php?tid=29095</link>
			<pubDate>Sat, 20 Jul 2024 14:39:32 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forum.bizdeblog.com/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forum.bizdeblog.com/showthread.php?tid=29095</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Vecihi Hürkuş Kimdir?</span></span><br />
<br />
Vecihi Hürkuş (6 Ocak 1896, İstanbul - 16 Temmuz 1969), Türk pilot, mühendis ve girişimcidir. Türk havacılık tarihinin en önemli isimlerinden biridir, Türkiye'nin ilk uçak tasarımcısı ve üreticisidir, Türkiye'nin ilk yerli uçağını üretmiştir.[2]<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hayatı</span></span><br />
<br />
6 Ocak 1896 tarihinde İstanbul'da doğdu. I. Dünya Savaşı'na katıldı. Yaralanınca İstanbul'a dönerek Yeşilköy'deki Tayyare Mektebi'ne girerek pilot olarak mezun oldu. Birinci Dünya Savaşı sırasında pilot brövesi alarak 7. Tayyare Bölüğü'nde Ruslara karşı harekâta katılan Vecihi Bey, başarılı keşif ve bombardıman uçuşları yapmış ve bu arada girdiği bir hava muharebesinde bir Rus uçağını indirmiştir. Vecihi Hürkuş, uçak düşüren ilk Türk tayyarecisidir.[3] Daha sonra Ruslara esir düşen Vecihi Bey, Hazar Denizi'nin Azerbaycan kısmında bulunan Nargin Adası'ndan yüzerek İran üzerinden kaçmayı başarmış ve yurda dönerek 1918 yılı yaz başında Yeşilköy'de konuşlanmış bulunan 9. Harp Tayyare Bölüğü'nde görev almıştır.<br />
<br />
Bu bölükte görevli iken bir av uçağı tasarımı yapan Vecihi Bey'in bu projesi Mondros Ateşkes Antlaşması'nın imzalanması ile yarım kalmıştır. Türk Kurtuluş Savaşı'na katılan Vecihi Bey, özellikle İnönü ve Sakarya Meydan Muharebesi sırasında çok başarılı keşif ve destek uçuşları yaptığı gibi bir Yunan uçağını da indirmiştir. Kurtuluş Savaşı'nın ilk ve son uçuşunu yapan pilottur. İzmir (Gaziemir - Seydiköy) hava meydanına ilk giren ve işgâlden kurtarmaya ilk çalışan kişi olmuştur.<br />
<br />
Vecihi Bey'e kırmızı şeritli İstiklal Madalyası verilmiştir. Ayrıca TBMM tarafından üç kez takdirname verilen tek kişidir.<br />
<br />
Savaştan sonra İzmir'de yeni tayyarecileri eğitmeye başlar. Edirne'ye yanlışlıkla inen bir yolcu uçağını almakla görevlendirilir. Hizmeti karşılığı uçağa "VECİHİ" adı verilince uçak inşa etmek düşünceleri canlanır. İzmir Seydiköy Hava Mektebi'nde -bugünkü Gaziemir Hava Teknik Okullar Komutanlığı- uçak yapımı projesine devam eder. 1923'te ganimet olarak Yunanlardan ele geçen motorlardan yararlanarak ilk Türk uçağını imal eder. 28 Ocak 1925'te "VECİHİ K-VI" adını verdiği uçağını uçurur, ancak ödül yerine onu ceza beklemektedir. Vecihi Hürkuş'un ödül beklerken ceza almasının nedeni, havacılıktan anlayan kimsenin bulunmamasıydı. İzin verecek mercî olmadığı için izinsiz havalanmış, bu yüzden de cezalandırılmıştır.<br />
<br />
Daha sonra askerî havacılıktan ayrılarak uçak tasarımı ve yapımı çalışmalarına devam etmiştir. Havacılığa gönül veren Tayyareci Vecihi Hürkuş da sadece Türk havacılık tarihinin değil, belki de tüm Türkiye tarihinin en ilginç simalarından birisiydi.<br />
<br />
1930'da Kadıköy'de bir keresteci dükkânını kiralayarak üç ay içinde ilk Türk sivil uçağını, aslında ikinci uçağı VECİHİ XIV'ü inşa etti. İlk uçuşunu 27 Eylül 1930'da Kadıköy Fikirtepe'de büyük bir kalabalık ve basın topluluğu karşısında yapmıştır. Bu uçuştan sonra VECİHİ XIV ile önce Yeşilköy'e, sonra Ankara'ya uçmuştur. Uçabilirlik Sertifikası için İktisat Bakanlığı'na başvurmuş, 14 Ekim 1930'da “Tayyarenin teknik vasıflarını tespit edecek kimse bulunmadığından gereken vesika verilmemiştir” cevabını almıştır. Hürkuş, bunun üzerine bakanlık nezdinde yapılan girişimler sonucu uçağa istenen belgenin alınması amacıyla uçağı sökerek demiryollarından kiraladığı vagonla Çekoslovakya’ya gönderilmesi için müsaade almıştır. Hürkuş, 6 Aralık 1930’da Prag’a geldiğinde henüz tayyare gelmemişti. Tayyareye ait statik raporu gibi resmî evrak önce Çek diline çevrilmiş, uçak gelince tekrar monte edilerek uçağın malzemeleri ve her türlü teknik kontrolü yapıldıktan sonra uçuşu istenmiş, her türlü uçuş şekilleri ile uçuşun kontrolü tamamlanmıştır.<br />
<br />
Hürkuş, 23 Nisan 1931'de Çekoslovakyalı yetkililer tarafından civardaki bir gazinoda düzenlenen bir törenle başköşesinde “Yaşasın Türk Tayyareciliği” yazılı bir pankartla onurlandırılarak uçuş müsaadesini almıştır. 25 Nisan 1931'de Çekoslovakya’dan uçarak Türkiye'ye gelmek için yola çıkarak 5 Mayıs 1931’de Türkiye'ye gelmiştir.<br />
<br />
Vecihi Hürkuş, 1931 yılında TTaC (Türk Tayyare Cemiyeti) yararına Türkiye turu yaptı.<br />
<br />
Birinci Tur (02.09.1931): Ankara, Kızılcahamam, Gerede, Bolu, Ereğli, Zonguldak, Cide, Sinop, Samsun, Trabzon, Of, Rize, Gümüşhane, Bayburt, Suşehri, Zara, Hafik, Sivas, Şarkışla, Akdağmadeni, Sorgun, Yozgat, Sungurlu, Kalecik, Ankara.<br />
<br />
İkinci Tur (09.11.1931): Ankara, Gölbaşı, Balâ, Şereflikoçhisar, Aksaray, Konya, Beyşehir, Seydişehir, Alanya, Manavgat, Antalya, Fethiye, Köyceğiz, Muğla, Göktepe, Kale, Tavas, Karacasu, Babadağ, Denizli, Çal, Çivril, Karahallı, Ulubey, Uşak, Kütahya, Eskişehir, Çukurhisar, İnönü, Bozüyük, Karaköy, Söğüt, Geyve, Adapazarı, İzmit, İstanbul.<br />
<br />
1932'de Vecihi Hürkuş, l Sivil Tayyare Mektebi isimli ilk Türk Sivil Havacılık Okulu'nu açmıştır. Okulda ilk Türk kadın pilotu olan Bedriye Gökmen ile birlikte 12 pilot yetiştirmiştir. İstanbul Kalamış-Kadıköy'de Türkiye'nin ilk sivil uçağı VECİHİ XIV, ilk eğitim ve spor uçağı VECİHİ XV, 160 beygirlik Mercedes uçak motorlu deniz kızağı VECİHİ SK-X üretilmiştir. Nuri Demirağ, bir tayyare yapımı için 5.000 TL vermiş, böylece 1933'te Vecihi Hürkuş tarafından NURİ BEY adı verilen VECİHİ XVI kabin uçağı yapılmıştır. Vecihi Bey, zor koşullarda eğitim yaparken bâzı kurumların, örneğin TEKEL İdaresi'nin ve Türkiye İş Bankası'nın reklâmlarını yapmış, bâzı vatansever yetkili kuruluşların da yardımları oldu.<br />
<br />
1937 yılında Türk Hava Kurumu, Hürkuş'u mühendislik eğitimi alması için Almanya'daki bir mühendislik okuluna gönderdi. 1939 yılında mezun olarak ülkesine dönen Vecihi Hürkuş'a iki yılda mühendis olunmasının imkânsızlığı gerekçesiyle uçak mühendisi ruhsatı verilmedi.<br />
<br />
1954 yılında ilk sivil havayolu şirketi olan Hürkuş Hava Yolları'nı kurmuş, ancak kazalar, kaçırılmalar ve sabotajlar gibi sebeplerle şirket, uçuştan men edilmiştir.<br />
<br />
Türk havacılık tarihinin en üretken ve girişimci kişilerinden olan Vecihi Hürkuş, Ankara'da 16 Temmuz 1969 tarihinde Gülhane Askerî Tıp Akademisi Hastanesi'nde öldü.<br />
<br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynakça</span></span><br />
<br />
    Vecihi Hürkuş, Havalarda, 1915-1925, İstanbul, Kanaat Kitabevi, 1942.<br />
    Vecihi Hürkuş, Bir Tayyarecinin Anıları: Yaşantı, İstanbul, YKY, 2000 ISBN 978-9-75-080219-5[4]<br />
    Mehmet Gürbüz Gürer, Vecihi Hürkuş "Göklerin Korkusuz Adamı", İstanbul, 2001.<br />
    M. Bahattin Adigüzel, Türk Havaciliğinda İz Birakanlar, Ankara, 2001.<br />
    Vecihi Hürkuş, Havada, 1915-1925, ISBN 978-605-5816-00-1 İstanbul 2008, Tayyareci Vecihi Hürkuş Müzesi Derneği Yayını No:1,<br />
    Mehmet Gürbüz Gürer, Vecihi Hürkuş "Göklerin Korkusuz Adamı" ISBN 978-605-5816-01-8, İstanbul, 2008 2.Basım Tayyareci Vecihi Hürkuş Müzesi Derneği Yayını No:2<br />
    Sunay Akın-Ay Hırsızı (Vecihi Hürkuş)<br />
    İsmail Yavuz, "Mustafa Kemal'in Uçakları" ISBN 978-605-360-901-8, İstanbul, 2013.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kaynak ve Dipnotlar</span></span><br />
<br />
Wikipedia</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Vecihi Hürkuş Kimdir?</span></span><br />
<br />
Vecihi Hürkuş (6 Ocak 1896, İstanbul - 16 Temmuz 1969), Türk pilot, mühendis ve girişimcidir. Türk havacılık tarihinin en önemli isimlerinden biridir, Türkiye'nin ilk uçak tasarımcısı ve üreticisidir, Türkiye'nin ilk yerli uçağını üretmiştir.[2]<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hayatı</span></span><br />
<br />
6 Ocak 1896 tarihinde İstanbul'da doğdu. I. Dünya Savaşı'na katıldı. Yaralanınca İstanbul'a dönerek Yeşilköy'deki Tayyare Mektebi'ne girerek pilot olarak mezun oldu. Birinci Dünya Savaşı sırasında pilot brövesi alarak 7. Tayyare Bölüğü'nde Ruslara karşı harekâta katılan Vecihi Bey, başarılı keşif ve bombardıman uçuşları yapmış ve bu arada girdiği bir hava muharebesinde bir Rus uçağını indirmiştir. Vecihi Hürkuş, uçak düşüren ilk Türk tayyarecisidir.[3] Daha sonra Ruslara esir düşen Vecihi Bey, Hazar Denizi'nin Azerbaycan kısmında bulunan Nargin Adası'ndan yüzerek İran üzerinden kaçmayı başarmış ve yurda dönerek 1918 yılı yaz başında Yeşilköy'de konuşlanmış bulunan 9. Harp Tayyare Bölüğü'nde görev almıştır.<br />
<br />
Bu bölükte görevli iken bir av uçağı tasarımı yapan Vecihi Bey'in bu projesi Mondros Ateşkes Antlaşması'nın imzalanması ile yarım kalmıştır. Türk Kurtuluş Savaşı'na katılan Vecihi Bey, özellikle İnönü ve Sakarya Meydan Muharebesi sırasında çok başarılı keşif ve destek uçuşları yaptığı gibi bir Yunan uçağını da indirmiştir. Kurtuluş Savaşı'nın ilk ve son uçuşunu yapan pilottur. İzmir (Gaziemir - Seydiköy) hava meydanına ilk giren ve işgâlden kurtarmaya ilk çalışan kişi olmuştur.<br />
<br />
Vecihi Bey'e kırmızı şeritli İstiklal Madalyası verilmiştir. Ayrıca TBMM tarafından üç kez takdirname verilen tek kişidir.<br />
<br />
Savaştan sonra İzmir'de yeni tayyarecileri eğitmeye başlar. Edirne'ye yanlışlıkla inen bir yolcu uçağını almakla görevlendirilir. Hizmeti karşılığı uçağa "VECİHİ" adı verilince uçak inşa etmek düşünceleri canlanır. İzmir Seydiköy Hava Mektebi'nde -bugünkü Gaziemir Hava Teknik Okullar Komutanlığı- uçak yapımı projesine devam eder. 1923'te ganimet olarak Yunanlardan ele geçen motorlardan yararlanarak ilk Türk uçağını imal eder. 28 Ocak 1925'te "VECİHİ K-VI" adını verdiği uçağını uçurur, ancak ödül yerine onu ceza beklemektedir. Vecihi Hürkuş'un ödül beklerken ceza almasının nedeni, havacılıktan anlayan kimsenin bulunmamasıydı. İzin verecek mercî olmadığı için izinsiz havalanmış, bu yüzden de cezalandırılmıştır.<br />
<br />
Daha sonra askerî havacılıktan ayrılarak uçak tasarımı ve yapımı çalışmalarına devam etmiştir. Havacılığa gönül veren Tayyareci Vecihi Hürkuş da sadece Türk havacılık tarihinin değil, belki de tüm Türkiye tarihinin en ilginç simalarından birisiydi.<br />
<br />
1930'da Kadıköy'de bir keresteci dükkânını kiralayarak üç ay içinde ilk Türk sivil uçağını, aslında ikinci uçağı VECİHİ XIV'ü inşa etti. İlk uçuşunu 27 Eylül 1930'da Kadıköy Fikirtepe'de büyük bir kalabalık ve basın topluluğu karşısında yapmıştır. Bu uçuştan sonra VECİHİ XIV ile önce Yeşilköy'e, sonra Ankara'ya uçmuştur. Uçabilirlik Sertifikası için İktisat Bakanlığı'na başvurmuş, 14 Ekim 1930'da “Tayyarenin teknik vasıflarını tespit edecek kimse bulunmadığından gereken vesika verilmemiştir” cevabını almıştır. Hürkuş, bunun üzerine bakanlık nezdinde yapılan girişimler sonucu uçağa istenen belgenin alınması amacıyla uçağı sökerek demiryollarından kiraladığı vagonla Çekoslovakya’ya gönderilmesi için müsaade almıştır. Hürkuş, 6 Aralık 1930’da Prag’a geldiğinde henüz tayyare gelmemişti. Tayyareye ait statik raporu gibi resmî evrak önce Çek diline çevrilmiş, uçak gelince tekrar monte edilerek uçağın malzemeleri ve her türlü teknik kontrolü yapıldıktan sonra uçuşu istenmiş, her türlü uçuş şekilleri ile uçuşun kontrolü tamamlanmıştır.<br />
<br />
Hürkuş, 23 Nisan 1931'de Çekoslovakyalı yetkililer tarafından civardaki bir gazinoda düzenlenen bir törenle başköşesinde “Yaşasın Türk Tayyareciliği” yazılı bir pankartla onurlandırılarak uçuş müsaadesini almıştır. 25 Nisan 1931'de Çekoslovakya’dan uçarak Türkiye'ye gelmek için yola çıkarak 5 Mayıs 1931’de Türkiye'ye gelmiştir.<br />
<br />
Vecihi Hürkuş, 1931 yılında TTaC (Türk Tayyare Cemiyeti) yararına Türkiye turu yaptı.<br />
<br />
Birinci Tur (02.09.1931): Ankara, Kızılcahamam, Gerede, Bolu, Ereğli, Zonguldak, Cide, Sinop, Samsun, Trabzon, Of, Rize, Gümüşhane, Bayburt, Suşehri, Zara, Hafik, Sivas, Şarkışla, Akdağmadeni, Sorgun, Yozgat, Sungurlu, Kalecik, Ankara.<br />
<br />
İkinci Tur (09.11.1931): Ankara, Gölbaşı, Balâ, Şereflikoçhisar, Aksaray, Konya, Beyşehir, Seydişehir, Alanya, Manavgat, Antalya, Fethiye, Köyceğiz, Muğla, Göktepe, Kale, Tavas, Karacasu, Babadağ, Denizli, Çal, Çivril, Karahallı, Ulubey, Uşak, Kütahya, Eskişehir, Çukurhisar, İnönü, Bozüyük, Karaköy, Söğüt, Geyve, Adapazarı, İzmit, İstanbul.<br />
<br />
1932'de Vecihi Hürkuş, l Sivil Tayyare Mektebi isimli ilk Türk Sivil Havacılık Okulu'nu açmıştır. Okulda ilk Türk kadın pilotu olan Bedriye Gökmen ile birlikte 12 pilot yetiştirmiştir. İstanbul Kalamış-Kadıköy'de Türkiye'nin ilk sivil uçağı VECİHİ XIV, ilk eğitim ve spor uçağı VECİHİ XV, 160 beygirlik Mercedes uçak motorlu deniz kızağı VECİHİ SK-X üretilmiştir. Nuri Demirağ, bir tayyare yapımı için 5.000 TL vermiş, böylece 1933'te Vecihi Hürkuş tarafından NURİ BEY adı verilen VECİHİ XVI kabin uçağı yapılmıştır. Vecihi Bey, zor koşullarda eğitim yaparken bâzı kurumların, örneğin TEKEL İdaresi'nin ve Türkiye İş Bankası'nın reklâmlarını yapmış, bâzı vatansever yetkili kuruluşların da yardımları oldu.<br />
<br />
1937 yılında Türk Hava Kurumu, Hürkuş'u mühendislik eğitimi alması için Almanya'daki bir mühendislik okuluna gönderdi. 1939 yılında mezun olarak ülkesine dönen Vecihi Hürkuş'a iki yılda mühendis olunmasının imkânsızlığı gerekçesiyle uçak mühendisi ruhsatı verilmedi.<br />
<br />
1954 yılında ilk sivil havayolu şirketi olan Hürkuş Hava Yolları'nı kurmuş, ancak kazalar, kaçırılmalar ve sabotajlar gibi sebeplerle şirket, uçuştan men edilmiştir.<br />
<br />
Türk havacılık tarihinin en üretken ve girişimci kişilerinden olan Vecihi Hürkuş, Ankara'da 16 Temmuz 1969 tarihinde Gülhane Askerî Tıp Akademisi Hastanesi'nde öldü.<br />
<br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynakça</span></span><br />
<br />
    Vecihi Hürkuş, Havalarda, 1915-1925, İstanbul, Kanaat Kitabevi, 1942.<br />
    Vecihi Hürkuş, Bir Tayyarecinin Anıları: Yaşantı, İstanbul, YKY, 2000 ISBN 978-9-75-080219-5[4]<br />
    Mehmet Gürbüz Gürer, Vecihi Hürkuş "Göklerin Korkusuz Adamı", İstanbul, 2001.<br />
    M. Bahattin Adigüzel, Türk Havaciliğinda İz Birakanlar, Ankara, 2001.<br />
    Vecihi Hürkuş, Havada, 1915-1925, ISBN 978-605-5816-00-1 İstanbul 2008, Tayyareci Vecihi Hürkuş Müzesi Derneği Yayını No:1,<br />
    Mehmet Gürbüz Gürer, Vecihi Hürkuş "Göklerin Korkusuz Adamı" ISBN 978-605-5816-01-8, İstanbul, 2008 2.Basım Tayyareci Vecihi Hürkuş Müzesi Derneği Yayını No:2<br />
    Sunay Akın-Ay Hırsızı (Vecihi Hürkuş)<br />
    İsmail Yavuz, "Mustafa Kemal'in Uçakları" ISBN 978-605-360-901-8, İstanbul, 2013.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kaynak ve Dipnotlar</span></span><br />
<br />
Wikipedia</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Zehra Budunç Kimdir? Türkiye'nin ilk kadın belediye başkan yardımcısı]]></title>
			<link>https://forum.bizdeblog.com/showthread.php?tid=29093</link>
			<pubDate>Sat, 20 Jul 2024 14:33:49 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forum.bizdeblog.com/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forum.bizdeblog.com/showthread.php?tid=29093</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Zehra Budunç Kimdir? Türkiye'nin ilk kadın belediye başkan yardımcısı</span></span><br />
<br />
Zehra Budunç (1896, Selanik - 25 Mayıs 1956, Ankara), Osmanlı-Türk eğitimci ve siyasetçi.<br />
<br />
Millî Mücadele yıllarında Bursa'daki istihbarat faaliyetlerinde etkin rol aldı; savaştan sonra İstiklal Madalyası ile ödüllendirildi. Bursa'da kurduğu özel okulda öğrenci yetiştirdi. 1934'te Bursa Belediye başkan yardımcılığına getirilerek, Türkiye'nin ilk kadın belediye başkan yardımcısı oldu. 1946-1950 tarihleri arasında Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Bursa milletvekili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde yer aldı.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Yaşamı</span></span><br />
<br />
1896 yılında Osmanlı İmparatorluğu'na bağlı Selanik Vilayeti'nin merkezi Selanik'te doğdu.[1][2] Babası Mustafa Hakkı Bey, annesi Servet Hanım'dır. 1905'te Üsküp Rüştiyesinden mezun oldu ve genç yaşta muallimlik yapmaya başladı.<br />
<br />
Kalkandelen, Tekirdağ, Dedeağaç'ta öğretmenlik ve idarecilik görevlerinde bulundu. Öğretmenlik yaptığı yıllarda Balkan Savaşları'nın başlaması nedeniyle İstanbul'a göç etti. Bursa Muradiye İnas Rüştiyesine tayini çıktı ve Bursa'ya yerleşti.<br />
<br />
Eğitimini tamamlayıp öğretmenlik formasyonu almak istediğinden 1915'te işten ayrıldı; dönemin kız öğretmen okulu olan İstanbul Dârülmuallimât'a girdi. Öğrenciliği sırasında başörtüsü takmasının istenmesine karşı çıkan Zehra Hanım, başkaldırısı nedeniyle okuldan uzaklaştırıldı ve eğitimini tamamlayamadı.[1]<br />
<br />
1915'te Bursa'daki bir konferansta Halide Edip Hanım ile tanıştı. 1915'te Suriye valisi olan Cemal Paşa'nın isteği ile, Amerikan ve Fransız kolejlerine benzer, Türkçe eğitim veren modern okulların açılması için çalışmak üzere Suriye'ye giden Halide Edip'in yanında Suriye'ye gitti. Bir yıl Beyrut'ta öğretmenlik yaptıktan sonra Bursa'ya geri döndü.<br />
<br />
I. Dünya Savaşı yıllarındaki öğretmen açığı nedeniyle Zehra Hanım diploması olmamasına rağmen öğretmenlik mesleğine döndü; Aralık 1917- Mart 1918 arasında Mal Hatun Numune Mektebi'nde görev yaptı.[1]<br />
<br />
1919 yılında kardeşi Nâzike, Darülmuallimat'tan arkadaşları Saime ve Leman Hanımlarla birlikte Bursa'nın Reyhan mevkiinde "Bizim Mektep" adında özel bir okul kurdu. Daha sonra Bursalı Şefik Caddesi'ne taşınan mektep, ana, ilk ve orta kısımları içine almaktaydı.[1]<br />
Milli mücadeledeki rolü ve esareti<br />
<br />
8 Temmuz 1920 tarihinde Bursa'nın Yunanlar tarafından işgal edilmesinden sonra Bursa'da Garp Cephesi Komutanlığı emrinde istihbarat faaliyetlerinde görev alan Zehra Hanım, işgal altındaki Bursa ile Ankara Hükûmeti arasındaki haberleşmenin sağlanmasında kilit isimlerden birisi oldu. Kurucusu olduğu Bizim Mektep, Bursa'da istihbarat faaliyetlerinin koordine edildiği bir üs olarak kullanıldı ve Ankara'dan gönderilen birçok rütbeli istihbarat subayı mektebin bodrumunda saklandı.[1]<br />
<br />
Zehra Hanım, istihbarat faaliyetlerinin Yunanlar tarafından fark edilmesi üzerine tutuklandı; 7 Ekim 1922 tarihinde Yunanistan'a sürgün edildi. Önce Selanik Hapishanesi'ne, ardından Milos (Değirmenlik Adası)'ndaki esir kampına sevk edildi ve yaklaşık bir yıl boyunca esaret hayatı yaşadı.[3] Çok büyük acılar ve işkenceye maruz kalan Zehra Hanım, Türk ve Yunan yetkilileri arasındaki esir değişimi sonrası 7 Mayıs 1923'te Bursa'ya geri döndü ve yeniden Bizim Mektep'in başına geçti.<br />
<br />
Zehra Hanım'a, Millî Mücadele'deki istihbarat faaliyetleri için Garp Cephesi Komutanlığı tarafından bir takdirname gönderildi. Ayrıca savaştaki üstün hizmet ve fedakarlıklarından dolayı 10 Ağustos 1927'de İstiklâl Madalyası ile ödüllendirildi.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Bizim Mektep</span></span><br />
<br />
Zehra Hanım'ın 1919 yılında kurduğu ve 7 Eylül 1922 tarihinde sürgün edilince kapanan Bizim Mektep'i 7 Mayıs 1923'te yeniden kaçtı. Bizim Mektep, Cumhuriyet döneminde desteklenen özel Türk okullarından birisi oldu. Bursa'da üç katlı yarı kagir 12 sınıflı bir binada eğitim verdi. Zehra Hanım mektepte resim, dil, müzik ve spor derslerine büyük önem verdi.[1] Sümerolog Muazzez İlmiye Çığ, karikatürist Cemal Nadir Bey, okulun tanınmış mezunları arasında yer aldı. Cemal Nadir, okulda resim öğretmeni olarak görev yaptı; idari işlerinde de yardımcı oldu.<br />
<br />
Zehra Hanım, hükûmetin yardımına rağmen okulun gelirleri giderlerini karşılamadığından 16 Aralık 1929'da okulu kapatmak zorunda kaldı. 1930 yılında Himaye-i Eftal Cemiyeti'nin girişimi ile kurulan çağdaş çocuk bakım evinin müdürlüğünü üstlendi.[1] 1930 belediye seçiminde Bursa meclis üyesi seçildiğinden çocuk bakım evindeki görevini kısa süre sonra bıraktı.<br />
<br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Siyasi görevleri</span></span><br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meclis üyeliği</span></span><br />
<br />
Zehra Hanım, 1930'da kadınlara belediye seçimlerinde seçme ve seçilme hakkının verilmesinden sonra Bursa Setbaşı bucağından 13169 numaralı üye olarak Cumhuriyet Halk Fırkası'na kaydoldu. İlk yerel seçimlerde Bursa Belediye Meclisine girdi. ve 1942 yılına kadar üç seçim döneminde meclis üyesi olarak görev yaptı.<br />
<br />
Bursa'da İnkişaf İdman Yurdu adlı spor klübüne bağlı olarak 1930'da İnkişaf İdman Yurdu Bandosu'nun kurulmasında, 1931 'deki Menemen Olayı'ndan sonra Bursa'da şehit öğretmen Kubilay'ın adını yaşatmak üzere Kubilayspor adlı bir spor kulübünün kuruluşunda rol oynadı.[1] 1937'de Bursa Belediyesi Müzikevi'nin kuruluşlarında emeği geçti.[4] Bursa'nın işgalden kurtuluş günü ve Cumhuriyet Bayramı gibi vesilelerle Bursa halkına konuşmalar yapan ve çok etkili bir hatip olan Zehra Hanım, cumhuriyet rejimini halka anlatıp benimsetmek üzere CHP tarafından Bursa Halk Hatibi olarak görevlendirildi.[1]<br />
<br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Belediye Başkan yardımcılığı</span></span><br />
<br />
10 Kasım 1934'te belediyenin yaptığı toplantıda belediye meclis üyeliğinin devam etmesi şartıyla oy çokluğuyla belediye başkanı Cemil Öz'ün yardımcısı olarak seçildi. Böylece Türkiye'de belediye başkan yardımcılığına seçilen ilk kadın oldu.[4] Altı sene aralıksız Bursa Belediye Başkan yardımcılığı görevini sürdürdü. 1940 yılında belediye başkanı olan Neşet Kiper ile bazı konularda ihtilaf yaşması üzerine sağlık problemleri olduğunu öne sürerek ve parti içinde üyelik vasfını korumak şartıyla 29 Mayıs 1940 tarihinde belediye başkan yardımcılığı görevinden istifa etti.[1]<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Diğer görevleri</span></span><br />
<br />
Son dönem Bursa Vilayet Umumi Meclisine Orhaneli ilçesinden üye olarak seçildi ve bu yerel mecliste de dört yıl çalıştı. Cumhuriyet Halk Partisi üyesi olarak Halkevinde Köycülük ve Yayın komiteleri üyeliği ve başkanlığı, Himaye-i Etfal ve Hilal-i Ahmer dernekleri idare kurulları üyeliği ve ikinci başkanlık görevlerini yürüttü.[3] Bursa Türk Tayyare Cemiyetinde büro şefi olarak çalıştı.[5]<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Milletvekilliği</span></span><br />
<br />
Zehra Hanım, Türkiye'de kadınlara siyasal hakları verildikten sonraki ilk genel seçimler olan 1935 seçimlerinde milletvekili olmak için adaylık başvurusu yapmış ancak aday gösterilmemişti. Cumhuriyetin ilk çok partili seçimi olan 1946 seçimlerinde Bursa'dan CHP milletvekili adayı oldu. 102.384 oy alarak Cumhuriyet Halk Partisi listesinden 8. dönem Bursa milletvekili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne girdi.[3]<br />
<br />
1946-50 yılları arasında aynı zamanda, TBMM Sayıştay Komisyonunda yer aldı. 1950 genel seçimlerinde tekrar milletvekili adayı olmak için bavurdu fakat aday gösterilmedi.[1]<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Özel hayatı ve ölümü</span></span><br />
<br />
Hiç evlenmeyen Budunç, aktif siyaseti bıraktıktan sonra İstanbul Büyükada'ya yerleşti.[4] Melankoli hastalığına yakalanan Zehra Budunç, 25 Mayıs 1956 tarihinde 60 yaşında Ankara'da öldü.[1] Cenazesi Hacı Bayram Camii'nde düzenlenen törenin ardından defnedildi. Gazeteci ve yazar Yılmaz Akkılıç, "Kurtuluş Savaşı'nda Bursa" adlı eserinde Budunç'un mide ülseri olduğundan bahsetmiştir.[1]<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kaynak ve Dipnotlar</span></span><br />
<br />
Wikipedia</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Zehra Budunç Kimdir? Türkiye'nin ilk kadın belediye başkan yardımcısı</span></span><br />
<br />
Zehra Budunç (1896, Selanik - 25 Mayıs 1956, Ankara), Osmanlı-Türk eğitimci ve siyasetçi.<br />
<br />
Millî Mücadele yıllarında Bursa'daki istihbarat faaliyetlerinde etkin rol aldı; savaştan sonra İstiklal Madalyası ile ödüllendirildi. Bursa'da kurduğu özel okulda öğrenci yetiştirdi. 1934'te Bursa Belediye başkan yardımcılığına getirilerek, Türkiye'nin ilk kadın belediye başkan yardımcısı oldu. 1946-1950 tarihleri arasında Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Bursa milletvekili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde yer aldı.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Yaşamı</span></span><br />
<br />
1896 yılında Osmanlı İmparatorluğu'na bağlı Selanik Vilayeti'nin merkezi Selanik'te doğdu.[1][2] Babası Mustafa Hakkı Bey, annesi Servet Hanım'dır. 1905'te Üsküp Rüştiyesinden mezun oldu ve genç yaşta muallimlik yapmaya başladı.<br />
<br />
Kalkandelen, Tekirdağ, Dedeağaç'ta öğretmenlik ve idarecilik görevlerinde bulundu. Öğretmenlik yaptığı yıllarda Balkan Savaşları'nın başlaması nedeniyle İstanbul'a göç etti. Bursa Muradiye İnas Rüştiyesine tayini çıktı ve Bursa'ya yerleşti.<br />
<br />
Eğitimini tamamlayıp öğretmenlik formasyonu almak istediğinden 1915'te işten ayrıldı; dönemin kız öğretmen okulu olan İstanbul Dârülmuallimât'a girdi. Öğrenciliği sırasında başörtüsü takmasının istenmesine karşı çıkan Zehra Hanım, başkaldırısı nedeniyle okuldan uzaklaştırıldı ve eğitimini tamamlayamadı.[1]<br />
<br />
1915'te Bursa'daki bir konferansta Halide Edip Hanım ile tanıştı. 1915'te Suriye valisi olan Cemal Paşa'nın isteği ile, Amerikan ve Fransız kolejlerine benzer, Türkçe eğitim veren modern okulların açılması için çalışmak üzere Suriye'ye giden Halide Edip'in yanında Suriye'ye gitti. Bir yıl Beyrut'ta öğretmenlik yaptıktan sonra Bursa'ya geri döndü.<br />
<br />
I. Dünya Savaşı yıllarındaki öğretmen açığı nedeniyle Zehra Hanım diploması olmamasına rağmen öğretmenlik mesleğine döndü; Aralık 1917- Mart 1918 arasında Mal Hatun Numune Mektebi'nde görev yaptı.[1]<br />
<br />
1919 yılında kardeşi Nâzike, Darülmuallimat'tan arkadaşları Saime ve Leman Hanımlarla birlikte Bursa'nın Reyhan mevkiinde "Bizim Mektep" adında özel bir okul kurdu. Daha sonra Bursalı Şefik Caddesi'ne taşınan mektep, ana, ilk ve orta kısımları içine almaktaydı.[1]<br />
Milli mücadeledeki rolü ve esareti<br />
<br />
8 Temmuz 1920 tarihinde Bursa'nın Yunanlar tarafından işgal edilmesinden sonra Bursa'da Garp Cephesi Komutanlığı emrinde istihbarat faaliyetlerinde görev alan Zehra Hanım, işgal altındaki Bursa ile Ankara Hükûmeti arasındaki haberleşmenin sağlanmasında kilit isimlerden birisi oldu. Kurucusu olduğu Bizim Mektep, Bursa'da istihbarat faaliyetlerinin koordine edildiği bir üs olarak kullanıldı ve Ankara'dan gönderilen birçok rütbeli istihbarat subayı mektebin bodrumunda saklandı.[1]<br />
<br />
Zehra Hanım, istihbarat faaliyetlerinin Yunanlar tarafından fark edilmesi üzerine tutuklandı; 7 Ekim 1922 tarihinde Yunanistan'a sürgün edildi. Önce Selanik Hapishanesi'ne, ardından Milos (Değirmenlik Adası)'ndaki esir kampına sevk edildi ve yaklaşık bir yıl boyunca esaret hayatı yaşadı.[3] Çok büyük acılar ve işkenceye maruz kalan Zehra Hanım, Türk ve Yunan yetkilileri arasındaki esir değişimi sonrası 7 Mayıs 1923'te Bursa'ya geri döndü ve yeniden Bizim Mektep'in başına geçti.<br />
<br />
Zehra Hanım'a, Millî Mücadele'deki istihbarat faaliyetleri için Garp Cephesi Komutanlığı tarafından bir takdirname gönderildi. Ayrıca savaştaki üstün hizmet ve fedakarlıklarından dolayı 10 Ağustos 1927'de İstiklâl Madalyası ile ödüllendirildi.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Bizim Mektep</span></span><br />
<br />
Zehra Hanım'ın 1919 yılında kurduğu ve 7 Eylül 1922 tarihinde sürgün edilince kapanan Bizim Mektep'i 7 Mayıs 1923'te yeniden kaçtı. Bizim Mektep, Cumhuriyet döneminde desteklenen özel Türk okullarından birisi oldu. Bursa'da üç katlı yarı kagir 12 sınıflı bir binada eğitim verdi. Zehra Hanım mektepte resim, dil, müzik ve spor derslerine büyük önem verdi.[1] Sümerolog Muazzez İlmiye Çığ, karikatürist Cemal Nadir Bey, okulun tanınmış mezunları arasında yer aldı. Cemal Nadir, okulda resim öğretmeni olarak görev yaptı; idari işlerinde de yardımcı oldu.<br />
<br />
Zehra Hanım, hükûmetin yardımına rağmen okulun gelirleri giderlerini karşılamadığından 16 Aralık 1929'da okulu kapatmak zorunda kaldı. 1930 yılında Himaye-i Eftal Cemiyeti'nin girişimi ile kurulan çağdaş çocuk bakım evinin müdürlüğünü üstlendi.[1] 1930 belediye seçiminde Bursa meclis üyesi seçildiğinden çocuk bakım evindeki görevini kısa süre sonra bıraktı.<br />
<br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Siyasi görevleri</span></span><br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meclis üyeliği</span></span><br />
<br />
Zehra Hanım, 1930'da kadınlara belediye seçimlerinde seçme ve seçilme hakkının verilmesinden sonra Bursa Setbaşı bucağından 13169 numaralı üye olarak Cumhuriyet Halk Fırkası'na kaydoldu. İlk yerel seçimlerde Bursa Belediye Meclisine girdi. ve 1942 yılına kadar üç seçim döneminde meclis üyesi olarak görev yaptı.<br />
<br />
Bursa'da İnkişaf İdman Yurdu adlı spor klübüne bağlı olarak 1930'da İnkişaf İdman Yurdu Bandosu'nun kurulmasında, 1931 'deki Menemen Olayı'ndan sonra Bursa'da şehit öğretmen Kubilay'ın adını yaşatmak üzere Kubilayspor adlı bir spor kulübünün kuruluşunda rol oynadı.[1] 1937'de Bursa Belediyesi Müzikevi'nin kuruluşlarında emeği geçti.[4] Bursa'nın işgalden kurtuluş günü ve Cumhuriyet Bayramı gibi vesilelerle Bursa halkına konuşmalar yapan ve çok etkili bir hatip olan Zehra Hanım, cumhuriyet rejimini halka anlatıp benimsetmek üzere CHP tarafından Bursa Halk Hatibi olarak görevlendirildi.[1]<br />
<br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Belediye Başkan yardımcılığı</span></span><br />
<br />
10 Kasım 1934'te belediyenin yaptığı toplantıda belediye meclis üyeliğinin devam etmesi şartıyla oy çokluğuyla belediye başkanı Cemil Öz'ün yardımcısı olarak seçildi. Böylece Türkiye'de belediye başkan yardımcılığına seçilen ilk kadın oldu.[4] Altı sene aralıksız Bursa Belediye Başkan yardımcılığı görevini sürdürdü. 1940 yılında belediye başkanı olan Neşet Kiper ile bazı konularda ihtilaf yaşması üzerine sağlık problemleri olduğunu öne sürerek ve parti içinde üyelik vasfını korumak şartıyla 29 Mayıs 1940 tarihinde belediye başkan yardımcılığı görevinden istifa etti.[1]<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Diğer görevleri</span></span><br />
<br />
Son dönem Bursa Vilayet Umumi Meclisine Orhaneli ilçesinden üye olarak seçildi ve bu yerel mecliste de dört yıl çalıştı. Cumhuriyet Halk Partisi üyesi olarak Halkevinde Köycülük ve Yayın komiteleri üyeliği ve başkanlığı, Himaye-i Etfal ve Hilal-i Ahmer dernekleri idare kurulları üyeliği ve ikinci başkanlık görevlerini yürüttü.[3] Bursa Türk Tayyare Cemiyetinde büro şefi olarak çalıştı.[5]<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Milletvekilliği</span></span><br />
<br />
Zehra Hanım, Türkiye'de kadınlara siyasal hakları verildikten sonraki ilk genel seçimler olan 1935 seçimlerinde milletvekili olmak için adaylık başvurusu yapmış ancak aday gösterilmemişti. Cumhuriyetin ilk çok partili seçimi olan 1946 seçimlerinde Bursa'dan CHP milletvekili adayı oldu. 102.384 oy alarak Cumhuriyet Halk Partisi listesinden 8. dönem Bursa milletvekili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne girdi.[3]<br />
<br />
1946-50 yılları arasında aynı zamanda, TBMM Sayıştay Komisyonunda yer aldı. 1950 genel seçimlerinde tekrar milletvekili adayı olmak için bavurdu fakat aday gösterilmedi.[1]<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Özel hayatı ve ölümü</span></span><br />
<br />
Hiç evlenmeyen Budunç, aktif siyaseti bıraktıktan sonra İstanbul Büyükada'ya yerleşti.[4] Melankoli hastalığına yakalanan Zehra Budunç, 25 Mayıs 1956 tarihinde 60 yaşında Ankara'da öldü.[1] Cenazesi Hacı Bayram Camii'nde düzenlenen törenin ardından defnedildi. Gazeteci ve yazar Yılmaz Akkılıç, "Kurtuluş Savaşı'nda Bursa" adlı eserinde Budunç'un mide ülseri olduğundan bahsetmiştir.[1]<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kaynak ve Dipnotlar</span></span><br />
<br />
Wikipedia</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Neil Armstrong Kimdir? Biyografisi]]></title>
			<link>https://forum.bizdeblog.com/showthread.php?tid=29088</link>
			<pubDate>Sat, 20 Jul 2024 14:14:07 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forum.bizdeblog.com/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forum.bizdeblog.com/showthread.php?tid=29088</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Neil Armstrong Kimdir? Biyografisi</span></span><br />
<br />
Neil Alden Armstrong (5 Ağustos 1930 - 25 Ağustos 2012) Ay yüzeyine adım atan ilk insan olarak tarihe geçmiş Amerikalı Deniz Kuvvetleri pilotu, astronot, uzay mühendisi, test pilotu ve üniversite profesörüdür.<br />
<br />
5 Ağustos 1930'da Wapakoneta, Ohio'da dünyaya gelmiştir. İlkokul çağlarında izcilik yapmıştır. Purdue Üniversitesi'nde Havacılık ve Uzay Mühendisliği okumuştur. Amerikan Deniz Kuvvetleri pilotu olarak Kore üzerinde 78 saat uçuş gerçekleştirmiştir. 1956 yılında evlenmiş ve üç çocuğu olmuştur. Daha uzaya çıkamadan büyük kızını kaybetmiştir. NASA'ya astronot olarak katılmak için başvurup denemelerden başarıyla geçmiştir. Gemini 8 aracında David Scott ile ilk uzay yolculuğunu gerçekleştirmiştir. 20 Temmuz 1969 tarihinde Apollo 11 ile yaptığı Ay yolculuğunda, Ay'a ayak basan ilk insan olmuştur. Ay üzerinde yaptığı yürüyüşte söylediği ve tarihe geçen sözü şudur: ''Bir insan için küçük, insanlık için büyük bir adım." Bu cümlede "bir" (İngilizce: "a") sözcüğü duyulmaz, Armstrong konuşurken unutmuş veya parazit nedeniyle silinmiş olabilir. <br />
<br />
1971 yılında NASA'dan ayrılarak Cincinnati Üniversitesi'nde çalışmaya başlayan Armstrong, 1979 yılına kadar Uzay Mühendisliği bölümünde profesör olarak görev almıştır. 1985'ten 1986'ya kadar Ulusal Uzay Komisyonu'nda hizmet vermiştir. 1986 yılında Challenger Kazası'nın araştırma komisyonuna başkan yardımcısı olarak atanmıştır.[1] 1992'den 2002'ye kadar aviyonik şirketi AIL Technologies'in başkanlığını yaptı.[2]<br />
<br />
7 Ağustos 2012'de tıkanan kalp damarlarının açılması için ameliyat olan Armstrong, 25 Ağustos 2012'de 82 yaşında ölmüştür.[3]<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ailesi ve kökeni</span></span><br />
<br />
Armstrong kelimesi, Anglo-Danimarkalı kökenli kelime ile aynı anlamı taşır ve "güçlü kollu" anlamına gelir. Bir efsaneye göre bu isim Neil'in "Fairbairn" adındaki atasına dayanır. Fairbairn isimli bir adam İskoç kralının atı savaşta vurulunca onu atına bindirmiştir. Krala hizmetinden ötürü Fairbairn'e İskoçya-İngiltere arasındaki sınırda geniş topraklar verilmiş ve sonrasında Fairbairn'e "Armstrong" denilmiştir.<br />
<br />
16. yüzyılda Armstrong'lar (Armstrong Klanı) sınırın en güçlü yağmacıları ve haydutları haline gelmiştir. Bunun üzerine 1530'da, İskoç Kralı V. James, Gilnockieli Johnnie Armstrong'un yakalanması için emir vermiş ve Caerlanrig Şapeli'nde onu 36 adamıyla birlikte asmıştır.[4]<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">HAKKINDA KISACA</span></span><br />
<br />
Doğum Neil Alden Armstrong<br />
5 Ağustos 1930<br />
Wapakoneta, Ohio, ABD<br />
Ölüm 25 Ağustos 2012 (82 yaşında)<br />
Cincinnati, Ohio, ABD<br />
Ülkesi ABD<br />
Eğitimi <br />
<br />
    Purdue Üniversitesi (BS)<br />
    Güney Kaliforniya Üniversitesi (MS)<br />
<br />
Rütbesi Deniz üsteğmeni<br />
ABD Donanması<br />
Meslek <br />
<br />
    Deniz havacısıtest pilotu<br />
<br />
Görev adı <br />
<br />
    Gemini 8 Apollo 11<br />
<br />
Uzayda geçirdiği süre 8 gün 14 saat 12 dakika 30 saniye<br />
Toplam EVA 1<br />
Toplam EVA süresi 2 saat 31 dakika<br />
Ödülleri <br />
<br />
    Başkanlık Özgürlük Madalyası<br />
    Kongre Uzay Onur Madalyası<br />
    Kongre Altın Madalyası<br />
    NASA Üstün Hizmet Madalyası<br />
    NASA Olağanüstü Hizmet Madalyası<br />
    Hava Madalyası (3)<br />
<br />
<br />
Adam Armstrong (1638-1696) sınır topraklarında doğan ve burada ölen ilk jenerasyondur. Adam Armstrong'un oğlu Adam Armstrong II (1685-1749) ve torunu Adam Abraham Armstrong (1714/1715-1779) Atlantik Okyanusu'nu geçip Amerika'ya göç eden ilk Armstronglardır. İlk olarak Amerika'nın Conococheague, Pensilvanya bölgesine yerleşmişlerdir. Amerikan Bağımsızlık Savaşı'nı takip eden yıllarda binlerce yerleşimci ile beraber Ohio eyaletine yerleşen Neil'in atası John Armstrong (5. jenerasyon) St. Marys Nehri'nin batı kıyısına; Auglaize, Ohio'ya yerleşmiştir. Neil'in büyük büyükbabası Stephen Armstrong (1825-1884) (7. jenerasyon) öldüğünde, Neil'in dedesi Willis Armstrong'a (1867 - 1930) günümüzdeki değeri yaklaşık 700.000&#36; eden dört yüz dönüm arazi bırakmıştır. Willis Armstrong yarı zamanlı bir posta rotasına başladığı sıralarda duraklarından biri olan Koenig Kardeşlerin hukuk firmasında sekreter olarak çalışan ve daha sonra ikinci eşi olacak Laura Koenig ile tanışmıştır. Willis ve Laura Haziran 1905 senesinde evlenmişlerdir ve 26 Ağustos 1907'de Neil'in babası Stephen Koenig Armstrong (ö. 1990) dünyaya gelmiştir. Stephen Armstrong, Neil'in annesi Viola Engel Armstrong ile ilk olarak St. Paul Protestan Kilisesi'nde düzenlenen bir gençlik grubu toplantısında tanışmıştır ve gençlik aşkı aralarındaki pek çok farkı saklamıştır. Viola'nın ataları Alman kökenli olup babası Martin August Engel (1879-1909) o henüz iki yaşındayken tüberküloz nedeniyle ölmüştür. Annesi Caroline 1916'da St. Marys Protestan Kilisesi'nde tanıştığı yerel bir çiftçi olan William Ernst Korspeter ile ikinci kez evlenmiştir.[5]<br />
<br />
Stephen ve Viola 8 Ekim 1929'da Korspeter Çiftlik Evi'nin oturma odasında evlenmişlerdir. Viola, 5 Ağustos 1930'da bir erkek bebek dünyaya getirmiştir. Viola, Henry Wadsworth Longfellow'un klasik şiiri "The Courtship of Miles Standish"ten ötürü Alden ismini sevdiğinden, oğullarına Neil Alden ismini vermişlerdir. Armstrong ailesinin 1933'te June Louise ve 1935'te Dean Alan isimli iki yeni üyesi daha olmuştur. Armstrong'lar Neil'in doğumundan sonraki 14 yıl boyunca toplamda on altı kez taşınmışlar ve sonunda 1944 senesinde Wapakoneta, Ohio'ya yerleşmişlerdir.[5]<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Çocukluk Yılları</span></span><br />
<br />
Annesi küçük yaşlardan beri Neil'e sürekli kitap okumuş ve ona kitap sevgisini aşılamıştır. Neil, bu sayede erken yaşta okumayı öğrenmiş ve henüz üç yaşındayken sokak tabelalarını okuyabilmeye başlamıştır. İlkokulun ikinci senesinde öğretmeni onun kitap okuma düzeyinin dördüncü sınıf seviyesinde olduğunu fark etmiş ve bu yüzden Neil sınıf atlamıştır. Dördüncü sınıfa başladığında sadece sekiz yaşındadır. Kız kardeşi June kendisi ile yapılan bir röportajda şunu söylemiştir, "Dedemizin çiftliğinde patates ekme vakti geldiğinde Neil'i hiçbir yerde bulamazdınız. Evde, bir köşede kitap okuyor olurdu".[5]<br />
<br />
Stephen Armstrong, Neil'in küçüklükten beri uçakları sevdiğini ve her zaman evin içinde uçağını uçurup durduğunu söyler. Neil, ilk uçak yolculuğunu altıncı doğum gününden önce babası ile birlikte yüksek ve tek kanatlı uçak Ford Trimotor ile gerçekleştirmiştir. İlk olarak 1928 senesinde çıkan Ford Trimotor "Teneke Kaz" hasır koltuklarında on iki yolcuya kadar taşıyabiliyordu ve hızı saatte 200 km'ye kadar çıkıyordu.[5]<br />
<br />
Neil'in çalışma hayatında ilk işi henüz on yaşındayken saati ¢10'den mezarlıktaki çimleri biçmekti. 1941 senesinde taşındıkları Upper Sandusky'de bir süre fırında çalıştı. Ekmekleri raflara dizme, çörek yapılmasına yardım etme ve hamur karıştırıcısını temizleme gibi görevleri vardı. Neil, "Muhtemelen işi ufak olduğum için almıştım. Gece karıştırma varilinin içine girip onları temizleyebiliyordum. Benim için en iyi tarafı dondurma ve çikolata yiyebiliyor olmamdı." demiştir.[5]<br />
<br />
7 Aralık 1941 'de Japonların Pearl Harbor Saldırısı sonrasında Amerika'da Erkek izci faaliyetleri hız kazandı. Neil yeni kurulan Ohio'nun 25 numaralı izci birliğine katıldı ve birlik içerisinde "Kurt Devriyesi" adını verdikleri bir grup kurdular. Neil grubun katibi olarak seçildi. Ayrıca o ve arkadaşları uçak modelleri yapıyor ve izci liderleri de bu modelleri uzmanların dost ve düşman uçakları daha iyi ayırt etmesi için ordu ve sivil savunma yetkililerine yolluyordu. Kurt Devriyesi grubunun lider yardımcısı Kotcho Solacoff, Neil ile ilgili bir kimya laboratuvarı şakasını anlatıyor: "Ona dedim ki, 'İşte Neil biraz C12H22O11 (sakkaroz) dene' beni şaşırtan ve korkutan bir şekilde Neil bir tutam aldı ve ağzına attı. Ben de 'Tükür onu, bu zehir!' diye bağırdım. Neil de 'C12H22O11 şekerdir' dedi. Bu onun bilmediği bir şeyi bildiğimi düşündüğüm son seferdi."[5]<br />
<br />
Neil'in ailesi 3 yıl Upper Sandusky'de kaldıktan sonra son kez taşınarak Wapakoneta, Ohio'ya geldiler. Neil burada hemen 14 No'lu Erkek İzci Birliğinde aktif bir üye oldu. Okul dışındaki vakitlerinde saati kırk centten eczanede ayak işlerine baktı, markette ve hırdavatçıda çıraklık yaptı. Evlerinden altı blok ötede olan Blume Lisesi'ne gitti ve 1946 Mayıs'ında liseden mezun oldu. Lisede okurken okul orkestrasına, koro kulübüne ve bandoya katıldı. Özel tonundan hoşlandığı için en büyük enstrümanlardan biri olan bariton borusunu çalıyordu ve Mississippi Moonshiners adını verdikleri genç müzisyenlerden oluşan dört kişilik bir müzik grubu kurmuşlardı.[5] Neil'in lise yıllık fotoğrafının altında şu yazmaktadır "He thinks, he acts, it's done." (Düşünüyor, harekete geçiyor, oluyor.). Neil ayrıca bu dönemde saati dokuz dolardan uçuş dersleri aldı ve 5 Ağustos 1946'da on altı yaşında araba ehliyeti bile yokken pilot lisansına sahip oldu.[5]<br />
Vikipedi'nin kardeş projelerinden<br />
Neil Armstrong<br />
hakkında daha fazla bilgi edinin<br />
Commons'ta ara Commons'ta dosyalar<br />
Vikisöz'de ara Vikisöz'de alıntılar<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ay inişi</span></span><br />
<br />
Uçuş planı dışsal aktivitelerden önce mürettebatın dinlenme süresi için çağrıda bulundu ancak Armstrong, EVA'nın Houston saatinde akşamın erken saatlerine taşınmasını istedi. O ve Aldrin dışarıya çıkmaya hazır olduklarında, Eagle basınçtan arındırıldı, kapak açıldı ve Armstrong merdivenden inmeye başladı. Armstrong, merdivenin dibinde, "Şimdi LM'den ayrılacağım" dedi. Döndü ve sol ayağını ay yüzeyine 02:56 UTC 21 Temmuz 1969'da[6] attı ve o meşhur cümleyi kurdu: "Benim için küçük, insanlık için büyük bir adım."[7]<br />
<br />
Armstrong 'un ilk adımından yaklaşık 19 dakika sonra, Buzz Aldrin de kendisine katıldı ve Ay'da yürüyen ikinci insan oldu. Bir kişinin ay yüzeyinde ne kadar kolay işlem yapabileceğini araştırma görevlerine başladılar. Armstrong, uçuşu anmak için bir plaket açıkladı ve Aldrin ile birlikte ABD bayrağını yerleştirdi. Armstrong, bayrağın bayrak direğine asılmasını istese de, yatay tutmak için metal bir çubuk kullanmaya karar verildi.[8]<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kaynak ve Dipnotlar</span></span><br />
<br />
Wikipedia<br />
<br />
</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Neil Armstrong Kimdir? Biyografisi</span></span><br />
<br />
Neil Alden Armstrong (5 Ağustos 1930 - 25 Ağustos 2012) Ay yüzeyine adım atan ilk insan olarak tarihe geçmiş Amerikalı Deniz Kuvvetleri pilotu, astronot, uzay mühendisi, test pilotu ve üniversite profesörüdür.<br />
<br />
5 Ağustos 1930'da Wapakoneta, Ohio'da dünyaya gelmiştir. İlkokul çağlarında izcilik yapmıştır. Purdue Üniversitesi'nde Havacılık ve Uzay Mühendisliği okumuştur. Amerikan Deniz Kuvvetleri pilotu olarak Kore üzerinde 78 saat uçuş gerçekleştirmiştir. 1956 yılında evlenmiş ve üç çocuğu olmuştur. Daha uzaya çıkamadan büyük kızını kaybetmiştir. NASA'ya astronot olarak katılmak için başvurup denemelerden başarıyla geçmiştir. Gemini 8 aracında David Scott ile ilk uzay yolculuğunu gerçekleştirmiştir. 20 Temmuz 1969 tarihinde Apollo 11 ile yaptığı Ay yolculuğunda, Ay'a ayak basan ilk insan olmuştur. Ay üzerinde yaptığı yürüyüşte söylediği ve tarihe geçen sözü şudur: ''Bir insan için küçük, insanlık için büyük bir adım." Bu cümlede "bir" (İngilizce: "a") sözcüğü duyulmaz, Armstrong konuşurken unutmuş veya parazit nedeniyle silinmiş olabilir. <br />
<br />
1971 yılında NASA'dan ayrılarak Cincinnati Üniversitesi'nde çalışmaya başlayan Armstrong, 1979 yılına kadar Uzay Mühendisliği bölümünde profesör olarak görev almıştır. 1985'ten 1986'ya kadar Ulusal Uzay Komisyonu'nda hizmet vermiştir. 1986 yılında Challenger Kazası'nın araştırma komisyonuna başkan yardımcısı olarak atanmıştır.[1] 1992'den 2002'ye kadar aviyonik şirketi AIL Technologies'in başkanlığını yaptı.[2]<br />
<br />
7 Ağustos 2012'de tıkanan kalp damarlarının açılması için ameliyat olan Armstrong, 25 Ağustos 2012'de 82 yaşında ölmüştür.[3]<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ailesi ve kökeni</span></span><br />
<br />
Armstrong kelimesi, Anglo-Danimarkalı kökenli kelime ile aynı anlamı taşır ve "güçlü kollu" anlamına gelir. Bir efsaneye göre bu isim Neil'in "Fairbairn" adındaki atasına dayanır. Fairbairn isimli bir adam İskoç kralının atı savaşta vurulunca onu atına bindirmiştir. Krala hizmetinden ötürü Fairbairn'e İskoçya-İngiltere arasındaki sınırda geniş topraklar verilmiş ve sonrasında Fairbairn'e "Armstrong" denilmiştir.<br />
<br />
16. yüzyılda Armstrong'lar (Armstrong Klanı) sınırın en güçlü yağmacıları ve haydutları haline gelmiştir. Bunun üzerine 1530'da, İskoç Kralı V. James, Gilnockieli Johnnie Armstrong'un yakalanması için emir vermiş ve Caerlanrig Şapeli'nde onu 36 adamıyla birlikte asmıştır.[4]<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">HAKKINDA KISACA</span></span><br />
<br />
Doğum Neil Alden Armstrong<br />
5 Ağustos 1930<br />
Wapakoneta, Ohio, ABD<br />
Ölüm 25 Ağustos 2012 (82 yaşında)<br />
Cincinnati, Ohio, ABD<br />
Ülkesi ABD<br />
Eğitimi <br />
<br />
    Purdue Üniversitesi (BS)<br />
    Güney Kaliforniya Üniversitesi (MS)<br />
<br />
Rütbesi Deniz üsteğmeni<br />
ABD Donanması<br />
Meslek <br />
<br />
    Deniz havacısıtest pilotu<br />
<br />
Görev adı <br />
<br />
    Gemini 8 Apollo 11<br />
<br />
Uzayda geçirdiği süre 8 gün 14 saat 12 dakika 30 saniye<br />
Toplam EVA 1<br />
Toplam EVA süresi 2 saat 31 dakika<br />
Ödülleri <br />
<br />
    Başkanlık Özgürlük Madalyası<br />
    Kongre Uzay Onur Madalyası<br />
    Kongre Altın Madalyası<br />
    NASA Üstün Hizmet Madalyası<br />
    NASA Olağanüstü Hizmet Madalyası<br />
    Hava Madalyası (3)<br />
<br />
<br />
Adam Armstrong (1638-1696) sınır topraklarında doğan ve burada ölen ilk jenerasyondur. Adam Armstrong'un oğlu Adam Armstrong II (1685-1749) ve torunu Adam Abraham Armstrong (1714/1715-1779) Atlantik Okyanusu'nu geçip Amerika'ya göç eden ilk Armstronglardır. İlk olarak Amerika'nın Conococheague, Pensilvanya bölgesine yerleşmişlerdir. Amerikan Bağımsızlık Savaşı'nı takip eden yıllarda binlerce yerleşimci ile beraber Ohio eyaletine yerleşen Neil'in atası John Armstrong (5. jenerasyon) St. Marys Nehri'nin batı kıyısına; Auglaize, Ohio'ya yerleşmiştir. Neil'in büyük büyükbabası Stephen Armstrong (1825-1884) (7. jenerasyon) öldüğünde, Neil'in dedesi Willis Armstrong'a (1867 - 1930) günümüzdeki değeri yaklaşık 700.000&#36; eden dört yüz dönüm arazi bırakmıştır. Willis Armstrong yarı zamanlı bir posta rotasına başladığı sıralarda duraklarından biri olan Koenig Kardeşlerin hukuk firmasında sekreter olarak çalışan ve daha sonra ikinci eşi olacak Laura Koenig ile tanışmıştır. Willis ve Laura Haziran 1905 senesinde evlenmişlerdir ve 26 Ağustos 1907'de Neil'in babası Stephen Koenig Armstrong (ö. 1990) dünyaya gelmiştir. Stephen Armstrong, Neil'in annesi Viola Engel Armstrong ile ilk olarak St. Paul Protestan Kilisesi'nde düzenlenen bir gençlik grubu toplantısında tanışmıştır ve gençlik aşkı aralarındaki pek çok farkı saklamıştır. Viola'nın ataları Alman kökenli olup babası Martin August Engel (1879-1909) o henüz iki yaşındayken tüberküloz nedeniyle ölmüştür. Annesi Caroline 1916'da St. Marys Protestan Kilisesi'nde tanıştığı yerel bir çiftçi olan William Ernst Korspeter ile ikinci kez evlenmiştir.[5]<br />
<br />
Stephen ve Viola 8 Ekim 1929'da Korspeter Çiftlik Evi'nin oturma odasında evlenmişlerdir. Viola, 5 Ağustos 1930'da bir erkek bebek dünyaya getirmiştir. Viola, Henry Wadsworth Longfellow'un klasik şiiri "The Courtship of Miles Standish"ten ötürü Alden ismini sevdiğinden, oğullarına Neil Alden ismini vermişlerdir. Armstrong ailesinin 1933'te June Louise ve 1935'te Dean Alan isimli iki yeni üyesi daha olmuştur. Armstrong'lar Neil'in doğumundan sonraki 14 yıl boyunca toplamda on altı kez taşınmışlar ve sonunda 1944 senesinde Wapakoneta, Ohio'ya yerleşmişlerdir.[5]<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Çocukluk Yılları</span></span><br />
<br />
Annesi küçük yaşlardan beri Neil'e sürekli kitap okumuş ve ona kitap sevgisini aşılamıştır. Neil, bu sayede erken yaşta okumayı öğrenmiş ve henüz üç yaşındayken sokak tabelalarını okuyabilmeye başlamıştır. İlkokulun ikinci senesinde öğretmeni onun kitap okuma düzeyinin dördüncü sınıf seviyesinde olduğunu fark etmiş ve bu yüzden Neil sınıf atlamıştır. Dördüncü sınıfa başladığında sadece sekiz yaşındadır. Kız kardeşi June kendisi ile yapılan bir röportajda şunu söylemiştir, "Dedemizin çiftliğinde patates ekme vakti geldiğinde Neil'i hiçbir yerde bulamazdınız. Evde, bir köşede kitap okuyor olurdu".[5]<br />
<br />
Stephen Armstrong, Neil'in küçüklükten beri uçakları sevdiğini ve her zaman evin içinde uçağını uçurup durduğunu söyler. Neil, ilk uçak yolculuğunu altıncı doğum gününden önce babası ile birlikte yüksek ve tek kanatlı uçak Ford Trimotor ile gerçekleştirmiştir. İlk olarak 1928 senesinde çıkan Ford Trimotor "Teneke Kaz" hasır koltuklarında on iki yolcuya kadar taşıyabiliyordu ve hızı saatte 200 km'ye kadar çıkıyordu.[5]<br />
<br />
Neil'in çalışma hayatında ilk işi henüz on yaşındayken saati ¢10'den mezarlıktaki çimleri biçmekti. 1941 senesinde taşındıkları Upper Sandusky'de bir süre fırında çalıştı. Ekmekleri raflara dizme, çörek yapılmasına yardım etme ve hamur karıştırıcısını temizleme gibi görevleri vardı. Neil, "Muhtemelen işi ufak olduğum için almıştım. Gece karıştırma varilinin içine girip onları temizleyebiliyordum. Benim için en iyi tarafı dondurma ve çikolata yiyebiliyor olmamdı." demiştir.[5]<br />
<br />
7 Aralık 1941 'de Japonların Pearl Harbor Saldırısı sonrasında Amerika'da Erkek izci faaliyetleri hız kazandı. Neil yeni kurulan Ohio'nun 25 numaralı izci birliğine katıldı ve birlik içerisinde "Kurt Devriyesi" adını verdikleri bir grup kurdular. Neil grubun katibi olarak seçildi. Ayrıca o ve arkadaşları uçak modelleri yapıyor ve izci liderleri de bu modelleri uzmanların dost ve düşman uçakları daha iyi ayırt etmesi için ordu ve sivil savunma yetkililerine yolluyordu. Kurt Devriyesi grubunun lider yardımcısı Kotcho Solacoff, Neil ile ilgili bir kimya laboratuvarı şakasını anlatıyor: "Ona dedim ki, 'İşte Neil biraz C12H22O11 (sakkaroz) dene' beni şaşırtan ve korkutan bir şekilde Neil bir tutam aldı ve ağzına attı. Ben de 'Tükür onu, bu zehir!' diye bağırdım. Neil de 'C12H22O11 şekerdir' dedi. Bu onun bilmediği bir şeyi bildiğimi düşündüğüm son seferdi."[5]<br />
<br />
Neil'in ailesi 3 yıl Upper Sandusky'de kaldıktan sonra son kez taşınarak Wapakoneta, Ohio'ya geldiler. Neil burada hemen 14 No'lu Erkek İzci Birliğinde aktif bir üye oldu. Okul dışındaki vakitlerinde saati kırk centten eczanede ayak işlerine baktı, markette ve hırdavatçıda çıraklık yaptı. Evlerinden altı blok ötede olan Blume Lisesi'ne gitti ve 1946 Mayıs'ında liseden mezun oldu. Lisede okurken okul orkestrasına, koro kulübüne ve bandoya katıldı. Özel tonundan hoşlandığı için en büyük enstrümanlardan biri olan bariton borusunu çalıyordu ve Mississippi Moonshiners adını verdikleri genç müzisyenlerden oluşan dört kişilik bir müzik grubu kurmuşlardı.[5] Neil'in lise yıllık fotoğrafının altında şu yazmaktadır "He thinks, he acts, it's done." (Düşünüyor, harekete geçiyor, oluyor.). Neil ayrıca bu dönemde saati dokuz dolardan uçuş dersleri aldı ve 5 Ağustos 1946'da on altı yaşında araba ehliyeti bile yokken pilot lisansına sahip oldu.[5]<br />
Vikipedi'nin kardeş projelerinden<br />
Neil Armstrong<br />
hakkında daha fazla bilgi edinin<br />
Commons'ta ara Commons'ta dosyalar<br />
Vikisöz'de ara Vikisöz'de alıntılar<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ay inişi</span></span><br />
<br />
Uçuş planı dışsal aktivitelerden önce mürettebatın dinlenme süresi için çağrıda bulundu ancak Armstrong, EVA'nın Houston saatinde akşamın erken saatlerine taşınmasını istedi. O ve Aldrin dışarıya çıkmaya hazır olduklarında, Eagle basınçtan arındırıldı, kapak açıldı ve Armstrong merdivenden inmeye başladı. Armstrong, merdivenin dibinde, "Şimdi LM'den ayrılacağım" dedi. Döndü ve sol ayağını ay yüzeyine 02:56 UTC 21 Temmuz 1969'da[6] attı ve o meşhur cümleyi kurdu: "Benim için küçük, insanlık için büyük bir adım."[7]<br />
<br />
Armstrong 'un ilk adımından yaklaşık 19 dakika sonra, Buzz Aldrin de kendisine katıldı ve Ay'da yürüyen ikinci insan oldu. Bir kişinin ay yüzeyinde ne kadar kolay işlem yapabileceğini araştırma görevlerine başladılar. Armstrong, uçuşu anmak için bir plaket açıkladı ve Aldrin ile birlikte ABD bayrağını yerleştirdi. Armstrong, bayrağın bayrak direğine asılmasını istese de, yatay tutmak için metal bir çubuk kullanmaya karar verildi.[8]<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kaynak ve Dipnotlar</span></span><br />
<br />
Wikipedia<br />
<br />
</span>]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>