<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Forum Bizde Blog - Sanal Dergi]]></title>
		<link>https://forum.bizdeblog.com/</link>
		<description><![CDATA[Forum Bizde Blog - https://forum.bizdeblog.com]]></description>
		<pubDate>Sat, 16 May 2026 11:20:28 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[REÇİNELER]]></title>
			<link>https://forum.bizdeblog.com/showthread.php?tid=31878</link>
			<pubDate>Thu, 24 Oct 2024 09:48:04 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forum.bizdeblog.com/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forum.bizdeblog.com/showthread.php?tid=31878</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">REÇİNELER</span></span><br />
<br />
Alm. Härze (n.pl.), Fr. Résines (f.pl.), İng. Resins. Fizyolojik hâdiseler neticesinde veya patolojik tesirlerle bitkilerde meydana gelen veya sun’î yollarla organik bileşiklerden elde edilen katı veya ağdalı sıvı maddeler. Bunlar, eczâcılıkta ilâç yapımında kullanılır. Kimyâsal yapısı kesin olarak bilinmemekle birlikte diterpenler, triterpenler ve politerpenler sınıfından olan maddelerden meydana geldiği bilinmektedir. Fiziksel olarak ısıtılınca yumuşar, isli bir alevle yanar, amorf sert bir kütle olarak kendini gösterir. Bu sert kütle kırılınca parlak yüzeyler ortaya çıkar. Reçineler kolayca toz hâline getirilebilir. Suda çözünmezler ve buharla sürüklenmezler. Bâzı reçinelerde suda çözünen çok az madde bulunması yanında bütün reçineler alkol, kloroform ve eter gibi organik bâzı çözücülerde çözünürler. Havada oksitlenince renkleri koyulaşan reçineler, sülfürik asitle kırmızı bir sıvı meydana getirirler.<br />
<br />
Reçineler, bitkilerde bir yağ içerisinde erimiş hâlde veya zamklarla birlikte bulunurlar. Çamgiller, baklagiller, maydanozgiller gibi familyalarda reçine taşıyan bitkiler çoktur. Bu bitkilerde yağ ve zamklarla birlikte bulunan reçineler salgı kanallarında toplanır.  Bitkilerde salgı kanalları tabiî olarak bulunduğu gibi, patolojik bir olay veya her yaralanma neticesinde meydana gelir. Reçinesi, hücrelerinde veya salgı tüylerinde toplanan bitkiler de vardır.<br />
<br />
Eskiden eczâcılıkta ilâç hammaddesi olarak kullanılan kehribar, Baltık sâhillerinde bulunan Pinus succinifera (Kehribarçamı) adlı bir çam türünün fosilleşmiş reçinesinden ibârettir.<br />
<br />
Reçineler bitkilerden saf olarak elde edilmeyip, yağ gibi çeşitli maddelerle karışım hâlinde elde edilir. Reçine elde etmek için bitkinin kabuğu özel bir bıçakla çizilir. Sonra balyozla dövülerek veya alevle yakılarak yaralanır. Bâzı bitkilerde ise reçine; etanol, eter gibi maddelerin yardımıyla, tüketme metodu ile elde edilir.<br />
<br />
Bugün sanâyide tabiî reçinelerin yerini büyük ölçüde sun’î reçineler almıştır. Sun’î reçineler, fiziksel yönden tabiî reçinelere benzerse de kimyâsal yönden farklılıklar gösterir. “Termoplastik” ve “termoset” reçineler olarak iki sınıfa ayrılırlar. Sun’î reçineler en çok plastikte, ayrıca vernik, yapıştırıcı ve iyon değiştiricilerin üretiminde kullanılır.<br />
<br />
Sınâî önemi büyük olan reçineler ayrı konular hâlinde verilmiştir (Bkz. Plastik, Polimer). Aşağıda polimerleşme ile elde edilen bâzı reçineler verilmiştir:<br />
<br />
Polieter: Monomerlerin eter bağlarıyla bağlanması netîcesinde teşekkül eden polimerlerdir. Polieterlerden “polietilen glikoller”; başlıca kozmetik ve eczâcılık ürünlerinin, emülsiyon yapıcı veya nemlendirici malzemelerin ve yağlayıcıların îmâlinde kullanılır. Bir polieter olan “epoksi reçineleri”nden yaygın olarak yapıştırıcı ve kaplama malzemesi olarak istifâde edilir. Yine bir polieter olan “penton”, kimyâsal maddelere dayanıklı olduğu için depolama tanklarının iç cidarlarının kaplanmasına yardımcıdır.<br />
<br />
Polistiren: Stiren monomerinden elde edilen polimerdir. Genellikle mâliyeti düşük, dayanıklı ve termoplastik yapıda bir üründür. Kimyevî maddelere karşı dayanıklıdır. İyi bir elektrik yalıtkanıdır. Buzdolabı ve klima gibi çeşitli eşyâların îmâlinde kullanılır.<br />
<br />
Polisülfon: Temel yapı zincirleri sülfonil, eter ve izopropiliden gruplarıyla bağlanmış benzen halkalarından meydana gelen polimerlerdir. Polisülfonlar sağlam, sıcağa ve kimyevî maddelere karşı dayanıklıdır. Tel kaplamalarında, otomobil parçalarında ve çeşitli ev âletlerinde kullanılır.<br />
<br />
Polisülfür: 3 ilâ 10 sayıdaki kükürt atomunun bağlanmasıyla teşekkül eden bileşiklerdir. Bunlar, kükürdün sülfür iyonu (S-2) ihtivâ eden çözeltilerde çözündürülmesiyle elde edilirler. Sodyum polisülfürler hayvan postlarından kılların temizlenmesinde ve ticârî adı “tiyokol” olan reçinelerin îmâlinde kullanılır. Tiyokoller oldukça yaygın kullanım sahası bulunan ürünlerdir. Yüzey korunmasında, roket yakıtlarında kullanılır. Diğer bâzı polisülfürlerle haşere ilâcı olarak üretilir.<br />
<br />
Polivinilasetat: Vinilasetat monomerlerinden elde edilen renksiz bir reçinedir. Su esaslı boyalarda bağlayıcı olarak; yapıştırıcılarda, lakelerde ve çimentolarda kullanılır.<br />
<br />
Polivinilflorür: Vinilflorür monomerinin polimerleştirilmesiyle elde edilen bir reçinedir. Kimyevî maddelere karşı dayanıklıdır. Binaların dış cephelerinde, boru kaplamalarında kullanılır.<br />
<br />
Polivinilalkol: Polivinilasetatın asit veya bazlarla reaksiyona sokulmasıyla elde edilen bir reçinedir. Kâğıt ve dokumaların yağlara ve greslere karşı dayanıklılığını arttırmak için kullanılan tutkallama maddelerinde, yapıştırıcı ve emülsiyonlaştırıcılarda kullanılır. Polivinilalkolden elde edilen polivinilformali ve polivinilasetali, kaplama malzemesi ve ince katman îmâlinde kullanılır.<br />
<br />
Poliklorodifenil: Difenil ve klordan elde edilen sun’î bir reçinedir. Poliklorodifenil karışımları başlıca yağlayıcı, ateşe dayanıklı dielektrik akışkan ve ısı transfer vâsıtası olarak kullanılır. İlâveten, yapıştırıcıların, tel kaplama malzemelerinin ahşap ve beton gibi yüzeylerin kaplanmasında da kullanılır.<br />
<br />
Poliklorotrifluoroetilen: Klorotrifluoroetilenin polimerleştirilmesiyle elde edilen bir reçinedir. Kolay şekillendirilebilen bir reçine olduğundan kalıplama ve çekme yoluyla conta, pompa ve vana gibi bâzı malzemelerin îmâlinde kullanılır.<br />
<br />
Poliakrilonitril: Akrilonitrilden türetilen polimerlerin genel adı. Bu polimerler akrilonitril monomeriyle bütadien, stiren veya viniliden klorür monomerlerinden meydana gelmiş kopolimerlerdir. Orlonda % 85 nispetinde akrilonitril bulunur. Akrilonitrilin en önemli polimerlerinden biri, akrilonitril-bütadien-stiren (ABS) reçinesidir. ABS reçinesi oldukça sert, sağlam ve dayanıklıdır. Bilhassa boru ve mutfak eşyâsı îmâlatında kullanılır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynak</span></span><br />
<br />
Rehber Ansiklopedisi</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">REÇİNELER</span></span><br />
<br />
Alm. Härze (n.pl.), Fr. Résines (f.pl.), İng. Resins. Fizyolojik hâdiseler neticesinde veya patolojik tesirlerle bitkilerde meydana gelen veya sun’î yollarla organik bileşiklerden elde edilen katı veya ağdalı sıvı maddeler. Bunlar, eczâcılıkta ilâç yapımında kullanılır. Kimyâsal yapısı kesin olarak bilinmemekle birlikte diterpenler, triterpenler ve politerpenler sınıfından olan maddelerden meydana geldiği bilinmektedir. Fiziksel olarak ısıtılınca yumuşar, isli bir alevle yanar, amorf sert bir kütle olarak kendini gösterir. Bu sert kütle kırılınca parlak yüzeyler ortaya çıkar. Reçineler kolayca toz hâline getirilebilir. Suda çözünmezler ve buharla sürüklenmezler. Bâzı reçinelerde suda çözünen çok az madde bulunması yanında bütün reçineler alkol, kloroform ve eter gibi organik bâzı çözücülerde çözünürler. Havada oksitlenince renkleri koyulaşan reçineler, sülfürik asitle kırmızı bir sıvı meydana getirirler.<br />
<br />
Reçineler, bitkilerde bir yağ içerisinde erimiş hâlde veya zamklarla birlikte bulunurlar. Çamgiller, baklagiller, maydanozgiller gibi familyalarda reçine taşıyan bitkiler çoktur. Bu bitkilerde yağ ve zamklarla birlikte bulunan reçineler salgı kanallarında toplanır.  Bitkilerde salgı kanalları tabiî olarak bulunduğu gibi, patolojik bir olay veya her yaralanma neticesinde meydana gelir. Reçinesi, hücrelerinde veya salgı tüylerinde toplanan bitkiler de vardır.<br />
<br />
Eskiden eczâcılıkta ilâç hammaddesi olarak kullanılan kehribar, Baltık sâhillerinde bulunan Pinus succinifera (Kehribarçamı) adlı bir çam türünün fosilleşmiş reçinesinden ibârettir.<br />
<br />
Reçineler bitkilerden saf olarak elde edilmeyip, yağ gibi çeşitli maddelerle karışım hâlinde elde edilir. Reçine elde etmek için bitkinin kabuğu özel bir bıçakla çizilir. Sonra balyozla dövülerek veya alevle yakılarak yaralanır. Bâzı bitkilerde ise reçine; etanol, eter gibi maddelerin yardımıyla, tüketme metodu ile elde edilir.<br />
<br />
Bugün sanâyide tabiî reçinelerin yerini büyük ölçüde sun’î reçineler almıştır. Sun’î reçineler, fiziksel yönden tabiî reçinelere benzerse de kimyâsal yönden farklılıklar gösterir. “Termoplastik” ve “termoset” reçineler olarak iki sınıfa ayrılırlar. Sun’î reçineler en çok plastikte, ayrıca vernik, yapıştırıcı ve iyon değiştiricilerin üretiminde kullanılır.<br />
<br />
Sınâî önemi büyük olan reçineler ayrı konular hâlinde verilmiştir (Bkz. Plastik, Polimer). Aşağıda polimerleşme ile elde edilen bâzı reçineler verilmiştir:<br />
<br />
Polieter: Monomerlerin eter bağlarıyla bağlanması netîcesinde teşekkül eden polimerlerdir. Polieterlerden “polietilen glikoller”; başlıca kozmetik ve eczâcılık ürünlerinin, emülsiyon yapıcı veya nemlendirici malzemelerin ve yağlayıcıların îmâlinde kullanılır. Bir polieter olan “epoksi reçineleri”nden yaygın olarak yapıştırıcı ve kaplama malzemesi olarak istifâde edilir. Yine bir polieter olan “penton”, kimyâsal maddelere dayanıklı olduğu için depolama tanklarının iç cidarlarının kaplanmasına yardımcıdır.<br />
<br />
Polistiren: Stiren monomerinden elde edilen polimerdir. Genellikle mâliyeti düşük, dayanıklı ve termoplastik yapıda bir üründür. Kimyevî maddelere karşı dayanıklıdır. İyi bir elektrik yalıtkanıdır. Buzdolabı ve klima gibi çeşitli eşyâların îmâlinde kullanılır.<br />
<br />
Polisülfon: Temel yapı zincirleri sülfonil, eter ve izopropiliden gruplarıyla bağlanmış benzen halkalarından meydana gelen polimerlerdir. Polisülfonlar sağlam, sıcağa ve kimyevî maddelere karşı dayanıklıdır. Tel kaplamalarında, otomobil parçalarında ve çeşitli ev âletlerinde kullanılır.<br />
<br />
Polisülfür: 3 ilâ 10 sayıdaki kükürt atomunun bağlanmasıyla teşekkül eden bileşiklerdir. Bunlar, kükürdün sülfür iyonu (S-2) ihtivâ eden çözeltilerde çözündürülmesiyle elde edilirler. Sodyum polisülfürler hayvan postlarından kılların temizlenmesinde ve ticârî adı “tiyokol” olan reçinelerin îmâlinde kullanılır. Tiyokoller oldukça yaygın kullanım sahası bulunan ürünlerdir. Yüzey korunmasında, roket yakıtlarında kullanılır. Diğer bâzı polisülfürlerle haşere ilâcı olarak üretilir.<br />
<br />
Polivinilasetat: Vinilasetat monomerlerinden elde edilen renksiz bir reçinedir. Su esaslı boyalarda bağlayıcı olarak; yapıştırıcılarda, lakelerde ve çimentolarda kullanılır.<br />
<br />
Polivinilflorür: Vinilflorür monomerinin polimerleştirilmesiyle elde edilen bir reçinedir. Kimyevî maddelere karşı dayanıklıdır. Binaların dış cephelerinde, boru kaplamalarında kullanılır.<br />
<br />
Polivinilalkol: Polivinilasetatın asit veya bazlarla reaksiyona sokulmasıyla elde edilen bir reçinedir. Kâğıt ve dokumaların yağlara ve greslere karşı dayanıklılığını arttırmak için kullanılan tutkallama maddelerinde, yapıştırıcı ve emülsiyonlaştırıcılarda kullanılır. Polivinilalkolden elde edilen polivinilformali ve polivinilasetali, kaplama malzemesi ve ince katman îmâlinde kullanılır.<br />
<br />
Poliklorodifenil: Difenil ve klordan elde edilen sun’î bir reçinedir. Poliklorodifenil karışımları başlıca yağlayıcı, ateşe dayanıklı dielektrik akışkan ve ısı transfer vâsıtası olarak kullanılır. İlâveten, yapıştırıcıların, tel kaplama malzemelerinin ahşap ve beton gibi yüzeylerin kaplanmasında da kullanılır.<br />
<br />
Poliklorotrifluoroetilen: Klorotrifluoroetilenin polimerleştirilmesiyle elde edilen bir reçinedir. Kolay şekillendirilebilen bir reçine olduğundan kalıplama ve çekme yoluyla conta, pompa ve vana gibi bâzı malzemelerin îmâlinde kullanılır.<br />
<br />
Poliakrilonitril: Akrilonitrilden türetilen polimerlerin genel adı. Bu polimerler akrilonitril monomeriyle bütadien, stiren veya viniliden klorür monomerlerinden meydana gelmiş kopolimerlerdir. Orlonda % 85 nispetinde akrilonitril bulunur. Akrilonitrilin en önemli polimerlerinden biri, akrilonitril-bütadien-stiren (ABS) reçinesidir. ABS reçinesi oldukça sert, sağlam ve dayanıklıdır. Bilhassa boru ve mutfak eşyâsı îmâlatında kullanılır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynak</span></span><br />
<br />
Rehber Ansiklopedisi</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[REÇEL]]></title>
			<link>https://forum.bizdeblog.com/showthread.php?tid=31877</link>
			<pubDate>Thu, 24 Oct 2024 09:47:16 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forum.bizdeblog.com/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forum.bizdeblog.com/showthread.php?tid=31877</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">REÇEL</span></span><br />
<br />
Alm. Konfitüre, Marmelade (f), Fr. Confiture (f), İng. Jam. Çeşitli meyvelerin su ve şeker karıştırılıp ateşte kaynatılması ile meydana gelen bir çeşit tatlı yiyecek. Reçelin târihi çok eski devirlere kadar uzanmaktadır. İlk zamanlar bâzı meyveler bal şerbetiyle kaynatılır ve beklemeye bırakılırdı. Fakat bu uygulama zamânına göre biraz lüks ve masraflı oluyordu. Daha sonraki asırlarda şekerin bugünkü şekliyle üretilmesi, meyvelere lâzım olan tatlı suyun kolayca temin edilmesi reçel yapımını yaygınlaştırdı. Hattâ milletlere, bölgelere, şehirlere göre değişik çeşitler ve isimler altında reçeller yapılmaya başlandı.<br />
<br />
Reçel yapmanın değişik usûlleri vardır:<br />
<br />
1. Meyveler tatlılık durumu iyi ayarlanmış koyu bir şerbet içerisine atılarak, ateşte kaynatılır. Bu usûlle, kayısı, elma, armut, portakal, patlıcan, karpuz kabuğu vb. meyvelerin reçelleri yapılır.<br />
<br />
2. Bir sıra meyve, bir sıra şeker konularak hazırlanan reçel malzemesi 6-7 saat bekletilir. Sonra pişirilir. Bu usûlle; erik, vişne, gül, böğürtlen gibi meyvelerin reçelleri yapılır.<br />
<br />
3. Reçel yapılacak meyvelerin, su ve şeker oranları ayarlanarak karıştırılır. Daha sonra güneşte beklemeye bırakılır.<br />
<br />
Reçel yapımında şeker kullanıldığı gibi glikoz da kullanılmaktadır. Glikozla yapılan reçeller biraz daha ekonomik olur. Ticâret için yapılan reçeller genelde bu usûlle yapılmaktadır. Reçelde bol miktarda kalori bulunduğu için her yaş grubunun yemesi gerekli bir besin kaynağıdır.<br />
<br />
Reçel yapılırken dikkat edilmesi gereken önemli hususlar şunlardır:<br />
<br />
1. Reçel yapılacak meyveler çok tâze, temiz, çürüksüz ve olgun olmalı.<br />
<br />
2. Temizlenen meyveler geniş bir kaba konularak şeker ve su ölçüleri iyi ayarlanmalı; miktarlar ne fazla ne de noksan olmalıdır. Her iki durumda da reçeller ya sulanarak bozulur veya kaynatılmasından çok kısa bir süre sonra kristalleşir (şekerlenir).<br />
<br />
3. Reçel kaynatılırken karıştırmak gerekiyorsa bu işte tahta kaşık kullanılmalı.<br />
<br />
4. Kaynarken reçelin üstünde meydana gelen köpükler, kaynama durduğu zaman, sıcak suyun içinde bulunan mâdenî süzgeç kepçeyle en kısa zamanda alınmalı.<br />
<br />
5. Reçelin köpüklenmemesi için kaynarken çok az miktarda tereyağı atılır. Böylece kaynatılan reçel şurubunun üzerindeki köpüklenme önlenir.<br />
<br />
6. Yapılan reçellerin ileride bozulmamasını, şekerlenmemesini istiyorsak, reçel şurubuna ateşten indirmeden 1-2 dakika önce biraz limon tuzu veya limon suyu sıkmamız gerekir. Bu sıkılma işlemi reçel şurubunun kıvama gelip gelmediği iyi tahmin edildikten sonra yapılmalıdır. Bunu anlamak için reçel şurubundan birkaç damla alarak küçük bir tabak içindeki soğuk suya bırakılır. Eğer şurup damlaları suyun içinde sağa sola dağılmazsa kıvama gelmiş olur. İşte limon tuzu veya suyu tam bu zamanda atılmalıdır. Buna halk arasında kestirme denir. Bu durumda zaman ayarı çok önemlidir. Şerbetin belli bir oranda yumurta beyazı ile kaynatılmasına da kestirme denir. Yumurta beyazının, suya yedirilerek kaynatıldığı şerbetin üzerinde biriken tortular kepçe ile alınır. Şerbet koyulaşıp berraklaşıncaya kadar bu işe devam edilir.<br />
<br />
7. Reçel şuruplarının pişme ve kaynama kıvamları 104-105°C’ye kadar yükseltilmelidir. Bu arada şurup kaynatılan kabın geniş ve ağzının açık olmasına dikkat etmelidir.<br />
<br />
8. Genelde reçeller âdi kavanozlarda, sırlı kaplarda çömleklerde saklanmaktadır. Reçellerin cam kavanozlarda saklanması sağlık açısından daha iyidir. Reçel doldurulacak kavanozlar iyice kurulanarak, ağızları hava geçirmeyen parşömen kağıdı, balmumu vs. gibi maddelerle kapatılmalı, hava temâsı kesilmelidir. Çok sıcak olmayan havadır yerlerde saklanmalıdır.<br />
<br />
Bilinen başlıca reçel çeşitleri: Kayısı, elma, armut, ayva, vişne, üzüm, portakal, mandalina, bergamot, patlıcan, incir, karpuz kabuğu, kabak, çilek vb. dir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynak</span></span><br />
<br />
Rehber Ansiklopedisi</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">REÇEL</span></span><br />
<br />
Alm. Konfitüre, Marmelade (f), Fr. Confiture (f), İng. Jam. Çeşitli meyvelerin su ve şeker karıştırılıp ateşte kaynatılması ile meydana gelen bir çeşit tatlı yiyecek. Reçelin târihi çok eski devirlere kadar uzanmaktadır. İlk zamanlar bâzı meyveler bal şerbetiyle kaynatılır ve beklemeye bırakılırdı. Fakat bu uygulama zamânına göre biraz lüks ve masraflı oluyordu. Daha sonraki asırlarda şekerin bugünkü şekliyle üretilmesi, meyvelere lâzım olan tatlı suyun kolayca temin edilmesi reçel yapımını yaygınlaştırdı. Hattâ milletlere, bölgelere, şehirlere göre değişik çeşitler ve isimler altında reçeller yapılmaya başlandı.<br />
<br />
Reçel yapmanın değişik usûlleri vardır:<br />
<br />
1. Meyveler tatlılık durumu iyi ayarlanmış koyu bir şerbet içerisine atılarak, ateşte kaynatılır. Bu usûlle, kayısı, elma, armut, portakal, patlıcan, karpuz kabuğu vb. meyvelerin reçelleri yapılır.<br />
<br />
2. Bir sıra meyve, bir sıra şeker konularak hazırlanan reçel malzemesi 6-7 saat bekletilir. Sonra pişirilir. Bu usûlle; erik, vişne, gül, böğürtlen gibi meyvelerin reçelleri yapılır.<br />
<br />
3. Reçel yapılacak meyvelerin, su ve şeker oranları ayarlanarak karıştırılır. Daha sonra güneşte beklemeye bırakılır.<br />
<br />
Reçel yapımında şeker kullanıldığı gibi glikoz da kullanılmaktadır. Glikozla yapılan reçeller biraz daha ekonomik olur. Ticâret için yapılan reçeller genelde bu usûlle yapılmaktadır. Reçelde bol miktarda kalori bulunduğu için her yaş grubunun yemesi gerekli bir besin kaynağıdır.<br />
<br />
Reçel yapılırken dikkat edilmesi gereken önemli hususlar şunlardır:<br />
<br />
1. Reçel yapılacak meyveler çok tâze, temiz, çürüksüz ve olgun olmalı.<br />
<br />
2. Temizlenen meyveler geniş bir kaba konularak şeker ve su ölçüleri iyi ayarlanmalı; miktarlar ne fazla ne de noksan olmalıdır. Her iki durumda da reçeller ya sulanarak bozulur veya kaynatılmasından çok kısa bir süre sonra kristalleşir (şekerlenir).<br />
<br />
3. Reçel kaynatılırken karıştırmak gerekiyorsa bu işte tahta kaşık kullanılmalı.<br />
<br />
4. Kaynarken reçelin üstünde meydana gelen köpükler, kaynama durduğu zaman, sıcak suyun içinde bulunan mâdenî süzgeç kepçeyle en kısa zamanda alınmalı.<br />
<br />
5. Reçelin köpüklenmemesi için kaynarken çok az miktarda tereyağı atılır. Böylece kaynatılan reçel şurubunun üzerindeki köpüklenme önlenir.<br />
<br />
6. Yapılan reçellerin ileride bozulmamasını, şekerlenmemesini istiyorsak, reçel şurubuna ateşten indirmeden 1-2 dakika önce biraz limon tuzu veya limon suyu sıkmamız gerekir. Bu sıkılma işlemi reçel şurubunun kıvama gelip gelmediği iyi tahmin edildikten sonra yapılmalıdır. Bunu anlamak için reçel şurubundan birkaç damla alarak küçük bir tabak içindeki soğuk suya bırakılır. Eğer şurup damlaları suyun içinde sağa sola dağılmazsa kıvama gelmiş olur. İşte limon tuzu veya suyu tam bu zamanda atılmalıdır. Buna halk arasında kestirme denir. Bu durumda zaman ayarı çok önemlidir. Şerbetin belli bir oranda yumurta beyazı ile kaynatılmasına da kestirme denir. Yumurta beyazının, suya yedirilerek kaynatıldığı şerbetin üzerinde biriken tortular kepçe ile alınır. Şerbet koyulaşıp berraklaşıncaya kadar bu işe devam edilir.<br />
<br />
7. Reçel şuruplarının pişme ve kaynama kıvamları 104-105°C’ye kadar yükseltilmelidir. Bu arada şurup kaynatılan kabın geniş ve ağzının açık olmasına dikkat etmelidir.<br />
<br />
8. Genelde reçeller âdi kavanozlarda, sırlı kaplarda çömleklerde saklanmaktadır. Reçellerin cam kavanozlarda saklanması sağlık açısından daha iyidir. Reçel doldurulacak kavanozlar iyice kurulanarak, ağızları hava geçirmeyen parşömen kağıdı, balmumu vs. gibi maddelerle kapatılmalı, hava temâsı kesilmelidir. Çok sıcak olmayan havadır yerlerde saklanmalıdır.<br />
<br />
Bilinen başlıca reçel çeşitleri: Kayısı, elma, armut, ayva, vişne, üzüm, portakal, mandalina, bergamot, patlıcan, incir, karpuz kabuğu, kabak, çilek vb. dir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynak</span></span><br />
<br />
Rehber Ansiklopedisi</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[RECEB AYI]]></title>
			<link>https://forum.bizdeblog.com/showthread.php?tid=31876</link>
			<pubDate>Thu, 24 Oct 2024 09:46:35 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forum.bizdeblog.com/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forum.bizdeblog.com/showthread.php?tid=31876</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">RECEB AYI</span></span><br />
<br />
Kamerî ayların yedincisi. İslâm dîninde mübârek üç aylardan birincisi. Müslümanlar arasında mübârek üç aylar olarak bilinen Receb, Şâban ve Ramazan ayları, İslâm dîninin kıymet verdiği aylardır. Allahü teâlâ, kullarına çok acıdığı için bâzı gecelere, gün ve aylara kıymet vermiş; bu gece, gün ve aylardaki duâ, tövbe, namaz ve oruç gibi ibâdetleri kabûl edeceğini bildirmiştir. Kullarının çok ibâdet yapması, duâ ve tövbe etmeleri için böyle gece, gün ve ayları sebep kılmıştır. Receb, içinde iki mübârek gecenin de bulunduğu bir aydır.<br />
<br />
Receb-i şerîfin ilk Cumâ gecesine Regâib Gecesi denir. Çünkü Allahü teâlâ, bu gecede mümin kullarına, ragîbetler, yâni ihsânlar, ikrâmlar yapar. O gece yapılan duâ reddolmaz. Namaz, oruç, sadaka gibi ibâdetlere, kat kat sevap verilir. O geceye hürmet edenleri affeyler (Bkz. Regâib Gecesi). Receb ayının yirmi yedinci gecesi de Mîrâc Gecesidir. Mîrâc “merdiven” demektir. Resûlullah’ın göklere çıkarıldığı, bilinmeyen yerlere götürüldüğü ve Allahü teâlâ ile konuştuğu gecedir. (Bkz. Mîrâc)<br />
<br />
Receb ayı, Âdem aleyhisselâmdan beri kıymetliydi. Bu ayda muhârebe etmek günahtı. Her ümmet, bu aya saygı gösterirdi. Receb demek, “mürecceb, muazzam, muhterem, kıymetli” demektir. Enîs-ül-Vâizîn kitabında diyor ki:<br />
<br />
“Îsâ aleyhisselâm zamânında bir genç, güzel bir kıza tutulmuştu. Ona kavuşmak için çırpınıyordu. Nice zaman sonra söz aldı. Bir akşam, odada buluştular. Genç, pek sevinçliydi. Ansızın, pencereden hilâlî (yeni ayı) gördü. Bu hangi aydır, dedi. Kız, Receb, deyince, genç toparlandı. Giyindi. Kız şaşırıp, ne oluyorsun, dedi. Genç, babalarımdan işittim. Receb ayında günâh işlenmez. Bu aya saygı gösterilir, deyip, özür diledi ve evine gitti. Allahü teâlâ, Îsâ aleyhisselâma vahy gönderip, olanları bildirdi. Bu genci ziyâret et! Selâmımı söyle, buyurdu. Genç, Receb ayına gösterdiği bir saygı için, büyük bir peygamberin kendine gönderildiğine sevinerek îmân etti. İyi bir mümin oldu. Receb ayına gösterdiği bir saygı sebebiyle, îmân şerefine kavuştu.”<br />
<br />
Allahü teâlâ Tevbe sûresi 36. âyetinde meâlen; “Ayların sayısı, Allah’ın yanında gökleri ve yeri yarattığı günkü kitabında olduğu gibi on ikidir. Bunlardan dördü haramdır (yâni, muhteremdir).” buyuruyor. Daha önce ve İslâmın ilk yıllarında harp yapmanın haram, yasak edildiği dört aydan biri de Receb ayı idi. Peygamberimizden evvel, câhiliye zamânında da Receb ayına çok fazla tâzim eder, saygı gösterirlerdi. Receb ayının başından sonuna kadar Allahü teâlâ tarafından üç şey ihsân olur: Kula azâpsız rahmet, cimrilik etmeden cömertlik, eziyet etmeden iyilik ve ihsân.<br />
<br />
Receb ayı için “Receb-i Mudır, müttasıl-ül-esne, şehr-ül-asem, şehrullah-il-ehab, şehr-ül-mutahhar, şehr-üs-sâbık ve şehr-ül-ferd...” gibi isimler de kullanılmıştır. Bu isimlerle anılmasının ayrı ayrı sebepleri vardır. Bir çoğu hadîs-i şerîflerle bildirilmiştir.<br />
<br />
Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem; “Uyanınız ve biliniz ki, Receb ayı haram aylardandır. Allahü teâlâ bu ayda Nûh aleyhisselâmı gemiye bindirdi. Nûh aleyhisselâm gemide oruç tuttu ve yanında olanların tutmasını emretti. Allahü teâlâ onları kurtardı, boğulmaktan korudu. Ve Allahü teâlâ yeryüzünü tûfan sebebiyle küfür ve taşkınlıklardan temizledi.” buyurdu. Bir hadîs-i şerîfte; “Receb, Allahü teâlânın ayıdır. Şâban, benim ayımdır. Ramazan, benim ümmetimin ayıdır” buyuruldu.<br />
<br />
Recebin üstünlüğünü bildiren bir hadîs-i şerîfte; “Receb-i şerîf öyle büyük bir aydır ki, bir kimse bu ayda bir gün oruç tutsa, Allahü teâlâ ona bin yıl oruç tutmuş kadar sevap yazar. İki gün oruç tutsa, iki bin yıl oruç tutmuş kadar sevap yazar. Yedi gün oruç tutsa, Cehennem kapıları ona kapanır. Sekiz gün oruç tutsa, Cennetin sekiz kapısı ona açılır, hangisinden isterse Cennete girer. On beş gün oruç tutsa, günahları sevâba döner. Semâdan bir ses: “Allahü teâlâ senin geçmişte olan günahını affetti, bağışladı. Bundan sonraki ömrün için amelini (yâni, ibâdet ve işlerini) iyi yap!” der. Bunlardan çok tutarsa, Allahü teâlâ da onun sevap ve karşılığını arttırır.” buyruldu.<br />
<br />
Diğer hadîs-i şerîflerde buyruldu ki: “Bir kimse Allahü teâlânın ayı olan Receb ayında, bir mümin kardeşini gam ve üzüntüden kurtarsa, Allahü teâlâ ona, Firdevs’te (Cennette) gözünün görebildiği kadar büyük bir köşk ihsân eder. Uyanınız, kendinize geliniz ve Receb ayına hürmet ve ikrâm ediniz ki, Allahü teâlâ da size bin türlü kerâmetle ikrâm ve ihsân etsin.”<br />
<br />
Cennet’te bir nehir vardır. Ona Receb denir. Sütten beyaz, baldan tatlıdır. Receb ayında bir gün oruç tutana Allahü teâlâ kıyâmet günü o nehirden su verir.<br />
<br />
Cennette bir köşk vardır. Ona ancak Receb ayını oruç tutmakla geçirenler girer.<br />
<br />
Bir kimse Receb ayında bir gün oruç tutsa, o kimse sanki bin yıl oruç tutmuş, bin köle azâd etmiş gibi sevâba kavuşur. Ve bir kimse Receb-i şerîfte az bir şey sadaka verse, bin altın sadaka vermiş gibi sevap alır. Bedenindeki her kılı için bin sevap yazılır. Derecesi bin kat yükselir. Bin günahı yok olur. Hergünkü orucu ve verdiği her sadakası için bin hac ve bin ömre sevabı yazılır. Cennette ona bin ev, bin köşk ve bin hücre yapılır. Her hücrede bin bölüm ve her bölümde çok güzel hûriler bulunur.<br />
<br />
Bir kimse Recebin ilk günü oruç tutsa, Allahü teâlâ bu orucunu, yetmiş yıllık günâhına keffâret eder. On beş gün oruç tutsa, Allahü teâlâ kıyâmet gününde onun hesâbını kolay görür. Receb ayında otuz gün oruç tutana, Allahü teâlâ rızâ ve berâtı ve hücceti ihsân eder. Onu azâbtan korur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynak</span></span><br />
<br />
Rehber Ansiklopedisi</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">RECEB AYI</span></span><br />
<br />
Kamerî ayların yedincisi. İslâm dîninde mübârek üç aylardan birincisi. Müslümanlar arasında mübârek üç aylar olarak bilinen Receb, Şâban ve Ramazan ayları, İslâm dîninin kıymet verdiği aylardır. Allahü teâlâ, kullarına çok acıdığı için bâzı gecelere, gün ve aylara kıymet vermiş; bu gece, gün ve aylardaki duâ, tövbe, namaz ve oruç gibi ibâdetleri kabûl edeceğini bildirmiştir. Kullarının çok ibâdet yapması, duâ ve tövbe etmeleri için böyle gece, gün ve ayları sebep kılmıştır. Receb, içinde iki mübârek gecenin de bulunduğu bir aydır.<br />
<br />
Receb-i şerîfin ilk Cumâ gecesine Regâib Gecesi denir. Çünkü Allahü teâlâ, bu gecede mümin kullarına, ragîbetler, yâni ihsânlar, ikrâmlar yapar. O gece yapılan duâ reddolmaz. Namaz, oruç, sadaka gibi ibâdetlere, kat kat sevap verilir. O geceye hürmet edenleri affeyler (Bkz. Regâib Gecesi). Receb ayının yirmi yedinci gecesi de Mîrâc Gecesidir. Mîrâc “merdiven” demektir. Resûlullah’ın göklere çıkarıldığı, bilinmeyen yerlere götürüldüğü ve Allahü teâlâ ile konuştuğu gecedir. (Bkz. Mîrâc)<br />
<br />
Receb ayı, Âdem aleyhisselâmdan beri kıymetliydi. Bu ayda muhârebe etmek günahtı. Her ümmet, bu aya saygı gösterirdi. Receb demek, “mürecceb, muazzam, muhterem, kıymetli” demektir. Enîs-ül-Vâizîn kitabında diyor ki:<br />
<br />
“Îsâ aleyhisselâm zamânında bir genç, güzel bir kıza tutulmuştu. Ona kavuşmak için çırpınıyordu. Nice zaman sonra söz aldı. Bir akşam, odada buluştular. Genç, pek sevinçliydi. Ansızın, pencereden hilâlî (yeni ayı) gördü. Bu hangi aydır, dedi. Kız, Receb, deyince, genç toparlandı. Giyindi. Kız şaşırıp, ne oluyorsun, dedi. Genç, babalarımdan işittim. Receb ayında günâh işlenmez. Bu aya saygı gösterilir, deyip, özür diledi ve evine gitti. Allahü teâlâ, Îsâ aleyhisselâma vahy gönderip, olanları bildirdi. Bu genci ziyâret et! Selâmımı söyle, buyurdu. Genç, Receb ayına gösterdiği bir saygı için, büyük bir peygamberin kendine gönderildiğine sevinerek îmân etti. İyi bir mümin oldu. Receb ayına gösterdiği bir saygı sebebiyle, îmân şerefine kavuştu.”<br />
<br />
Allahü teâlâ Tevbe sûresi 36. âyetinde meâlen; “Ayların sayısı, Allah’ın yanında gökleri ve yeri yarattığı günkü kitabında olduğu gibi on ikidir. Bunlardan dördü haramdır (yâni, muhteremdir).” buyuruyor. Daha önce ve İslâmın ilk yıllarında harp yapmanın haram, yasak edildiği dört aydan biri de Receb ayı idi. Peygamberimizden evvel, câhiliye zamânında da Receb ayına çok fazla tâzim eder, saygı gösterirlerdi. Receb ayının başından sonuna kadar Allahü teâlâ tarafından üç şey ihsân olur: Kula azâpsız rahmet, cimrilik etmeden cömertlik, eziyet etmeden iyilik ve ihsân.<br />
<br />
Receb ayı için “Receb-i Mudır, müttasıl-ül-esne, şehr-ül-asem, şehrullah-il-ehab, şehr-ül-mutahhar, şehr-üs-sâbık ve şehr-ül-ferd...” gibi isimler de kullanılmıştır. Bu isimlerle anılmasının ayrı ayrı sebepleri vardır. Bir çoğu hadîs-i şerîflerle bildirilmiştir.<br />
<br />
Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem; “Uyanınız ve biliniz ki, Receb ayı haram aylardandır. Allahü teâlâ bu ayda Nûh aleyhisselâmı gemiye bindirdi. Nûh aleyhisselâm gemide oruç tuttu ve yanında olanların tutmasını emretti. Allahü teâlâ onları kurtardı, boğulmaktan korudu. Ve Allahü teâlâ yeryüzünü tûfan sebebiyle küfür ve taşkınlıklardan temizledi.” buyurdu. Bir hadîs-i şerîfte; “Receb, Allahü teâlânın ayıdır. Şâban, benim ayımdır. Ramazan, benim ümmetimin ayıdır” buyuruldu.<br />
<br />
Recebin üstünlüğünü bildiren bir hadîs-i şerîfte; “Receb-i şerîf öyle büyük bir aydır ki, bir kimse bu ayda bir gün oruç tutsa, Allahü teâlâ ona bin yıl oruç tutmuş kadar sevap yazar. İki gün oruç tutsa, iki bin yıl oruç tutmuş kadar sevap yazar. Yedi gün oruç tutsa, Cehennem kapıları ona kapanır. Sekiz gün oruç tutsa, Cennetin sekiz kapısı ona açılır, hangisinden isterse Cennete girer. On beş gün oruç tutsa, günahları sevâba döner. Semâdan bir ses: “Allahü teâlâ senin geçmişte olan günahını affetti, bağışladı. Bundan sonraki ömrün için amelini (yâni, ibâdet ve işlerini) iyi yap!” der. Bunlardan çok tutarsa, Allahü teâlâ da onun sevap ve karşılığını arttırır.” buyruldu.<br />
<br />
Diğer hadîs-i şerîflerde buyruldu ki: “Bir kimse Allahü teâlânın ayı olan Receb ayında, bir mümin kardeşini gam ve üzüntüden kurtarsa, Allahü teâlâ ona, Firdevs’te (Cennette) gözünün görebildiği kadar büyük bir köşk ihsân eder. Uyanınız, kendinize geliniz ve Receb ayına hürmet ve ikrâm ediniz ki, Allahü teâlâ da size bin türlü kerâmetle ikrâm ve ihsân etsin.”<br />
<br />
Cennet’te bir nehir vardır. Ona Receb denir. Sütten beyaz, baldan tatlıdır. Receb ayında bir gün oruç tutana Allahü teâlâ kıyâmet günü o nehirden su verir.<br />
<br />
Cennette bir köşk vardır. Ona ancak Receb ayını oruç tutmakla geçirenler girer.<br />
<br />
Bir kimse Receb ayında bir gün oruç tutsa, o kimse sanki bin yıl oruç tutmuş, bin köle azâd etmiş gibi sevâba kavuşur. Ve bir kimse Receb-i şerîfte az bir şey sadaka verse, bin altın sadaka vermiş gibi sevap alır. Bedenindeki her kılı için bin sevap yazılır. Derecesi bin kat yükselir. Bin günahı yok olur. Hergünkü orucu ve verdiği her sadakası için bin hac ve bin ömre sevabı yazılır. Cennette ona bin ev, bin köşk ve bin hücre yapılır. Her hücrede bin bölüm ve her bölümde çok güzel hûriler bulunur.<br />
<br />
Bir kimse Recebin ilk günü oruç tutsa, Allahü teâlâ bu orucunu, yetmiş yıllık günâhına keffâret eder. On beş gün oruç tutsa, Allahü teâlâ kıyâmet gününde onun hesâbını kolay görür. Receb ayında otuz gün oruç tutana, Allahü teâlâ rızâ ve berâtı ve hücceti ihsân eder. Onu azâbtan korur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynak</span></span><br />
<br />
Rehber Ansiklopedisi</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[RAMAZAN]]></title>
			<link>https://forum.bizdeblog.com/showthread.php?tid=31875</link>
			<pubDate>Thu, 24 Oct 2024 09:45:25 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forum.bizdeblog.com/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forum.bizdeblog.com/showthread.php?tid=31875</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">RAMAZAN</span></span><br />
<br />
İslâmiyette oruç tutulan ay. Mübârek üç ayların üçüncüsüdür. Kamerî aylar arasında dokuzuncu sıradadır.Ramazan, lügatta “yanmak” demektir. Çünkü bu ayda oruç tutan ve tövbe edenlerin günahları yanar, yok olur. Ramazan, oruç ayıdır. Bu aya yetişen akıllı ve bâliğ (ergen, evlenecek yaşa gelmiş olan) Müslümanlara oruç tutmak emredilmiştir (Bkz. Oruç). Bakara sûresi 185. âyet-i kerîmesinde meâlen; “O sayılı günler Ramazan ayıdır ki, Kur’ân-ı kerîm o ay içinde indirilmiştir. O Kur’ân-ı kerîm, insanları Hakk’a ulaştırır, helâl ve haramda ve din hükümlerinde hakkı bâtıldan ayırır.Sizden her kim Ramazan ayına erişirse (hazır olur, hasta ve misâfir olmazsa) orucunu tutsun. Kim hasta olur, yâhut seferde bulunursa, oruç tutmadığı günler sayısınca sıhhat ve ikâmet hâlinde orucunu kazâ etsin. Allah size kolaylık diler, size güçlük dilemez.” buyruldu.<br />
<br />
Ramazan ayı, çok şereflidir. Bu ayda yapılan nafile namaz, zikir, sadaka ve bütün nâfile ibâdetlere verilen sevap, başka aylarda yapılan farz ibâdetlere verilen sevap gibidir.<br />
<br />
Bu ayda bir oruçluya iftâr verenin günahları affolur. Cehennemden âzâd olur, kurtulur. O oruçlunun sevâbı kadar, ayrıca buna da sevap verilir.<br />
<br />
Bu ayda ibâdet ve iyi iş yapabilenlere bütün sene bu işleri yapmak nasip olur. Bu aya saygısızlık edenin, günah işleyenin bütün senesi günah işlemekle geçer.<br />
<br />
Bu ayda elden geldiği kadar, ibâdet etmelidir. Allahü teâlânın râzı olduğu beğendiği işleri yapmalıdır. Bu ay, âhireti kazanmak için fırsattır. Kur’ân-ı kerîm Ramazanda indi. Kadir gecesi bu aydadır.<br />
<br />
Ramazân-ı şerîfte iftarı erken yapmak, sahuru geç yapmak sünnettir. Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem, bu iki sünneti yapmaya çok önem verirdi.<br />
<br />
Bu ayda her gece, Cehenneme girmesi gereken binlerce Müslüman affolur, âzâd olur, kurtulur. Bu ayda, rahmet ve Cennet kapıları açılır. Cehennem kapıları kapanır. Şeytanlar, zincirlere bağlanır.<br />
<br />
Ramazan ayının fazîleti: Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem buyurdu ki; “Ramazan ayı gelince, Cennet kapıları açılır, Cehennem kapıları kapanır ve şeytanlar bağlanır.” Resûlullah efendimiz Şâban ayının son günü hutbede buyurdu ki: “Ey Müslümanlar! Üzerinize öyle büyük bir ay gölge vermek üzeredir ki, bu aydaki bir gece (Kadir Gecesi), bin aydan daha faydalıdır. Allahü teâlâ, bu ayda, her gün oruç tutulmasını emretti. Bu ayda, geceleri terâvih namazı kılmak da sünnettir. Bu ayda, Allah için ufak bir iyilik yapmak, başka aylarda, farz yapmış gibidir. Bu ayda, bir farz yapmak, başka ayda yetmiş farz yapmak gibidir. Bu ay, sabır ayıdır. Sabır edenin gideceği yer Cennettir. Bu ay, iyi geçinmek ayıdır. Bu ayda müminlerin rızkı artar. Bir kimse, bu ayda, bir oruçluya iftar verirse, günahları affolur. Hak teâlâ, onu Cehennem ateşinden âzâd eder. O oruçlunun sevâbı kadar, ona sevap verilir.”<br />
<br />
Eshâb-ı kirâm, dediler ki: Yâ Resûlallah! Her birimiz, bir oruçluya iftar edecek, onu doyuracak kadar zengin değiliz. Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem buyurdu ki: “Bir hurma ile iftar verene de, yalnız su ile oruç açana da, biraz süt ikram edene de bu sevap verilecektir. Bu ay, öyle bir aydır ki, ilk günleri rahmet, ortası af ve mağfiret ve sonu Cehennemden âzâd olmaktır. Bu ayda, işçinin, memurun, askerin ve talebenin vazifesini hafifleten patronları, âmirleri, kumandanları ve müdürleri,Allahü teâlâ affedip, Cehennem ateşinden kurtarır. Bu ayda dört şeyi çok yapınız! Bunun ikisini Allahü teâlâ çok sever. Bunlar, Kelime-i şehâdet söylemek ve istiğfar etmektir. İkisini de zâten her zaman yapmamız lâzımdır. Bunlar da Allahü teâlâdan Cenneti istemek ve Cehennem ateşinden O’na sığınmakdır. Bu ayda, bir oruçluya su veren bir kimse, kıyâmet günü susuz kalmayacaktır.”<br />
<br />
Hadîs-i şerîflerde buyruldu ki:<br />
<br />
Bir kimse, Ramazan ayında oruç tutmayı farz bilir, vazife bilir ve orucun sevâbını, Allahü teâlâdan beklerse, geçmiş günahları affolur.<br />
<br />
Allahü teâlâ benim ümmetime, Ramâzan-ı şerîfte beş şey ihsan eder ki, bunları hiçbir Peygambere vermemiştir:<br />
<br />
1. Ramazanın birinci gecesi, Allahü teâlâ müminlere rahmet eder. Rahmetle baktığı kuluna hiç âzâb etmez.<br />
<br />
2. İftar zamânında, oruçlunun ağız kokusu, Allahü teâlâya her kokudan daha güzel gelir.<br />
<br />
3. Melekler, Ramazanın her gece ve gündüzünde, oruç tutanların affolması için duâ eder.<br />
<br />
4. Allahü teâlâ, oruç tutanlara, âhirette vermek için, Ramazân-ı şerîfte Cennette yer tâyin eder.<br />
<br />
5. Ramazân-ı şerîfin son günü, oruç tutan müminlerin hepsini affeder.<br />
<br />
Diğer hadîs-i şerîflerde buyruluyor ki:<br />
<br />
Ramazan ayında Cumâ gününü tâatla geçiren, bin seneden çok ibâdet etmiş gibi olur.<br />
<br />
Dikkatli olun! Ramazan ayındaki sevap ve günahlar katlarıyle yazılır. Ramazanda çok namaz kılınız! Çok Kur’ân-ı kerîm okuyunuz! Çünkü Ramazan ayında okunan Kur’ân-ı kerîmin her harfi için, Cenâb-ı Hak, Cennet bahçelerinden bir bahçe ihsan eder.<br />
<br />
Ramazan ayını baştan sona kadar oruçla geçiren günah bakımından anasından doğduğu gün gibi olur. Yâni hiç günahı kalmaz.<br />
<br />
Ramazan ayında bir gün oruç tutana Cennette bir köşk verilir. Bu köşkün bin kapısı vardır. Her kapısının önünde büyük bir ağaç bulunur. O kadar büyüktür ki, bir süvâri yüz sene gölgesinden yürüse, gölgesinden çıkamaz.<br />
<br />
Ramazan ayının her gününde, iftar zamânında Allahü teâlâ kendilerine azâb yapılması lâzım olan binlerce günahkârı Cehennemden kurtarır.<br />
<br />
Eğer kullar, Ramazân-ı şerîf ayındaki özel sevapları bilselerdi, bütün senenin Ramazan olmasını isterlerdi.<br />
<br />
Allahü teâlâ göklere ve yere konuşmak için izin verse, onlar Ramazanda oruç tutan kimseye elbette Cenneti müjdelerdi.<br />
<br />
Ramazan ayının gelmesine sevineni, Allahü teâlâ, kıyâmet gününün korkusundan muhâfaza eder.<br />
<br />
Allahü teâlâ Ramazân-ı şerîfin her gecesinde üç defâ; “Benden bir şey isteyen var mıdır? İstediğini vereyim. Tövbe eden var mıdır? Tövbesini kabûl edeyim. İstiğfâr eden var mıdır? Mağfiretime (affıma) kavuşturayım.” buyurur.<br />
<br />
Ramazân-ı şerîfe hürmet eden, Allahü teâlâya hürmet eder.<br />
<br />
Ramazân-ı şerîfe hürmet etmek, Allahü teâlânın emirlerini yerine getirmek, yasaklarından kaçmakla olur. Oruç tutup da gıybet eden, yalan söyleyen, onun bunun kalbini kıran, haramlardan kaçmayan kimse Ramazan ayına hürmet etmiş olmaz. Hadîs-i şerîfte buyruldu ki:<br />
<br />
Ramazan ayında günah işlemeyi terk eden kimsenin, Allahü teâlâ on bir aylık günahlarını mağfiret eder.<br />
<br />
Ramazan ayı, hilâlin (yeni ayın) görülmesiyle başlar. Hilâli görmeden önce yapılan hesapla, takvimle başlanmaz. Hadîs-i şerîfte; “Ayı görünce oruç tutunuz! Tekrar görünce orucu bırakınız (bayram yapınız!)” buyuruldu. Ramazanın başlangıcını bulmak için, gökte hilâli aramak ve görünce gidip devletin tâyin ettiği yetkili kimseye haber vermek, her Müslümanın vazifesidir.<br />
<br />
Ramazan hilâli gökte görülemezse, Şâban ayı otuz gün tamam olmak lâzımdır. Eskiden Şâbanın otuzuncu günü öğle namazı zamânına kadar oruç tutup, o gün Ramazan olduğu îlân edilmezse, oruç bozulurdu. Bulutlu havada hilâli bir âdil Müslüman kadın veya erkeğin gördüm demesiyle, açık havada ise, birçok kimsenin söylemesiyle, kâdı, yâni şerîati tatbik eden hâkim, Ramazan olduğunu îlân ederdi. Kâdı bulunmayan yerlerde, hilâlin görülmesiyle Ramazan olurdu.“Âdil” demek, büyük günah işlemeyen ve küçük günaha alışık olmayan demektir.<br />
<br />
Şâbanın otuzuncu gecesi, bir şehirde hilâl görülünce, bütün dünyâda oruca başlamak lâzım olur. Gündüz görülen hilâl gelecek gecenin hilâlidir. Kutuplara ve Aya giden Müslümanın da, seferi değilse bu ayda gündüzleri oruç tutması lâzımdır. Yirmi dört saattan daha uzun günlerde, oruca saatle başlar ve saatle bozar. Gündüzü böyle uzun olmayan bir şehirdeki Müslümanların zamânına uyar. Eğer oruç tutmazsa, gündüzleri uzun olmayan yere gelince kazâ eder. Hilâli görmekleRamazanın başlaması, hesapla anlaşılandan bir gün sonra olabilir. Fakat bir gün önce olamaz. Arafât’ta vakfeye durulan (Arefe) günü de böyledir.<br />
<br />
Eskiden bütün İslâm devletlerinde Ramazanın başladığını bildirmek için, Müslümanlar tarafından gökte hilâl (ay) gözetlenirdi. Osmanlılarda İstanbul’un ve her şehrin yüksek yerlerinde, minâre şerefelerinde, Ramazan hilâlinin doğması beklenirdi. Hilâli görenler, durumu kadıya (hâkime) arz ederlerdi. Hilâli görüp ilk olarak haber verenlere bahşişler, hediyeler verilirdi. Ramazanın geldiği, davullar çalınarak halka duyurulurdu. Ramazanın ilk günü devlet dâireleri tâtil olur, diğer günlerde de çalışma saatleri azaltılırdı.<br />
<br />
Ramazan, Müslüman topluluklarının her birinde, bulundukları iklime, coğrafî şartlara ve dünyâ görüşlerine göre değişik örf ve âdetlerin doğmasına sebep olmuştur. Bu ayda, diğer aylara göre dînî emirlere daha fazla bağlılık, Kur’ân-ı kerîm okumak, kazâ namazı kılmak, sadaka ve zekât vermek gibi ibâdetleri artmaktaydı. Ayrıca Ramazana mahsus yiyecekleri, güllaç, tarhana, börekler, tatlılar, kavurma, turşular, çeşitli baharat, şekerleme ve reçelleri hazırlamak halkımızın zevki olmuştur. İkindiden sonra iftara kadar geçen zamanlarda Kur’ân-ı kerîm okuyarak, vaaz ve mukâbele dinlemekle geçirirlerdi. Konak sâhipleri iftara çeşitli tabakalardan misafir dâvet eder, karınlarını doyurduktan sonra bunlardan ihtiyaç sahiplerine “diş kirası” adı altında bir de bahşiş verirlerdi.<br />
<br />
Ramazan ayının Osmanlı Saray hayâtına kattığı bir geleneği de, Sultan Üçüncü Mustafa Han devrinden îtibâren sarayda icrâ olunmaya başlanan Huzur Dersleriydi (Bkz. Huzur Dersleri). Ramazan ayına mahsus bu derslerde âlimler, Kâdı Beydâvi Tefsiri’ni esas almak üzere ders verirdi. Hazır bulunanlar dînî sorularını sorarak cevaplarını alırlardı. Ramazan ayının 15. gününden îtibâren halk bayram hazırlığına başlardı. Evlerde temizlik, tâmirat, boya ve badana yanında bayramlık yeni elbiseler, bayramlık şekerleme ve tatlı tedarikine gidilirdi. Bu, alışveriş piyasasına ve evlere büyük canlılık ve neşe getirirdi. Zenginler konaklarında çevredeki fakirleri giydirip kuşandırıp, onlara bayram harçlığı verirdi. Terâvihlerde, hele bayram günleri câmiler tıklım tıklım dolup dolup taşardı.<br />
<br />
Osmanlılarda Ramazanın 15. gününden sonra Peygamberimizin Veysel Karânî hazretlerine hediye ettiği Hırka-i şerîfin bulunduğu câmi ziyâret edilirdi (Bkz. Hırka-i Şerîf). Son zamanlarda bu ziyâret Ramazanın ilk cumâsında yapılmaya başlanmıştır. Askerlere bu ayda yemek üzerine baklava ikrâm edilirdi.<br />
<br />
Ramazan mânileri: Ramazan ayının edebiyatımızda ayrı bir yeri vardır. Divan şâirleri bu ayı yüceltici ve “Ramazaniye” adı altında şiirler yazarlardı.<br />
<br />
Ramazanda sahur davulcuları, evlerin önünde amazan mânileri söylerler, bahşiş (hediye) toplarlardı.<br />
<br />
Akşam göründü hilâl,<br />
<br />
Kazançlar olsun helâl!<br />
<br />
Orucun sevabını<br />
<br />
Çok verecek Zül-celâl.<br />
<br />
***<br />
<br />
Bu ayın kadri yüce<br />
<br />
Hizmet et gündüz gece<br />
<br />
Orucu tutmalıyız<br />
<br />
Hepimiz âilece.<br />
<br />
***<br />
<br />
Rahmet ayı geldi yine<br />
<br />
Şeytan kaçar sine sine<br />
<br />
Şükür kavuştuk bugüne<br />
<br />
Geldi Mübârek Ramazan<br />
<br />
***<br />
<br />
Kur’ân okuyan diller<br />
<br />
Söyler Ramazan için<br />
<br />
Lâle ile sünbüller<br />
<br />
Güller Ramazan için<br />
<br />
***<br />
<br />
Kur’ân inmişti bu ayda<br />
<br />
Dinlemeyene ne fayda<br />
<br />
Oku çadırda, sarayda<br />
<br />
Geldi mübârek Ramazan<br />
<br />
***<br />
<br />
Şükür bu aya girdik<br />
<br />
Akşam hilâli gördük<br />
<br />
Sevinçlere gark olup<br />
<br />
Yüzü toprağa sürdük<br />
<br />
***<br />
<br />
Âleme rahmet geldi<br />
<br />
Büyük bir nîmet geldi<br />
<br />
Ramazanla birlikte<br />
<br />
Müjde-i Cennet geldi<br />
<br />
***<br />
<br />
Secdeye varan başla<br />
<br />
Gözlerden akan yaşla<br />
<br />
Müslüman arkadaşla<br />
<br />
Ne güzeldir Ramazan<br />
<br />
***<br />
<br />
Kur’ân okur bütün diller<br />
<br />
Aşkıyla coştu gönüller<br />
<br />
Seherlerde açar güller<br />
<br />
Geldi mübârek Ramazan<br />
<br />
***<br />
<br />
Kavuştuk Ramazana<br />
<br />
Ne de büyük ihsana<br />
<br />
Mîdenin dinlenmesi<br />
<br />
Huzur verir insana<br />
<br />
***<br />
<br />
Geldi mübârek günler<br />
<br />
Sevindi insü cinler<br />
<br />
Kalkıp ibâdet eder<br />
<br />
Sahur vakti müminler<br />
<br />
***<br />
<br />
İmânsız ölmeyesin<br />
<br />
Dert belâ görmeyesin<br />
<br />
Dilerim Cennetlik ol<br />
<br />
Ateşe girmeyesin<br />
<br />
***<br />
<br />
Sâlih olan seçilir<br />
<br />
Gök kapısı açılır<br />
<br />
Oruçlunun üstüne<br />
<br />
Ne rahmetler saçılır<br />
<br />
***<br />
<br />
Çok nurludur bu gece<br />
<br />
Uğurludur bu gece<br />
<br />
Bin aylık ibâdetten<br />
<br />
Hayırlıdır bu gece<br />
<br />
***<br />
<br />
Gidiyor güle güle<br />
<br />
Hak’tan affını dile<br />
<br />
Leyle-i Kadir ile<br />
<br />
Ne güzeldir Ramazan<br />
<br />
***<br />
<br />
Bak geldi Şevval ayı<br />
<br />
Bırakma merhabayı<br />
<br />
Bir ganimet bilmeli<br />
<br />
Gece gündüz duâyı<br />
<br />
RAMAZAN<br />
<br />
Sana hasretti câmi, sana hasret minâre,<br />
<br />
Sende bulur hazzını, top sesi pâre pâre...<br />
<br />
 <br />
<br />
Yankı yapar kubbeler, sende tevhid sesini,<br />
<br />
Sensin sığınak yapan, rahmetin gölgesini...<br />
<br />
 <br />
<br />
Kabaran dalgaların, bak hele sevincine,<br />
<br />
Gizlenmişken sulara, sevinç içinde yine...<br />
<br />
 <br />
<br />
İniyor dünyâmıza, gece gündüz melekler,<br />
<br />
Yükseliyor Allah’a binbir çeşit dilekler...<br />
<br />
 <br />
<br />
Günahkâr kalbimizi, nûrunla temizlersin.<br />
<br />
Cennetin kapısını bizlere açan sensin...<br />
<br />
 <br />
<br />
Sultan oldun aylara, tâc ettin kandilleri,<br />
<br />
Aydınlattın binlerce, kararmış gönülleri...<br />
<br />
 <br />
<br />
Bayram ediyor şimdi, canlı cansız kâinat,<br />
<br />
Bambaşka oldu âlem yeniden buldu hayat...<br />
<br />
 <br />
<br />
Seni bu günahkâr kul; bilmem nasıl anlatsın?<br />
<br />
Tövbekâr kula rahmet, çâresiz hayatsın...<br />
<br />
 <br />
<br />
Allah’a gider her an yorulmaksızın zaman,<br />
<br />
Al rûhumu içine, Hakk’a götür Ramazan...<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynak</span></span><br />
<br />
Rehber Ansiklopedisi</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">RAMAZAN</span></span><br />
<br />
İslâmiyette oruç tutulan ay. Mübârek üç ayların üçüncüsüdür. Kamerî aylar arasında dokuzuncu sıradadır.Ramazan, lügatta “yanmak” demektir. Çünkü bu ayda oruç tutan ve tövbe edenlerin günahları yanar, yok olur. Ramazan, oruç ayıdır. Bu aya yetişen akıllı ve bâliğ (ergen, evlenecek yaşa gelmiş olan) Müslümanlara oruç tutmak emredilmiştir (Bkz. Oruç). Bakara sûresi 185. âyet-i kerîmesinde meâlen; “O sayılı günler Ramazan ayıdır ki, Kur’ân-ı kerîm o ay içinde indirilmiştir. O Kur’ân-ı kerîm, insanları Hakk’a ulaştırır, helâl ve haramda ve din hükümlerinde hakkı bâtıldan ayırır.Sizden her kim Ramazan ayına erişirse (hazır olur, hasta ve misâfir olmazsa) orucunu tutsun. Kim hasta olur, yâhut seferde bulunursa, oruç tutmadığı günler sayısınca sıhhat ve ikâmet hâlinde orucunu kazâ etsin. Allah size kolaylık diler, size güçlük dilemez.” buyruldu.<br />
<br />
Ramazan ayı, çok şereflidir. Bu ayda yapılan nafile namaz, zikir, sadaka ve bütün nâfile ibâdetlere verilen sevap, başka aylarda yapılan farz ibâdetlere verilen sevap gibidir.<br />
<br />
Bu ayda bir oruçluya iftâr verenin günahları affolur. Cehennemden âzâd olur, kurtulur. O oruçlunun sevâbı kadar, ayrıca buna da sevap verilir.<br />
<br />
Bu ayda ibâdet ve iyi iş yapabilenlere bütün sene bu işleri yapmak nasip olur. Bu aya saygısızlık edenin, günah işleyenin bütün senesi günah işlemekle geçer.<br />
<br />
Bu ayda elden geldiği kadar, ibâdet etmelidir. Allahü teâlânın râzı olduğu beğendiği işleri yapmalıdır. Bu ay, âhireti kazanmak için fırsattır. Kur’ân-ı kerîm Ramazanda indi. Kadir gecesi bu aydadır.<br />
<br />
Ramazân-ı şerîfte iftarı erken yapmak, sahuru geç yapmak sünnettir. Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem, bu iki sünneti yapmaya çok önem verirdi.<br />
<br />
Bu ayda her gece, Cehenneme girmesi gereken binlerce Müslüman affolur, âzâd olur, kurtulur. Bu ayda, rahmet ve Cennet kapıları açılır. Cehennem kapıları kapanır. Şeytanlar, zincirlere bağlanır.<br />
<br />
Ramazan ayının fazîleti: Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem buyurdu ki; “Ramazan ayı gelince, Cennet kapıları açılır, Cehennem kapıları kapanır ve şeytanlar bağlanır.” Resûlullah efendimiz Şâban ayının son günü hutbede buyurdu ki: “Ey Müslümanlar! Üzerinize öyle büyük bir ay gölge vermek üzeredir ki, bu aydaki bir gece (Kadir Gecesi), bin aydan daha faydalıdır. Allahü teâlâ, bu ayda, her gün oruç tutulmasını emretti. Bu ayda, geceleri terâvih namazı kılmak da sünnettir. Bu ayda, Allah için ufak bir iyilik yapmak, başka aylarda, farz yapmış gibidir. Bu ayda, bir farz yapmak, başka ayda yetmiş farz yapmak gibidir. Bu ay, sabır ayıdır. Sabır edenin gideceği yer Cennettir. Bu ay, iyi geçinmek ayıdır. Bu ayda müminlerin rızkı artar. Bir kimse, bu ayda, bir oruçluya iftar verirse, günahları affolur. Hak teâlâ, onu Cehennem ateşinden âzâd eder. O oruçlunun sevâbı kadar, ona sevap verilir.”<br />
<br />
Eshâb-ı kirâm, dediler ki: Yâ Resûlallah! Her birimiz, bir oruçluya iftar edecek, onu doyuracak kadar zengin değiliz. Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem buyurdu ki: “Bir hurma ile iftar verene de, yalnız su ile oruç açana da, biraz süt ikram edene de bu sevap verilecektir. Bu ay, öyle bir aydır ki, ilk günleri rahmet, ortası af ve mağfiret ve sonu Cehennemden âzâd olmaktır. Bu ayda, işçinin, memurun, askerin ve talebenin vazifesini hafifleten patronları, âmirleri, kumandanları ve müdürleri,Allahü teâlâ affedip, Cehennem ateşinden kurtarır. Bu ayda dört şeyi çok yapınız! Bunun ikisini Allahü teâlâ çok sever. Bunlar, Kelime-i şehâdet söylemek ve istiğfar etmektir. İkisini de zâten her zaman yapmamız lâzımdır. Bunlar da Allahü teâlâdan Cenneti istemek ve Cehennem ateşinden O’na sığınmakdır. Bu ayda, bir oruçluya su veren bir kimse, kıyâmet günü susuz kalmayacaktır.”<br />
<br />
Hadîs-i şerîflerde buyruldu ki:<br />
<br />
Bir kimse, Ramazan ayında oruç tutmayı farz bilir, vazife bilir ve orucun sevâbını, Allahü teâlâdan beklerse, geçmiş günahları affolur.<br />
<br />
Allahü teâlâ benim ümmetime, Ramâzan-ı şerîfte beş şey ihsan eder ki, bunları hiçbir Peygambere vermemiştir:<br />
<br />
1. Ramazanın birinci gecesi, Allahü teâlâ müminlere rahmet eder. Rahmetle baktığı kuluna hiç âzâb etmez.<br />
<br />
2. İftar zamânında, oruçlunun ağız kokusu, Allahü teâlâya her kokudan daha güzel gelir.<br />
<br />
3. Melekler, Ramazanın her gece ve gündüzünde, oruç tutanların affolması için duâ eder.<br />
<br />
4. Allahü teâlâ, oruç tutanlara, âhirette vermek için, Ramazân-ı şerîfte Cennette yer tâyin eder.<br />
<br />
5. Ramazân-ı şerîfin son günü, oruç tutan müminlerin hepsini affeder.<br />
<br />
Diğer hadîs-i şerîflerde buyruluyor ki:<br />
<br />
Ramazan ayında Cumâ gününü tâatla geçiren, bin seneden çok ibâdet etmiş gibi olur.<br />
<br />
Dikkatli olun! Ramazan ayındaki sevap ve günahlar katlarıyle yazılır. Ramazanda çok namaz kılınız! Çok Kur’ân-ı kerîm okuyunuz! Çünkü Ramazan ayında okunan Kur’ân-ı kerîmin her harfi için, Cenâb-ı Hak, Cennet bahçelerinden bir bahçe ihsan eder.<br />
<br />
Ramazan ayını baştan sona kadar oruçla geçiren günah bakımından anasından doğduğu gün gibi olur. Yâni hiç günahı kalmaz.<br />
<br />
Ramazan ayında bir gün oruç tutana Cennette bir köşk verilir. Bu köşkün bin kapısı vardır. Her kapısının önünde büyük bir ağaç bulunur. O kadar büyüktür ki, bir süvâri yüz sene gölgesinden yürüse, gölgesinden çıkamaz.<br />
<br />
Ramazan ayının her gününde, iftar zamânında Allahü teâlâ kendilerine azâb yapılması lâzım olan binlerce günahkârı Cehennemden kurtarır.<br />
<br />
Eğer kullar, Ramazân-ı şerîf ayındaki özel sevapları bilselerdi, bütün senenin Ramazan olmasını isterlerdi.<br />
<br />
Allahü teâlâ göklere ve yere konuşmak için izin verse, onlar Ramazanda oruç tutan kimseye elbette Cenneti müjdelerdi.<br />
<br />
Ramazan ayının gelmesine sevineni, Allahü teâlâ, kıyâmet gününün korkusundan muhâfaza eder.<br />
<br />
Allahü teâlâ Ramazân-ı şerîfin her gecesinde üç defâ; “Benden bir şey isteyen var mıdır? İstediğini vereyim. Tövbe eden var mıdır? Tövbesini kabûl edeyim. İstiğfâr eden var mıdır? Mağfiretime (affıma) kavuşturayım.” buyurur.<br />
<br />
Ramazân-ı şerîfe hürmet eden, Allahü teâlâya hürmet eder.<br />
<br />
Ramazân-ı şerîfe hürmet etmek, Allahü teâlânın emirlerini yerine getirmek, yasaklarından kaçmakla olur. Oruç tutup da gıybet eden, yalan söyleyen, onun bunun kalbini kıran, haramlardan kaçmayan kimse Ramazan ayına hürmet etmiş olmaz. Hadîs-i şerîfte buyruldu ki:<br />
<br />
Ramazan ayında günah işlemeyi terk eden kimsenin, Allahü teâlâ on bir aylık günahlarını mağfiret eder.<br />
<br />
Ramazan ayı, hilâlin (yeni ayın) görülmesiyle başlar. Hilâli görmeden önce yapılan hesapla, takvimle başlanmaz. Hadîs-i şerîfte; “Ayı görünce oruç tutunuz! Tekrar görünce orucu bırakınız (bayram yapınız!)” buyuruldu. Ramazanın başlangıcını bulmak için, gökte hilâli aramak ve görünce gidip devletin tâyin ettiği yetkili kimseye haber vermek, her Müslümanın vazifesidir.<br />
<br />
Ramazan hilâli gökte görülemezse, Şâban ayı otuz gün tamam olmak lâzımdır. Eskiden Şâbanın otuzuncu günü öğle namazı zamânına kadar oruç tutup, o gün Ramazan olduğu îlân edilmezse, oruç bozulurdu. Bulutlu havada hilâli bir âdil Müslüman kadın veya erkeğin gördüm demesiyle, açık havada ise, birçok kimsenin söylemesiyle, kâdı, yâni şerîati tatbik eden hâkim, Ramazan olduğunu îlân ederdi. Kâdı bulunmayan yerlerde, hilâlin görülmesiyle Ramazan olurdu.“Âdil” demek, büyük günah işlemeyen ve küçük günaha alışık olmayan demektir.<br />
<br />
Şâbanın otuzuncu gecesi, bir şehirde hilâl görülünce, bütün dünyâda oruca başlamak lâzım olur. Gündüz görülen hilâl gelecek gecenin hilâlidir. Kutuplara ve Aya giden Müslümanın da, seferi değilse bu ayda gündüzleri oruç tutması lâzımdır. Yirmi dört saattan daha uzun günlerde, oruca saatle başlar ve saatle bozar. Gündüzü böyle uzun olmayan bir şehirdeki Müslümanların zamânına uyar. Eğer oruç tutmazsa, gündüzleri uzun olmayan yere gelince kazâ eder. Hilâli görmekleRamazanın başlaması, hesapla anlaşılandan bir gün sonra olabilir. Fakat bir gün önce olamaz. Arafât’ta vakfeye durulan (Arefe) günü de böyledir.<br />
<br />
Eskiden bütün İslâm devletlerinde Ramazanın başladığını bildirmek için, Müslümanlar tarafından gökte hilâl (ay) gözetlenirdi. Osmanlılarda İstanbul’un ve her şehrin yüksek yerlerinde, minâre şerefelerinde, Ramazan hilâlinin doğması beklenirdi. Hilâli görenler, durumu kadıya (hâkime) arz ederlerdi. Hilâli görüp ilk olarak haber verenlere bahşişler, hediyeler verilirdi. Ramazanın geldiği, davullar çalınarak halka duyurulurdu. Ramazanın ilk günü devlet dâireleri tâtil olur, diğer günlerde de çalışma saatleri azaltılırdı.<br />
<br />
Ramazan, Müslüman topluluklarının her birinde, bulundukları iklime, coğrafî şartlara ve dünyâ görüşlerine göre değişik örf ve âdetlerin doğmasına sebep olmuştur. Bu ayda, diğer aylara göre dînî emirlere daha fazla bağlılık, Kur’ân-ı kerîm okumak, kazâ namazı kılmak, sadaka ve zekât vermek gibi ibâdetleri artmaktaydı. Ayrıca Ramazana mahsus yiyecekleri, güllaç, tarhana, börekler, tatlılar, kavurma, turşular, çeşitli baharat, şekerleme ve reçelleri hazırlamak halkımızın zevki olmuştur. İkindiden sonra iftara kadar geçen zamanlarda Kur’ân-ı kerîm okuyarak, vaaz ve mukâbele dinlemekle geçirirlerdi. Konak sâhipleri iftara çeşitli tabakalardan misafir dâvet eder, karınlarını doyurduktan sonra bunlardan ihtiyaç sahiplerine “diş kirası” adı altında bir de bahşiş verirlerdi.<br />
<br />
Ramazan ayının Osmanlı Saray hayâtına kattığı bir geleneği de, Sultan Üçüncü Mustafa Han devrinden îtibâren sarayda icrâ olunmaya başlanan Huzur Dersleriydi (Bkz. Huzur Dersleri). Ramazan ayına mahsus bu derslerde âlimler, Kâdı Beydâvi Tefsiri’ni esas almak üzere ders verirdi. Hazır bulunanlar dînî sorularını sorarak cevaplarını alırlardı. Ramazan ayının 15. gününden îtibâren halk bayram hazırlığına başlardı. Evlerde temizlik, tâmirat, boya ve badana yanında bayramlık yeni elbiseler, bayramlık şekerleme ve tatlı tedarikine gidilirdi. Bu, alışveriş piyasasına ve evlere büyük canlılık ve neşe getirirdi. Zenginler konaklarında çevredeki fakirleri giydirip kuşandırıp, onlara bayram harçlığı verirdi. Terâvihlerde, hele bayram günleri câmiler tıklım tıklım dolup dolup taşardı.<br />
<br />
Osmanlılarda Ramazanın 15. gününden sonra Peygamberimizin Veysel Karânî hazretlerine hediye ettiği Hırka-i şerîfin bulunduğu câmi ziyâret edilirdi (Bkz. Hırka-i Şerîf). Son zamanlarda bu ziyâret Ramazanın ilk cumâsında yapılmaya başlanmıştır. Askerlere bu ayda yemek üzerine baklava ikrâm edilirdi.<br />
<br />
Ramazan mânileri: Ramazan ayının edebiyatımızda ayrı bir yeri vardır. Divan şâirleri bu ayı yüceltici ve “Ramazaniye” adı altında şiirler yazarlardı.<br />
<br />
Ramazanda sahur davulcuları, evlerin önünde amazan mânileri söylerler, bahşiş (hediye) toplarlardı.<br />
<br />
Akşam göründü hilâl,<br />
<br />
Kazançlar olsun helâl!<br />
<br />
Orucun sevabını<br />
<br />
Çok verecek Zül-celâl.<br />
<br />
***<br />
<br />
Bu ayın kadri yüce<br />
<br />
Hizmet et gündüz gece<br />
<br />
Orucu tutmalıyız<br />
<br />
Hepimiz âilece.<br />
<br />
***<br />
<br />
Rahmet ayı geldi yine<br />
<br />
Şeytan kaçar sine sine<br />
<br />
Şükür kavuştuk bugüne<br />
<br />
Geldi Mübârek Ramazan<br />
<br />
***<br />
<br />
Kur’ân okuyan diller<br />
<br />
Söyler Ramazan için<br />
<br />
Lâle ile sünbüller<br />
<br />
Güller Ramazan için<br />
<br />
***<br />
<br />
Kur’ân inmişti bu ayda<br />
<br />
Dinlemeyene ne fayda<br />
<br />
Oku çadırda, sarayda<br />
<br />
Geldi mübârek Ramazan<br />
<br />
***<br />
<br />
Şükür bu aya girdik<br />
<br />
Akşam hilâli gördük<br />
<br />
Sevinçlere gark olup<br />
<br />
Yüzü toprağa sürdük<br />
<br />
***<br />
<br />
Âleme rahmet geldi<br />
<br />
Büyük bir nîmet geldi<br />
<br />
Ramazanla birlikte<br />
<br />
Müjde-i Cennet geldi<br />
<br />
***<br />
<br />
Secdeye varan başla<br />
<br />
Gözlerden akan yaşla<br />
<br />
Müslüman arkadaşla<br />
<br />
Ne güzeldir Ramazan<br />
<br />
***<br />
<br />
Kur’ân okur bütün diller<br />
<br />
Aşkıyla coştu gönüller<br />
<br />
Seherlerde açar güller<br />
<br />
Geldi mübârek Ramazan<br />
<br />
***<br />
<br />
Kavuştuk Ramazana<br />
<br />
Ne de büyük ihsana<br />
<br />
Mîdenin dinlenmesi<br />
<br />
Huzur verir insana<br />
<br />
***<br />
<br />
Geldi mübârek günler<br />
<br />
Sevindi insü cinler<br />
<br />
Kalkıp ibâdet eder<br />
<br />
Sahur vakti müminler<br />
<br />
***<br />
<br />
İmânsız ölmeyesin<br />
<br />
Dert belâ görmeyesin<br />
<br />
Dilerim Cennetlik ol<br />
<br />
Ateşe girmeyesin<br />
<br />
***<br />
<br />
Sâlih olan seçilir<br />
<br />
Gök kapısı açılır<br />
<br />
Oruçlunun üstüne<br />
<br />
Ne rahmetler saçılır<br />
<br />
***<br />
<br />
Çok nurludur bu gece<br />
<br />
Uğurludur bu gece<br />
<br />
Bin aylık ibâdetten<br />
<br />
Hayırlıdır bu gece<br />
<br />
***<br />
<br />
Gidiyor güle güle<br />
<br />
Hak’tan affını dile<br />
<br />
Leyle-i Kadir ile<br />
<br />
Ne güzeldir Ramazan<br />
<br />
***<br />
<br />
Bak geldi Şevval ayı<br />
<br />
Bırakma merhabayı<br />
<br />
Bir ganimet bilmeli<br />
<br />
Gece gündüz duâyı<br />
<br />
RAMAZAN<br />
<br />
Sana hasretti câmi, sana hasret minâre,<br />
<br />
Sende bulur hazzını, top sesi pâre pâre...<br />
<br />
 <br />
<br />
Yankı yapar kubbeler, sende tevhid sesini,<br />
<br />
Sensin sığınak yapan, rahmetin gölgesini...<br />
<br />
 <br />
<br />
Kabaran dalgaların, bak hele sevincine,<br />
<br />
Gizlenmişken sulara, sevinç içinde yine...<br />
<br />
 <br />
<br />
İniyor dünyâmıza, gece gündüz melekler,<br />
<br />
Yükseliyor Allah’a binbir çeşit dilekler...<br />
<br />
 <br />
<br />
Günahkâr kalbimizi, nûrunla temizlersin.<br />
<br />
Cennetin kapısını bizlere açan sensin...<br />
<br />
 <br />
<br />
Sultan oldun aylara, tâc ettin kandilleri,<br />
<br />
Aydınlattın binlerce, kararmış gönülleri...<br />
<br />
 <br />
<br />
Bayram ediyor şimdi, canlı cansız kâinat,<br />
<br />
Bambaşka oldu âlem yeniden buldu hayat...<br />
<br />
 <br />
<br />
Seni bu günahkâr kul; bilmem nasıl anlatsın?<br />
<br />
Tövbekâr kula rahmet, çâresiz hayatsın...<br />
<br />
 <br />
<br />
Allah’a gider her an yorulmaksızın zaman,<br />
<br />
Al rûhumu içine, Hakk’a götür Ramazan...<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynak</span></span><br />
<br />
Rehber Ansiklopedisi</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[RAVDA-İ MUTAHHERA]]></title>
			<link>https://forum.bizdeblog.com/showthread.php?tid=31870</link>
			<pubDate>Thu, 24 Oct 2024 09:37:25 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forum.bizdeblog.com/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forum.bizdeblog.com/showthread.php?tid=31870</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">RAVDA-İ MUTAHHERA</span></span><br />
<br />
Medîne’deki Mescid-i Nebî içinde bulunan mübârek yer. Buraya “Ravda-i mübâreke” ve “Ravda-i mukaddese” de denir. Ravda-i Mutahhera, Medîne Câmii içinde, Resûlullah’ın sallallahü aleyhi ve sellem kabr-i şerîfiyle câminin o zamanki minberi arasında olup, yirmi altı metre uzunluktadır. Ravda, “bahçe” demektir. O zamanki minber-i şerîf, üç basamak ve bir metre yüksekti. 654 yangınında tamâmen yandı. Çeşitli yıllarda, çeşitli minberler yapılmış, bugünkü on iki basamaklı mermer minberi Sultan Üçüncü Murâd Han 1590 (H. 998) da İstanbul’dan göndermiştir.<br />
<br />
Yeryüzünün en kıymetli yeri Kâbe-i muazzama ve bunun etrâfındaki Mescid-i haram denilen câmidir. Bundan sonra, Medîne’deki Ravda-i mukaddesedir. Üçüncü olarak Mekke-i mükerreme şehridir. Ravda-i mutahhera, Mekke’den daha üstündür. Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem bir hadîs-i şerîflerinde buyurdular ki: “Kabrim ile minberim arasındaki yer, Cennet bahçelerinden bir bahçedir”. Burada yapılan ibâdetlerin kabûl edilmesi daha çok ümit edilir.<br />
<br />
Hacca giden Müslümanlar, Mekke’deki hac vazîfelerini îfâ ettikten sonra, Medîne’ye gelirler. Medîne şehri uzaktan görülünce salât ve selâm getirilir. Sonra bu konuda yazılmış kitaplardaki duâlar okunur. Şehre veya mescide girmeden önce gusl abdesti alınır. Medîne’ye girince, yalnız kabr-i Nebî’yi (sallallahü aleyhi ve sellem) ziyârete niyet edilir. Şehirde edep ve saygı ile yürünülür ve namazda okunan salevât-ı şerîfeleri okuyarak ve duâ ederek mescide gelinip, minber yanındaki Ravda-i mutahherada iki rekat “Tehıyyet-ül-mescid”, iki rekat da “şükür namazı” kılınır. Duâdan sonra, kalkılıp edeple Hücre-i seâdete gelinir. Yüzü Peygamberimizin kabri tarafına dönerek sırası ile Peygamberimizin, hazret-i Ebû Bekr’in ve hazret-i Ömer’in kabirleri ziyâret edilip duâ edilir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynak</span></span><br />
<br />
Rehber Ansiklopedisi</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">RAVDA-İ MUTAHHERA</span></span><br />
<br />
Medîne’deki Mescid-i Nebî içinde bulunan mübârek yer. Buraya “Ravda-i mübâreke” ve “Ravda-i mukaddese” de denir. Ravda-i Mutahhera, Medîne Câmii içinde, Resûlullah’ın sallallahü aleyhi ve sellem kabr-i şerîfiyle câminin o zamanki minberi arasında olup, yirmi altı metre uzunluktadır. Ravda, “bahçe” demektir. O zamanki minber-i şerîf, üç basamak ve bir metre yüksekti. 654 yangınında tamâmen yandı. Çeşitli yıllarda, çeşitli minberler yapılmış, bugünkü on iki basamaklı mermer minberi Sultan Üçüncü Murâd Han 1590 (H. 998) da İstanbul’dan göndermiştir.<br />
<br />
Yeryüzünün en kıymetli yeri Kâbe-i muazzama ve bunun etrâfındaki Mescid-i haram denilen câmidir. Bundan sonra, Medîne’deki Ravda-i mukaddesedir. Üçüncü olarak Mekke-i mükerreme şehridir. Ravda-i mutahhera, Mekke’den daha üstündür. Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem bir hadîs-i şerîflerinde buyurdular ki: “Kabrim ile minberim arasındaki yer, Cennet bahçelerinden bir bahçedir”. Burada yapılan ibâdetlerin kabûl edilmesi daha çok ümit edilir.<br />
<br />
Hacca giden Müslümanlar, Mekke’deki hac vazîfelerini îfâ ettikten sonra, Medîne’ye gelirler. Medîne şehri uzaktan görülünce salât ve selâm getirilir. Sonra bu konuda yazılmış kitaplardaki duâlar okunur. Şehre veya mescide girmeden önce gusl abdesti alınır. Medîne’ye girince, yalnız kabr-i Nebî’yi (sallallahü aleyhi ve sellem) ziyârete niyet edilir. Şehirde edep ve saygı ile yürünülür ve namazda okunan salevât-ı şerîfeleri okuyarak ve duâ ederek mescide gelinip, minber yanındaki Ravda-i mutahherada iki rekat “Tehıyyet-ül-mescid”, iki rekat da “şükür namazı” kılınır. Duâdan sonra, kalkılıp edeple Hücre-i seâdete gelinir. Yüzü Peygamberimizin kabri tarafına dönerek sırası ile Peygamberimizin, hazret-i Ebû Bekr’in ve hazret-i Ömer’in kabirleri ziyâret edilip duâ edilir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynak</span></span><br />
<br />
Rehber Ansiklopedisi</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[RAHLE]]></title>
			<link>https://forum.bizdeblog.com/showthread.php?tid=31869</link>
			<pubDate>Thu, 24 Oct 2024 09:36:22 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forum.bizdeblog.com/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forum.bizdeblog.com/showthread.php?tid=31869</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">RAHLE</span></span><br />
<br />
Alm. Kleiner Leseständer (m), Fr. Espece de pupitre (m) bas, İng. Low reading desk. Üzerinde kitap okumaya yarar, küçük, alçak masa. Rahleler ya açılıp kapanabilen X şeklinde veya üzeri düz küçük masa olabilir. Türk-İslâm sanatında tahta oymacılığı ve kakmacılığın en güzel nümûnelerini taşırlar.<br />
<br />
Özellikle Kur’ân-ı kerîme bir saygı nişânesi olan rahleler, motifleriyle ceddimizin ince sanat zevkini gösterir. Sanatın bütün kollarında olduğu gibi rahle îmâlâtında da zirveye çıkan Osmanlı sanatkârları, malzeme olarak sedef, fildişi ve kemiklerle süslemişlerdir. Hattâ ödağacından îmâl edilmiş rahlelerin olması Kur’ân-ı kerîme gösterilen saygının önemindendir.<br />
<br />
Rahlelerin genellikle açılıp kapanan tarzda olmaları malzemelerinin dayanıklı olmasını gerektirir. Bu sebeple rahleler, meşe, abanoz, ceviz tahtasından îmâl edilirdi. Tahtaların zamanla kamburlaşmaması için rahle îmâlinde kullanılacak tahtanın dik biçme tarzında kesilmiş ve kurutulmuş, budaksız, çatlaksız olmasına önem verilirdi.<br />
<br />
Rahle ölçüleriyse umûmiyetle şöyleydi: Eni boyunun üçte biri olup, geçme dişleri de, rahle boyunun üçte birinden açılırdı. Dişler tek olursa ortadan açılır ve şekilleri birbirine benzerdi. Yekpare tahtadan, açılır kapanır rahleler ilk defâ Anadolu Selçukluları tarafından yapılmıştır. Selçuklu sanatkârları kullandıkları malzemenin tahta olması sebebiyle, sanatlarını oyma ve kabartma üzerinde göstermişlerdir. Önceleri sâde tahta üzerinde gösterilen zerâfet, 15 ve 16. asırlardan îtibâren fildişi, sedef, abanoz, bağa gibi malzeme kullanarak muhteşem örnekler ortaya konulmuştur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynak</span></span><br />
<br />
Rehber Ansiklopedisi</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">RAHLE</span></span><br />
<br />
Alm. Kleiner Leseständer (m), Fr. Espece de pupitre (m) bas, İng. Low reading desk. Üzerinde kitap okumaya yarar, küçük, alçak masa. Rahleler ya açılıp kapanabilen X şeklinde veya üzeri düz küçük masa olabilir. Türk-İslâm sanatında tahta oymacılığı ve kakmacılığın en güzel nümûnelerini taşırlar.<br />
<br />
Özellikle Kur’ân-ı kerîme bir saygı nişânesi olan rahleler, motifleriyle ceddimizin ince sanat zevkini gösterir. Sanatın bütün kollarında olduğu gibi rahle îmâlâtında da zirveye çıkan Osmanlı sanatkârları, malzeme olarak sedef, fildişi ve kemiklerle süslemişlerdir. Hattâ ödağacından îmâl edilmiş rahlelerin olması Kur’ân-ı kerîme gösterilen saygının önemindendir.<br />
<br />
Rahlelerin genellikle açılıp kapanan tarzda olmaları malzemelerinin dayanıklı olmasını gerektirir. Bu sebeple rahleler, meşe, abanoz, ceviz tahtasından îmâl edilirdi. Tahtaların zamanla kamburlaşmaması için rahle îmâlinde kullanılacak tahtanın dik biçme tarzında kesilmiş ve kurutulmuş, budaksız, çatlaksız olmasına önem verilirdi.<br />
<br />
Rahle ölçüleriyse umûmiyetle şöyleydi: Eni boyunun üçte biri olup, geçme dişleri de, rahle boyunun üçte birinden açılırdı. Dişler tek olursa ortadan açılır ve şekilleri birbirine benzerdi. Yekpare tahtadan, açılır kapanır rahleler ilk defâ Anadolu Selçukluları tarafından yapılmıştır. Selçuklu sanatkârları kullandıkları malzemenin tahta olması sebebiyle, sanatlarını oyma ve kabartma üzerinde göstermişlerdir. Önceleri sâde tahta üzerinde gösterilen zerâfet, 15 ve 16. asırlardan îtibâren fildişi, sedef, abanoz, bağa gibi malzeme kullanarak muhteşem örnekler ortaya konulmuştur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynak</span></span><br />
<br />
Rehber Ansiklopedisi</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Çocuk İsimleri]]></title>
			<link>https://forum.bizdeblog.com/showthread.php?tid=31868</link>
			<pubDate>Wed, 23 Oct 2024 17:33:51 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forum.bizdeblog.com/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forum.bizdeblog.com/showthread.php?tid=31868</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Çocuk İsimleri</span></span><br />
<br />
A<br />
 <br />
Abbâs, A.  Aslan, kahraman<br />
Abdi, A.  İtaat eden<br />
Abdulaziz, A. İzzet, kudret, şeref sahibi Allah'ın kulu<br />
Abdulbaki, A.  Ezelden ebede varolan Allah'ın kulu<br />
Abdulhamit, A. Hamd olunan Allah'ın kulu<br />
Abdulkerim, A. Çok cömert olan Allah'ın kulu<br />
Abdullah, A. Allah'ın kulu<br />
Abdurrahman, A.Rahmet  sahibi Allah'ın kulu<br />
Abidin, A. İbadet edenler, kulluk edenler<br />
Abuzer, A. Altın suyu, altın suyu gibi parlak<br />
Acahan, T. Amca, saygıdeğer, büyük<br />
Acar,  T. Cesur, becerikli<br />
Aclan, A. Hızlı, aceleci<br />
Acun, T. Kainat, Dünya<br />
Adal, T. Nam kazan, ün al<br />
Adem, A. Allah'ın yarattığı ilk insan<br />
Adil, A. Adaletli, dürüst davranan<br />
Adnan, A. Cennetin yüksek yerlerine verilen ad<br />
Affan, A. Haramdan uzak olan<br />
Afşin, T. Türkistan da beylere verilen ünvan<br />
Agah, F. Uyanık, basiret sahibi<br />
Ahmed, A. Öğülmüş, hamd eden<br />
Ahsen, A. Yakışıklı, güzel<br />
Akalp, T. Dürüst ve yiğit insan<br />
Akay, T. Tam ışıklı dolunay<br />
Akbatun, T. Yiğit, cesur insan<br />
Akbay, T. Saygıdeğer, varlıklı, temiz kişi<br />
Akbuğ, T. Saçı sakalı savaşlarda ağarmış<br />
Akbulut, T. Uğurlu olduğuna inanılan beyaz bulut<br />
Akcan, T. İyi kalpli, samimiyetine inanılan<br />
Akcebe, T. Beyaz zırh giyen<br />
Akel, T. Eli temiz, güvenilir<br />
Akgün, T. Herkesin sevindiği zaman<br />
Akhan, T. Soyu temiz sevilen adil hakan<br />
Akhun,  T.Güney Hun Devleti<br />
Akın, T. Düşmanı istila hareketi<br />
Akif, A. Dünyaya kiymet vermeyen<br />
Akman, T. Güzel iffetli, temiz kimse<br />
Akna, A. Kanaatkâr<br />
Aktekin, T. İtibarlı, ahlakı temiz, yiğit kişi<br />
Aktolga, T.Uğurlu savaş başlığı<br />
Aktuğ, T. beyaz tuğ<br />
Alaaddin, A. Din büyüğü<br />
Algan, T. Fetheden, alan<br />
Ali, A. Büyük, şerfli<br />
Alican, A. F. Cana yakın, sıcakkanlı<br />
Alişan, A. Şan ve şerefli<br />
Alp, T. Cesur, kahraman<br />
Alparslan, T. Aslan gibi güçlü<br />
Alpay, T. Kahraman, yiğit<br />
Alper, T. Cesur erkek<br />
Alpertunga, T. Sakaların son hükümdarı<br />
Altan, T. Tatar hanlarına verilen ünvan<br />
Altay, T. Orta Asya'da sıra dağlar<br />
Altuğ, T. Kırmızı tuğ<br />
Aras, A. Yorgun, bitkin<br />
Arda, T. Nişan almak için dikilen değnek, çelik kalem<br />
Arif, A.Çok bilgili anlayışlı, ileri görüşlü<br />
Arslan, T. Hayvanların kralı<br />
Artaç, T. Dost, aynı meslekte olan<br />
Artan, T. Fazlalık, üstünlük<br />
Artuk, T. Artuk beyliğini kuran bir Selçuklu komutanı<br />
Asaf, A. Vezir, Hz. Süleymanın  ünlü veziri Asaf bin Berhiya<br />
Asım, A. Günah işlemeyen<br />
Ata, T. Babadan önceki  büyükler<br />
Atakan, T. Korkusuz<br />
Atalay, T.  Ünlü kimse<br />
Atilla, T. Harpçi, fetheden, bir Türk hakanı<br />
Avni, A. Yardım eden, yardım gören.<br />
Aybars,T. Hun hakanı Attila'nın amcası.<br />
Aydın,T. Işıklı, parlak, okumuş, kültürlü kişi<br />
Ayhan, T Oğuz Han'ın ikinci oğlu.<br />
Aykut, T. Ödül, mükafat, mübarek kutlu ay.<br />
Aytaç, T. Başa takılan aya benzer taç.<br />
Ayvaz, A. Ermeni uşak<br />
Azmi, A. Azimli, güçlü<br />
Aziz, A.Her şeye galip. Allah'ın isimlerinden<br />
<br />
<br />
 Abakay, T. Sibirya Türk kadınlarının ünvanı<br />
Abidan, F, İbadet edenler, kulluk edenler<br />
Abu, F. Nilüfer çiçeği<br />
Abudane, F. Takdir edilmiş rızık<br />
Abutab, F. Güzellik, parlaklık, letafet<br />
Acel, A. Çok aceleci<br />
Acla, A. Aceleci, eli çabuk<br />
Acunbike, T. Dünya güzeli hanım.<br />
Açalya, Y. Çiçekleri kokmayan bir bitki<br />
Açılay, T, Ayın bulttan çıkışı<br />
Adalet,  A. Dengeli davranma, hakka riayet<br />
Adeviye, A. İyilik, yardımseverlik<br />
Adile, A. Adalete uygun iş yapan<br />
Adniye, A. Cennetlik<br />
Afet, A. Çok güzel kadın, büyük bela<br />
Afife, A. İffet sahibi namuslu temiz kadın<br />
Afitab, F. Güzel yüzlü kadın<br />
Ağbet, T. Yüzü nurlu<br />
Ağniya, A. Gözü ve gönlü tok olanlar, manevi zenginliğe sahip<br />
Ahilla, A. Sadık halis ve candan dostlar<br />
Ahire, A. Sonuncu<br />
Ahsen, A. Çok güzel<br />
Ahter, F. Yıldız, baht, talih<br />
Ahteran, F. Yıldızlar<br />
Ahu, A. Ceylan, ceylan gözlü güzel kadın<br />
Ahzan, A. Yeşil<br />
Ajda, F. Düz olmayan, delik, deşik<br />
Akay, T. Tam ışıklı dolunay<br />
Akbegüm, T. Hayırlı, uğurlu kadın<br />
Akel, T. Eli uğurlu, bereketli.<br />
Akile, A. Diyet ödeyen<br />
Akife, A.  Çok ibadet eden<br />
Akmer, A. Ay gibi yüz aydınlık.<br />
Aksu, T. Berrak,temiz su<br />
Alesta, İ. Hazır durumda,  tetikte<br />
Alev, T . Ateşin dili<br />
Aliye, A. Yüksek, tepe<br />
Amade, F. Hazı, emir bekleyen<br />
Anber, A. Güzel koku<br />
Anise, A. Cana yakın<br />
Arca, A. Namuslu, temiz<br />
Arife, A. Çok bilgili anlayışlı, ileri görüşlü<br />
Armağan,  F. Hediye<br />
Arzu, F. İstek, heves.<br />
Arzuman, E.T. Şiddetli istek<br />
Asel, A. Bal<br />
Asena, T. Dişi kurt<br />
Asfiya, A.  Her türlü kötülükten arınmış, ermiş<br />
Asiye, A. Hastabakıcı, hüzünlü, kederli<br />
Aslı, A. Soy, başlangıç<br />
Asude, F. Huzurlu, sakin, sessiz<br />
Asuman, F.  Gök, sema<br />
Asya, Y. Kıta ismi<br />
Atifet, A. İyilik, karşılık beklemeden duyulan sevgi<br />
Avniye, A. Yardımcı, Osmanlı'da asker yağmurluğu<br />
Aybike, T. Yüzü ay gibi kadın<br />
Aycan, T. Aya benzer sevimli<br />
Ayça, T. Ay gibi<br />
Aydan, T. Ay parçası<br />
Ayfer,  T. F.  Ay ışığı<br />
Ayla, T.  Hale, Ay'ın etrafındaki beyaz ışık çemberi.<br />
Aylin, T. Ayın parçası olan<br />
Aynur, T. A. Ay gibi ışıklı, nurlu<br />
Aynüssafa, A. Çiçekleri eczacılıkta kullanılan bir bitki<br />
Aypare, T. F. Ay parçası<br />
Aysel, T.  Ay gibi parlak güzel<br />
Aysu, T. su gibi duru, ay gibi nurlu.<br />
Aysun, T. Ay gibi güzel<br />
Ayşe, A. Sıkıntısız rahat yaşayan<br />
Ayşegül, A. Gül gibi hoşa fiden, gönül ferahlatan<br />
Ayşen, T. Şen, neşeli gülen<br />
Ayşenur, A. Nurlu kadın<br />
Ayten, T. Teni beyaz lekesiz olan<br />
Azade, A. Hür, serbest<br />
Azer, F. Ateş<br />
Azize, A. (Hristiyanlıkta) Ermiş kadın.<br />
Azlal, A. Gölgeler<br />
Azra,  A. Bakire, kız, kız oğlan kız (Hz.Meryem için kullanılır)<br />
Azze, A. Aziz, olsun anlamında, dua da geçer<br />
<br />
B<br />
 <br />
Babür, A. Kaplan<br />
Bahadır,  T. Kahraman, yiğit<br />
Bahaeddin, A. Dinin güzelliği<br />
Bahri, A. Denize ait, deniz ördeği<br />
Bahtiyar, F. Mutlu, mesut.<br />
Baki, A. Allah'ın isimlerinden,Varlığının sonu olmayan<br />
Balamir,  T. Gürbüz iri yapılı<br />
Balkan, T. Sık ormanlık, sıradağlar<br />
Bani, A. Kuran, kurucui tesis eden kimse<br />
Barak, T. Ağaçlara saran büyük asma.<br />
Baran, F. Yağmur<br />
Barbaros, İ. Kızıl sakallı.<br />
Barış, T. İki yanın uzlaşması, anlaşması<br />
Barkın,  T. Gezgin<br />
Barlas, T. Kahraman, yürekli, savaşçı, bir türk boyu<br />
Bartu, T. Eski bir Türk kağanı<br />
Basri, A. Basra ahalisinden<br />
Battal,  A. Hantal, çok büyük. Yürekli, cesur<br />
Batur, T. Yiğit, kahraman,<br />
Baybora, T. Büyük fırtına<br />
Bayhan, T. Zengin, cömert, güçlü hükümdar<br />
Bayram, E.T. Toplu halde sevinilen gün<br />
Bedir, A. Ayın ondördü dolunay<br />
Bedreddin, A. Dinin aydınlığı<br />
Bedri, A. Dolunay gibi güzel, dolu altın kesesi<br />
Behçet, A. Güleryüzlülük, sevinçli olma.<br />
Behlül, A. Hayırlı işlere koşan, cömert<br />
Behram, F. İran mitelojisinde bir melek ismi, Merih gezegeni<br />
Bekir, A. Yeni doğmuş olan, erken kalkan<br />
Beldar, F. Askeri harekatta yolları açıp düzelten kimse<br />
Bera, A.  Fazilet, olgunluk<br />
Berat, A. Müsaade, izin, Berat Gecesi<br />
Berk, E.T. Sağlam, kuvvetli<br />
Berkant, T. Bozulmaz, sağlam yemin<br />
Berke, T. Kama, hançer<br />
Berksu, T. Kaynağı kurumayan soğuk su.<br />
Berter, F. En yüksek<br />
Besim, A. Güler yüzlü<br />
Beşir, A. Müjdeleyici<br />
Bilal, A. Islak, ıslatan. İlk müezzin Bilal-i Habeşi<br />
Binali, A. Ali'nin oğlu<br />
Birol, T.  Tek ol<br />
Bora, İ. Ansızın çıkan şiddetli rüzgar<br />
Boran, İ. Rüzgar,şimşek ve yağmurlı bozuk hava<br />
Buğra, E.T. Erkek deve, erkek turna<br />
Buhari, A. Buharalı<br />
Bumin, T. Göktürk hakanı<br />
Burak, Peygamberimizin binitinin ismi<br />
Burhan, A. Delil, ispat<br />
Burhaneddin, A. Dinin delili<br />
Bülent, F. Yüksek, yüce<br />
Bünyamin, A. Yakup A.S.'ın küçük oğlu<br />
Bürkan, A. Yanardağ, volkan Bahar, F. Bir mevsim<br />
Bahire, A. Apaçık, besbelli<br />
Bahriye, A. Deniz kuvvetleri<br />
Bahter, F. Güneşin battığı taraf, batı<br />
Bahtıser, F. Şanslı<br />
Banu, F. Soylu ve asil kadınlara verilen ünvan<br />
Barçın, T. Bir cins ipekli kumaş<br />
Başak, T. Hububatın tanelerini taşıyan uç kısmı.<br />
Bedia, A. Yeni ve görülmedik güzel şey<br />
Bedihe, A. Hazırcevaplılık<br />
Bedriye, A. Ay gibi güzel, nurlu kadın<br />
Begim, T. Kibar hanımefendi<br />
Begüm, ?. Hint prenseslerine verilen ünvan<br />
Beha, A. Güzellik, zerafet<br />
Behice, A. Şen, şakrak, güzel kadın<br />
Behiye, A. Parlak, ince, alımlı kadın.<br />
Behre, A. Kısmet, nasip, pay, hisse<br />
Behredar, F, Nasipli, nasiplenmiş<br />
Bekriye,  A. İlk kız çocuğu, her şeyin evveli<br />
Belemir, A. Peygamber çiçeği<br />
Belen, T. Dağ geçidi<br />
Belgin, T. Alamet, nişan<br />
Belinay, Ayın göl yüzeyine yansıması<br />
Beliz,  Mucize ve işaret.<br />
Belkıs, A. Süleyman a.s.'ın eşi. Saba Melikesi<br />
Bengi, E.T. Sonu olmayan, ebedi<br />
Bengisu, T. Abıhayat, içenin ölmediğine inanılan su<br />
Bengü, T. Başlangıçı ve sonu olmayan<br />
Berca, F. Uygun, yerinde, münasip<br />
Berceste, F. Seçilmiş, güzel<br />
Bercis, F. Müşteri Yıldızı<br />
Berçin, F. Toplayıcı<br />
Beren, Tanınmış; güçlü kuvvetli. 2. Akıllı 3.Kadife Kumaş<br />
Berfin, F. Kardan, karla kaplı<br />
Beria, A. Güzellik ve olgunluğu ile dikkati çeken<br />
Beril, Y. Mücehvercilikte kullanılıan zümrüt ve zebercet<br />
Berna, F. Genç, yiğit, delikanlı<br />
Berra, A. Özü sözü  doğru, hayırsever, cömert kadın.<br />
Berrin, F. Ulu, yüksek.<br />
Berru, İyilik eden, sözünü yerine getiren<br />
Besime, A. Güleryüzlü, şen kadın<br />
Betül, A. Kendini Allah'a adamış kadın<br />
Beyda, A. Çöl, sahra<br />
Beyhan, A. Sır tutmaz, bildiğini söyleyen<br />
Beyza, A. Çok beyaz, günahsız<br />
Bihter, F. Çok iyi<br />
Billur, A. Duru, berrak, tertemiz, cam kristal<br />
Binnaz, F. Allah'a çok yalvaran kadın.<br />
Birce, T. Bir tanecik, biricik<br />
Birsen, T. Bir tek sen.<br />
Buğlem, Cenneti müjdeleyen melek<br />
Buket,  F. Çiçek demeti<br />
Burcu, T. Hoşa giden koku<br />
Burçak, T. Baklagillerden bir bitki<br />
Burçe, Küçük takım yıldız<br />
Burçin, T. Dişi geyik<br />
Buse, F. Öpücük<br />
Bute, F. Kuyumcuların altın ve gümüş erittiği kap<br />
Bürde, A. Gece üste örtülen, gündüz giyilen bir elbise<br />
Bürke, T. Martı, Göl<br />
Büşra, A. Müjde<br />
<br />
C<br />
 <br />
<br />
Cabir, A. Zor kullanan, kırıkçı, çıkıkçı<br />
Cafer, A. Dere, çay.<br />
Cahit, A. Gayretli, çalışan. Cihad eden<br />
Can, F. Ruh. Cesedin diriliğini sağlayan öz.<br />
Canip, A. Yabancı, garip<br />
Cavit, F. Devamlı, sonsuz<br />
Celal, A. Yücelik, büyüklük, ululuk, öfke, kızgınlık<br />
Celaleddin, A. Din için öfkelenme<br />
Celil, A. Ululuk ve büyüklük sahibi, Allah'ın isimlerinden<br />
Cem, A. Topluluk, kalabalık<br />
Cemal, A. Yüz, yüz güzelliği<br />
Cemaleddin, Dinin nuru, yüzü.<br />
Cemil, A. Erkeğin güzel, hoş olanı.<br />
Cenap, A. Şerefli, hürmetli<br />
Cengiz, T. Türk Moğol Hanı, Güçlü, kuvvetli<br />
Cenk, F. Savaş<br />
Cevad, A. Cömert, bağışlayan<br />
Cevdet, A. Olgunluk, güzellik<br />
Ceyhun, T. Tevrata göre Cennetteki dört ırmaktan biri<br />
Cezmi, A. Sözünden dönmez, kararlı.<br />
Cihad, A. Din uğruna savaşmak.<br />
Cihan, F. Dünya<br />
Cihangir, F, Dünyaya hükmeden<br />
Cumali, A. Cuma günü doğan çocuk<br />
Cumhur, A. Millet, halk.<br />
Cüneyt, A. Genç savaşçı<br />
 <br />
<br />
Cahide, A. Çalışan, gayret eden<br />
Canan, F. Sevgili, sevilen kadın<br />
Candan, F. Davranışlarında yakınlık olan samimi<br />
Cannisar, F. Canını feda eden.<br />
Cansın, T. Candan ayırt edilmez<br />
Cavidan, F. Devamlı, ebedi, kalıcı olan<br />
Celile, A. Mertebesi yüksek olan kadın<br />
Cemile, A. Güzel, cilveli, gözalıcı<br />
Ceren, T. Ceylan<br />
Ceyda, A. Boynu uzun güzel<br />
Ceylan, T. Güzel gözlü geyik cinsi bir hayvan<br />
Ceylin, A. Cennete açılan kapı<br />
Cüveyriye, A. Kadıncık, kızcağız ,  Peygamberimizin Berre isimli hanımına verdiği isim <br />
<br />
Ç <br />
Çağatay, (?)  Cengiz Han'ın ikinci oğlu<br />
Çağlar, T. Çağlayan<br />
Çağrı, T. Selçuklu komutanı. Çakır gözlü, seslenme<br />
Çetin, T. Sert, inatçı, erişilmez.<br />
<br />
<br />
 Çağla, T. Henüz olgunlaşmamış meyve<br />
Çağlayan, T. Şelale<br />
Çeşminaz, F. Nazlı nazlı bakan göz, güzel gözlü sevgili<br />
Çiğdem, T. Bir çiçek.<br />
Çolpan, E.T. Çoban yıldızı<br />
<br />
D <br />
Dağhan, T. Oğuz Han'ın beşinci oğlu<br />
Dalokay, T. Herkesin beğendiği, hoşa giden<br />
Danişmend, F. Akıl danışılan. Bir Selçuklu komutanı.<br />
Davud, IB.  Peygamber ismi<br />
Derviş, F. Kendisini Allah'a ibadete vermiş<br />
Devlet, A. Talih, büyük rütbe<br />
Devran, A. Kader, talih, Dünya<br />
Dilaver,  F. Cesur, yiğit, yürekli<br />
Dilhan, F. Samimi, içten konuşan<br />
Dilmaç, T. Tercüman<br />
Dinç, T. Sağlıklı, güçlü, kuvvetli<br />
Doğan, T. Yırtıcı bir kuş<br />
Durmuş, T. Çoçuk yaşasın diye verilen isim<br />
Dursun, T.Çoçuk yaşasın diye verilen isim<br />
Dündar, F. İnci, sevgili Damla, T. Sıvıdan ayrılıp düşen parça<br />
Defne, Y. Bir bitki.<br />
Demet, Y. Bir araya getirilip bağlanmış deste<br />
Deniz, T. Büyük su kütlesi<br />
Derya, F. Deniz<br />
Diba, F. Atlas, alaca renkli  ipek kumaş<br />
Didar, F. Güzel görünümlü kadın<br />
Dicle, T. Bir nehir ismi<br />
Didem, F. Gözüm<br />
Dilara, F. Gönül okşayan<br />
Dildade, F. Sevdalı<br />
Dilek, T. Arzu<br />
Dilruba, F. Gönül alan<br />
Dilşad, F. Gönlü şen, sevinçli<br />
Dudu, Tatlı dilli, yaşlı Ermeni kadını<br />
Duhter, F. Kız çocuğu<br />
Dürdane, F. Sevgili, İnci tanesi<br />
Dürefşan, F. İnci gibi söz söyleyen<br />
Dürre, A. İnci Tanesi<br />
Dürriye, A. İnci gibi parlak<br />
<br />
E<br />
 <br />
Edib, A. Edebiyatla uğraşan.<br />
Ediz, T. Dağların tepesi, doruk.<br />
Efekan, T. Efe soyundan gelen<br />
Ekmel, A. Mükemmel olan, en kamil<br />
Ekrem, A. Çok şeref sahibi<br />
Emin, A. Korkusuz kimse<br />
Emrah, F. Erzurum ve Ercişli şairlerin adı<br />
Emre, T. Hak aşığı<br />
Ender, T. Seyrek bulunan<br />
Enes, A. İnsan<br />
Engin, T. Açık deniz, alçak ve çukur yer<br />
Enis, A. Dost, sevgili<br />
Enver, A. Çok parlak, daha nurlu<br />
Eray, T. İlk ay<br />
Erbek, T. Yiğit, cesur<br />
Ercan, T. Korkusuz kişi<br />
Ercüment, F. Haysiyetli, seçkin, saygın, şerefli<br />
Erdal, T. Erken yeşeren dal<br />
Erdem, T. Fazilet, liyakat<br />
Erdinç, T. Kuvvetli erkek<br />
Erdoğan, T. Erken doğan erkek çocuğu<br />
Eren, T.  Ermiş<br />
Ergün, T. Uysal kişi, Sulu saf kar, iyi koşan at<br />
Erhan, T. Adil iyi hükümdar<br />
Erkan, T. Yiğit, soylu<br />
Erman, T. Pişman olma, istek<br />
Erol, T. Yiğit erkek ol, sözünde dur<br />
Ersan, T. Adıyla, sanıyla ünlenmiş kişi<br />
Ertan, T. İlk tan ağarması<br />
Ertuğrul, T. Temiz yürekli doğru erkek.<br />
Esad, A. Çok hayırlı, çok mutlu<br />
Eser, A. Tesir, etki, gitmiş veya geçmişten izler<br />
Eşref, A. Şerefli, aziz<br />
Ethem, A. Karayağız<br />
Eymen, A. Daha uğurlu, çok talihli, hayırlı, sağ yandaki<br />
Eyüp, Kur'an da adı geçen Sabır timsali bir Peygamber<br />
 Ebhar, A. Denizler<br />
Ebrar, A. İyi huylu,doğru, dürüst<br />
Ebru, F. Kaş, bir süsleme sanatı<br />
Ece, T. Güzel kadın, kraliçe, ana<br />
Ecem, T, Kraliçem, büyüğüm, anam<br />
Ecmel, A. Çok güzel, şık<br />
Eda, A. Cilve, naz<br />
Efnan, A. Cennetteki çeşitli güzellikler<br />
Ela, A. Göz rengi<br />
Elçin, T. Demet, Ağustos böceği<br />
Elfida, A. Feda etme<br />
Elif, A. Dost, İslami alfabenin ilk harfi<br />
Elmas, A. Bir mücehver<br />
Emel, A. Gerçekleştirilmesi zamana bağlı istek<br />
Emine, A. Emin. Korku ve endişesi olmayan<br />
Emire, A. Kadın hükümdar<br />
Emriye, A. Emire ait<br />
Enise, A. Cana yakın, dost<br />
Eribe, A. Olgun, anlayışlı<br />
Erma, A. Cilveli, çok güzel<br />
Esen, T. Sağlam, sağlıklı<br />
Eser, A. İz, işaret, yapıt<br />
Esin, T. İlham<br />
Eslim, A. Teslimiyet, Allah'a teslim olan<br />
Esma, A. Adlar, işitme,<br />
Esra, A. Hızlı, çabuk, esirler<br />
Ezgi, T. Kulağa hoş gelen ses veya söz dizgisi<br />
<br />
<br />
F<br />
 <br />
Fadıl, A. Erdemli, faziletli<br />
Fahreddin, A. Dinin övdüğü, seçkin<br />
Fahri, A. Karşılık beklemeden yapılan iş<br />
Faik, A. Manevi olarak üstün, seçkin<br />
Faruk, A. Doğruyu yanlıştan ayıran<br />
Fatih, A. Fetheden<br />
Fazlı, A. Erdemli, iyiliksever<br />
Fecri, A. Tan yeri ağarması<br />
Ferdi, A. Özel, şahsi<br />
Ferhad, A. Rahatlık, sevinç<br />
Feridun, A. Kıymetli cevher, sekizinci gök<br />
Ferit, A. Avcı kuş, katılaşmış şey<br />
Ferruh, F. Aydın insan, nur yüzlü<br />
Fethi, A. Fetihle ilgili<br />
Fethullah, Allah'ın fetih kısmet ettiği, dinin açılması<br />
Fevzi, A. Zafer kazanan<br />
Feyiz, A. Nimet, ihsan, bereket<br />
Feyzullah, A. Allah'ın bereketi, bolluğu, ilim verdiği<br />
Feyyaz, A. Çok feyizli, bolluk bereket veren<br />
Fırat, A. Tatlı su, bir nehir ismi<br />
Fikret, A. Murat, maksat, idrak, düşünme<br />
Fuad, A. Gönül, yürek<br />
<br />
 Fahriyye, A. Öğünülen kadın<br />
Fatma, A. Peygamberimizin (s.a.v) kızı<br />
Fazilet, A. Güzel huy, manevi kuvvet<br />
Fehime, A. Akıllı, anlayışlı<br />
Ferahna, A. F. Bolluk, genişlik<br />
Feray, F. T. Süs, parlak ay<br />
Ferda, F. Yarın, öbür dünya<br />
Feride, A. Gururlu, kibirli<br />
Feriha, A. Sevinçli, rahat<br />
Ferzan, F. Emsallerinden ileri<br />
Fethiye, A. Fethe ait.<br />
Fevziye, A. Kurtuluşa eren<br />
Feyza, A. İlim, irfan, çokluk, bolluk<br />
Figen, F. Yıkıcı, atıcı<br />
Fikriye, Düşünceli, fikre bağlı<br />
Firdevs, A. Cennet bahçesi<br />
Firuze, F. Değerli bir taş<br />
Fitnat, A. Zihin açıklığı, çabuk kavrayan anlayışlı olan<br />
Fulya, İ. Bir çiçek<br />
Funda, T. Küçük ağaçcık<br />
Füruzan, F. Parlak, parlayan<br />
Füsun, A. Büyü, büyüleyici <br />
<br />
G<br />
 <br />
Gaffar, A. Günahları affedici,Allah'ın isimlerinden <br />
Gafur , A.Bağışlayıcı, örten,  Allah'ın isimlerinden<br />
Gani  , A. Çok zengin, Allah'ın isimlerinden <br />
Gazanfer, A. Aslan, yiğit, korkusuz<br />
Gediz, T. Su birikintisi<br />
Gevheri, F. Pırlanta gibi, cevher kimse<br />
Gıyaseddin, A. Dinin yayılmasında yardımcı olan<br />
Giray, T. Kudretli, Kırım Hanları sülalesinin adı<br />
Gökmen, T. Mavi gözlü  ve sarışın<br />
Göktürk, T. Tarihte adı Türk olan ilk devlet<br />
Görkem, T. İhtişam, gösteriş, heybet<br />
Gültekin, T. Bilge Kağanın ağabeyi, güvenilir, faydalı<br />
Günhan, T. Mete Han'ın birinci oğlu<br />
Gürhan, T. Han, hükümdar<br />
Güvenç, T. Kendine itimat, güvenme Gamze, A.. Çene ve yanaktaki çukurluk<br />
Gaye, A. Maksat, hedef<br />
Gizem, T. Aklın erişemdediği açıklanamıyan, sır.<br />
Gonca, F. Tomurcuk, henüz açmamış gül<br />
Gökçe, T. Mavimsi, Azerbaycan'da bir gölün adı.<br />
Gönül, T. Kalpde var sayılan duygu kaynağı<br />
Gül, F. Peygamberimizin (s.a.v.) sevdiğiçiçek<br />
Gülbanu, F. Gül gibi güzel hanım<br />
Gülben, F. Benleri güle benzeyen güzel kadın<br />
Gülberk, F. Gülün yaprağı<br />
Gülcan, F. Sevimli, gül gibi güzel kadın<br />
Gülçin, F. Gül toplayan<br />
Güldem, F. Gül mevsimi<br />
Gülnaz, F. Gül gini nazlı<br />
Gülfem, F. Küçük gül ağızlı<br />
Gülizar, F. Al yanaklı<br />
Gülriz, F. Gül serpen<br />
Gülseren, F. Gül dağıtan<br />
Gülsüm, A. Yanakları ve yüzü dolgun<br />
Gülşen, F. Gül bahçesi<br />
Güzide, F. Beğenilmiş, seçilmiş<br />
<br />
H<br />
 <br />
Habib, A. Seven, sevgili dost, sevilen dost<br />
Hakan, T. Eski Türk hükümdarlarına verilen ünvan.<br />
Hakkı, A. Doğruluk ve insaf sahibi<br />
Haldun, A. Sürekli olanlar<br />
Halid, A.  Yaşından küçük görünen<br />
Halil, A. Allah'ın dostu<br />
Halim, A.Yumuşaklık gösterici, Allah'ın isimlerinden <br />
Halis, A. Saf, hilesiz<br />
Haluk, A. İyi huylu, insaniyetli, geçimli<br />
Hamdi, A. Şükreden. Allah'ı sevmek ve övmek<br />
Hami, A. Koruyan, sahip çıkan, gözeten<br />
Hamîd,, A.Hamd edilen, övülen, Allah'ın isimlerinden<br />
Hamza, A. Heybetli, aslan, azametli<br />
Harun, A. Peygamber ismi.<br />
Hâris, A. Bekçi, gözcü, kollayıcı<br />
Hasan, A. Güzellik, iyilik, hoşluk<br />
Hasbi, A. İsteyerek ve karşılık beklemeden yapılan<br />
Hasib, Hesap görücü, Allah'ın isimlerinden <br />
Haşim, A. Muhteşem, gösterişli, doğrulayan<br />
Haşmet, A. Büyüklük, ihtişam, alçak gönüllülük<br />
Hayati, A. Canlılık, önemli olan<br />
Haydar, A. Arslan, Hz.Ali'nin (r.a.) lakabı<br />
Hayreddin, A. Mübarek insan, dinde hayırlı olan<br />
Hayri, A. İyiliksever, hayırsever<br />
Hızır, A. Bir peygamber veya evliya ismi<br />
Hidayet, A. Allah'ın ilhamı ile doğru yolu bulmak<br />
Hikmet, A. Ahlaki söz, Eşyanın hakikatına vakıf olmak<br />
Hulagü, A. Abbasi devletini yıkan İlhanlı hülkümdarı<br />
Hud, A. Peygamber ismi, Çok saygı, hürmet, ululuk<br />
Hulusi, A. Candan davranan, samimi<br />
Hurşid, F. Güneş<br />
Hüdai, A. Hidayete ermiş<br />
Hüsameddin, A. Dinin keskin kılıcı<br />
Hüseyin, A. Sevilen küçük çocuk<br />
Hüsnü, A. Güzel, iyilik sahibi<br />
Hüsrev, F. Padişah<br />
<br />
 Habibe, A. Sevgili, sevilen dost<br />
Hacer, A. Kaya, taş. Hz.İsmail (a.s.)'ın annesi<br />
Hafize, A. Kur'an-ı Kerimi ezbere bilen<br />
Hale, A. Ay ve Güneş etrafında görünen ışıklı halka<br />
Halide, A.Yaşından küçük görünen<br />
Halime, A. İnsanı hoş tutan, yumuşak huylu<br />
Hamide, F. Allah'a (c.c.) şükreden, hamdeden<br />
Hamiyet, A. Fazilet, insanlık, vatanseverlik<br />
Handan, F. Mutlu, güler yüzlü, sevimli<br />
Hande, F. Gülüş, gülme<br />
Hanife, A. Hanif olan tehvid inancına bağlı<br />
Hasibe, A. Eli açık, cömert, asil, itibarlı kadın<br />
Hatice, A. Erken doğan kız<br />
Havin, K. Yaz mevsimi<br />
Havva, A. Esmer kadın. Hz.Adem a.s.'ın eşi<br />
Hayriye, A. İyilik sever, hayır sever<br />
Hayrünissa, A. Kadınların hayırlısı<br />
Hazal, A. Kuruyup, dökülen ağaç yaprakları<br />
Hazan, F. Sonbahar<br />
Hesna, A. Hanım kadın, güzel kadın<br />
Hidayet, A. Allah'ın ilhamı ile doğru yolu bulmak<br />
Hunde, A. Sessizlik<br />
Huri, A. Cennet kızı<br />
Huriye, A. Hurilere ait<br />
Hurrem, F. Gözde, Güleryüzlü ferahlık veren<br />
Hülya, A. Kuruntu, düşünme<br />
Hümeyra, A. Beyaz tenli kadın<br />
Peygamberimizin Hz.Ayşe annemize verdiği lakaptır.<br />
Hüner, F. Beceriklik, marifet<br />
Hüsna, A. Güzel, güzellik<br />
Hüsniye, A. Çok güzel kadın<br />
Hüveyda, F. Açık, apaçık belli olan<br />
<br />
I<br />
 <br />
Ilgaz, T. Düşmana süvari hücumu<br />
Iraz, T. Kahraman, yiğit<br />
Itri, A. Koku satıcısı Iğıl, T. Sessiz, yavaş, sakin su akıntısı<br />
Ilgın, T. Çit olarak kullanılan ağaçcık<br />
Işıl, T. Canlı ve parlak, ışık gibi güzel oaln.<br />
Itır, A. Güzel, hoş kokulu bir bitki<br />
<br />
İ<br />
 <br />
İbrahim, A. Bir peygamber ismi<br />
İdris,A. Bir peygamber ismi<br />
İhsan, A. İyilik etme, cömertlik<br />
İlbey, T. Eski Türklerde askeri ve idari vali<br />
İlhami, A. Kalbine ilahi feyiz doğan<br />
İlhan, T. Türk Moğol hükümdarlarının ünvanı<br />
İlkay, T. Ayın ilk günlerinde doğan çocuk<br />
İlyas, IB.. Sulara hükmeden. Bir peygamber ismi<br />
İmran, A. Evine bağlı kalan.<br />
İrfan, A. Tecrübe ve zekadan oluşan manevi olgunluk<br />
İsa, A. Bir peygamber ismi<br />
İshak, IB. Gülme. Bir peygamber ismi<br />
İskender, F. Eski Makedonya kralı.<br />
İsmail, A. Bir peygamber ismi<br />
İsmet, A. Namuslu, temiz, günahsız<br />
İsrafil, A. Dört büyük melekten biri<br />
İzzet, A. Kiymet, değer, saygı, ikram<br />
<br />
 İclal, A. Kudretli, büyüklük<br />
İdil, T. bit Oğuz boyu<br />
İfakat, A. İyileşme, ayılma<br />
İffet, T. Namusluluk, ahlak kurallarına bağlılık<br />
İkbal, A. Talih açıklılığı<br />
İkrime, A. Kerem sahibi<br />
İlbike, T. Beyin hanımı, seçkin ve saygıdeğer kadın<br />
İldem, T. Pişmanlık duyan<br />
İlkbal, A. İlk doğan kız çocuğu<br />
İncila, A. Parlaklık, ışık<br />
İpek, T. Bir tür kumaş<br />
İrem, A. Cennet bahçesi<br />
İrmegân, F. Terbiye eden, mutluluk<br />
İzem, A. Büyüklük, ululuk<br />
<br />
J<br />
 <br />
<br />
 Jale, F. Çiy, kırağı,su damlası<br />
Jaledar, F. Üzerine çiy düşmüş<br />
Jalenur, F. Çiy, kırağı, parlayan<br />
Jengar, F. Göktaşı<br />
Julide, F. Karışık, dağınık<br />
<br />
<br />
K<br />
 <br />
Kaan, T. Eski Türk hükümdarlarının ünvanı, Kağan<br />
Kabil, A. Hz.Adem'in oğullarından, ağabeyini öldürdü<br />
Kadem, A. Ayak, adım<br />
Kadir, A. Allah(c.c.) isimlerinden<br />
Kadri, A. İtibarlı, değerli, mevkisi yüksek<br />
Kahraman, F. Bahadır, cesur, yiğit<br />
Kamber, A. Köle, dost<br />
Kâmil, A. Kemale ermiş, olgun, bilgili, terbiyeli<br />
Kâmuran, F. Arzusuna kavuşmuş, mutlu olmuş kimse<br />
Kanber, A. Evin emektarı, büyüğü<br />
Kâni, A. Dokunaklı iğneli konuşan<br />
Kani, A. Kanaat eden, razı olan<br />
Kartal, T. Büyük, yırtıcı kuş.<br />
Karun, A. Zenginliğine güvenip kibirlenen<br />
Kasım, A. Ayıran, bölen. Peygamberimizin oğlunun adı<br />
Kâşif, A. Bilinmeyen bir yeri veya şeyi bulan<br />
Kayra, Kayra eski Türk mitolojisinde 'tanrı' demektir. Kayra ismi caiz değildir ve çocuğa bu ismin konulması dinen uygun değildir.<br />
Kâzım, A. Öfkesini yenen, kin tutmayan<br />
Keleş, T. Yiğit, cesur, güzel, saçı dökülmüş,<br />
Kemâl, A. Olgunluk, fazilet<br />
Kemaleddin, A. Erdemli, bilge, dinde olgunluğa eren<br />
Kenan, A. Hz.Nuh'un oğullarından, Filistin toprakları<br />
Kerem, A. Şeref, asalet, cömert, hayırlı işler yapan <br />
Kerim, A. A. Allah(c.c.) isimlerinden, çok cömert<br />
Koray, T. Kamış gibi içi  boş şeyler, özü boş<br />
Korcan, T. Şelale, çağlayan<br />
Kürşad, F. Açılış merasimi, bir cins tavla oyunu<br />
<br />
 Kader, A. Alınyazısı<br />
Kadife, A. Bir kumaş türü<br />
Kadriye, A. Değerli. Kadir gecesi doğan kız çocuğu<br />
Kafiye, A. Şiirde mısra sonunda ses uyumluluğu<br />
Kamelya, A. Yaban gülü<br />
Kâmile, A. Olgun, terbiyeli<br />
Kârdide, F. İşbilir, uyanık, tecrübeli<br />
Karmen, F. Parlak, kırmızı renk<br />
Katre, A. Damla, damlayan şey<br />
Kebire, A. Yetişkin kız çocuğu, yetişkin, ulu kadın<br />
Kerime, A. Kız evlat, hoşgörü ehli, cömert<br />
Keriman, A. Cömert<br />
Kevser, A. Maddi ve manevi çokluk, üstünlük, hayırlılık<br />
Keyyise, A. Akıllı, anlayışlı, ince zarif, kibar<br />
Kezban, F. Evini ve kocasını yöneten kadın<br />
Kısmet, A. Nasip, kazanç, kader talihi<br />
Kibariye, A. Kibirli, şık, görgülü, terbiyeli<br />
Kumru, F. Bir kuş<br />
Kübra, A. Çok büyük, ulu, yüce <br />
<br />
L<br />
 <br />
Levend, i. Denizci, yiğit, cüsseli<br />
Lokman, A. Sure adı, nebi veya peygamber adı<br />
Lut, A. Peygamber adı<br />
Lütfi, A. Hoşluk, iyi davranış<br />
Lütfullah, A. Allah'ın iyi hoş kıldığı kişi, Allah'ın lütfu Lâcerem, A. Elbette, öyledir, şüphesiz<br />
Lale, F. Bir tür çiçek<br />
Lalezar,F. Lale bahçesi<br />
Lamia, A. Parlak, parıldayan<br />
Lâne, F. Ev, yuva<br />
Latife, A. Güzel, tuhaf, güldürücü söz.<br />
Lebibe, A. Akıllı, anlayışlı<br />
Leman, A. Parıltı, parlama<br />
Lerzan, F. Titrek, ürkek<br />
Letafet, A. Nezaket, güzellik<br />
Leyla, A. Çok karanlık ve uzun gece<br />
Lezza, A. Yakıcı ateş, cehennem<br />
Lina, A. Hurma fidanı<br />
Lütfiye, A.İyi davranış, eli açıklık<br />
<br />
M<br />
 <br />
Macit, A. Allah'ın (c.c.) isimlerinden. Cömert<br />
Mahir, A. Hünerli, elinden iyi iş gelen<br />
Mahmud, A. Övülmüş, övülmeye layık<br />
Maksud, A. İstenilen, murat edilen<br />
Malik, A. Sahip, elinde bulunduran<br />
Malkoç, A. Akıncı ocağı reisi<br />
Mansur, A. Allah'ın (c.c.) yardımı ile üstün gelen<br />
Mazhar, A. Nail olmuş, kavuşmuş<br />
Mecid, A. Allah'ın (c.c.) isimlerinden. İkramı çok.<br />
Mehmet, T.Peygamberimizin isminin Türkçe kullanılışı<br />
Melih, A. Güzel, sevimli<br />
Melik, A. Allah'ın (c.c.) isimlerinden. Her şeyin hakimi<br />
Melikşah, F. Büyük Selçuklu Hükümdarı<br />
Memduh, A. Övülmüş, övülmeye değer.<br />
Memluk, A. Köle<br />
Menderes, Y. Akarsu yataklarının dolambaçlı kısmı<br />
Meriç, T. Bir nehir ismi<br />
Mert, F. Erkek sözünde duran<br />
Mesud, A. Mutlu, bahtiyar<br />
Mete, Büyük Türk Hun İmparatoru<br />
Metin, A. Allah'ın (c.c.) isimlerinden. Kuvvvetli<br />
Mevlud, A. Yeni doğmuş bebek<br />
Mikail, A. Dört büyük melekten biri<br />
Mirac, A. Kandil gecesi<br />
Mirkelam, F. Güzel konuşan<br />
Mirsat, A. Gemi çapası<br />
Muammer, A. Uzun ömür süren, talihli, kısmetli<br />
Muhammed, A. P Çok methedilmiş<br />
Muhammer, A. Mayalanmış<br />
Muharrem, A. Aşure ayı, yasak edilmiş<br />
Muhiddin, A. Dini ihya eden<br />
Muhlis, A. Samimi, ihlas sahibi, inancı doğru<br />
Muhsin, A. Bağışta iyilikte bulanan<br />
Murat, A. Dilek, meram, arzu<br />
Murtaza, A. Allah'ın (c.c.) razı olduğu kişi<br />
Musa, A. Sudan gelme, peygamber ismi<br />
Mustafa, A. Seçilmiş, temizlenmiş<br />
Muttalib, A. İsteyen, talepte bulunan<br />
Muzaffer, A. Zafer kazanmış<br />
Müfid, A. İfade eden, manalı, anlatan<br />
Müjdat, F. Müjde vermek<br />
Mükerrem, A. Hürmet edilen, saygı değer<br />
Mükremin, A. ağırlanmış, ikram olunmuş<br />
Mümtaz, A. Ayrıcalıklı, imtiyazlı, seçkin<br />
Münir, A. Parlak ışık verici<br />
Müşfik, A. Sevecan, şefkatli, merhametli<br />
 Macide, A. İyi ahlaklı olan kişi<br />
Mahbube, A. Sevgili, sevilen<br />
Mahire, A. Becerikli kadın<br />
Mahizar, F. İnleyen ay.<br />
Mahlika, F. Ay yüzlü güzel<br />
Mahmure, A. Süzgün dalgın bakışlı<br />
Mahsune, A. Çevrilmiş, kuşatılmış, sarılmış<br />
Maide, A. Ziyafet, üzerinde yemek bulunan sofra<br />
Makbule, A. Kabul olunan, geçerli sayılan<br />
Maksude, A. Arzu edilen<br />
Manolya, FR, Bir çiçek<br />
Mansure, A. Allah'ın (c.c.) yardımı ile üstün gelen<br />
Maral, T. Dişi ceylan<br />
Mebrure, A. Hayırlı, beğenilmiş, yararlı<br />
Medide, A. Çok uzun süren<br />
Mediha, A. Öğülmeye değer<br />
Meftune, A. Kendinden geçmiş, hayran olmuş<br />
Mehlika, F. Ay yüzlü güzel<br />
Mehpare, F. Çok güzel ay parçası<br />
Mehtab, F. Ay ışığı<br />
Melahat, A. Güzellik, yüz güzelliği<br />
Melda, A. Körpe, genç ve nazik<br />
Meliha, A. Güzel, şirin.<br />
Melike, A. Kadın hükümdar<br />
Melodi, Y. Ezgi, nağme, ahenk<br />
Meltem, T. Bir rüzgar<br />
Meral, T. Dişi geyik, aslı maral'dır.<br />
Merve, A. Mekke'de bir tepe adı<br />
Meryem, IB. İbadete düşkün, hizmet eden<br />
Mesrure, A. Sevinçli, şen memnun kadın<br />
Mevhibe, A. Alllah (c.c.) vergisi, ihsan<br />
Mihriban, F. Güleryüzlü, yumuşak huylu<br />
Mualla, A. Şanı yüksek kişi<br />
Muazzez, A. Kıymetli, değerli, şerefli<br />
Muhsine, A. İyilikte bulunan, cömert, bağışlayan<br />
Mukadder , A.  Alın yazısı,<br />
Mutiye, A. İtaat eden<br />
Müberra, A. Hata ve kötülükten beri<br />
Mübeyyen, A. Meydana çıkarılan, açıklanan<br />
Mücella, A. Parlak<br />
Müesser, A. Tesir altında kalmış<br />
Müfide, A. Sohbetinden yararlanılan, ifade eden<br />
Müge, FR. Bir çiçek<br />
Müjgan, F. Kirpikler<br />
Mükrime, A. İkram eden<br />
Münevver, A. Nurlu, alim.<br />
Münibe, A. Allah'a (c.c.) yönelmiş,saf, içten<br />
Mürevva, A. İyi düşünen, fikirleri isabetli<br />
Müzeyyen, A. Süslü, süslenmiş, zinetlendirilmiş<br />
<br />
N<br />
 <br />
Naci, A. Cennetlik, selamete eren<br />
Nadi, A, Haykıran, çağıran<br />
Nadir, A. Ender, seyrek bulunan<br />
Nafi, A. Allah'ın (c.c.) isimlerinden. Fayda sağlayan<br />
Nafiz, A. Sözü geçen, tesirli, kendine itaat edilen<br />
Nail, A. Ele geçiren, muradına eren<br />
Naim, A. Yumuşak, nimetli yaşayış<br />
Namık, A. Yazar,katip<br />
Nami, F. Ünlü, tanınmış<br />
Nâsır, A. İmdada yetişen, yardımcı<br />
Naşid, A. Şiir yazan, söyleyen ve okuyan<br />
Nazım, A. Dizi dizilen, düzenleyen, tanzim eden<br />
Nazif, A. Şık giyimli, zarif, temiz<br />
Nazmi, A. Sıraya koyma, tertipli, düzenli<br />
Necat, A. Kurtuluş, selamet<br />
Necati, A. Kurtulan, selamete eren<br />
Necdet, A. Kahramanlık, yiğitlik<br />
Necmeddin, A. Dinin yıldızı<br />
Necmi, A. Yıldızla ilgili<br />
Nedim, A. Sohbet arkadaşı<br />
Nejad, F. Nesil, soy<br />
Nesim, A. Hoş mülayim insan<br />
Neşad, A. Sevinç, keyif<br />
Neşet, A. Doğma meydana çıkma, kaynak olma<br />
Nevzad, F. Yeni doğan erkek çocuk.<br />
Neyzen, F. Ney çalan kişi<br />
Nezihi, A. İncelikle ilgili, temiz<br />
Nihat, F. Huy, tabiat, kişilik<br />
Niyazi, F. Dua eden<br />
Nizam, A. Dinin düzeni, sıra<br />
Nizami, A. Usüle uygun<br />
Nuh, A. Bir peygamber ismi<br />
Numan, A. Gelincik, kan<br />
Nureddin, A. Dinin ışığı<br />
Nuri, A. Nurla ilgili<br />
Nurullah, A. Allah'ın (c.c.) nuru<br />
Nusret, A. Allah'ın (c.c.) yardımı<br />
 Nabia, A. Kaynayan yerden fışkıran, akan<br />
Nabiye, A. Haber veren<br />
Naciye, A. Cennetlik, selamete eren<br />
Nadide, F. Çok değerli<br />
Nadire, A. Eşi benzeri az bulunan<br />
Nafia, A. Faydalı, şifalı, hayırlı<br />
Nafize, A. Sözü geçen, tesirli, kendine itaat edilen<br />
Nagehan, F. Birdenbire, ansızın<br />
Nahide, F. Yeni yetişmiş kız<br />
Naime, A. Nazlı büyütülmüş, zarif, güzel kadın<br />
Nalan, F. İnleyen, sızlanan, ağlayan<br />
Nazan, F. Naz eden, nazlı olan<br />
Nazife, A. Zarif ve şık giyimli<br />
Nebahat, A. Şeref sahibi, ünlü kadın<br />
Nebile, A. Yüksek meziyet ve onur sahibi, akıllı, bilgili<br />
Necibe, A. Soyu sopu temiz, ahlakı güzel, iyi huylu<br />
Necla, A. Kız çocuk, soy, nesil<br />
Necmiye, A. Kuran ehli<br />
Nefise, A. Çok hoşa giden<br />
Nergis, F. Bir tür süs bitkisi<br />
Neriman, F. Yiğit, bahadır, kahraman<br />
Nermin, F. yumuşak, kibar, nazik<br />
Nesime, A. Alçak gönüllü insan<br />
Nesrin, F. Yaban gülü  <br />
Neşe, A. Mutluluk, sevinç<br />
Nevin, F. Yepyeni<br />
Nezafet, A. Temizlik, parlaklık<br />
Nigar, F. Resim, nakış<br />
Nihal, F. Sevgili, taze, ince ve düzgün vücudlu<br />
Nilgün, F. Lacivert, çivit renginde<br />
Nilüfer, F. Bir su bitkisi<br />
Nimet, A. Yiyecek ve içecek gibi gerekli olan<br />
Nupel, K. Yeni yaprak<br />
Nur,  A. Allah'ın (c.c.) isimlerinden. Aydınlatan<br />
Nuran, A. Nurlu<br />
Nurefşan, Nur saçan, etrafı nurlandıran<br />
Nurulayn, Göz nuru<br />
Nurinisa, A. Nurlu kadın<br />
Nuriye, A. Nurlu<br />
Nükhet, A. Müstehcen söz ve kelimeler, ağız kokusu<br />
<br />
<br />
O<br />
 <br />
Ogün, T - Anımsanan, belirli bir günde doğan<br />
Oğuz, T. Sağlam, gürbüz, güçlü delikanlı<br />
Okan, T. Anlayışlı, Tanrı<br />
Okay, T.1. Ok-ay. 2. Satürn gezegeni. 3. Beğenme.<br />
Olca, Moğ. Ganimet<br />
Olcay, Moğ. Bahtlı, talihli<br />
Olgun, T. Bilgi, görgü ve hoşgörüsü gelişmiş insan.<br />
Omay, T. Seçkin, seçilmiş.<br />
Orbay, T. Or-bay. Ordu komutanı.<br />
Orçun, T. Ardıllar, halefler<br />
Orhan, T. Or-han. Şehrin yöneticisi, hâkimi.<br />
Orkun, T. Çoban beyi.<br />
Osman, A. Bir tür kuş ya da ejderha, 3.Halife<br />
Ozan, T. Şiir yazan, şair.<br />
<br />
 Olgun, T. Bilgi, görgü ve hoşgörüsü gelişmiş insan.<br />
Orkide, F. Değerli bir süs bitkisi<br />
Oya, T. Tığ veya firkete ile yapılan ince dantel<br />
Oylum, T. Çukur, oyuk <br />
<br />
Ö<br />
 <br />
Ökmen, T. Akıllı, zeki, bilgili kimse<br />
Ökten, T. Akıllı, bilgili, fazıl; kahraman, cesur.<br />
Ömer, A . Hayat,yaşama,canlılık. İkinci halife.<br />
Önder, T. Önde giden, yol gösteren, kılavuz.<br />
<br />
 Özden, T. Özle, öz varlıkla, gerçekle ilgili.<br />
Özge, T.Cana yakın, sıcakkanlı<br />
Özlem, T. Kavuşma arzusu, hasret.<br />
<br />
P<br />
 <br />
Pehlivan, F. Güreşçi<br />
Pertev, F.Işık, alev<br />
Peyami, F. Bilgi toplayıcı<br />
Piruz, F. Uğurlu, hayırlı<br />
Polat, F. Kuvvet, güç<br />
Poyraz, Y. Kuzeydoğudan esen soğuk  rüzgar. Pakize, F. Günahsız,lekesiz<br />
Papatya, Y. Bir çiçek<br />
Parla, T. Işık saç, parlak ol<br />
Parule, F. Şakacı, latifeci<br />
Pedme, F. Kısmet<br />
Pelin, Y. Hekimlikte kullanılan bir bitki<br />
Perihan, F. Büyücü, peri padişahı<br />
Perran, F. Uçucu, uçan<br />
Pervin, F. Bir yıldız<br />
Pezire, F. Karşılama, karşılanış<br />
Pınar, T. Suyun çıktığı yer<br />
Pırnal, Y. Bir ağaç türü<br />
Piraye, F. Takı, zinnet<br />
Piruze, F. Mavi renkli değerli bir süsü taşı<br />
Piyale, F. Kadeh<br />
Pürçin, F. Çok düşünceli, öfkesi kabarmış<br />
R<br />
 <br />
Radi, A. Rıza gösteren, kabul eden<br />
Rafet, A. Acıma, merhamet etme, esirgeme<br />
Rahim A. Allah'ın isimlerinden. Acıyıcı<br />
Rahman A. Allah'ın isimlerinden.Nimet veren <br />
Rahmi, A. Acımayla ilgili<br />
Raif, A. Acıma ve merhameti olan<br />
Ramiz, A. İşaretle konuşan<br />
Ramazan, A. Oruç tutulan ay<br />
Rasim, A. Resim yapan<br />
Raşid, A. Hak yolunu kabul etmiş olan<br />
Rauf, A. Allah'ın isimlerinden. Çok esirgeyen<br />
Recai, A. İsteyen, rica eden, yalvaran.<br />
Recep, A. Üç aylardan birincisi, gösterişli, heybetli<br />
Refik, A. Arkadaş, yoldaş. Koca-eş.<br />
Remzi, A. İşaretle, simgeyle ilgili,<br />
Resul, A.  Elçi, Peygamber<br />
Reşat, A. Hak yolunda ilerleme<br />
Reşid, A. Allah'ın isimlerinden.Hayra delalet eden<br />
Rıdvan, A. Cennetin kapıcısı olan büyük melek<br />
Rıfkı, A.Yumuşak huylu<br />
Rifat,  A.Yükseklik, yücelik<br />
Ruhi, A. Ruhsal, ruhla ilgili.<br />
Ruşen, F. Işıklı, aydın, parlak<br />
Rüçhan, A.Üstünlük, üstün olma<br />
Rükneddin, A. Dinin temel direği<br />
Rüstem, F. Yiğit, kahraman<br />
Rüştü, A. Doğru yolda olan<br />
<br />
 Rabia, A. Dördüncü, Satteki salisenin altmışta biri<br />
Rafia, A. Kaldıran, yükselten, destek olan.<br />
Rahime, A. Hafif sesli, lâtif sözlü kız<br />
Rahşan, F. Parlak, parlayan.<br />
Raika, A. Güzel, hoş.<br />
Ramiye, A. Fırlatan, atan.<br />
Rasime, A. Âdet, eskiden kalma âdet<br />
Raşide, A. Akıllı; doğru yola giden.<br />
Rayiha, A. Koku.<br />
Raziye, A. Rıza gösteren, boyun eğen<br />
Refia, A. Yüksek, yüce<br />
Refika, A. Kadın, eş, kadın arkadaş.<br />
Remziye, A. İşaret ile ilgili<br />
Reyhan, A. Güzel kokulu bir süs bitkisi <br />
Ruhsar, F. Yanak, yüz, çehre<br />
Rukiye, A. Büyü, sihir, efsun<br />
Rüçhan, A.Üstünlük, üstün olma<br />
<br />
S<br />
 <br />
Sabahaddin, A. Dinin güzelliği.<br />
Sabri, A. Sabırla ilgili<br />
Sacit, A. Secde eden<br />
Saadeddin, A. Dinin mutluluğu<br />
Sadık, A.  İçten bağlı, doğru, gerçek dost<br />
Sadi, A. Mutlulukla, uğurla ilgili,<br />
Sadri, A. Göğüsle ilgili.<br />
Sadun, A. Mübarek<br />
Saffet, A. Saflık, temizlik.<br />
Sait, A. İbadet etmiş, uğurlu<br />
Salim, A. Sağ, salim, sağlıklı, korkusuz, kusursuz<br />
Samet, A. Allah'ın (c.c.) isimlerinden,muhtaç olunan<br />
Sami, A. Yüksek, yüce.<br />
Sancar, T. Kısa kama, saplar, batırır, yener.<br />
Sargın, T. Candan, çekici, cazibeli, hevesli<br />
Sedat, A. Doğruluk, hatasızlık<br />
Sefa, A. Gönül rahatlığı, eğlence, zevk, neşe<br />
Sefer, A. Yolculuk, savaş<br />
Selahaddin, A. Dinine bağlı kimse<br />
Selâmi, A. İyilik, barış ve rahatlıkla ilgili<br />
Selçuk, T. Güzel konuşma yeteneği olan<br />
Selim, A.Sağlam, kusursuz, doğru<br />
Selman, A. Barış içinde bulunma, huzur<br />
Semih, A.Cömert, eli açık, çok değerli<br />
Serbülent, F.Başı yüksek, yüce<br />
Sergen, T. Raf,  tepelerdeki düzlük yerler, yorgun<br />
Serhat , F.Sınır, hudut.<br />
Serkan, F+T, Ser-kan. Baş kan, soylu kan.<br />
Sermet, A. Sürekli ve sonsuz olma<br />
Sertaç, F.Baş tacı, çok sevilen, sayılan kimse.<br />
Server, F. Baş, başkan, reis, ulu.<br />
Seyfettin, A. Dinin kılıcı; dinin askeri<br />
Seyfi, A. Kılıçla ilgili, askerliğe ait<br />
Seyfullah, A. Allah'ın kılıcı<br />
Simavi, F. Yüz, çehre, beniz ile ilgili<br />
Sinan, A. Mızrak, süngü, sıkılgan, saklanacak yer<br />
Suat, A. Mutlulukla, saadetle ilgili; mutlu<br />
Suavi, A. Herkesin işine koşan, yardım eden<br />
Sungur, T. Soğukkanlı, sakin kimse. 2. Akdoğan.<br />
Süheyl, A. Güney yarımküresinde yer alan parlak yıldız<br />
Süleyman, IB. Huzur, sükûn<br />
<br />
 Saadet, A. Mutluluk, bahtiyarlık.<br />
Sabahat, A.Güzellik; yüz güzelliği.<br />
Sabiha, A. Güzel, şirin, hoş.<br />
Sabire, A. Dayanan, sabreden.<br />
Sabriye, A. Sabırlı, dayanıklı<br />
Sacide, A. Secde eden, alnını yere koyan<br />
Safinaz, A + F. Çok nazlı, çok naz eden<br />
Safire, A. İnce, güzel ses<br />
Safiye, A. Seçilmiş.<br />
Saime, A. Oruç tutan, oruçlu kadın<br />
Saliha, A. Dinin buyruklarına uygun harekette bulunan.<br />
Samiha, A. Cömert, eli açık<br />
Saniye, A. İkinci.<br />
Seda, A. Ses<br />
Seden, T. Uyanık, tetikte, gözü açık olan<br />
Seher, A.  Sabahın gün doğmadan önceki zamanı<br />
Selcan, T. Sel-Can.Coşkun, taşkın yaradılışlı kimse.<br />
Selda, T. Bir söğüt cinsi.<br />
Selin, T. Bodur, sürekli yeşil kalan bir bitki<br />
Selma, A. Barış içinde bulunma, huzur, güzel, hoş <br />
Sema, A. Gökyüzü.<br />
Semahat, A.Cömertlik, el açıklığı, iyilikseverlik<br />
Semiha, A. Cömert, eli açık<br />
Semiramis, IB. Babil Asma Bahçeleri kurduran  kraliçe<br />
Semra, A. Esmer<br />
Sena, A. Övme,<br />
Senahan,(A, F) Sena okuyan, öven<br />
Serap, A. Çölde uzaktan su gibi görünen ışık yanılması<br />
Sernaz, F. Çok nazlı<br />
Serpil, T. İyi geliş, büyü, güzelleş<br />
Servinaz, F.Uzun boylu sevgili.<br />
Sevda, A. Aşk, sevgi.<br />
Sevim, T.  Bir kimseyi başkalarına sevdiren özellik.<br />
Sevinç, T. Sevinmekten doğan coşku.<br />
Sevtap, T. Sev-tap. Tapılacak kadar sevilen<br />
Seyhan, A. Hz. Musa’nın mezarının bulunduğu şehir<br />
Sezen, T. Duyan, hisseden, anlayan, sezgili<br />
Sırma, T. Altın yaldızlı veya yaldızsız ince gümüş tel.<br />
Sibel, T. Buğday başağı. Düşmemiş yağmur damlası.<br />
Simge, T. İşaret, sembol.<br />
Sinem, T. Gönlüm,yüreğim; çok sevdiğim<br />
Suna, T. Bir tür yaban ördeği, boylu, güzel<br />
Suzan, F. Yakan, yakıcı, yanan; ateşli, coşkulu<br />
Süheyla, A. Yumuşak huylu, sakin<br />
Sümeyre, A. Meyve çağlası. kıvrılmış yaprak<br />
Süreyya, A. Ülker yıldızı<br />
<br />
<br />
Ş<br />
 <br />
Şaban, A. Ramazandan önce gelen ay.<br />
Şadan, F. Sevinçli<br />
Şadi, F. Sevinç, memnunluk<br />
Şakir, A. Şükreden, durumundan memnun olan<br />
Şamil, A. İçine alan, kapsayan<br />
Şarık, A.Parlak, parlayan<br />
Şefik, A. Şefkatli, acıması olan, esirgeyici<br />
Şehmuz, F. Şah, hükümdar soyundan gelen<br />
Şehsuvar, F. Çok iyi at binici<br />
Şekip, F, Sabır, tahammül<br />
Şemseddin, A. Dinin güneşi<br />
Şemsi, A. Güneşle ilgili, güneşe özgü<br />
Şerafeddin, A. Dinlerin en şereflisi, en büyüğü.<br />
Şeref, A. Büyüklük, ululuk, üstünlük<br />
Şerif, A. Şerefli, kutsal, soylu, temiz<br />
Şevket, A. Büyüklük, heybet<br />
Şevki, A. Şevkle, neşeyle ilgili<br />
Şinasi, F. Tanımak, bilmekle ilgili.<br />
Şükrü, A. Şükretme, minnettarlıkla ilgili Şadan, F. Sevinçli<br />
Şadıman, F. Sevinçli, neşeli<br />
Şaheser, F. Üstün değerde<br />
Şahika, A. Dağ tepesi, dağ doruğu, zirve<br />
Şayeste, F. Yakışır, yaraşır, uygun<br />
Şadiye, A. Memnunluk, sevinç, gönül ferahlığı<br />
Şebnem, F. Çiy<br />
Şefika, A. Şefkatli, sevecen<br />
Şehnaz, F.Bir musiki makamı<br />
Şekibe, A. Sabır, dayanıklılık, tahammül<br />
Şelale, A. Çağlayan<br />
Şermin, F. Utangaç, mahcup<br />
Şeyda, F. Çılgın; çok tutkun, âşık<br />
Şezre, A. Altın ve inci taneleri<br />
Şirin, F. Tatlı, svimli, hoşa gidecek niteliklere sahip<br />
Şirvan, F. Aslan barınağı<br />
Şule, A. Alev, ateş alevi.<br />
Şükran, A. İyilik bilme, gönül borcu, minnettarlık<br />
Şükriye, A. İyilik bilme minnettarlıkla ilgili; iyilik bilen<br />
Şükufe, F, Çiçek, çiçek  motiflerine dayalı süsleme sanatı<br />
<br />
<br />
T<br />
 <br />
Tâbâver, F. Güç yetiren, dayanan<br />
Taceddin, A. Dinin tacı.<br />
Taha, A. Kur´an´ın 20. suresi<br />
Tahir, A.Temiz, pak.<br />
Tahsin, A. Beğenme, güzelleştirme<br />
Talat, A. Yüz, çehre, güzellik<br />
Talay, Moğ. Deniz, büyük nehir, çok<br />
Talip, A. İsteyen, istekli, öğrenci.<br />
Tanju, T.Türk hükümdarına Çinlilerce verilen şan.<br />
Tanzer, T+F. Sarı altın renginde tan yeri.<br />
Târık, A. Sabah yıldızı, venüs<br />
Tarkan, T. Ayrıcalıklı, saygın kişi ,vezir<br />
Tayfun, T. Şiddetli fırtına<br />
Tayfur, A. Küçük bir kuş türü<br />
Taylan, T. İnce, kibar, güzel, uzun ve düzgün boylu<br />
Tayyar, A. Uçucu, uçan.<br />
(:::), A .İyi, güzel, hoş, çok temiz<br />
Tekin, T. Uyanık, tetikte,  şehzade, prens.<br />
Teoman, T. Hun İmparatoru Mete´nin babası<br />
Tevfik, A. Uygun düşürme, başarıya ulaştırma<br />
Timur, T.  Demir, Türk Moğol İmparatoru<br />
Toktamış, T.Bir yere yerleşmiş, oturmuş<br />
Tolga, T. Savaşçıların başlarına giydikleri demir başlık<br />
Tuğrul, T. Yırtıcı bir kuş. Selçuklu Devleti´nin kurucusu<br />
Tuna,T. Çok, bol, gösterişli <br />
Tunca, F. Tur-can. Genç, delikanlı.<br />
Tunç, T. Bakır, çinko ve kalay alaşımı<br />
Turan, T. Türklerin en eski yurtlarına verilen ad.<br />
Turgay, T. Tarlalarda yuva yapan bir tür serçe<br />
Turgut, T. Konut, oturulacak yer<br />
<br />
 Tâcser, F. Baştacı, muhterem kimse<br />
Tahire, A. Temiz, pak.<br />
Tahsine, A. Beğenme, güzelleştirme<br />
Tâlibe, A. Mektepli kız<br />
Tansu, T. Tan-su. Şafağın aydınlattığı su.<br />
Târâ, F. Yıldız<br />
Tauna, Cennet bahçesine düşen ilk yağmur damlası<br />
Tayyibe, A. İyi, hoş, güzel<br />
Tomris,T. Peçenek Türklerinden bir kadın kahraman<br />
Tuba, A. Cennette bir ağaç<br />
Tuğçe, T+F. Küçük tuğ.<br />
Tuna, T. Çok, bol, gösterişli<br />
Tünay, T. Tün-ay. Gece ve ay.<br />
Türkân, T. Kraliçe, güzel kız<br />
Tüzün, T. Yumuşak huylu sakin; soylu, asil. <br />
<br />
U<br />
 <br />
Ubeydullah, A. Allah'ın kulu.<br />
Ufuk, A.  Anlayış, kavrayış, görüş, düşünce gücü.<br />
Uğur, T.İyilik, şans, talih, baht.<br />
Ukab, A. Peygamberimizin Sancağı<br />
Uluç, T. Selçukluların beylere verdiği ünvan.<br />
Uluçkan, T. Bey soyundan gelen<br />
Uluğ, T.Ulu, büyük, saygın<br />
Ulvi, A. Yüksek, yüce<br />
Umur, T. Saruhan beyi Aydın beyin oğlu, Muktedir.<br />
Umut, T. Ümit etmek, beklemek, zannetmek<br />
Urve, A. Aslan, kışın yeşil kalan ağaç<br />
Utbe, A. Bir sahabi adı<br />
Uygur, T. Uygar, medenî<br />
<br />
 Uğur, T.İyilik, şans, talih, baht.  <br />
Ulviye, A. Yüksek, yüce.<br />
Umran,  A. Uygarlık, ilerleme, refah ve mutluluk.<br />
Utku, T. Ulaşılan mutlu sonuç, zafer <br />
<br />
<br />
Ü<br />
 <br />
Ümit, F. Umut<br />
Ünal, T. Ün-al. Adın duyulsun, tanın, ün kazan<br />
Ünsal, T.Ün-sal. Adın duyulsun, ünlen<br />
Üzeyir, A. Bir peygamber ismi Ülker, T. Boğa burcunda yedi yıldızdan oluşan takım<br />
Ümit, F. Umut <br />
Ümmühani, A. Hz.Ali'nin kızkardeşi<br />
Ümüldan, A. Taze fidan, Genç, güzel, ince ve narin<br />
Ünsal, T.Ün-sal. Adın duyulsun, ünlen<br />
V<br />
 <br />
Vahap, A. Bağışlayan, ihsan eden<br />
Vahdeddin, A. Dinin tekliği, birliği<br />
Vahid, A. Tek ve eşşiz, Allah'ın isimlerinden<br />
Vakkas, A. Okçu<br />
Varol, T. Var-ol .Yaşa<br />
Vedat, A. Sevgi, dostluk<br />
Vehbi, A. Allah (c.c.)  vergisi olan<br />
Veli, A. Müminlere dost, Allah'ın isimlerinden<br />
Veysel, A. (Veyis) Yoksulluk, muhtaçlık<br />
Volkan, Fr. Yanardağ<br />
Vural, T. Vur-al<br />
<br />
 Vahide, A. Tek, bir, yalnız<br />
Vasfiye, A. Nitelikli<br />
Vedia, A.Saklanılması için bırakılan emanet<br />
Venüs, L. Çoban Yıldızı<br />
Vildan, A.Yeni doğmuş çocuklar, kullar, köleler<br />
Vuslat, A. Sevgiliye kavuşma. <br />
<br />
Y<br />
 <br />
Yafes, T. Nuh Peygamber'in üçüncü oğlu, Türklerin atası<br />
Yahya, A. Bir peygamber adı, Canlı olan, yaşayan<br />
Yakub, IB. Bir peygamber adı, İzleyen, takib eden.<br />
Yalçın, T. Sarp, dik, yüksek, çıplak ve kaygan yer<br />
Yaman, T. Cesur, güçlü<br />
Yasin, A. Bir sure adı.<br />
Yaser, A. Bolluk, bereket, varlık, zenginlik<br />
Yavuz, T. Yaman, güçlü, Osmanlı Padişahı 1.Selim'in lakabı<br />
Yekser, F. Tek başına, bir baştan bir başa aniden<br />
Yekta, F. Tek, benzersiz, eşi olmayan<br />
Yesari, A. Zenginlikle ilgili, sola ait<br />
Yıldırım, T. Osmanlı Padişahı 1.Bayezid'in lakabı<br />
Yunus, A. Bir peygamber adı<br />
Yusuf, A. Bir peygamber adı <br />
Yümni, A. Her işi sağ eli ile yapan, uğurlu<br />
 Yabende, F. Keşfeden, bulan<br />
Yade, F. Hatıra, armağan<br />
Yadigar, F. Bir kimseyi veya olayı hatırlatan nesne<br />
Yahçe, F, Çiy<br />
Yasemin, F. Bir çiçek adı<br />
Yegane, F. Tek, bir tane, eşsiz<br />
Yekdane, F. Eşi benzeri olmayan, tek<br />
Yekdil, F. Gönüldaş<br />
Yekpare, F. Tek parça<br />
Yekruye, F. Güvenilir dost, iki yüzlü riyakar olmayan<br />
Yelda, F. Uzun ve siyah<br />
Yeliz, T. Yel gibi<br />
Yeşim, T. Yeşil renkli eski Türklerce kutsal sayılan taş<br />
Yonca, T. Bir yem bitkisi<br />
Yümna, A. Sağ taraf<br />
Yüsra, A. Sol taraf<br />
<br />
Z<br />
 <br />
Zafer, A. Mücadele sonunda ele geçen<br />
Zafir,  A . Zafer kazanan, üstün gelen.<br />
Zakir,  A.  Zikreden<br />
Zekai, A. Keskin zekalı, çabuk anlayışlı<br />
Zekeriya, A. Bir peygamber adı<br />
Zeki, A Zeka varlığını belirten, çabuk anlayışlı<br />
Zeycan, F. Candan, cana yakın<br />
Zeyd, A. Ziyadeleşmek, çoğalmak<br />
Zeynel, A. Süslü, ziynetli<br />
Zeynelabidin, A. İbadet edenlerin süsü<br />
Zihni, A. Akıllı, düşünceli kimse<br />
Ziya, A. Aydınlık, ışık, nur<br />
Zübeyir, A. Akıl, yazılı küçük şey,<br />
Zühtü, A. Takva ehli<br />
Zülfi, A. Kılıcın kabzasına iliştirilen süsü<br />
Zülkarneyn, A.Kur'an'da adı geçen nebi veya peygamber. <br />
 Zahide, A. Dinin emirlerini yapan yasaklarından kaçan<br />
Zakire,  A.. Zikreden<br />
Zaide, A. Artan, çoğalan,<br />
Zarife, A. İnce ve nazik tavırlı, güzel şık.<br />
Zehra, A. Nurani yüzlü<br />
Zehre, A.  Çiçek.<br />
Zehrevan, A. Kur'an'daki sure-i Bakara ile Sure-i Al-i İmran<br />
Zekiye, A. Çabuk ve kolay kavrayan<br />
Zeliha, A. Hızlı yürüyen, Züleyha<br />
Zerefşan, F  Altın saçan, bir lale türü.<br />
Zeren, T.  Anlayışlı, kavrayışlı, zeki, bir çiçek türü<br />
Zerrin, F. Altına benzeyen<br />
Zergül, F. Altın gibi değerli gül <br />
Zernişan, F.  İşleme, süs.<br />
Zerver, F.  Altın yaldızlı olan<br />
Zevra, A. Dicle nehri<br />
Zeycan, F. Candan, cana yakın.<br />
Zeynep, A. Mücehver, değerli taş, süs, babasının süsü<br />
Zinnur, F. Nurlu, ışıklı<br />
Zübeyde A. Öz, asıl, cevher<br />
Zühal, A. Bir gezegen adı<br />
Zühdiye,  A. Her türlü zevke karşı koyarak kendini ibadete veren<br />
Züheyr, A. Küçük çiçek<br />
Zühre, A. Çoban yıldızı<br />
Zülal, A. Hafif soğuk, tatlı su<br />
Züleyha, A. Hızlı yürüyen, Zeliha<br />
Zümra, A. Güzel, iyi ahlaklı, zeki, bilgili kadın<br />
Zümrüt, A. Değerli bir süsü taşı<br />
</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Çocuk İsimleri</span></span><br />
<br />
A<br />
 <br />
Abbâs, A.  Aslan, kahraman<br />
Abdi, A.  İtaat eden<br />
Abdulaziz, A. İzzet, kudret, şeref sahibi Allah'ın kulu<br />
Abdulbaki, A.  Ezelden ebede varolan Allah'ın kulu<br />
Abdulhamit, A. Hamd olunan Allah'ın kulu<br />
Abdulkerim, A. Çok cömert olan Allah'ın kulu<br />
Abdullah, A. Allah'ın kulu<br />
Abdurrahman, A.Rahmet  sahibi Allah'ın kulu<br />
Abidin, A. İbadet edenler, kulluk edenler<br />
Abuzer, A. Altın suyu, altın suyu gibi parlak<br />
Acahan, T. Amca, saygıdeğer, büyük<br />
Acar,  T. Cesur, becerikli<br />
Aclan, A. Hızlı, aceleci<br />
Acun, T. Kainat, Dünya<br />
Adal, T. Nam kazan, ün al<br />
Adem, A. Allah'ın yarattığı ilk insan<br />
Adil, A. Adaletli, dürüst davranan<br />
Adnan, A. Cennetin yüksek yerlerine verilen ad<br />
Affan, A. Haramdan uzak olan<br />
Afşin, T. Türkistan da beylere verilen ünvan<br />
Agah, F. Uyanık, basiret sahibi<br />
Ahmed, A. Öğülmüş, hamd eden<br />
Ahsen, A. Yakışıklı, güzel<br />
Akalp, T. Dürüst ve yiğit insan<br />
Akay, T. Tam ışıklı dolunay<br />
Akbatun, T. Yiğit, cesur insan<br />
Akbay, T. Saygıdeğer, varlıklı, temiz kişi<br />
Akbuğ, T. Saçı sakalı savaşlarda ağarmış<br />
Akbulut, T. Uğurlu olduğuna inanılan beyaz bulut<br />
Akcan, T. İyi kalpli, samimiyetine inanılan<br />
Akcebe, T. Beyaz zırh giyen<br />
Akel, T. Eli temiz, güvenilir<br />
Akgün, T. Herkesin sevindiği zaman<br />
Akhan, T. Soyu temiz sevilen adil hakan<br />
Akhun,  T.Güney Hun Devleti<br />
Akın, T. Düşmanı istila hareketi<br />
Akif, A. Dünyaya kiymet vermeyen<br />
Akman, T. Güzel iffetli, temiz kimse<br />
Akna, A. Kanaatkâr<br />
Aktekin, T. İtibarlı, ahlakı temiz, yiğit kişi<br />
Aktolga, T.Uğurlu savaş başlığı<br />
Aktuğ, T. beyaz tuğ<br />
Alaaddin, A. Din büyüğü<br />
Algan, T. Fetheden, alan<br />
Ali, A. Büyük, şerfli<br />
Alican, A. F. Cana yakın, sıcakkanlı<br />
Alişan, A. Şan ve şerefli<br />
Alp, T. Cesur, kahraman<br />
Alparslan, T. Aslan gibi güçlü<br />
Alpay, T. Kahraman, yiğit<br />
Alper, T. Cesur erkek<br />
Alpertunga, T. Sakaların son hükümdarı<br />
Altan, T. Tatar hanlarına verilen ünvan<br />
Altay, T. Orta Asya'da sıra dağlar<br />
Altuğ, T. Kırmızı tuğ<br />
Aras, A. Yorgun, bitkin<br />
Arda, T. Nişan almak için dikilen değnek, çelik kalem<br />
Arif, A.Çok bilgili anlayışlı, ileri görüşlü<br />
Arslan, T. Hayvanların kralı<br />
Artaç, T. Dost, aynı meslekte olan<br />
Artan, T. Fazlalık, üstünlük<br />
Artuk, T. Artuk beyliğini kuran bir Selçuklu komutanı<br />
Asaf, A. Vezir, Hz. Süleymanın  ünlü veziri Asaf bin Berhiya<br />
Asım, A. Günah işlemeyen<br />
Ata, T. Babadan önceki  büyükler<br />
Atakan, T. Korkusuz<br />
Atalay, T.  Ünlü kimse<br />
Atilla, T. Harpçi, fetheden, bir Türk hakanı<br />
Avni, A. Yardım eden, yardım gören.<br />
Aybars,T. Hun hakanı Attila'nın amcası.<br />
Aydın,T. Işıklı, parlak, okumuş, kültürlü kişi<br />
Ayhan, T Oğuz Han'ın ikinci oğlu.<br />
Aykut, T. Ödül, mükafat, mübarek kutlu ay.<br />
Aytaç, T. Başa takılan aya benzer taç.<br />
Ayvaz, A. Ermeni uşak<br />
Azmi, A. Azimli, güçlü<br />
Aziz, A.Her şeye galip. Allah'ın isimlerinden<br />
<br />
<br />
 Abakay, T. Sibirya Türk kadınlarının ünvanı<br />
Abidan, F, İbadet edenler, kulluk edenler<br />
Abu, F. Nilüfer çiçeği<br />
Abudane, F. Takdir edilmiş rızık<br />
Abutab, F. Güzellik, parlaklık, letafet<br />
Acel, A. Çok aceleci<br />
Acla, A. Aceleci, eli çabuk<br />
Acunbike, T. Dünya güzeli hanım.<br />
Açalya, Y. Çiçekleri kokmayan bir bitki<br />
Açılay, T, Ayın bulttan çıkışı<br />
Adalet,  A. Dengeli davranma, hakka riayet<br />
Adeviye, A. İyilik, yardımseverlik<br />
Adile, A. Adalete uygun iş yapan<br />
Adniye, A. Cennetlik<br />
Afet, A. Çok güzel kadın, büyük bela<br />
Afife, A. İffet sahibi namuslu temiz kadın<br />
Afitab, F. Güzel yüzlü kadın<br />
Ağbet, T. Yüzü nurlu<br />
Ağniya, A. Gözü ve gönlü tok olanlar, manevi zenginliğe sahip<br />
Ahilla, A. Sadık halis ve candan dostlar<br />
Ahire, A. Sonuncu<br />
Ahsen, A. Çok güzel<br />
Ahter, F. Yıldız, baht, talih<br />
Ahteran, F. Yıldızlar<br />
Ahu, A. Ceylan, ceylan gözlü güzel kadın<br />
Ahzan, A. Yeşil<br />
Ajda, F. Düz olmayan, delik, deşik<br />
Akay, T. Tam ışıklı dolunay<br />
Akbegüm, T. Hayırlı, uğurlu kadın<br />
Akel, T. Eli uğurlu, bereketli.<br />
Akile, A. Diyet ödeyen<br />
Akife, A.  Çok ibadet eden<br />
Akmer, A. Ay gibi yüz aydınlık.<br />
Aksu, T. Berrak,temiz su<br />
Alesta, İ. Hazır durumda,  tetikte<br />
Alev, T . Ateşin dili<br />
Aliye, A. Yüksek, tepe<br />
Amade, F. Hazı, emir bekleyen<br />
Anber, A. Güzel koku<br />
Anise, A. Cana yakın<br />
Arca, A. Namuslu, temiz<br />
Arife, A. Çok bilgili anlayışlı, ileri görüşlü<br />
Armağan,  F. Hediye<br />
Arzu, F. İstek, heves.<br />
Arzuman, E.T. Şiddetli istek<br />
Asel, A. Bal<br />
Asena, T. Dişi kurt<br />
Asfiya, A.  Her türlü kötülükten arınmış, ermiş<br />
Asiye, A. Hastabakıcı, hüzünlü, kederli<br />
Aslı, A. Soy, başlangıç<br />
Asude, F. Huzurlu, sakin, sessiz<br />
Asuman, F.  Gök, sema<br />
Asya, Y. Kıta ismi<br />
Atifet, A. İyilik, karşılık beklemeden duyulan sevgi<br />
Avniye, A. Yardımcı, Osmanlı'da asker yağmurluğu<br />
Aybike, T. Yüzü ay gibi kadın<br />
Aycan, T. Aya benzer sevimli<br />
Ayça, T. Ay gibi<br />
Aydan, T. Ay parçası<br />
Ayfer,  T. F.  Ay ışığı<br />
Ayla, T.  Hale, Ay'ın etrafındaki beyaz ışık çemberi.<br />
Aylin, T. Ayın parçası olan<br />
Aynur, T. A. Ay gibi ışıklı, nurlu<br />
Aynüssafa, A. Çiçekleri eczacılıkta kullanılan bir bitki<br />
Aypare, T. F. Ay parçası<br />
Aysel, T.  Ay gibi parlak güzel<br />
Aysu, T. su gibi duru, ay gibi nurlu.<br />
Aysun, T. Ay gibi güzel<br />
Ayşe, A. Sıkıntısız rahat yaşayan<br />
Ayşegül, A. Gül gibi hoşa fiden, gönül ferahlatan<br />
Ayşen, T. Şen, neşeli gülen<br />
Ayşenur, A. Nurlu kadın<br />
Ayten, T. Teni beyaz lekesiz olan<br />
Azade, A. Hür, serbest<br />
Azer, F. Ateş<br />
Azize, A. (Hristiyanlıkta) Ermiş kadın.<br />
Azlal, A. Gölgeler<br />
Azra,  A. Bakire, kız, kız oğlan kız (Hz.Meryem için kullanılır)<br />
Azze, A. Aziz, olsun anlamında, dua da geçer<br />
<br />
B<br />
 <br />
Babür, A. Kaplan<br />
Bahadır,  T. Kahraman, yiğit<br />
Bahaeddin, A. Dinin güzelliği<br />
Bahri, A. Denize ait, deniz ördeği<br />
Bahtiyar, F. Mutlu, mesut.<br />
Baki, A. Allah'ın isimlerinden,Varlığının sonu olmayan<br />
Balamir,  T. Gürbüz iri yapılı<br />
Balkan, T. Sık ormanlık, sıradağlar<br />
Bani, A. Kuran, kurucui tesis eden kimse<br />
Barak, T. Ağaçlara saran büyük asma.<br />
Baran, F. Yağmur<br />
Barbaros, İ. Kızıl sakallı.<br />
Barış, T. İki yanın uzlaşması, anlaşması<br />
Barkın,  T. Gezgin<br />
Barlas, T. Kahraman, yürekli, savaşçı, bir türk boyu<br />
Bartu, T. Eski bir Türk kağanı<br />
Basri, A. Basra ahalisinden<br />
Battal,  A. Hantal, çok büyük. Yürekli, cesur<br />
Batur, T. Yiğit, kahraman,<br />
Baybora, T. Büyük fırtına<br />
Bayhan, T. Zengin, cömert, güçlü hükümdar<br />
Bayram, E.T. Toplu halde sevinilen gün<br />
Bedir, A. Ayın ondördü dolunay<br />
Bedreddin, A. Dinin aydınlığı<br />
Bedri, A. Dolunay gibi güzel, dolu altın kesesi<br />
Behçet, A. Güleryüzlülük, sevinçli olma.<br />
Behlül, A. Hayırlı işlere koşan, cömert<br />
Behram, F. İran mitelojisinde bir melek ismi, Merih gezegeni<br />
Bekir, A. Yeni doğmuş olan, erken kalkan<br />
Beldar, F. Askeri harekatta yolları açıp düzelten kimse<br />
Bera, A.  Fazilet, olgunluk<br />
Berat, A. Müsaade, izin, Berat Gecesi<br />
Berk, E.T. Sağlam, kuvvetli<br />
Berkant, T. Bozulmaz, sağlam yemin<br />
Berke, T. Kama, hançer<br />
Berksu, T. Kaynağı kurumayan soğuk su.<br />
Berter, F. En yüksek<br />
Besim, A. Güler yüzlü<br />
Beşir, A. Müjdeleyici<br />
Bilal, A. Islak, ıslatan. İlk müezzin Bilal-i Habeşi<br />
Binali, A. Ali'nin oğlu<br />
Birol, T.  Tek ol<br />
Bora, İ. Ansızın çıkan şiddetli rüzgar<br />
Boran, İ. Rüzgar,şimşek ve yağmurlı bozuk hava<br />
Buğra, E.T. Erkek deve, erkek turna<br />
Buhari, A. Buharalı<br />
Bumin, T. Göktürk hakanı<br />
Burak, Peygamberimizin binitinin ismi<br />
Burhan, A. Delil, ispat<br />
Burhaneddin, A. Dinin delili<br />
Bülent, F. Yüksek, yüce<br />
Bünyamin, A. Yakup A.S.'ın küçük oğlu<br />
Bürkan, A. Yanardağ, volkan Bahar, F. Bir mevsim<br />
Bahire, A. Apaçık, besbelli<br />
Bahriye, A. Deniz kuvvetleri<br />
Bahter, F. Güneşin battığı taraf, batı<br />
Bahtıser, F. Şanslı<br />
Banu, F. Soylu ve asil kadınlara verilen ünvan<br />
Barçın, T. Bir cins ipekli kumaş<br />
Başak, T. Hububatın tanelerini taşıyan uç kısmı.<br />
Bedia, A. Yeni ve görülmedik güzel şey<br />
Bedihe, A. Hazırcevaplılık<br />
Bedriye, A. Ay gibi güzel, nurlu kadın<br />
Begim, T. Kibar hanımefendi<br />
Begüm, ?. Hint prenseslerine verilen ünvan<br />
Beha, A. Güzellik, zerafet<br />
Behice, A. Şen, şakrak, güzel kadın<br />
Behiye, A. Parlak, ince, alımlı kadın.<br />
Behre, A. Kısmet, nasip, pay, hisse<br />
Behredar, F, Nasipli, nasiplenmiş<br />
Bekriye,  A. İlk kız çocuğu, her şeyin evveli<br />
Belemir, A. Peygamber çiçeği<br />
Belen, T. Dağ geçidi<br />
Belgin, T. Alamet, nişan<br />
Belinay, Ayın göl yüzeyine yansıması<br />
Beliz,  Mucize ve işaret.<br />
Belkıs, A. Süleyman a.s.'ın eşi. Saba Melikesi<br />
Bengi, E.T. Sonu olmayan, ebedi<br />
Bengisu, T. Abıhayat, içenin ölmediğine inanılan su<br />
Bengü, T. Başlangıçı ve sonu olmayan<br />
Berca, F. Uygun, yerinde, münasip<br />
Berceste, F. Seçilmiş, güzel<br />
Bercis, F. Müşteri Yıldızı<br />
Berçin, F. Toplayıcı<br />
Beren, Tanınmış; güçlü kuvvetli. 2. Akıllı 3.Kadife Kumaş<br />
Berfin, F. Kardan, karla kaplı<br />
Beria, A. Güzellik ve olgunluğu ile dikkati çeken<br />
Beril, Y. Mücehvercilikte kullanılıan zümrüt ve zebercet<br />
Berna, F. Genç, yiğit, delikanlı<br />
Berra, A. Özü sözü  doğru, hayırsever, cömert kadın.<br />
Berrin, F. Ulu, yüksek.<br />
Berru, İyilik eden, sözünü yerine getiren<br />
Besime, A. Güleryüzlü, şen kadın<br />
Betül, A. Kendini Allah'a adamış kadın<br />
Beyda, A. Çöl, sahra<br />
Beyhan, A. Sır tutmaz, bildiğini söyleyen<br />
Beyza, A. Çok beyaz, günahsız<br />
Bihter, F. Çok iyi<br />
Billur, A. Duru, berrak, tertemiz, cam kristal<br />
Binnaz, F. Allah'a çok yalvaran kadın.<br />
Birce, T. Bir tanecik, biricik<br />
Birsen, T. Bir tek sen.<br />
Buğlem, Cenneti müjdeleyen melek<br />
Buket,  F. Çiçek demeti<br />
Burcu, T. Hoşa giden koku<br />
Burçak, T. Baklagillerden bir bitki<br />
Burçe, Küçük takım yıldız<br />
Burçin, T. Dişi geyik<br />
Buse, F. Öpücük<br />
Bute, F. Kuyumcuların altın ve gümüş erittiği kap<br />
Bürde, A. Gece üste örtülen, gündüz giyilen bir elbise<br />
Bürke, T. Martı, Göl<br />
Büşra, A. Müjde<br />
<br />
C<br />
 <br />
<br />
Cabir, A. Zor kullanan, kırıkçı, çıkıkçı<br />
Cafer, A. Dere, çay.<br />
Cahit, A. Gayretli, çalışan. Cihad eden<br />
Can, F. Ruh. Cesedin diriliğini sağlayan öz.<br />
Canip, A. Yabancı, garip<br />
Cavit, F. Devamlı, sonsuz<br />
Celal, A. Yücelik, büyüklük, ululuk, öfke, kızgınlık<br />
Celaleddin, A. Din için öfkelenme<br />
Celil, A. Ululuk ve büyüklük sahibi, Allah'ın isimlerinden<br />
Cem, A. Topluluk, kalabalık<br />
Cemal, A. Yüz, yüz güzelliği<br />
Cemaleddin, Dinin nuru, yüzü.<br />
Cemil, A. Erkeğin güzel, hoş olanı.<br />
Cenap, A. Şerefli, hürmetli<br />
Cengiz, T. Türk Moğol Hanı, Güçlü, kuvvetli<br />
Cenk, F. Savaş<br />
Cevad, A. Cömert, bağışlayan<br />
Cevdet, A. Olgunluk, güzellik<br />
Ceyhun, T. Tevrata göre Cennetteki dört ırmaktan biri<br />
Cezmi, A. Sözünden dönmez, kararlı.<br />
Cihad, A. Din uğruna savaşmak.<br />
Cihan, F. Dünya<br />
Cihangir, F, Dünyaya hükmeden<br />
Cumali, A. Cuma günü doğan çocuk<br />
Cumhur, A. Millet, halk.<br />
Cüneyt, A. Genç savaşçı<br />
 <br />
<br />
Cahide, A. Çalışan, gayret eden<br />
Canan, F. Sevgili, sevilen kadın<br />
Candan, F. Davranışlarında yakınlık olan samimi<br />
Cannisar, F. Canını feda eden.<br />
Cansın, T. Candan ayırt edilmez<br />
Cavidan, F. Devamlı, ebedi, kalıcı olan<br />
Celile, A. Mertebesi yüksek olan kadın<br />
Cemile, A. Güzel, cilveli, gözalıcı<br />
Ceren, T. Ceylan<br />
Ceyda, A. Boynu uzun güzel<br />
Ceylan, T. Güzel gözlü geyik cinsi bir hayvan<br />
Ceylin, A. Cennete açılan kapı<br />
Cüveyriye, A. Kadıncık, kızcağız ,  Peygamberimizin Berre isimli hanımına verdiği isim <br />
<br />
Ç <br />
Çağatay, (?)  Cengiz Han'ın ikinci oğlu<br />
Çağlar, T. Çağlayan<br />
Çağrı, T. Selçuklu komutanı. Çakır gözlü, seslenme<br />
Çetin, T. Sert, inatçı, erişilmez.<br />
<br />
<br />
 Çağla, T. Henüz olgunlaşmamış meyve<br />
Çağlayan, T. Şelale<br />
Çeşminaz, F. Nazlı nazlı bakan göz, güzel gözlü sevgili<br />
Çiğdem, T. Bir çiçek.<br />
Çolpan, E.T. Çoban yıldızı<br />
<br />
D <br />
Dağhan, T. Oğuz Han'ın beşinci oğlu<br />
Dalokay, T. Herkesin beğendiği, hoşa giden<br />
Danişmend, F. Akıl danışılan. Bir Selçuklu komutanı.<br />
Davud, IB.  Peygamber ismi<br />
Derviş, F. Kendisini Allah'a ibadete vermiş<br />
Devlet, A. Talih, büyük rütbe<br />
Devran, A. Kader, talih, Dünya<br />
Dilaver,  F. Cesur, yiğit, yürekli<br />
Dilhan, F. Samimi, içten konuşan<br />
Dilmaç, T. Tercüman<br />
Dinç, T. Sağlıklı, güçlü, kuvvetli<br />
Doğan, T. Yırtıcı bir kuş<br />
Durmuş, T. Çoçuk yaşasın diye verilen isim<br />
Dursun, T.Çoçuk yaşasın diye verilen isim<br />
Dündar, F. İnci, sevgili Damla, T. Sıvıdan ayrılıp düşen parça<br />
Defne, Y. Bir bitki.<br />
Demet, Y. Bir araya getirilip bağlanmış deste<br />
Deniz, T. Büyük su kütlesi<br />
Derya, F. Deniz<br />
Diba, F. Atlas, alaca renkli  ipek kumaş<br />
Didar, F. Güzel görünümlü kadın<br />
Dicle, T. Bir nehir ismi<br />
Didem, F. Gözüm<br />
Dilara, F. Gönül okşayan<br />
Dildade, F. Sevdalı<br />
Dilek, T. Arzu<br />
Dilruba, F. Gönül alan<br />
Dilşad, F. Gönlü şen, sevinçli<br />
Dudu, Tatlı dilli, yaşlı Ermeni kadını<br />
Duhter, F. Kız çocuğu<br />
Dürdane, F. Sevgili, İnci tanesi<br />
Dürefşan, F. İnci gibi söz söyleyen<br />
Dürre, A. İnci Tanesi<br />
Dürriye, A. İnci gibi parlak<br />
<br />
E<br />
 <br />
Edib, A. Edebiyatla uğraşan.<br />
Ediz, T. Dağların tepesi, doruk.<br />
Efekan, T. Efe soyundan gelen<br />
Ekmel, A. Mükemmel olan, en kamil<br />
Ekrem, A. Çok şeref sahibi<br />
Emin, A. Korkusuz kimse<br />
Emrah, F. Erzurum ve Ercişli şairlerin adı<br />
Emre, T. Hak aşığı<br />
Ender, T. Seyrek bulunan<br />
Enes, A. İnsan<br />
Engin, T. Açık deniz, alçak ve çukur yer<br />
Enis, A. Dost, sevgili<br />
Enver, A. Çok parlak, daha nurlu<br />
Eray, T. İlk ay<br />
Erbek, T. Yiğit, cesur<br />
Ercan, T. Korkusuz kişi<br />
Ercüment, F. Haysiyetli, seçkin, saygın, şerefli<br />
Erdal, T. Erken yeşeren dal<br />
Erdem, T. Fazilet, liyakat<br />
Erdinç, T. Kuvvetli erkek<br />
Erdoğan, T. Erken doğan erkek çocuğu<br />
Eren, T.  Ermiş<br />
Ergün, T. Uysal kişi, Sulu saf kar, iyi koşan at<br />
Erhan, T. Adil iyi hükümdar<br />
Erkan, T. Yiğit, soylu<br />
Erman, T. Pişman olma, istek<br />
Erol, T. Yiğit erkek ol, sözünde dur<br />
Ersan, T. Adıyla, sanıyla ünlenmiş kişi<br />
Ertan, T. İlk tan ağarması<br />
Ertuğrul, T. Temiz yürekli doğru erkek.<br />
Esad, A. Çok hayırlı, çok mutlu<br />
Eser, A. Tesir, etki, gitmiş veya geçmişten izler<br />
Eşref, A. Şerefli, aziz<br />
Ethem, A. Karayağız<br />
Eymen, A. Daha uğurlu, çok talihli, hayırlı, sağ yandaki<br />
Eyüp, Kur'an da adı geçen Sabır timsali bir Peygamber<br />
 Ebhar, A. Denizler<br />
Ebrar, A. İyi huylu,doğru, dürüst<br />
Ebru, F. Kaş, bir süsleme sanatı<br />
Ece, T. Güzel kadın, kraliçe, ana<br />
Ecem, T, Kraliçem, büyüğüm, anam<br />
Ecmel, A. Çok güzel, şık<br />
Eda, A. Cilve, naz<br />
Efnan, A. Cennetteki çeşitli güzellikler<br />
Ela, A. Göz rengi<br />
Elçin, T. Demet, Ağustos böceği<br />
Elfida, A. Feda etme<br />
Elif, A. Dost, İslami alfabenin ilk harfi<br />
Elmas, A. Bir mücehver<br />
Emel, A. Gerçekleştirilmesi zamana bağlı istek<br />
Emine, A. Emin. Korku ve endişesi olmayan<br />
Emire, A. Kadın hükümdar<br />
Emriye, A. Emire ait<br />
Enise, A. Cana yakın, dost<br />
Eribe, A. Olgun, anlayışlı<br />
Erma, A. Cilveli, çok güzel<br />
Esen, T. Sağlam, sağlıklı<br />
Eser, A. İz, işaret, yapıt<br />
Esin, T. İlham<br />
Eslim, A. Teslimiyet, Allah'a teslim olan<br />
Esma, A. Adlar, işitme,<br />
Esra, A. Hızlı, çabuk, esirler<br />
Ezgi, T. Kulağa hoş gelen ses veya söz dizgisi<br />
<br />
<br />
F<br />
 <br />
Fadıl, A. Erdemli, faziletli<br />
Fahreddin, A. Dinin övdüğü, seçkin<br />
Fahri, A. Karşılık beklemeden yapılan iş<br />
Faik, A. Manevi olarak üstün, seçkin<br />
Faruk, A. Doğruyu yanlıştan ayıran<br />
Fatih, A. Fetheden<br />
Fazlı, A. Erdemli, iyiliksever<br />
Fecri, A. Tan yeri ağarması<br />
Ferdi, A. Özel, şahsi<br />
Ferhad, A. Rahatlık, sevinç<br />
Feridun, A. Kıymetli cevher, sekizinci gök<br />
Ferit, A. Avcı kuş, katılaşmış şey<br />
Ferruh, F. Aydın insan, nur yüzlü<br />
Fethi, A. Fetihle ilgili<br />
Fethullah, Allah'ın fetih kısmet ettiği, dinin açılması<br />
Fevzi, A. Zafer kazanan<br />
Feyiz, A. Nimet, ihsan, bereket<br />
Feyzullah, A. Allah'ın bereketi, bolluğu, ilim verdiği<br />
Feyyaz, A. Çok feyizli, bolluk bereket veren<br />
Fırat, A. Tatlı su, bir nehir ismi<br />
Fikret, A. Murat, maksat, idrak, düşünme<br />
Fuad, A. Gönül, yürek<br />
<br />
 Fahriyye, A. Öğünülen kadın<br />
Fatma, A. Peygamberimizin (s.a.v) kızı<br />
Fazilet, A. Güzel huy, manevi kuvvet<br />
Fehime, A. Akıllı, anlayışlı<br />
Ferahna, A. F. Bolluk, genişlik<br />
Feray, F. T. Süs, parlak ay<br />
Ferda, F. Yarın, öbür dünya<br />
Feride, A. Gururlu, kibirli<br />
Feriha, A. Sevinçli, rahat<br />
Ferzan, F. Emsallerinden ileri<br />
Fethiye, A. Fethe ait.<br />
Fevziye, A. Kurtuluşa eren<br />
Feyza, A. İlim, irfan, çokluk, bolluk<br />
Figen, F. Yıkıcı, atıcı<br />
Fikriye, Düşünceli, fikre bağlı<br />
Firdevs, A. Cennet bahçesi<br />
Firuze, F. Değerli bir taş<br />
Fitnat, A. Zihin açıklığı, çabuk kavrayan anlayışlı olan<br />
Fulya, İ. Bir çiçek<br />
Funda, T. Küçük ağaçcık<br />
Füruzan, F. Parlak, parlayan<br />
Füsun, A. Büyü, büyüleyici <br />
<br />
G<br />
 <br />
Gaffar, A. Günahları affedici,Allah'ın isimlerinden <br />
Gafur , A.Bağışlayıcı, örten,  Allah'ın isimlerinden<br />
Gani  , A. Çok zengin, Allah'ın isimlerinden <br />
Gazanfer, A. Aslan, yiğit, korkusuz<br />
Gediz, T. Su birikintisi<br />
Gevheri, F. Pırlanta gibi, cevher kimse<br />
Gıyaseddin, A. Dinin yayılmasında yardımcı olan<br />
Giray, T. Kudretli, Kırım Hanları sülalesinin adı<br />
Gökmen, T. Mavi gözlü  ve sarışın<br />
Göktürk, T. Tarihte adı Türk olan ilk devlet<br />
Görkem, T. İhtişam, gösteriş, heybet<br />
Gültekin, T. Bilge Kağanın ağabeyi, güvenilir, faydalı<br />
Günhan, T. Mete Han'ın birinci oğlu<br />
Gürhan, T. Han, hükümdar<br />
Güvenç, T. Kendine itimat, güvenme Gamze, A.. Çene ve yanaktaki çukurluk<br />
Gaye, A. Maksat, hedef<br />
Gizem, T. Aklın erişemdediği açıklanamıyan, sır.<br />
Gonca, F. Tomurcuk, henüz açmamış gül<br />
Gökçe, T. Mavimsi, Azerbaycan'da bir gölün adı.<br />
Gönül, T. Kalpde var sayılan duygu kaynağı<br />
Gül, F. Peygamberimizin (s.a.v.) sevdiğiçiçek<br />
Gülbanu, F. Gül gibi güzel hanım<br />
Gülben, F. Benleri güle benzeyen güzel kadın<br />
Gülberk, F. Gülün yaprağı<br />
Gülcan, F. Sevimli, gül gibi güzel kadın<br />
Gülçin, F. Gül toplayan<br />
Güldem, F. Gül mevsimi<br />
Gülnaz, F. Gül gini nazlı<br />
Gülfem, F. Küçük gül ağızlı<br />
Gülizar, F. Al yanaklı<br />
Gülriz, F. Gül serpen<br />
Gülseren, F. Gül dağıtan<br />
Gülsüm, A. Yanakları ve yüzü dolgun<br />
Gülşen, F. Gül bahçesi<br />
Güzide, F. Beğenilmiş, seçilmiş<br />
<br />
H<br />
 <br />
Habib, A. Seven, sevgili dost, sevilen dost<br />
Hakan, T. Eski Türk hükümdarlarına verilen ünvan.<br />
Hakkı, A. Doğruluk ve insaf sahibi<br />
Haldun, A. Sürekli olanlar<br />
Halid, A.  Yaşından küçük görünen<br />
Halil, A. Allah'ın dostu<br />
Halim, A.Yumuşaklık gösterici, Allah'ın isimlerinden <br />
Halis, A. Saf, hilesiz<br />
Haluk, A. İyi huylu, insaniyetli, geçimli<br />
Hamdi, A. Şükreden. Allah'ı sevmek ve övmek<br />
Hami, A. Koruyan, sahip çıkan, gözeten<br />
Hamîd,, A.Hamd edilen, övülen, Allah'ın isimlerinden<br />
Hamza, A. Heybetli, aslan, azametli<br />
Harun, A. Peygamber ismi.<br />
Hâris, A. Bekçi, gözcü, kollayıcı<br />
Hasan, A. Güzellik, iyilik, hoşluk<br />
Hasbi, A. İsteyerek ve karşılık beklemeden yapılan<br />
Hasib, Hesap görücü, Allah'ın isimlerinden <br />
Haşim, A. Muhteşem, gösterişli, doğrulayan<br />
Haşmet, A. Büyüklük, ihtişam, alçak gönüllülük<br />
Hayati, A. Canlılık, önemli olan<br />
Haydar, A. Arslan, Hz.Ali'nin (r.a.) lakabı<br />
Hayreddin, A. Mübarek insan, dinde hayırlı olan<br />
Hayri, A. İyiliksever, hayırsever<br />
Hızır, A. Bir peygamber veya evliya ismi<br />
Hidayet, A. Allah'ın ilhamı ile doğru yolu bulmak<br />
Hikmet, A. Ahlaki söz, Eşyanın hakikatına vakıf olmak<br />
Hulagü, A. Abbasi devletini yıkan İlhanlı hülkümdarı<br />
Hud, A. Peygamber ismi, Çok saygı, hürmet, ululuk<br />
Hulusi, A. Candan davranan, samimi<br />
Hurşid, F. Güneş<br />
Hüdai, A. Hidayete ermiş<br />
Hüsameddin, A. Dinin keskin kılıcı<br />
Hüseyin, A. Sevilen küçük çocuk<br />
Hüsnü, A. Güzel, iyilik sahibi<br />
Hüsrev, F. Padişah<br />
<br />
 Habibe, A. Sevgili, sevilen dost<br />
Hacer, A. Kaya, taş. Hz.İsmail (a.s.)'ın annesi<br />
Hafize, A. Kur'an-ı Kerimi ezbere bilen<br />
Hale, A. Ay ve Güneş etrafında görünen ışıklı halka<br />
Halide, A.Yaşından küçük görünen<br />
Halime, A. İnsanı hoş tutan, yumuşak huylu<br />
Hamide, F. Allah'a (c.c.) şükreden, hamdeden<br />
Hamiyet, A. Fazilet, insanlık, vatanseverlik<br />
Handan, F. Mutlu, güler yüzlü, sevimli<br />
Hande, F. Gülüş, gülme<br />
Hanife, A. Hanif olan tehvid inancına bağlı<br />
Hasibe, A. Eli açık, cömert, asil, itibarlı kadın<br />
Hatice, A. Erken doğan kız<br />
Havin, K. Yaz mevsimi<br />
Havva, A. Esmer kadın. Hz.Adem a.s.'ın eşi<br />
Hayriye, A. İyilik sever, hayır sever<br />
Hayrünissa, A. Kadınların hayırlısı<br />
Hazal, A. Kuruyup, dökülen ağaç yaprakları<br />
Hazan, F. Sonbahar<br />
Hesna, A. Hanım kadın, güzel kadın<br />
Hidayet, A. Allah'ın ilhamı ile doğru yolu bulmak<br />
Hunde, A. Sessizlik<br />
Huri, A. Cennet kızı<br />
Huriye, A. Hurilere ait<br />
Hurrem, F. Gözde, Güleryüzlü ferahlık veren<br />
Hülya, A. Kuruntu, düşünme<br />
Hümeyra, A. Beyaz tenli kadın<br />
Peygamberimizin Hz.Ayşe annemize verdiği lakaptır.<br />
Hüner, F. Beceriklik, marifet<br />
Hüsna, A. Güzel, güzellik<br />
Hüsniye, A. Çok güzel kadın<br />
Hüveyda, F. Açık, apaçık belli olan<br />
<br />
I<br />
 <br />
Ilgaz, T. Düşmana süvari hücumu<br />
Iraz, T. Kahraman, yiğit<br />
Itri, A. Koku satıcısı Iğıl, T. Sessiz, yavaş, sakin su akıntısı<br />
Ilgın, T. Çit olarak kullanılan ağaçcık<br />
Işıl, T. Canlı ve parlak, ışık gibi güzel oaln.<br />
Itır, A. Güzel, hoş kokulu bir bitki<br />
<br />
İ<br />
 <br />
İbrahim, A. Bir peygamber ismi<br />
İdris,A. Bir peygamber ismi<br />
İhsan, A. İyilik etme, cömertlik<br />
İlbey, T. Eski Türklerde askeri ve idari vali<br />
İlhami, A. Kalbine ilahi feyiz doğan<br />
İlhan, T. Türk Moğol hükümdarlarının ünvanı<br />
İlkay, T. Ayın ilk günlerinde doğan çocuk<br />
İlyas, IB.. Sulara hükmeden. Bir peygamber ismi<br />
İmran, A. Evine bağlı kalan.<br />
İrfan, A. Tecrübe ve zekadan oluşan manevi olgunluk<br />
İsa, A. Bir peygamber ismi<br />
İshak, IB. Gülme. Bir peygamber ismi<br />
İskender, F. Eski Makedonya kralı.<br />
İsmail, A. Bir peygamber ismi<br />
İsmet, A. Namuslu, temiz, günahsız<br />
İsrafil, A. Dört büyük melekten biri<br />
İzzet, A. Kiymet, değer, saygı, ikram<br />
<br />
 İclal, A. Kudretli, büyüklük<br />
İdil, T. bit Oğuz boyu<br />
İfakat, A. İyileşme, ayılma<br />
İffet, T. Namusluluk, ahlak kurallarına bağlılık<br />
İkbal, A. Talih açıklılığı<br />
İkrime, A. Kerem sahibi<br />
İlbike, T. Beyin hanımı, seçkin ve saygıdeğer kadın<br />
İldem, T. Pişmanlık duyan<br />
İlkbal, A. İlk doğan kız çocuğu<br />
İncila, A. Parlaklık, ışık<br />
İpek, T. Bir tür kumaş<br />
İrem, A. Cennet bahçesi<br />
İrmegân, F. Terbiye eden, mutluluk<br />
İzem, A. Büyüklük, ululuk<br />
<br />
J<br />
 <br />
<br />
 Jale, F. Çiy, kırağı,su damlası<br />
Jaledar, F. Üzerine çiy düşmüş<br />
Jalenur, F. Çiy, kırağı, parlayan<br />
Jengar, F. Göktaşı<br />
Julide, F. Karışık, dağınık<br />
<br />
<br />
K<br />
 <br />
Kaan, T. Eski Türk hükümdarlarının ünvanı, Kağan<br />
Kabil, A. Hz.Adem'in oğullarından, ağabeyini öldürdü<br />
Kadem, A. Ayak, adım<br />
Kadir, A. Allah(c.c.) isimlerinden<br />
Kadri, A. İtibarlı, değerli, mevkisi yüksek<br />
Kahraman, F. Bahadır, cesur, yiğit<br />
Kamber, A. Köle, dost<br />
Kâmil, A. Kemale ermiş, olgun, bilgili, terbiyeli<br />
Kâmuran, F. Arzusuna kavuşmuş, mutlu olmuş kimse<br />
Kanber, A. Evin emektarı, büyüğü<br />
Kâni, A. Dokunaklı iğneli konuşan<br />
Kani, A. Kanaat eden, razı olan<br />
Kartal, T. Büyük, yırtıcı kuş.<br />
Karun, A. Zenginliğine güvenip kibirlenen<br />
Kasım, A. Ayıran, bölen. Peygamberimizin oğlunun adı<br />
Kâşif, A. Bilinmeyen bir yeri veya şeyi bulan<br />
Kayra, Kayra eski Türk mitolojisinde 'tanrı' demektir. Kayra ismi caiz değildir ve çocuğa bu ismin konulması dinen uygun değildir.<br />
Kâzım, A. Öfkesini yenen, kin tutmayan<br />
Keleş, T. Yiğit, cesur, güzel, saçı dökülmüş,<br />
Kemâl, A. Olgunluk, fazilet<br />
Kemaleddin, A. Erdemli, bilge, dinde olgunluğa eren<br />
Kenan, A. Hz.Nuh'un oğullarından, Filistin toprakları<br />
Kerem, A. Şeref, asalet, cömert, hayırlı işler yapan <br />
Kerim, A. A. Allah(c.c.) isimlerinden, çok cömert<br />
Koray, T. Kamış gibi içi  boş şeyler, özü boş<br />
Korcan, T. Şelale, çağlayan<br />
Kürşad, F. Açılış merasimi, bir cins tavla oyunu<br />
<br />
 Kader, A. Alınyazısı<br />
Kadife, A. Bir kumaş türü<br />
Kadriye, A. Değerli. Kadir gecesi doğan kız çocuğu<br />
Kafiye, A. Şiirde mısra sonunda ses uyumluluğu<br />
Kamelya, A. Yaban gülü<br />
Kâmile, A. Olgun, terbiyeli<br />
Kârdide, F. İşbilir, uyanık, tecrübeli<br />
Karmen, F. Parlak, kırmızı renk<br />
Katre, A. Damla, damlayan şey<br />
Kebire, A. Yetişkin kız çocuğu, yetişkin, ulu kadın<br />
Kerime, A. Kız evlat, hoşgörü ehli, cömert<br />
Keriman, A. Cömert<br />
Kevser, A. Maddi ve manevi çokluk, üstünlük, hayırlılık<br />
Keyyise, A. Akıllı, anlayışlı, ince zarif, kibar<br />
Kezban, F. Evini ve kocasını yöneten kadın<br />
Kısmet, A. Nasip, kazanç, kader talihi<br />
Kibariye, A. Kibirli, şık, görgülü, terbiyeli<br />
Kumru, F. Bir kuş<br />
Kübra, A. Çok büyük, ulu, yüce <br />
<br />
L<br />
 <br />
Levend, i. Denizci, yiğit, cüsseli<br />
Lokman, A. Sure adı, nebi veya peygamber adı<br />
Lut, A. Peygamber adı<br />
Lütfi, A. Hoşluk, iyi davranış<br />
Lütfullah, A. Allah'ın iyi hoş kıldığı kişi, Allah'ın lütfu Lâcerem, A. Elbette, öyledir, şüphesiz<br />
Lale, F. Bir tür çiçek<br />
Lalezar,F. Lale bahçesi<br />
Lamia, A. Parlak, parıldayan<br />
Lâne, F. Ev, yuva<br />
Latife, A. Güzel, tuhaf, güldürücü söz.<br />
Lebibe, A. Akıllı, anlayışlı<br />
Leman, A. Parıltı, parlama<br />
Lerzan, F. Titrek, ürkek<br />
Letafet, A. Nezaket, güzellik<br />
Leyla, A. Çok karanlık ve uzun gece<br />
Lezza, A. Yakıcı ateş, cehennem<br />
Lina, A. Hurma fidanı<br />
Lütfiye, A.İyi davranış, eli açıklık<br />
<br />
M<br />
 <br />
Macit, A. Allah'ın (c.c.) isimlerinden. Cömert<br />
Mahir, A. Hünerli, elinden iyi iş gelen<br />
Mahmud, A. Övülmüş, övülmeye layık<br />
Maksud, A. İstenilen, murat edilen<br />
Malik, A. Sahip, elinde bulunduran<br />
Malkoç, A. Akıncı ocağı reisi<br />
Mansur, A. Allah'ın (c.c.) yardımı ile üstün gelen<br />
Mazhar, A. Nail olmuş, kavuşmuş<br />
Mecid, A. Allah'ın (c.c.) isimlerinden. İkramı çok.<br />
Mehmet, T.Peygamberimizin isminin Türkçe kullanılışı<br />
Melih, A. Güzel, sevimli<br />
Melik, A. Allah'ın (c.c.) isimlerinden. Her şeyin hakimi<br />
Melikşah, F. Büyük Selçuklu Hükümdarı<br />
Memduh, A. Övülmüş, övülmeye değer.<br />
Memluk, A. Köle<br />
Menderes, Y. Akarsu yataklarının dolambaçlı kısmı<br />
Meriç, T. Bir nehir ismi<br />
Mert, F. Erkek sözünde duran<br />
Mesud, A. Mutlu, bahtiyar<br />
Mete, Büyük Türk Hun İmparatoru<br />
Metin, A. Allah'ın (c.c.) isimlerinden. Kuvvvetli<br />
Mevlud, A. Yeni doğmuş bebek<br />
Mikail, A. Dört büyük melekten biri<br />
Mirac, A. Kandil gecesi<br />
Mirkelam, F. Güzel konuşan<br />
Mirsat, A. Gemi çapası<br />
Muammer, A. Uzun ömür süren, talihli, kısmetli<br />
Muhammed, A. P Çok methedilmiş<br />
Muhammer, A. Mayalanmış<br />
Muharrem, A. Aşure ayı, yasak edilmiş<br />
Muhiddin, A. Dini ihya eden<br />
Muhlis, A. Samimi, ihlas sahibi, inancı doğru<br />
Muhsin, A. Bağışta iyilikte bulanan<br />
Murat, A. Dilek, meram, arzu<br />
Murtaza, A. Allah'ın (c.c.) razı olduğu kişi<br />
Musa, A. Sudan gelme, peygamber ismi<br />
Mustafa, A. Seçilmiş, temizlenmiş<br />
Muttalib, A. İsteyen, talepte bulunan<br />
Muzaffer, A. Zafer kazanmış<br />
Müfid, A. İfade eden, manalı, anlatan<br />
Müjdat, F. Müjde vermek<br />
Mükerrem, A. Hürmet edilen, saygı değer<br />
Mükremin, A. ağırlanmış, ikram olunmuş<br />
Mümtaz, A. Ayrıcalıklı, imtiyazlı, seçkin<br />
Münir, A. Parlak ışık verici<br />
Müşfik, A. Sevecan, şefkatli, merhametli<br />
 Macide, A. İyi ahlaklı olan kişi<br />
Mahbube, A. Sevgili, sevilen<br />
Mahire, A. Becerikli kadın<br />
Mahizar, F. İnleyen ay.<br />
Mahlika, F. Ay yüzlü güzel<br />
Mahmure, A. Süzgün dalgın bakışlı<br />
Mahsune, A. Çevrilmiş, kuşatılmış, sarılmış<br />
Maide, A. Ziyafet, üzerinde yemek bulunan sofra<br />
Makbule, A. Kabul olunan, geçerli sayılan<br />
Maksude, A. Arzu edilen<br />
Manolya, FR, Bir çiçek<br />
Mansure, A. Allah'ın (c.c.) yardımı ile üstün gelen<br />
Maral, T. Dişi ceylan<br />
Mebrure, A. Hayırlı, beğenilmiş, yararlı<br />
Medide, A. Çok uzun süren<br />
Mediha, A. Öğülmeye değer<br />
Meftune, A. Kendinden geçmiş, hayran olmuş<br />
Mehlika, F. Ay yüzlü güzel<br />
Mehpare, F. Çok güzel ay parçası<br />
Mehtab, F. Ay ışığı<br />
Melahat, A. Güzellik, yüz güzelliği<br />
Melda, A. Körpe, genç ve nazik<br />
Meliha, A. Güzel, şirin.<br />
Melike, A. Kadın hükümdar<br />
Melodi, Y. Ezgi, nağme, ahenk<br />
Meltem, T. Bir rüzgar<br />
Meral, T. Dişi geyik, aslı maral'dır.<br />
Merve, A. Mekke'de bir tepe adı<br />
Meryem, IB. İbadete düşkün, hizmet eden<br />
Mesrure, A. Sevinçli, şen memnun kadın<br />
Mevhibe, A. Alllah (c.c.) vergisi, ihsan<br />
Mihriban, F. Güleryüzlü, yumuşak huylu<br />
Mualla, A. Şanı yüksek kişi<br />
Muazzez, A. Kıymetli, değerli, şerefli<br />
Muhsine, A. İyilikte bulunan, cömert, bağışlayan<br />
Mukadder , A.  Alın yazısı,<br />
Mutiye, A. İtaat eden<br />
Müberra, A. Hata ve kötülükten beri<br />
Mübeyyen, A. Meydana çıkarılan, açıklanan<br />
Mücella, A. Parlak<br />
Müesser, A. Tesir altında kalmış<br />
Müfide, A. Sohbetinden yararlanılan, ifade eden<br />
Müge, FR. Bir çiçek<br />
Müjgan, F. Kirpikler<br />
Mükrime, A. İkram eden<br />
Münevver, A. Nurlu, alim.<br />
Münibe, A. Allah'a (c.c.) yönelmiş,saf, içten<br />
Mürevva, A. İyi düşünen, fikirleri isabetli<br />
Müzeyyen, A. Süslü, süslenmiş, zinetlendirilmiş<br />
<br />
N<br />
 <br />
Naci, A. Cennetlik, selamete eren<br />
Nadi, A, Haykıran, çağıran<br />
Nadir, A. Ender, seyrek bulunan<br />
Nafi, A. Allah'ın (c.c.) isimlerinden. Fayda sağlayan<br />
Nafiz, A. Sözü geçen, tesirli, kendine itaat edilen<br />
Nail, A. Ele geçiren, muradına eren<br />
Naim, A. Yumuşak, nimetli yaşayış<br />
Namık, A. Yazar,katip<br />
Nami, F. Ünlü, tanınmış<br />
Nâsır, A. İmdada yetişen, yardımcı<br />
Naşid, A. Şiir yazan, söyleyen ve okuyan<br />
Nazım, A. Dizi dizilen, düzenleyen, tanzim eden<br />
Nazif, A. Şık giyimli, zarif, temiz<br />
Nazmi, A. Sıraya koyma, tertipli, düzenli<br />
Necat, A. Kurtuluş, selamet<br />
Necati, A. Kurtulan, selamete eren<br />
Necdet, A. Kahramanlık, yiğitlik<br />
Necmeddin, A. Dinin yıldızı<br />
Necmi, A. Yıldızla ilgili<br />
Nedim, A. Sohbet arkadaşı<br />
Nejad, F. Nesil, soy<br />
Nesim, A. Hoş mülayim insan<br />
Neşad, A. Sevinç, keyif<br />
Neşet, A. Doğma meydana çıkma, kaynak olma<br />
Nevzad, F. Yeni doğan erkek çocuk.<br />
Neyzen, F. Ney çalan kişi<br />
Nezihi, A. İncelikle ilgili, temiz<br />
Nihat, F. Huy, tabiat, kişilik<br />
Niyazi, F. Dua eden<br />
Nizam, A. Dinin düzeni, sıra<br />
Nizami, A. Usüle uygun<br />
Nuh, A. Bir peygamber ismi<br />
Numan, A. Gelincik, kan<br />
Nureddin, A. Dinin ışığı<br />
Nuri, A. Nurla ilgili<br />
Nurullah, A. Allah'ın (c.c.) nuru<br />
Nusret, A. Allah'ın (c.c.) yardımı<br />
 Nabia, A. Kaynayan yerden fışkıran, akan<br />
Nabiye, A. Haber veren<br />
Naciye, A. Cennetlik, selamete eren<br />
Nadide, F. Çok değerli<br />
Nadire, A. Eşi benzeri az bulunan<br />
Nafia, A. Faydalı, şifalı, hayırlı<br />
Nafize, A. Sözü geçen, tesirli, kendine itaat edilen<br />
Nagehan, F. Birdenbire, ansızın<br />
Nahide, F. Yeni yetişmiş kız<br />
Naime, A. Nazlı büyütülmüş, zarif, güzel kadın<br />
Nalan, F. İnleyen, sızlanan, ağlayan<br />
Nazan, F. Naz eden, nazlı olan<br />
Nazife, A. Zarif ve şık giyimli<br />
Nebahat, A. Şeref sahibi, ünlü kadın<br />
Nebile, A. Yüksek meziyet ve onur sahibi, akıllı, bilgili<br />
Necibe, A. Soyu sopu temiz, ahlakı güzel, iyi huylu<br />
Necla, A. Kız çocuk, soy, nesil<br />
Necmiye, A. Kuran ehli<br />
Nefise, A. Çok hoşa giden<br />
Nergis, F. Bir tür süs bitkisi<br />
Neriman, F. Yiğit, bahadır, kahraman<br />
Nermin, F. yumuşak, kibar, nazik<br />
Nesime, A. Alçak gönüllü insan<br />
Nesrin, F. Yaban gülü  <br />
Neşe, A. Mutluluk, sevinç<br />
Nevin, F. Yepyeni<br />
Nezafet, A. Temizlik, parlaklık<br />
Nigar, F. Resim, nakış<br />
Nihal, F. Sevgili, taze, ince ve düzgün vücudlu<br />
Nilgün, F. Lacivert, çivit renginde<br />
Nilüfer, F. Bir su bitkisi<br />
Nimet, A. Yiyecek ve içecek gibi gerekli olan<br />
Nupel, K. Yeni yaprak<br />
Nur,  A. Allah'ın (c.c.) isimlerinden. Aydınlatan<br />
Nuran, A. Nurlu<br />
Nurefşan, Nur saçan, etrafı nurlandıran<br />
Nurulayn, Göz nuru<br />
Nurinisa, A. Nurlu kadın<br />
Nuriye, A. Nurlu<br />
Nükhet, A. Müstehcen söz ve kelimeler, ağız kokusu<br />
<br />
<br />
O<br />
 <br />
Ogün, T - Anımsanan, belirli bir günde doğan<br />
Oğuz, T. Sağlam, gürbüz, güçlü delikanlı<br />
Okan, T. Anlayışlı, Tanrı<br />
Okay, T.1. Ok-ay. 2. Satürn gezegeni. 3. Beğenme.<br />
Olca, Moğ. Ganimet<br />
Olcay, Moğ. Bahtlı, talihli<br />
Olgun, T. Bilgi, görgü ve hoşgörüsü gelişmiş insan.<br />
Omay, T. Seçkin, seçilmiş.<br />
Orbay, T. Or-bay. Ordu komutanı.<br />
Orçun, T. Ardıllar, halefler<br />
Orhan, T. Or-han. Şehrin yöneticisi, hâkimi.<br />
Orkun, T. Çoban beyi.<br />
Osman, A. Bir tür kuş ya da ejderha, 3.Halife<br />
Ozan, T. Şiir yazan, şair.<br />
<br />
 Olgun, T. Bilgi, görgü ve hoşgörüsü gelişmiş insan.<br />
Orkide, F. Değerli bir süs bitkisi<br />
Oya, T. Tığ veya firkete ile yapılan ince dantel<br />
Oylum, T. Çukur, oyuk <br />
<br />
Ö<br />
 <br />
Ökmen, T. Akıllı, zeki, bilgili kimse<br />
Ökten, T. Akıllı, bilgili, fazıl; kahraman, cesur.<br />
Ömer, A . Hayat,yaşama,canlılık. İkinci halife.<br />
Önder, T. Önde giden, yol gösteren, kılavuz.<br />
<br />
 Özden, T. Özle, öz varlıkla, gerçekle ilgili.<br />
Özge, T.Cana yakın, sıcakkanlı<br />
Özlem, T. Kavuşma arzusu, hasret.<br />
<br />
P<br />
 <br />
Pehlivan, F. Güreşçi<br />
Pertev, F.Işık, alev<br />
Peyami, F. Bilgi toplayıcı<br />
Piruz, F. Uğurlu, hayırlı<br />
Polat, F. Kuvvet, güç<br />
Poyraz, Y. Kuzeydoğudan esen soğuk  rüzgar. Pakize, F. Günahsız,lekesiz<br />
Papatya, Y. Bir çiçek<br />
Parla, T. Işık saç, parlak ol<br />
Parule, F. Şakacı, latifeci<br />
Pedme, F. Kısmet<br />
Pelin, Y. Hekimlikte kullanılan bir bitki<br />
Perihan, F. Büyücü, peri padişahı<br />
Perran, F. Uçucu, uçan<br />
Pervin, F. Bir yıldız<br />
Pezire, F. Karşılama, karşılanış<br />
Pınar, T. Suyun çıktığı yer<br />
Pırnal, Y. Bir ağaç türü<br />
Piraye, F. Takı, zinnet<br />
Piruze, F. Mavi renkli değerli bir süsü taşı<br />
Piyale, F. Kadeh<br />
Pürçin, F. Çok düşünceli, öfkesi kabarmış<br />
R<br />
 <br />
Radi, A. Rıza gösteren, kabul eden<br />
Rafet, A. Acıma, merhamet etme, esirgeme<br />
Rahim A. Allah'ın isimlerinden. Acıyıcı<br />
Rahman A. Allah'ın isimlerinden.Nimet veren <br />
Rahmi, A. Acımayla ilgili<br />
Raif, A. Acıma ve merhameti olan<br />
Ramiz, A. İşaretle konuşan<br />
Ramazan, A. Oruç tutulan ay<br />
Rasim, A. Resim yapan<br />
Raşid, A. Hak yolunu kabul etmiş olan<br />
Rauf, A. Allah'ın isimlerinden. Çok esirgeyen<br />
Recai, A. İsteyen, rica eden, yalvaran.<br />
Recep, A. Üç aylardan birincisi, gösterişli, heybetli<br />
Refik, A. Arkadaş, yoldaş. Koca-eş.<br />
Remzi, A. İşaretle, simgeyle ilgili,<br />
Resul, A.  Elçi, Peygamber<br />
Reşat, A. Hak yolunda ilerleme<br />
Reşid, A. Allah'ın isimlerinden.Hayra delalet eden<br />
Rıdvan, A. Cennetin kapıcısı olan büyük melek<br />
Rıfkı, A.Yumuşak huylu<br />
Rifat,  A.Yükseklik, yücelik<br />
Ruhi, A. Ruhsal, ruhla ilgili.<br />
Ruşen, F. Işıklı, aydın, parlak<br />
Rüçhan, A.Üstünlük, üstün olma<br />
Rükneddin, A. Dinin temel direği<br />
Rüstem, F. Yiğit, kahraman<br />
Rüştü, A. Doğru yolda olan<br />
<br />
 Rabia, A. Dördüncü, Satteki salisenin altmışta biri<br />
Rafia, A. Kaldıran, yükselten, destek olan.<br />
Rahime, A. Hafif sesli, lâtif sözlü kız<br />
Rahşan, F. Parlak, parlayan.<br />
Raika, A. Güzel, hoş.<br />
Ramiye, A. Fırlatan, atan.<br />
Rasime, A. Âdet, eskiden kalma âdet<br />
Raşide, A. Akıllı; doğru yola giden.<br />
Rayiha, A. Koku.<br />
Raziye, A. Rıza gösteren, boyun eğen<br />
Refia, A. Yüksek, yüce<br />
Refika, A. Kadın, eş, kadın arkadaş.<br />
Remziye, A. İşaret ile ilgili<br />
Reyhan, A. Güzel kokulu bir süs bitkisi <br />
Ruhsar, F. Yanak, yüz, çehre<br />
Rukiye, A. Büyü, sihir, efsun<br />
Rüçhan, A.Üstünlük, üstün olma<br />
<br />
S<br />
 <br />
Sabahaddin, A. Dinin güzelliği.<br />
Sabri, A. Sabırla ilgili<br />
Sacit, A. Secde eden<br />
Saadeddin, A. Dinin mutluluğu<br />
Sadık, A.  İçten bağlı, doğru, gerçek dost<br />
Sadi, A. Mutlulukla, uğurla ilgili,<br />
Sadri, A. Göğüsle ilgili.<br />
Sadun, A. Mübarek<br />
Saffet, A. Saflık, temizlik.<br />
Sait, A. İbadet etmiş, uğurlu<br />
Salim, A. Sağ, salim, sağlıklı, korkusuz, kusursuz<br />
Samet, A. Allah'ın (c.c.) isimlerinden,muhtaç olunan<br />
Sami, A. Yüksek, yüce.<br />
Sancar, T. Kısa kama, saplar, batırır, yener.<br />
Sargın, T. Candan, çekici, cazibeli, hevesli<br />
Sedat, A. Doğruluk, hatasızlık<br />
Sefa, A. Gönül rahatlığı, eğlence, zevk, neşe<br />
Sefer, A. Yolculuk, savaş<br />
Selahaddin, A. Dinine bağlı kimse<br />
Selâmi, A. İyilik, barış ve rahatlıkla ilgili<br />
Selçuk, T. Güzel konuşma yeteneği olan<br />
Selim, A.Sağlam, kusursuz, doğru<br />
Selman, A. Barış içinde bulunma, huzur<br />
Semih, A.Cömert, eli açık, çok değerli<br />
Serbülent, F.Başı yüksek, yüce<br />
Sergen, T. Raf,  tepelerdeki düzlük yerler, yorgun<br />
Serhat , F.Sınır, hudut.<br />
Serkan, F+T, Ser-kan. Baş kan, soylu kan.<br />
Sermet, A. Sürekli ve sonsuz olma<br />
Sertaç, F.Baş tacı, çok sevilen, sayılan kimse.<br />
Server, F. Baş, başkan, reis, ulu.<br />
Seyfettin, A. Dinin kılıcı; dinin askeri<br />
Seyfi, A. Kılıçla ilgili, askerliğe ait<br />
Seyfullah, A. Allah'ın kılıcı<br />
Simavi, F. Yüz, çehre, beniz ile ilgili<br />
Sinan, A. Mızrak, süngü, sıkılgan, saklanacak yer<br />
Suat, A. Mutlulukla, saadetle ilgili; mutlu<br />
Suavi, A. Herkesin işine koşan, yardım eden<br />
Sungur, T. Soğukkanlı, sakin kimse. 2. Akdoğan.<br />
Süheyl, A. Güney yarımküresinde yer alan parlak yıldız<br />
Süleyman, IB. Huzur, sükûn<br />
<br />
 Saadet, A. Mutluluk, bahtiyarlık.<br />
Sabahat, A.Güzellik; yüz güzelliği.<br />
Sabiha, A. Güzel, şirin, hoş.<br />
Sabire, A. Dayanan, sabreden.<br />
Sabriye, A. Sabırlı, dayanıklı<br />
Sacide, A. Secde eden, alnını yere koyan<br />
Safinaz, A + F. Çok nazlı, çok naz eden<br />
Safire, A. İnce, güzel ses<br />
Safiye, A. Seçilmiş.<br />
Saime, A. Oruç tutan, oruçlu kadın<br />
Saliha, A. Dinin buyruklarına uygun harekette bulunan.<br />
Samiha, A. Cömert, eli açık<br />
Saniye, A. İkinci.<br />
Seda, A. Ses<br />
Seden, T. Uyanık, tetikte, gözü açık olan<br />
Seher, A.  Sabahın gün doğmadan önceki zamanı<br />
Selcan, T. Sel-Can.Coşkun, taşkın yaradılışlı kimse.<br />
Selda, T. Bir söğüt cinsi.<br />
Selin, T. Bodur, sürekli yeşil kalan bir bitki<br />
Selma, A. Barış içinde bulunma, huzur, güzel, hoş <br />
Sema, A. Gökyüzü.<br />
Semahat, A.Cömertlik, el açıklığı, iyilikseverlik<br />
Semiha, A. Cömert, eli açık<br />
Semiramis, IB. Babil Asma Bahçeleri kurduran  kraliçe<br />
Semra, A. Esmer<br />
Sena, A. Övme,<br />
Senahan,(A, F) Sena okuyan, öven<br />
Serap, A. Çölde uzaktan su gibi görünen ışık yanılması<br />
Sernaz, F. Çok nazlı<br />
Serpil, T. İyi geliş, büyü, güzelleş<br />
Servinaz, F.Uzun boylu sevgili.<br />
Sevda, A. Aşk, sevgi.<br />
Sevim, T.  Bir kimseyi başkalarına sevdiren özellik.<br />
Sevinç, T. Sevinmekten doğan coşku.<br />
Sevtap, T. Sev-tap. Tapılacak kadar sevilen<br />
Seyhan, A. Hz. Musa’nın mezarının bulunduğu şehir<br />
Sezen, T. Duyan, hisseden, anlayan, sezgili<br />
Sırma, T. Altın yaldızlı veya yaldızsız ince gümüş tel.<br />
Sibel, T. Buğday başağı. Düşmemiş yağmur damlası.<br />
Simge, T. İşaret, sembol.<br />
Sinem, T. Gönlüm,yüreğim; çok sevdiğim<br />
Suna, T. Bir tür yaban ördeği, boylu, güzel<br />
Suzan, F. Yakan, yakıcı, yanan; ateşli, coşkulu<br />
Süheyla, A. Yumuşak huylu, sakin<br />
Sümeyre, A. Meyve çağlası. kıvrılmış yaprak<br />
Süreyya, A. Ülker yıldızı<br />
<br />
<br />
Ş<br />
 <br />
Şaban, A. Ramazandan önce gelen ay.<br />
Şadan, F. Sevinçli<br />
Şadi, F. Sevinç, memnunluk<br />
Şakir, A. Şükreden, durumundan memnun olan<br />
Şamil, A. İçine alan, kapsayan<br />
Şarık, A.Parlak, parlayan<br />
Şefik, A. Şefkatli, acıması olan, esirgeyici<br />
Şehmuz, F. Şah, hükümdar soyundan gelen<br />
Şehsuvar, F. Çok iyi at binici<br />
Şekip, F, Sabır, tahammül<br />
Şemseddin, A. Dinin güneşi<br />
Şemsi, A. Güneşle ilgili, güneşe özgü<br />
Şerafeddin, A. Dinlerin en şereflisi, en büyüğü.<br />
Şeref, A. Büyüklük, ululuk, üstünlük<br />
Şerif, A. Şerefli, kutsal, soylu, temiz<br />
Şevket, A. Büyüklük, heybet<br />
Şevki, A. Şevkle, neşeyle ilgili<br />
Şinasi, F. Tanımak, bilmekle ilgili.<br />
Şükrü, A. Şükretme, minnettarlıkla ilgili Şadan, F. Sevinçli<br />
Şadıman, F. Sevinçli, neşeli<br />
Şaheser, F. Üstün değerde<br />
Şahika, A. Dağ tepesi, dağ doruğu, zirve<br />
Şayeste, F. Yakışır, yaraşır, uygun<br />
Şadiye, A. Memnunluk, sevinç, gönül ferahlığı<br />
Şebnem, F. Çiy<br />
Şefika, A. Şefkatli, sevecen<br />
Şehnaz, F.Bir musiki makamı<br />
Şekibe, A. Sabır, dayanıklılık, tahammül<br />
Şelale, A. Çağlayan<br />
Şermin, F. Utangaç, mahcup<br />
Şeyda, F. Çılgın; çok tutkun, âşık<br />
Şezre, A. Altın ve inci taneleri<br />
Şirin, F. Tatlı, svimli, hoşa gidecek niteliklere sahip<br />
Şirvan, F. Aslan barınağı<br />
Şule, A. Alev, ateş alevi.<br />
Şükran, A. İyilik bilme, gönül borcu, minnettarlık<br />
Şükriye, A. İyilik bilme minnettarlıkla ilgili; iyilik bilen<br />
Şükufe, F, Çiçek, çiçek  motiflerine dayalı süsleme sanatı<br />
<br />
<br />
T<br />
 <br />
Tâbâver, F. Güç yetiren, dayanan<br />
Taceddin, A. Dinin tacı.<br />
Taha, A. Kur´an´ın 20. suresi<br />
Tahir, A.Temiz, pak.<br />
Tahsin, A. Beğenme, güzelleştirme<br />
Talat, A. Yüz, çehre, güzellik<br />
Talay, Moğ. Deniz, büyük nehir, çok<br />
Talip, A. İsteyen, istekli, öğrenci.<br />
Tanju, T.Türk hükümdarına Çinlilerce verilen şan.<br />
Tanzer, T+F. Sarı altın renginde tan yeri.<br />
Târık, A. Sabah yıldızı, venüs<br />
Tarkan, T. Ayrıcalıklı, saygın kişi ,vezir<br />
Tayfun, T. Şiddetli fırtına<br />
Tayfur, A. Küçük bir kuş türü<br />
Taylan, T. İnce, kibar, güzel, uzun ve düzgün boylu<br />
Tayyar, A. Uçucu, uçan.<br />
(:::), A .İyi, güzel, hoş, çok temiz<br />
Tekin, T. Uyanık, tetikte,  şehzade, prens.<br />
Teoman, T. Hun İmparatoru Mete´nin babası<br />
Tevfik, A. Uygun düşürme, başarıya ulaştırma<br />
Timur, T.  Demir, Türk Moğol İmparatoru<br />
Toktamış, T.Bir yere yerleşmiş, oturmuş<br />
Tolga, T. Savaşçıların başlarına giydikleri demir başlık<br />
Tuğrul, T. Yırtıcı bir kuş. Selçuklu Devleti´nin kurucusu<br />
Tuna,T. Çok, bol, gösterişli <br />
Tunca, F. Tur-can. Genç, delikanlı.<br />
Tunç, T. Bakır, çinko ve kalay alaşımı<br />
Turan, T. Türklerin en eski yurtlarına verilen ad.<br />
Turgay, T. Tarlalarda yuva yapan bir tür serçe<br />
Turgut, T. Konut, oturulacak yer<br />
<br />
 Tâcser, F. Baştacı, muhterem kimse<br />
Tahire, A. Temiz, pak.<br />
Tahsine, A. Beğenme, güzelleştirme<br />
Tâlibe, A. Mektepli kız<br />
Tansu, T. Tan-su. Şafağın aydınlattığı su.<br />
Târâ, F. Yıldız<br />
Tauna, Cennet bahçesine düşen ilk yağmur damlası<br />
Tayyibe, A. İyi, hoş, güzel<br />
Tomris,T. Peçenek Türklerinden bir kadın kahraman<br />
Tuba, A. Cennette bir ağaç<br />
Tuğçe, T+F. Küçük tuğ.<br />
Tuna, T. Çok, bol, gösterişli<br />
Tünay, T. Tün-ay. Gece ve ay.<br />
Türkân, T. Kraliçe, güzel kız<br />
Tüzün, T. Yumuşak huylu sakin; soylu, asil. <br />
<br />
U<br />
 <br />
Ubeydullah, A. Allah'ın kulu.<br />
Ufuk, A.  Anlayış, kavrayış, görüş, düşünce gücü.<br />
Uğur, T.İyilik, şans, talih, baht.<br />
Ukab, A. Peygamberimizin Sancağı<br />
Uluç, T. Selçukluların beylere verdiği ünvan.<br />
Uluçkan, T. Bey soyundan gelen<br />
Uluğ, T.Ulu, büyük, saygın<br />
Ulvi, A. Yüksek, yüce<br />
Umur, T. Saruhan beyi Aydın beyin oğlu, Muktedir.<br />
Umut, T. Ümit etmek, beklemek, zannetmek<br />
Urve, A. Aslan, kışın yeşil kalan ağaç<br />
Utbe, A. Bir sahabi adı<br />
Uygur, T. Uygar, medenî<br />
<br />
 Uğur, T.İyilik, şans, talih, baht.  <br />
Ulviye, A. Yüksek, yüce.<br />
Umran,  A. Uygarlık, ilerleme, refah ve mutluluk.<br />
Utku, T. Ulaşılan mutlu sonuç, zafer <br />
<br />
<br />
Ü<br />
 <br />
Ümit, F. Umut<br />
Ünal, T. Ün-al. Adın duyulsun, tanın, ün kazan<br />
Ünsal, T.Ün-sal. Adın duyulsun, ünlen<br />
Üzeyir, A. Bir peygamber ismi Ülker, T. Boğa burcunda yedi yıldızdan oluşan takım<br />
Ümit, F. Umut <br />
Ümmühani, A. Hz.Ali'nin kızkardeşi<br />
Ümüldan, A. Taze fidan, Genç, güzel, ince ve narin<br />
Ünsal, T.Ün-sal. Adın duyulsun, ünlen<br />
V<br />
 <br />
Vahap, A. Bağışlayan, ihsan eden<br />
Vahdeddin, A. Dinin tekliği, birliği<br />
Vahid, A. Tek ve eşşiz, Allah'ın isimlerinden<br />
Vakkas, A. Okçu<br />
Varol, T. Var-ol .Yaşa<br />
Vedat, A. Sevgi, dostluk<br />
Vehbi, A. Allah (c.c.)  vergisi olan<br />
Veli, A. Müminlere dost, Allah'ın isimlerinden<br />
Veysel, A. (Veyis) Yoksulluk, muhtaçlık<br />
Volkan, Fr. Yanardağ<br />
Vural, T. Vur-al<br />
<br />
 Vahide, A. Tek, bir, yalnız<br />
Vasfiye, A. Nitelikli<br />
Vedia, A.Saklanılması için bırakılan emanet<br />
Venüs, L. Çoban Yıldızı<br />
Vildan, A.Yeni doğmuş çocuklar, kullar, köleler<br />
Vuslat, A. Sevgiliye kavuşma. <br />
<br />
Y<br />
 <br />
Yafes, T. Nuh Peygamber'in üçüncü oğlu, Türklerin atası<br />
Yahya, A. Bir peygamber adı, Canlı olan, yaşayan<br />
Yakub, IB. Bir peygamber adı, İzleyen, takib eden.<br />
Yalçın, T. Sarp, dik, yüksek, çıplak ve kaygan yer<br />
Yaman, T. Cesur, güçlü<br />
Yasin, A. Bir sure adı.<br />
Yaser, A. Bolluk, bereket, varlık, zenginlik<br />
Yavuz, T. Yaman, güçlü, Osmanlı Padişahı 1.Selim'in lakabı<br />
Yekser, F. Tek başına, bir baştan bir başa aniden<br />
Yekta, F. Tek, benzersiz, eşi olmayan<br />
Yesari, A. Zenginlikle ilgili, sola ait<br />
Yıldırım, T. Osmanlı Padişahı 1.Bayezid'in lakabı<br />
Yunus, A. Bir peygamber adı<br />
Yusuf, A. Bir peygamber adı <br />
Yümni, A. Her işi sağ eli ile yapan, uğurlu<br />
 Yabende, F. Keşfeden, bulan<br />
Yade, F. Hatıra, armağan<br />
Yadigar, F. Bir kimseyi veya olayı hatırlatan nesne<br />
Yahçe, F, Çiy<br />
Yasemin, F. Bir çiçek adı<br />
Yegane, F. Tek, bir tane, eşsiz<br />
Yekdane, F. Eşi benzeri olmayan, tek<br />
Yekdil, F. Gönüldaş<br />
Yekpare, F. Tek parça<br />
Yekruye, F. Güvenilir dost, iki yüzlü riyakar olmayan<br />
Yelda, F. Uzun ve siyah<br />
Yeliz, T. Yel gibi<br />
Yeşim, T. Yeşil renkli eski Türklerce kutsal sayılan taş<br />
Yonca, T. Bir yem bitkisi<br />
Yümna, A. Sağ taraf<br />
Yüsra, A. Sol taraf<br />
<br />
Z<br />
 <br />
Zafer, A. Mücadele sonunda ele geçen<br />
Zafir,  A . Zafer kazanan, üstün gelen.<br />
Zakir,  A.  Zikreden<br />
Zekai, A. Keskin zekalı, çabuk anlayışlı<br />
Zekeriya, A. Bir peygamber adı<br />
Zeki, A Zeka varlığını belirten, çabuk anlayışlı<br />
Zeycan, F. Candan, cana yakın<br />
Zeyd, A. Ziyadeleşmek, çoğalmak<br />
Zeynel, A. Süslü, ziynetli<br />
Zeynelabidin, A. İbadet edenlerin süsü<br />
Zihni, A. Akıllı, düşünceli kimse<br />
Ziya, A. Aydınlık, ışık, nur<br />
Zübeyir, A. Akıl, yazılı küçük şey,<br />
Zühtü, A. Takva ehli<br />
Zülfi, A. Kılıcın kabzasına iliştirilen süsü<br />
Zülkarneyn, A.Kur'an'da adı geçen nebi veya peygamber. <br />
 Zahide, A. Dinin emirlerini yapan yasaklarından kaçan<br />
Zakire,  A.. Zikreden<br />
Zaide, A. Artan, çoğalan,<br />
Zarife, A. İnce ve nazik tavırlı, güzel şık.<br />
Zehra, A. Nurani yüzlü<br />
Zehre, A.  Çiçek.<br />
Zehrevan, A. Kur'an'daki sure-i Bakara ile Sure-i Al-i İmran<br />
Zekiye, A. Çabuk ve kolay kavrayan<br />
Zeliha, A. Hızlı yürüyen, Züleyha<br />
Zerefşan, F  Altın saçan, bir lale türü.<br />
Zeren, T.  Anlayışlı, kavrayışlı, zeki, bir çiçek türü<br />
Zerrin, F. Altına benzeyen<br />
Zergül, F. Altın gibi değerli gül <br />
Zernişan, F.  İşleme, süs.<br />
Zerver, F.  Altın yaldızlı olan<br />
Zevra, A. Dicle nehri<br />
Zeycan, F. Candan, cana yakın.<br />
Zeynep, A. Mücehver, değerli taş, süs, babasının süsü<br />
Zinnur, F. Nurlu, ışıklı<br />
Zübeyde A. Öz, asıl, cevher<br />
Zühal, A. Bir gezegen adı<br />
Zühdiye,  A. Her türlü zevke karşı koyarak kendini ibadete veren<br />
Züheyr, A. Küçük çiçek<br />
Zühre, A. Çoban yıldızı<br />
Zülal, A. Hafif soğuk, tatlı su<br />
Züleyha, A. Hızlı yürüyen, Zeliha<br />
Zümra, A. Güzel, iyi ahlaklı, zeki, bilgili kadın<br />
Zümrüt, A. Değerli bir süsü taşı<br />
</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[TESBİH]]></title>
			<link>https://forum.bizdeblog.com/showthread.php?tid=31702</link>
			<pubDate>Fri, 11 Oct 2024 20:10:46 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forum.bizdeblog.com/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forum.bizdeblog.com/showthread.php?tid=31702</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">TESBİH</span></span><br />
<br />
Alm. Gebetskette (f), Fr. Chapelet (m), İng. Prayer beads. Allahü teâlâyı kemal, üstünlük sıfatlarıyla sıfatlandırıp, O’na layık olmayan bütün noksan sıfatlardan uzak kılmayı ifâde eden bir zikir, hatırlama. Tesbih: Sübhânallah demektir. Tesbih bir ibâdettir. Dînimizde namazda, namazdan sonra ve diğer zamanlarda yapılan tesbihler vardır. Namaz içinde rükûda üç kere Sübhâne Rabbiyel-Azîm, secdede üç kere Sübhâne Rabbiyel-A’lâ demek, namazdan sonra Âyetel Kürsî okumak, otuz üç kere Sübhânallah, otuz üç kere Elhamdülillah, otuz üç kere Allahü ekber demek, tesbih çekmek olup, mühim sünnetlerdendir.<br />
<br />
Allahü teâlâyı tesbih ederken şaşırmamak için namazlardan sonra ve diğer zamanlarda çekilen, çeşitli maddelerden yapılmış, ortasındaki delikten ipliğe dizilmiş, belirli şekilde doksan dokuz veya otuz üç tâne bu işe mahsus olan araca da tesbih denilmiştir.<br />
<br />
Namazlardan sonra yapılan tesbihlerin, parmakla veya bir âletle yapılması bidat değil, Peygamberimizin takriri sünnetlerindendir. Çünkü Peygamber efendimiz; hanımlarından Safiye vâlidemize tesbihleri çekerken sayıyı şaşırmamak için çakıl tânelerini kullanmasını emretmiş; yine bir kadının tesbihleri çekirdek tâneleriyle saydığını gördüğü halde men etmemiştir. Tesbih çekerken sayıyı belli etmek için ipe düğüm atarak tesbih çeken sahâbîlerin olduğu bildirilmiştir.<br />
<br />
İslâm âlimleri ve evliyânın büyükleri tesbihi kullanmışlardır. Evliyânın büyüklerinden olan Cüneyd-i Bağdâdî kuddise sirruh, tesbih hakkında; “Beni Allahü teâlâya yaklaştıran bu nesneyi terk edemem” buyurarak ölüm döşeğinde dahi tesbihi elinden bırakmamıştır. Yine büyük âlim Abdülkâdir-i Geylânî; “Bâzı büyükler elinde tesbih olduğu hâlde uyur, uyandığı zaman onu yine çekilir hâlde görürmüş, dilini de hakkı zikreder bulurmuş.” buyurmuşlardır.<br />
<br />
Tesbihin başlangıcı ve tesbih sanatı, Peygamberimizin tesbihle ilgili takriri sünnetine uyularak başlanmış ve zamanla gelişmiştir. Özellikle Osmanlılar döneminde tesbihçilik sanatı daha da gelişerek 19. yüzyılda doruk noktasına çıkmıştır. Türk el sanatları içinde çok kıymetli, şâheser nitelikte tesbihler yapılmıştır. Bugün Topkapı Sarayında, Osmanlılar zamânında yirmi dört cins ağaç, yüz elli kadar da taştan yapılmış çok kıymetli, hepsi birbirinden güzel tesbihler bulunmaktadır.<br />
<br />
Dünyânın en güzel tesbihleri İstanbul’da yapılmıştır. Tesbihler yapılırken, özellikle yeşim, mercan, kehribar, zümrüt, yakut gibi kıymetli ve sert taşlardan yapılacak tesbih tânelerinin aynı şekil ve hacimde yapılması çok zahmetli ve mahâret isterdi. Mücevher taşlarının tıraş edilmesi, hattâ ondan daha zor işlenen bâzı tesbihlerin yapılması on sene kadar sürerdi. Yapılan bu tesbihler o zamanlar birkaç bin altın liraya satılırdı.<br />
<br />
Güzel ve kıymetli olan tesbihler onları yapan ustaların isimleriyle anılırdı. Bu tesbihler tornada çekildiği için onları yapanlara “çeken” tâbir olunurdu. Tesbih çeken ustaların dükkânları daha çok Bâyezîd çevresindeydi. Bu sanatkârların meşhurlarından bâzıları şunlardır: Horoz lâkaplı Sâlih Usta, Tophâneli İsmet Usta, Hasan Usta, Nûri Usta gibi.<br />
<br />
Ağaç tesbihlerin îmâl edilişinde seçilen ağaçlar, önce ince çubuklar hâline getirilir. Sonra bu çubuklar testereyle küçük küçük doğranır, bu parçalar uzun çalışmalardan sonra yuvarlanır, delikleri açılırdı. Taştan yapılan tesbihlerse elmas tozu ile çarkta aşındırılarak traş edilmek üzere işlenirdi.<br />
<br />
Tesbihte başlıca şu kısımlar bulunur:<br />
<br />
İmâme: Tesbih ipinin iki ucunun içinden geçirilip, tepesinde düğümlenen uzunca bir sap görünümünde olan, tesbihin başlangıç noktasını belli eden kısım.<br />
<br />
Püskül: İmâmenin ucunda bulunan ipekten süslü kısım. Buna kamçı da denir.<br />
<br />
Nişâne: Her otuz üç tânede bir, yassıca ve ortası delik kısım, buna durak da denir.<br />
<br />
Sandal ağacı, öd ağacı gibi kokulu ağaçlardan ve amberden yapılan tesbihler güzel koku verir. Rengi, tatlı bir kırmızı olan mercan tesbihler çok kıymetlidir.<br />
<br />
Tesbih, insanlara Allahü teâlâyı hatırlatan bir vâsıta olduğundan, örfümüze de girmiştir. Anadolu’da yaşayan örflerimizden biri de, ölen bir babanın tesbihi Kur’ân-ı kerîmi ve saati büyük oğula verilir. Büyük oğul babanın yerini tuttuğundan örfe sadık kalarak Kur’ân-ı kerîmi okur, tesbihi çeker. Böylece, âile yapısından gelen feyz ve bereket devam ederdi.<br />
<br />
Kur’ân-ı kerîmde tesbihle ilgili birçok âyet-i kerîme vardır. Hadid sûresi 1. âyet-i kerîmesinde meâlen; “Göklerde ve yerde ne varsa hep Allah’ı tesbih etmektedir.”; İsra sûresi 44. âyet-i kerîmesinde meâlen; “Yedi gök ve yer, bir de bunlar içinde bulunanlar (insan, cin ve melekler) Allah’ı tesbih ederler. Hiçbir varlık, yoktur ki, O’nu hamd ve tesbih etmesin. Fakat siz onların tesbihini (dillerini bilmediğinizden) anlamazsınız.” buyurulmaktadır.<br />
<br />
Peygamber efendimiz hadîs-i şerîflerinde şöyle buyurmaktadır: “Bir kimse gece yatarken günde yüz defâ “Sübhanallahi vel hamdülillahi velâ ilahe illallahü vallahü ekber” derse, o kimse tesbih, tahmid ve tekbir eylemiş olur.” Bunu çok okumakla kusurlarının, günahlarının affedilmesini istemiş olur. Böylece günah ve sevaplarını düşünerek kendini muhâsebe yapar. Yine bir hadîs-i şerîfte; “Cenâb-ı Allahın dinde sevgili, dilde hafif, terâzide ağır olan iki şeyini bildiriyorum: “Sübhanallahi ve bihamdihi, sübhanallahil azîm.” Diğer bir hadîs-i şerîfte; “Bir günde yüz defâ “Sübhanallahi ve bihamdihi” derse o kimsenin günahları deniz köpüğü kadar çok olsa (kul hakları hâriç) affolunur.” buyrulmuştur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynak</span></span><br />
<br />
Rehber Ansiklopedisi</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">TESBİH</span></span><br />
<br />
Alm. Gebetskette (f), Fr. Chapelet (m), İng. Prayer beads. Allahü teâlâyı kemal, üstünlük sıfatlarıyla sıfatlandırıp, O’na layık olmayan bütün noksan sıfatlardan uzak kılmayı ifâde eden bir zikir, hatırlama. Tesbih: Sübhânallah demektir. Tesbih bir ibâdettir. Dînimizde namazda, namazdan sonra ve diğer zamanlarda yapılan tesbihler vardır. Namaz içinde rükûda üç kere Sübhâne Rabbiyel-Azîm, secdede üç kere Sübhâne Rabbiyel-A’lâ demek, namazdan sonra Âyetel Kürsî okumak, otuz üç kere Sübhânallah, otuz üç kere Elhamdülillah, otuz üç kere Allahü ekber demek, tesbih çekmek olup, mühim sünnetlerdendir.<br />
<br />
Allahü teâlâyı tesbih ederken şaşırmamak için namazlardan sonra ve diğer zamanlarda çekilen, çeşitli maddelerden yapılmış, ortasındaki delikten ipliğe dizilmiş, belirli şekilde doksan dokuz veya otuz üç tâne bu işe mahsus olan araca da tesbih denilmiştir.<br />
<br />
Namazlardan sonra yapılan tesbihlerin, parmakla veya bir âletle yapılması bidat değil, Peygamberimizin takriri sünnetlerindendir. Çünkü Peygamber efendimiz; hanımlarından Safiye vâlidemize tesbihleri çekerken sayıyı şaşırmamak için çakıl tânelerini kullanmasını emretmiş; yine bir kadının tesbihleri çekirdek tâneleriyle saydığını gördüğü halde men etmemiştir. Tesbih çekerken sayıyı belli etmek için ipe düğüm atarak tesbih çeken sahâbîlerin olduğu bildirilmiştir.<br />
<br />
İslâm âlimleri ve evliyânın büyükleri tesbihi kullanmışlardır. Evliyânın büyüklerinden olan Cüneyd-i Bağdâdî kuddise sirruh, tesbih hakkında; “Beni Allahü teâlâya yaklaştıran bu nesneyi terk edemem” buyurarak ölüm döşeğinde dahi tesbihi elinden bırakmamıştır. Yine büyük âlim Abdülkâdir-i Geylânî; “Bâzı büyükler elinde tesbih olduğu hâlde uyur, uyandığı zaman onu yine çekilir hâlde görürmüş, dilini de hakkı zikreder bulurmuş.” buyurmuşlardır.<br />
<br />
Tesbihin başlangıcı ve tesbih sanatı, Peygamberimizin tesbihle ilgili takriri sünnetine uyularak başlanmış ve zamanla gelişmiştir. Özellikle Osmanlılar döneminde tesbihçilik sanatı daha da gelişerek 19. yüzyılda doruk noktasına çıkmıştır. Türk el sanatları içinde çok kıymetli, şâheser nitelikte tesbihler yapılmıştır. Bugün Topkapı Sarayında, Osmanlılar zamânında yirmi dört cins ağaç, yüz elli kadar da taştan yapılmış çok kıymetli, hepsi birbirinden güzel tesbihler bulunmaktadır.<br />
<br />
Dünyânın en güzel tesbihleri İstanbul’da yapılmıştır. Tesbihler yapılırken, özellikle yeşim, mercan, kehribar, zümrüt, yakut gibi kıymetli ve sert taşlardan yapılacak tesbih tânelerinin aynı şekil ve hacimde yapılması çok zahmetli ve mahâret isterdi. Mücevher taşlarının tıraş edilmesi, hattâ ondan daha zor işlenen bâzı tesbihlerin yapılması on sene kadar sürerdi. Yapılan bu tesbihler o zamanlar birkaç bin altın liraya satılırdı.<br />
<br />
Güzel ve kıymetli olan tesbihler onları yapan ustaların isimleriyle anılırdı. Bu tesbihler tornada çekildiği için onları yapanlara “çeken” tâbir olunurdu. Tesbih çeken ustaların dükkânları daha çok Bâyezîd çevresindeydi. Bu sanatkârların meşhurlarından bâzıları şunlardır: Horoz lâkaplı Sâlih Usta, Tophâneli İsmet Usta, Hasan Usta, Nûri Usta gibi.<br />
<br />
Ağaç tesbihlerin îmâl edilişinde seçilen ağaçlar, önce ince çubuklar hâline getirilir. Sonra bu çubuklar testereyle küçük küçük doğranır, bu parçalar uzun çalışmalardan sonra yuvarlanır, delikleri açılırdı. Taştan yapılan tesbihlerse elmas tozu ile çarkta aşındırılarak traş edilmek üzere işlenirdi.<br />
<br />
Tesbihte başlıca şu kısımlar bulunur:<br />
<br />
İmâme: Tesbih ipinin iki ucunun içinden geçirilip, tepesinde düğümlenen uzunca bir sap görünümünde olan, tesbihin başlangıç noktasını belli eden kısım.<br />
<br />
Püskül: İmâmenin ucunda bulunan ipekten süslü kısım. Buna kamçı da denir.<br />
<br />
Nişâne: Her otuz üç tânede bir, yassıca ve ortası delik kısım, buna durak da denir.<br />
<br />
Sandal ağacı, öd ağacı gibi kokulu ağaçlardan ve amberden yapılan tesbihler güzel koku verir. Rengi, tatlı bir kırmızı olan mercan tesbihler çok kıymetlidir.<br />
<br />
Tesbih, insanlara Allahü teâlâyı hatırlatan bir vâsıta olduğundan, örfümüze de girmiştir. Anadolu’da yaşayan örflerimizden biri de, ölen bir babanın tesbihi Kur’ân-ı kerîmi ve saati büyük oğula verilir. Büyük oğul babanın yerini tuttuğundan örfe sadık kalarak Kur’ân-ı kerîmi okur, tesbihi çeker. Böylece, âile yapısından gelen feyz ve bereket devam ederdi.<br />
<br />
Kur’ân-ı kerîmde tesbihle ilgili birçok âyet-i kerîme vardır. Hadid sûresi 1. âyet-i kerîmesinde meâlen; “Göklerde ve yerde ne varsa hep Allah’ı tesbih etmektedir.”; İsra sûresi 44. âyet-i kerîmesinde meâlen; “Yedi gök ve yer, bir de bunlar içinde bulunanlar (insan, cin ve melekler) Allah’ı tesbih ederler. Hiçbir varlık, yoktur ki, O’nu hamd ve tesbih etmesin. Fakat siz onların tesbihini (dillerini bilmediğinizden) anlamazsınız.” buyurulmaktadır.<br />
<br />
Peygamber efendimiz hadîs-i şerîflerinde şöyle buyurmaktadır: “Bir kimse gece yatarken günde yüz defâ “Sübhanallahi vel hamdülillahi velâ ilahe illallahü vallahü ekber” derse, o kimse tesbih, tahmid ve tekbir eylemiş olur.” Bunu çok okumakla kusurlarının, günahlarının affedilmesini istemiş olur. Böylece günah ve sevaplarını düşünerek kendini muhâsebe yapar. Yine bir hadîs-i şerîfte; “Cenâb-ı Allahın dinde sevgili, dilde hafif, terâzide ağır olan iki şeyini bildiriyorum: “Sübhanallahi ve bihamdihi, sübhanallahil azîm.” Diğer bir hadîs-i şerîfte; “Bir günde yüz defâ “Sübhanallahi ve bihamdihi” derse o kimsenin günahları deniz köpüğü kadar çok olsa (kul hakları hâriç) affolunur.” buyrulmuştur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynak</span></span><br />
<br />
Rehber Ansiklopedisi</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[TERZİ VE TERZİLİK]]></title>
			<link>https://forum.bizdeblog.com/showthread.php?tid=31701</link>
			<pubDate>Fri, 11 Oct 2024 20:09:53 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forum.bizdeblog.com/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forum.bizdeblog.com/showthread.php?tid=31701</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">TERZİ VE TERZİLİK</span></span><br />
<br />
Alm. Schneider (-in f) (m), und Schneider-ge-werbe, -handwerk n, -kunst (f), Fr. Tailleur (m), et métier (m), de tailleur, couture, İng. Tailor, dressmaker and tailoring, dressmaking. Deri, kumaş ve buna benzer şeylerden erkek veya kadın elbisesi biçip diken kimse. Günümüzde elbise dikenlere “terzi”, bu mesleğe de “terzilik” ismi verilmektedir.<br />
<br />
Terzilik; târihi çok eskilere dayanan bir meslektir. İlk insan ve ilk peygamber Âdem aleyhisselâm zamânından beri insanlar giyinme ihtiyaçlarını dokuma, deri ve buna benzer şeylerden elbiseler dikerek karşılıyorlardı. Daha sonraları kumaş dokuma sanatı gelişti. Dokunan bu kumaşları kesip biçme, dikip süsleme, insan vücûduna uydurma durumu ortaya çıktı. Bu işin ortaya çıkması, terziliğin ilk adımı oldu. Kur’ân-ı kerîmde ismi geçen, ilk defâ kalemle yazı yazan İdris aleyhisselâm, ok ve yay kullanmanın yanında terzilik mesleğini de insanlara öğretti. Bunun için İdris Peygambere (aleyhisselâm), terzilerin ve âlimlerin pîrî dendi. Yüz seksen kadar da şehir kurduğu rivâyet edilmektedir.<br />
<br />
Bu işler zamanla gelişerek cemiyetin bir ihtiyacı hâline geldi. Çeşitli ustalık ve ince zevke dayanan bir meslek şekline döndü.<br />
<br />
Terzilik mesleği; “biçki” ve “dikiş” denen iki ana kâideye dayanmaktadır. Terzilerin mesleklerinde yükselebilmesi ve iş yapabilmeleri için, bu iki kâideyi iyi bilmeleri lâzımdır. Ayrıca biçki işleriyle uğraşan erkek terzilere “makas” ismi de verilmektedir.<br />
<br />
1. Biçki: Kesilip dikilecek kumaşların, onu giyecek kişilerin ölçülerine ve modellerine göre biçme işine denir.<br />
<br />
2. Dikiş: Biçki kadar önemlidir. Kumaşlar biçildikten sonra, kesilen parçaların birbirine eklenmesi, onların birbirine uydurulması işidir. Dikiş kendi başına ihtisas isteyen bir sanattır. Terzilikteyse çok daha mühimdir.<br />
<br />
Biçki ve dikişten sonra terzilik mesleğinin içinde bulunan prova etme işi de çok önemlidir. Prova; elbisenin henüz tamamlanmadan dikilen, kişinin vücûduna uygun olup olmadığını öğrenmek için yapılan denemedir, kontroldür. Dikişte ve biçkide bir hatâ varsa bu sırada düzeltilir.<br />
<br />
İlk zamanlar erkek ve kadın elbiselerini aynı terziler dikerlerdi. Günümüzde genel olarak erkek ve bayan terzileri ayrıdır. Bâzı yerlerdeyse hem erkek ve hem kadın elbise dikimleriyle uğraşan erkek terziler de vardır.<br />
<br />
Son yıllarda ise konfeksiyonculuk (hazır elbise sanâyii) çok geliştiğinden ısmarlama elbise diken terzilik mesleğine rağbet azalmıştır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynak</span></span><br />
<br />
Rehber Ansiklopedisi</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">TERZİ VE TERZİLİK</span></span><br />
<br />
Alm. Schneider (-in f) (m), und Schneider-ge-werbe, -handwerk n, -kunst (f), Fr. Tailleur (m), et métier (m), de tailleur, couture, İng. Tailor, dressmaker and tailoring, dressmaking. Deri, kumaş ve buna benzer şeylerden erkek veya kadın elbisesi biçip diken kimse. Günümüzde elbise dikenlere “terzi”, bu mesleğe de “terzilik” ismi verilmektedir.<br />
<br />
Terzilik; târihi çok eskilere dayanan bir meslektir. İlk insan ve ilk peygamber Âdem aleyhisselâm zamânından beri insanlar giyinme ihtiyaçlarını dokuma, deri ve buna benzer şeylerden elbiseler dikerek karşılıyorlardı. Daha sonraları kumaş dokuma sanatı gelişti. Dokunan bu kumaşları kesip biçme, dikip süsleme, insan vücûduna uydurma durumu ortaya çıktı. Bu işin ortaya çıkması, terziliğin ilk adımı oldu. Kur’ân-ı kerîmde ismi geçen, ilk defâ kalemle yazı yazan İdris aleyhisselâm, ok ve yay kullanmanın yanında terzilik mesleğini de insanlara öğretti. Bunun için İdris Peygambere (aleyhisselâm), terzilerin ve âlimlerin pîrî dendi. Yüz seksen kadar da şehir kurduğu rivâyet edilmektedir.<br />
<br />
Bu işler zamanla gelişerek cemiyetin bir ihtiyacı hâline geldi. Çeşitli ustalık ve ince zevke dayanan bir meslek şekline döndü.<br />
<br />
Terzilik mesleği; “biçki” ve “dikiş” denen iki ana kâideye dayanmaktadır. Terzilerin mesleklerinde yükselebilmesi ve iş yapabilmeleri için, bu iki kâideyi iyi bilmeleri lâzımdır. Ayrıca biçki işleriyle uğraşan erkek terzilere “makas” ismi de verilmektedir.<br />
<br />
1. Biçki: Kesilip dikilecek kumaşların, onu giyecek kişilerin ölçülerine ve modellerine göre biçme işine denir.<br />
<br />
2. Dikiş: Biçki kadar önemlidir. Kumaşlar biçildikten sonra, kesilen parçaların birbirine eklenmesi, onların birbirine uydurulması işidir. Dikiş kendi başına ihtisas isteyen bir sanattır. Terzilikteyse çok daha mühimdir.<br />
<br />
Biçki ve dikişten sonra terzilik mesleğinin içinde bulunan prova etme işi de çok önemlidir. Prova; elbisenin henüz tamamlanmadan dikilen, kişinin vücûduna uygun olup olmadığını öğrenmek için yapılan denemedir, kontroldür. Dikişte ve biçkide bir hatâ varsa bu sırada düzeltilir.<br />
<br />
İlk zamanlar erkek ve kadın elbiselerini aynı terziler dikerlerdi. Günümüzde genel olarak erkek ve bayan terzileri ayrıdır. Bâzı yerlerdeyse hem erkek ve hem kadın elbise dikimleriyle uğraşan erkek terziler de vardır.<br />
<br />
Son yıllarda ise konfeksiyonculuk (hazır elbise sanâyii) çok geliştiğinden ısmarlama elbise diken terzilik mesleğine rağbet azalmıştır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynak</span></span><br />
<br />
Rehber Ansiklopedisi</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[TERSÂNE]]></title>
			<link>https://forum.bizdeblog.com/showthread.php?tid=31700</link>
			<pubDate>Fri, 11 Oct 2024 20:09:03 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forum.bizdeblog.com/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forum.bizdeblog.com/showthread.php?tid=31700</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">TERSÂNE</span></span><br />
<br />
Alm. Werft (f), Marinearsenal (n), Fr. Arsenal (m), İng. Dockyard, maritime arsenal. Gemi inşâ ve bakımının yapılması için gerekli teknik, lojistik imkânlara sâhip olan ve birçok fabrikanın bulunduğu geniş bir iş merkezine verilen isim. Tersânelerin ilk akla gelen imkânları meyilli kızak yapılar, kuru veya yüzer havuz, kaldırma kapasitesi tonlarca olan büyük vinçler, presler, giyotinler, makina tezgâhları, kaynak makinaları ve kalifiye teknik personeldir. Gemi inşâ ve bakım işlerinin aksamadan yürütülmesi için ayrıca malzeme akışını sağlayan lojistik imkânlar da tersânelerde büyük görevler icrâ eder. Bugünkü tersânelerde, inşâ edilecek gemilerin plânlarını tasarladıktan sonra çizen resimhâneyle iş sırasını ve yapılış şeklini târif eden plânlama kısmı da vardır.<br />
<br />
Tersâneler, daha çok askerî maksatlarla kurulmuş olmakla birlikte hem gemilerin inşâsı için faaliyetlerini sürdürmüşler hem de arıza yapan gemilerin sistemlerinin tâmir işleriyle uğraşmışlardır. Dünyânın en büyük tersâneleri ABD’de bulunmaktadır. Bunlardan bir kısmı Boston, Newyork, Philadelphia, Norfolk, Charleston, San Fransisco, Long Beach ve Pearl Harbor askerî tersâneleridir. General Dynamics, General Motors ve daha birçok büyük firmanın özel gemi inşâ sahaları vardır. İngiltere’de büyük tersâneler Portsmonth ve Plymouth’ta; Fransa’nın büyük tersâneleri Cherbaurg, Brest ve Toulon’da bulunmaktadır. Avrupa’daki birçok devletin kendi tersâneleri mevcuttur.<br />
<br />
Birinci ve İkinci Dünyâ harplerinde Alman gemi sanâyii çok ileri gitmişti. Bu savaşlar sonunda bu yüksek teknoloji ABD ve Sovyet Rusya’ya taşındı. Rusya savaştan sonra Doğu Almanya ve Polonya’daki tersânelerden söktüğü tezgâh, vinç ve diğer techizatı Leningrad, Nikoloyev, Kherson, Archangel, Sivastopol, Odessa ve Vladivostok tersânelerine taşı(Zeker) sistemlerini yeniledi.<br />
<br />
Gemilerin açık denizlerde bakımının yapılabilmesi için İkinci Dünyâ Harbinden sonra yüzer havuzlar inşâ edilmiştir. Yüzer havuzların özelliği bir gemi gibi açık denizlerde hareket etmesi veya çekilmesidir. Havuz sarnıçlarına su alarak dalışa geçer, onarım görecek gemi havuz içine girerek havuzun tekrar yükselmesiyle karinası su üstüne çıkmış olur. Tersânelerin lojistik görevlerini icrâ eden büyük cephâne, akaryakıt, yiyecek gibi malzeme taşıyan seyyar yüzer birlikler de mevcuttur.<br />
<br />
Tersânelerimiz: Türkler Anadolu’ya ayak bastıktan sonra denize açılabilmek için tersâneler kurarak kendi gemilerini kendileri yapmışlardır. Türkiye Selçukluları Alanya’da Alâiye Tersânesini kurmuşlardır. Aydıncık Tersânesi, Çanakkale havâlisinde yerleşmiş olan KarasiBeyliği tarafından, Sinop Tersânesi, Candaroğulları Beyliği tarafından kurulmuştur. Orhan Gâzinin emrinde çalışan Karesi asıllı Karamürsel Alp, Karamürsel kasabasında Bizans topraklarında çok gizli olarak tekneler inşâ etmiştir (Bkz. Karamürsel Alp). Karamürsel Beyin tekne tipleri bugün dahi kullanılmaktadır.<br />
<br />
Osmanlılarda ilk düzenli tersâne Sultan Yıldırım Bâyezîd Han zamânında Gelibolu’da yapıldı. 1390 senesinde Saruca Paşa tarafından kurulan tersânede büyük gemiler yapılmaya başlandı. Donanma da buraya taşınınca Bizans’ın Akdeniz’le ilgisi kesilmiş oldu.<br />
<br />
Gelibolu’dan sonra ikinci büyük tersâne İstanbul’da yapıldı. Fâtih Sultan Mehmed Han, Haliç’te Aynalıkavak semtinde küçük bir tersâne kurdurdu. Haliç Tersânesi adını alan bu tersâne, 1497 yılında Sultan İkinci Bâyezîd Han tarafından genişletildi. Kemâl, Burak ve Pîrî Reis tarafından idâre edilen donanmanın gemilerinin bir çoğu burada inşâ edilmiştir. Mısır ve Suriye’yi fetheden Yavuz Sultan Selim Han, Papa Onuncu Leon’un kendi aleyhine bir ittifak hazırladığını duyunca, bir donanmayla Akdeniz hâkimiyetini elde etmeyi düşündü. Vezir-i âzam Pîrî Mehmed Paşayı bu işe memur ederek dedesi Fâtih Sultan Mehmed Han tarafından yapılan ve babası tarafından genişletilen Tersâneyi 1515’te daha da büyüterek üstleri kapalı kızaklar inşâ ettirdi. Bu tersânede Kânûnî Sultan Süleyman Han 1527’de göz tâbir edilen kapalı kızakları iki yüze çıkararak, tersâne ihtiyaçları için lüzumlu ambar ve mahzenleri inşâ etmek sûretiyle, Haliç’te mükemmel bir imkân vücûda getirdi.<br />
<br />
Gemi inşâsının Avrupa tekniklerine uygun olarak yapılması maksadıyla, Baron de Tott’un tavsiyesi üzerine Haliç’te Karaoğlu semtinde mühendislik eğitimi veren bir okul açıldı (1776). Avrupa’dan gemi inşaat mühendisleri getirildi.<br />
<br />
1789 yılında Sultan Mahmûd Han tarafından Haliç Tersânesi tekrar genişletildi. Gemi boylarının büyümesi dolayısıyla kızaklarda tâmirat zor olduğundan kuru havuz yapma yönüne gidildi. Haliç Tersânesinin Azapkapı yönünde bir kuru havuz inşâ edildi. Daha sonra 1825 yılında boyu 85,34 m, genişliği 19,20 m ve çektiği su 7,31 m3 olan gemileri alabilecek ikinci bir taş havuz inşâ edilmiştir. 1857 yılında üçüncü havuza başlanmış fakat Sultan Abdülmecîd Hanın 1860’ta vefâtı üzerine inşaat durmuş, daha sonra Sultan Abdülazîz Han zamânında tekrar başlanmış 1869’da tamamlanmıştır. Bu taş havuz 115,82 m uzunluğunda, 21,94 m genişliğinde, 8,53 m3 su çeken gemileri havuzlamaya elverişli büyüklüktedir.<br />
<br />
Sultan Mahmûd Han zamânında inşâ edilen taş havuz, 1874 yılında Sultan Abdülazîz Han tarafından büyütülmüş, böylece bu havuz 153,92 m boyunda, 19,20 m genişliğinde, 7,31 m3 su çeken gemileri havuzlamaya müsâit bir hâle gelmiştir. Tanzimat devrinde tersânenin Hasköy kısmına Vâlide Kızağı, Taşkızak ve Ağaçkızak inşâ edilmiştir ki, Taşkızak’ın inşaatı 1840’ta bitirilmiştir.<br />
<br />
Haliç Tersânesinde bu havuzlar hâlen kullanılmakta olup, sâdece kapakları değiştirilmiştir. Ecdattan kalan bu eserler tamâmen Türk mühendis ve işçisinin emeğiyle yapılmıştır. Bugün özel teknikler kullanılarak yapılan havuz inşaatları düşünüldüğünde eskilerin, o günkü imkânlarla nasıl yapılabildiği hâlen tam olarak bilinmemektedir. O günlerden kalan bu taş havuzlardan başkaca hiçbir taş havuzumuz (Kuru havuz) yoktur. Pendik Tersânesinde 1969 senesinde büyük bir kuru havuz inşaatına başlanmışsa da sâdece hafriyatı yapılıp bırakılmıştır.<br />
<br />
Öte yandan Yavuz Sultan Selim Han zamânında sınırlar Mısır’a kadar ulaşınca harekât ve lojistik destek kolaylıkları sağlamak maksadıyla Süveyş ve Mısır kaptanlığı adıyla bağımsız bir kaptanlık kurdular. Bu donanma 1532 yılında 80 parça olarak Mısır Beylerbeyi Süleyman Paşa zamânında kurulmuştu. Gemi ihtiyaçlarını karşılamak için de Süveyş Tersânesi tesis edilmişti. Bu donanmayla Hint ve Umman denizlerinde faaliyet gösteren Portekizlilerle mücâdele edildiği gibi, Hindistan taraflarındaki İslâm ülkelerine de yardım yapılmıştır.<br />
<br />
Osmanlılar Macaristan’ı fethettikten sonra, Tuna Nehri üzerindeki Rusçuk şehrinde tersâne yaptılar. Burada hafif nehir gemileri yapılır ve onarılırdı. Ayrıca kışın gemiler, bu tersânede kışlarlardı. Yerleri bakımından önemli olan bu tersânelerin yanında Basra ve çevresini korumak için Birecik (Urfa)te küçük bir tersâne kuruldu. Hafif gemilerin yapıldığı bu tersânede 18. yüzyıl sonlarında Fırat’ta çalışmak için hafif bir filo (ince donanma) donatılmıştı. Büyük harp gemisi inşaasına müsâit Gemlik Tersânesiyse 19. yüzyıl sonuna kadar faaliyetini sürdürmüştür.<br />
<br />
Diğer bir Osmanlı tersânesi de İzmit Tersânesidir. Eski şekli bilinmeyen bu tersânenin muhâfaza duvarları 1838 yılında Sultan İkinci Mahmûd Han tarafından yapılmıştır. Bu tersânenin kapasitesi hakkında bir fikir edinilmesi için muhtelif senelerde inşâ edilmiş bâzı gemilerin vasıfları aşağıda verilmiştir.<br />
<br />
Feyziye Kalyonu: 1836’da inşâ edilmiştir. Geminin boyu 60,35 m, genişliği 16,76 m ve çektiği su 7,01 m3tür.<br />
<br />
Feyzi Rahman Firkateyni: (Firkateyn: Üç direkli, hem güvertesinde, hem ambarında otuzdan yetmişe kadar topu olan 1500 kadar mürettebatlı, yalnız yelkenle yürüyen ve yelken donanımı tam, ağır harp gemisi) 1828 yılında inşâ edilmiştir. Boyu 39,32 m, genişliği 10,67 m ve çektiği su 4,57 m3tür.<br />
<br />
Hüdâvendigâr Firkateyni: 1860 yılında inşâ edilmiştir. Boyu 52,42 m, genişliği 31,1 m ve çekdiği su 6,40 m3tür.<br />
<br />
Peyki Ticâret Gemisi: 1840 yılında inşâ edilmiştir. Boyu 36,58 m, genişliği 8,53 m, çekdiği su 1,83 m3tür.<br />
<br />
Şadiye Kalyonu: 1857 yılında inşâ edilmiştir. Boyu 97,54 m, genişliği 17,68 m, çektiği su 8,38 m3 olup, makine beygir kuvveti 650’dir.<br />
<br />
Bugün Türkiye’de gemi inşâ edebilecek kapasitede; Pendik Tersânesi, Camialtı Tersânesi, Gölcük Tersânesi, Taşkızak Tersânesi mevcuttur. Camialtı Tersânesiyle Taşkızak Tersânesi Osmanlılar zamânından kalma tersâneler olup, tezgah kapasiteleri yönünden geliştirilmiştir. Gölcük Tersânesi Komutanlığının kuruluşu 1926 senesine rastlar. Yavuz’un havuzlanması maksadıyla başlatılan onarım tesisleri 1942 senesinde makine fabrikası, döküm fabrikası ve tekne fabrikalarının inşaasıyla tersâne hâline dönmüştür. Tersânenin asıl gelişmesi 1947 senesinden sonra NATO yardımları çerçevesinde olmuştur. Bugün Gölcük Tersânesinde denizaltı, muhrip, fırkateyn, çıkarma araçları 30.000 dwt’luk sivil gemiler yapılabilmektedir. İstanbul Tuzla’daki Pendik Tersânesi Türkiye’nin en büyük tersânesi olup, 1980 senesinde tam faaliyete geçmiştir. Büyük tersâneler yanında küçük tâmir atelyeleri de faaliyetlerini sürdürmektedir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynak</span></span><br />
<br />
Rehber Ansiklopedisi</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">TERSÂNE</span></span><br />
<br />
Alm. Werft (f), Marinearsenal (n), Fr. Arsenal (m), İng. Dockyard, maritime arsenal. Gemi inşâ ve bakımının yapılması için gerekli teknik, lojistik imkânlara sâhip olan ve birçok fabrikanın bulunduğu geniş bir iş merkezine verilen isim. Tersânelerin ilk akla gelen imkânları meyilli kızak yapılar, kuru veya yüzer havuz, kaldırma kapasitesi tonlarca olan büyük vinçler, presler, giyotinler, makina tezgâhları, kaynak makinaları ve kalifiye teknik personeldir. Gemi inşâ ve bakım işlerinin aksamadan yürütülmesi için ayrıca malzeme akışını sağlayan lojistik imkânlar da tersânelerde büyük görevler icrâ eder. Bugünkü tersânelerde, inşâ edilecek gemilerin plânlarını tasarladıktan sonra çizen resimhâneyle iş sırasını ve yapılış şeklini târif eden plânlama kısmı da vardır.<br />
<br />
Tersâneler, daha çok askerî maksatlarla kurulmuş olmakla birlikte hem gemilerin inşâsı için faaliyetlerini sürdürmüşler hem de arıza yapan gemilerin sistemlerinin tâmir işleriyle uğraşmışlardır. Dünyânın en büyük tersâneleri ABD’de bulunmaktadır. Bunlardan bir kısmı Boston, Newyork, Philadelphia, Norfolk, Charleston, San Fransisco, Long Beach ve Pearl Harbor askerî tersâneleridir. General Dynamics, General Motors ve daha birçok büyük firmanın özel gemi inşâ sahaları vardır. İngiltere’de büyük tersâneler Portsmonth ve Plymouth’ta; Fransa’nın büyük tersâneleri Cherbaurg, Brest ve Toulon’da bulunmaktadır. Avrupa’daki birçok devletin kendi tersâneleri mevcuttur.<br />
<br />
Birinci ve İkinci Dünyâ harplerinde Alman gemi sanâyii çok ileri gitmişti. Bu savaşlar sonunda bu yüksek teknoloji ABD ve Sovyet Rusya’ya taşındı. Rusya savaştan sonra Doğu Almanya ve Polonya’daki tersânelerden söktüğü tezgâh, vinç ve diğer techizatı Leningrad, Nikoloyev, Kherson, Archangel, Sivastopol, Odessa ve Vladivostok tersânelerine taşı(Zeker) sistemlerini yeniledi.<br />
<br />
Gemilerin açık denizlerde bakımının yapılabilmesi için İkinci Dünyâ Harbinden sonra yüzer havuzlar inşâ edilmiştir. Yüzer havuzların özelliği bir gemi gibi açık denizlerde hareket etmesi veya çekilmesidir. Havuz sarnıçlarına su alarak dalışa geçer, onarım görecek gemi havuz içine girerek havuzun tekrar yükselmesiyle karinası su üstüne çıkmış olur. Tersânelerin lojistik görevlerini icrâ eden büyük cephâne, akaryakıt, yiyecek gibi malzeme taşıyan seyyar yüzer birlikler de mevcuttur.<br />
<br />
Tersânelerimiz: Türkler Anadolu’ya ayak bastıktan sonra denize açılabilmek için tersâneler kurarak kendi gemilerini kendileri yapmışlardır. Türkiye Selçukluları Alanya’da Alâiye Tersânesini kurmuşlardır. Aydıncık Tersânesi, Çanakkale havâlisinde yerleşmiş olan KarasiBeyliği tarafından, Sinop Tersânesi, Candaroğulları Beyliği tarafından kurulmuştur. Orhan Gâzinin emrinde çalışan Karesi asıllı Karamürsel Alp, Karamürsel kasabasında Bizans topraklarında çok gizli olarak tekneler inşâ etmiştir (Bkz. Karamürsel Alp). Karamürsel Beyin tekne tipleri bugün dahi kullanılmaktadır.<br />
<br />
Osmanlılarda ilk düzenli tersâne Sultan Yıldırım Bâyezîd Han zamânında Gelibolu’da yapıldı. 1390 senesinde Saruca Paşa tarafından kurulan tersânede büyük gemiler yapılmaya başlandı. Donanma da buraya taşınınca Bizans’ın Akdeniz’le ilgisi kesilmiş oldu.<br />
<br />
Gelibolu’dan sonra ikinci büyük tersâne İstanbul’da yapıldı. Fâtih Sultan Mehmed Han, Haliç’te Aynalıkavak semtinde küçük bir tersâne kurdurdu. Haliç Tersânesi adını alan bu tersâne, 1497 yılında Sultan İkinci Bâyezîd Han tarafından genişletildi. Kemâl, Burak ve Pîrî Reis tarafından idâre edilen donanmanın gemilerinin bir çoğu burada inşâ edilmiştir. Mısır ve Suriye’yi fetheden Yavuz Sultan Selim Han, Papa Onuncu Leon’un kendi aleyhine bir ittifak hazırladığını duyunca, bir donanmayla Akdeniz hâkimiyetini elde etmeyi düşündü. Vezir-i âzam Pîrî Mehmed Paşayı bu işe memur ederek dedesi Fâtih Sultan Mehmed Han tarafından yapılan ve babası tarafından genişletilen Tersâneyi 1515’te daha da büyüterek üstleri kapalı kızaklar inşâ ettirdi. Bu tersânede Kânûnî Sultan Süleyman Han 1527’de göz tâbir edilen kapalı kızakları iki yüze çıkararak, tersâne ihtiyaçları için lüzumlu ambar ve mahzenleri inşâ etmek sûretiyle, Haliç’te mükemmel bir imkân vücûda getirdi.<br />
<br />
Gemi inşâsının Avrupa tekniklerine uygun olarak yapılması maksadıyla, Baron de Tott’un tavsiyesi üzerine Haliç’te Karaoğlu semtinde mühendislik eğitimi veren bir okul açıldı (1776). Avrupa’dan gemi inşaat mühendisleri getirildi.<br />
<br />
1789 yılında Sultan Mahmûd Han tarafından Haliç Tersânesi tekrar genişletildi. Gemi boylarının büyümesi dolayısıyla kızaklarda tâmirat zor olduğundan kuru havuz yapma yönüne gidildi. Haliç Tersânesinin Azapkapı yönünde bir kuru havuz inşâ edildi. Daha sonra 1825 yılında boyu 85,34 m, genişliği 19,20 m ve çektiği su 7,31 m3 olan gemileri alabilecek ikinci bir taş havuz inşâ edilmiştir. 1857 yılında üçüncü havuza başlanmış fakat Sultan Abdülmecîd Hanın 1860’ta vefâtı üzerine inşaat durmuş, daha sonra Sultan Abdülazîz Han zamânında tekrar başlanmış 1869’da tamamlanmıştır. Bu taş havuz 115,82 m uzunluğunda, 21,94 m genişliğinde, 8,53 m3 su çeken gemileri havuzlamaya elverişli büyüklüktedir.<br />
<br />
Sultan Mahmûd Han zamânında inşâ edilen taş havuz, 1874 yılında Sultan Abdülazîz Han tarafından büyütülmüş, böylece bu havuz 153,92 m boyunda, 19,20 m genişliğinde, 7,31 m3 su çeken gemileri havuzlamaya müsâit bir hâle gelmiştir. Tanzimat devrinde tersânenin Hasköy kısmına Vâlide Kızağı, Taşkızak ve Ağaçkızak inşâ edilmiştir ki, Taşkızak’ın inşaatı 1840’ta bitirilmiştir.<br />
<br />
Haliç Tersânesinde bu havuzlar hâlen kullanılmakta olup, sâdece kapakları değiştirilmiştir. Ecdattan kalan bu eserler tamâmen Türk mühendis ve işçisinin emeğiyle yapılmıştır. Bugün özel teknikler kullanılarak yapılan havuz inşaatları düşünüldüğünde eskilerin, o günkü imkânlarla nasıl yapılabildiği hâlen tam olarak bilinmemektedir. O günlerden kalan bu taş havuzlardan başkaca hiçbir taş havuzumuz (Kuru havuz) yoktur. Pendik Tersânesinde 1969 senesinde büyük bir kuru havuz inşaatına başlanmışsa da sâdece hafriyatı yapılıp bırakılmıştır.<br />
<br />
Öte yandan Yavuz Sultan Selim Han zamânında sınırlar Mısır’a kadar ulaşınca harekât ve lojistik destek kolaylıkları sağlamak maksadıyla Süveyş ve Mısır kaptanlığı adıyla bağımsız bir kaptanlık kurdular. Bu donanma 1532 yılında 80 parça olarak Mısır Beylerbeyi Süleyman Paşa zamânında kurulmuştu. Gemi ihtiyaçlarını karşılamak için de Süveyş Tersânesi tesis edilmişti. Bu donanmayla Hint ve Umman denizlerinde faaliyet gösteren Portekizlilerle mücâdele edildiği gibi, Hindistan taraflarındaki İslâm ülkelerine de yardım yapılmıştır.<br />
<br />
Osmanlılar Macaristan’ı fethettikten sonra, Tuna Nehri üzerindeki Rusçuk şehrinde tersâne yaptılar. Burada hafif nehir gemileri yapılır ve onarılırdı. Ayrıca kışın gemiler, bu tersânede kışlarlardı. Yerleri bakımından önemli olan bu tersânelerin yanında Basra ve çevresini korumak için Birecik (Urfa)te küçük bir tersâne kuruldu. Hafif gemilerin yapıldığı bu tersânede 18. yüzyıl sonlarında Fırat’ta çalışmak için hafif bir filo (ince donanma) donatılmıştı. Büyük harp gemisi inşaasına müsâit Gemlik Tersânesiyse 19. yüzyıl sonuna kadar faaliyetini sürdürmüştür.<br />
<br />
Diğer bir Osmanlı tersânesi de İzmit Tersânesidir. Eski şekli bilinmeyen bu tersânenin muhâfaza duvarları 1838 yılında Sultan İkinci Mahmûd Han tarafından yapılmıştır. Bu tersânenin kapasitesi hakkında bir fikir edinilmesi için muhtelif senelerde inşâ edilmiş bâzı gemilerin vasıfları aşağıda verilmiştir.<br />
<br />
Feyziye Kalyonu: 1836’da inşâ edilmiştir. Geminin boyu 60,35 m, genişliği 16,76 m ve çektiği su 7,01 m3tür.<br />
<br />
Feyzi Rahman Firkateyni: (Firkateyn: Üç direkli, hem güvertesinde, hem ambarında otuzdan yetmişe kadar topu olan 1500 kadar mürettebatlı, yalnız yelkenle yürüyen ve yelken donanımı tam, ağır harp gemisi) 1828 yılında inşâ edilmiştir. Boyu 39,32 m, genişliği 10,67 m ve çektiği su 4,57 m3tür.<br />
<br />
Hüdâvendigâr Firkateyni: 1860 yılında inşâ edilmiştir. Boyu 52,42 m, genişliği 31,1 m ve çekdiği su 6,40 m3tür.<br />
<br />
Peyki Ticâret Gemisi: 1840 yılında inşâ edilmiştir. Boyu 36,58 m, genişliği 8,53 m, çekdiği su 1,83 m3tür.<br />
<br />
Şadiye Kalyonu: 1857 yılında inşâ edilmiştir. Boyu 97,54 m, genişliği 17,68 m, çektiği su 8,38 m3 olup, makine beygir kuvveti 650’dir.<br />
<br />
Bugün Türkiye’de gemi inşâ edebilecek kapasitede; Pendik Tersânesi, Camialtı Tersânesi, Gölcük Tersânesi, Taşkızak Tersânesi mevcuttur. Camialtı Tersânesiyle Taşkızak Tersânesi Osmanlılar zamânından kalma tersâneler olup, tezgah kapasiteleri yönünden geliştirilmiştir. Gölcük Tersânesi Komutanlığının kuruluşu 1926 senesine rastlar. Yavuz’un havuzlanması maksadıyla başlatılan onarım tesisleri 1942 senesinde makine fabrikası, döküm fabrikası ve tekne fabrikalarının inşaasıyla tersâne hâline dönmüştür. Tersânenin asıl gelişmesi 1947 senesinden sonra NATO yardımları çerçevesinde olmuştur. Bugün Gölcük Tersânesinde denizaltı, muhrip, fırkateyn, çıkarma araçları 30.000 dwt’luk sivil gemiler yapılabilmektedir. İstanbul Tuzla’daki Pendik Tersânesi Türkiye’nin en büyük tersânesi olup, 1980 senesinde tam faaliyete geçmiştir. Büyük tersâneler yanında küçük tâmir atelyeleri de faaliyetlerini sürdürmektedir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynak</span></span><br />
<br />
Rehber Ansiklopedisi</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[TERMOMETRE]]></title>
			<link>https://forum.bizdeblog.com/showthread.php?tid=31699</link>
			<pubDate>Fri, 11 Oct 2024 20:07:50 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forum.bizdeblog.com/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forum.bizdeblog.com/showthread.php?tid=31699</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">TERMOMETRE</span></span><br />
<br />
Alm. Thermometer (n), Wärmemesser (m), Fr. Thermomètre (m), İng. Thermometer. Sıcaklık ölçen âlet. Termometrelerin çalışma prensibi, pekçok maddenin sıcaklıkla genleşmesi esâsına dayanmaktadır.<br />
<br />
En sık rastlananı cıvalı termometredir. Bu çok küçük kesite sâhip ve üst ucu kapalı bir tüpten ibârettir. Alt ucundaysa içinde cıva bulunan küresel veya silindirik bir hazne bulunur. Isıtılmasıyla, civa genişler ve tüpte yükselir. Tüpün kesitinin küçük olmasından dolayı az bir hacim büyümesinde cıvanın yükselmesi oldukça fazladır. Termometre iki sâbit nokta arasında kalibre edilir. Bunlar suyun donma noktasıyla kaynama noktasıdır. Normal atmosfer basıncında (760 mm cıva basıncı) bu iki nokta arasındaki mesâfe Celcius termometresinde 100 eşit parçaya bölünür. Bunların her biri bir Centigrad’ı (1°C) gösterir. Fahrenheit ölçüsündeyse bu 180 eşit parçaya bölünür. Bunların her biriyse Fahrenheit’i (1°F) gösterir. Bu ölçümde, suyun donma ve kaynama noktası sırayla 32°F ve 212°F olarak belirlenir. Réamur ölçümündeyse bu noktalar 0°R ve 80°R olarak isimlendirilir. Ara da 80 parçaya bölünür. Cıva -39°C’de donduğu için çok düşük sıcaklıkların ölçümü için uygun değildir. Bu tür olanlar donma noktası düşük olan renkli alkolle doldurulmuştur. Ulaşılabilecek en düşük sıcaklık mutlak sıfır olup, -273,16°C’dir. Mutlak sıfırdan başlayan bir ölçü de Kelvin’dir, yâni -273,16°C= 0°K’dır.<br />
<br />
Termokupl: Farklı iki metal veya metal alaşımı telin (meselâ, bakırla demir gibi) birleştirilmesi ve bundan sonra birleşimlerden birinin sâbit sıcaklıkta tutulurken, diğerinin ısıtılması sonucu iki bileşim arasında bir termo-elektrik potansiyel farkı ortaya çıkar. Bu potansiyel farkı (volt), sıcaklığın farkının büyüklüğü nispetinde büyük olur ve voltmetreyle okunabilir. Bu voltmetrenin verilen sıcaklık için kalibre edilmesi sonucu, sıcaklık ölçebilecek bir termokupl elde edilmiş olur. Tek bir termokuplun verdiği voltaj birkaç milivolt gibi çok küçüktür. Yüksek voltaj için sıcak ve soğuk bileşimlere sâhip termokuplların sayısı arttırılır ve seri bağlama yapılır. Böylece termopil veya termo elektrik pil elde edilmiş olur.<br />
<br />
Direnç termometresi: Bu bir iletkenin elektrik akımına karşı gösterdiği direncin sıcaklıkla değişimine dayanan bir âlettir. Metallerin pek çoğunun sıcaklıkları arttıkça elektrik geçirgenlikleri azalır. Ortaya çıkan direnç belirli sınırlar içinde, sıcaklıkla orantılıdır. Termometrede kullanılan direnç platin veya nikel tel şeklinde olup, direnci 0°C’de 100 ohm olacak şekilde düzenlenir. Sıcaklık değişimiyle direnç değişimi, akım şiddetinin değişimi olarak, meselâ çapraz bobin âletiyle ölçülür. Bu âletin göstergesi her iki bobinden geçen akım şiddeti (0) ile orantılı sapar. Bir bobindeki akım sıcaklıktan etkilenmeyecek şekilde direnç yoluyla sâbit tutulurken diğer bobindeki akım termometre telindeki sıcaklıkla değişen direnç yoluyla belirlenir.<br />
<br />
İki metalli termometre: Benzer olmayan iki metal şeritin birleştirilmesinden meydana gelir. Farklı uzama katsayısına sâhip olan bu maddeler ısıyla farklı boylarda uzarlar. Spirâl şeklinde düzenlenen bu çeşit termometreye konacak gösterge, sıcaklıkla değişiminde hareket ederek sıcaklığın ölçüsünü bildirir. Göstergenin bilinen sıcaklıklarla kalibre edilmesi gerekir.<br />
<br />
Pirometre: Cıvalı termometrelerle ölçülmesi mümkün olmayan yüksek sıcaklıkları ölçmeye yarayan bir tür termometredir. Sıcaklığı ölçülmesi istenen cismin yaydığı radyasyon enerjisinin ölçülmesi esâsına dayanır. Optik ve radyasyonlu pirometreler olmak üzere başlıca iki çeşidi vardır.<br />
<br />
Optik pirometrede sıcaklığı ölçülecek cismin yaydığı görünür radyasyonun parlaklığı, pirometre üzerindeki tungsten filamanlı bir lâmbanın ışığının parlaklığıyla mukâyese edilir. Tungsten lâmbanın parlaklığı, bir potansiyometre vâsıtasıyla voltaj değiştirilerek, cismin yaydığı ışığın parlaklığına eşit olana kadar ayarlanır. Parlaklıklar aynı olduğu anda göstergeden direkt olarak sıcaklık okunur. Çünkü gösterge voltaj-sıcaklık arasındaki bağıntıya göre kalibre edilmiştir. Bu metodla 500-3000°C arası sıcaklıklar ölçülebilir. Özel camlar kullanılarak bu sıcaklık daha da arttırılabilir.<br />
<br />
Radyasyon pirometreleri optik pirometrelerin aksine geniş dalga boylarıyla çalışır. Sıcaklığı ölçülecek cismin yaydığı radyasyon; termopil, bolometre ve fotoelektrik pil gibi bir hissedici termik eleman üzerine mercekle odaklanır. Bu termik eleman sıcaklığa göre kalibre edilmiş voltmetre gibi bir âlete bağlı olduğundan âletin göstergesi direk olarak sıcaklığı verir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynak</span></span><br />
<br />
Rehber Ansiklopedisi</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">TERMOMETRE</span></span><br />
<br />
Alm. Thermometer (n), Wärmemesser (m), Fr. Thermomètre (m), İng. Thermometer. Sıcaklık ölçen âlet. Termometrelerin çalışma prensibi, pekçok maddenin sıcaklıkla genleşmesi esâsına dayanmaktadır.<br />
<br />
En sık rastlananı cıvalı termometredir. Bu çok küçük kesite sâhip ve üst ucu kapalı bir tüpten ibârettir. Alt ucundaysa içinde cıva bulunan küresel veya silindirik bir hazne bulunur. Isıtılmasıyla, civa genişler ve tüpte yükselir. Tüpün kesitinin küçük olmasından dolayı az bir hacim büyümesinde cıvanın yükselmesi oldukça fazladır. Termometre iki sâbit nokta arasında kalibre edilir. Bunlar suyun donma noktasıyla kaynama noktasıdır. Normal atmosfer basıncında (760 mm cıva basıncı) bu iki nokta arasındaki mesâfe Celcius termometresinde 100 eşit parçaya bölünür. Bunların her biri bir Centigrad’ı (1°C) gösterir. Fahrenheit ölçüsündeyse bu 180 eşit parçaya bölünür. Bunların her biriyse Fahrenheit’i (1°F) gösterir. Bu ölçümde, suyun donma ve kaynama noktası sırayla 32°F ve 212°F olarak belirlenir. Réamur ölçümündeyse bu noktalar 0°R ve 80°R olarak isimlendirilir. Ara da 80 parçaya bölünür. Cıva -39°C’de donduğu için çok düşük sıcaklıkların ölçümü için uygun değildir. Bu tür olanlar donma noktası düşük olan renkli alkolle doldurulmuştur. Ulaşılabilecek en düşük sıcaklık mutlak sıfır olup, -273,16°C’dir. Mutlak sıfırdan başlayan bir ölçü de Kelvin’dir, yâni -273,16°C= 0°K’dır.<br />
<br />
Termokupl: Farklı iki metal veya metal alaşımı telin (meselâ, bakırla demir gibi) birleştirilmesi ve bundan sonra birleşimlerden birinin sâbit sıcaklıkta tutulurken, diğerinin ısıtılması sonucu iki bileşim arasında bir termo-elektrik potansiyel farkı ortaya çıkar. Bu potansiyel farkı (volt), sıcaklığın farkının büyüklüğü nispetinde büyük olur ve voltmetreyle okunabilir. Bu voltmetrenin verilen sıcaklık için kalibre edilmesi sonucu, sıcaklık ölçebilecek bir termokupl elde edilmiş olur. Tek bir termokuplun verdiği voltaj birkaç milivolt gibi çok küçüktür. Yüksek voltaj için sıcak ve soğuk bileşimlere sâhip termokuplların sayısı arttırılır ve seri bağlama yapılır. Böylece termopil veya termo elektrik pil elde edilmiş olur.<br />
<br />
Direnç termometresi: Bu bir iletkenin elektrik akımına karşı gösterdiği direncin sıcaklıkla değişimine dayanan bir âlettir. Metallerin pek çoğunun sıcaklıkları arttıkça elektrik geçirgenlikleri azalır. Ortaya çıkan direnç belirli sınırlar içinde, sıcaklıkla orantılıdır. Termometrede kullanılan direnç platin veya nikel tel şeklinde olup, direnci 0°C’de 100 ohm olacak şekilde düzenlenir. Sıcaklık değişimiyle direnç değişimi, akım şiddetinin değişimi olarak, meselâ çapraz bobin âletiyle ölçülür. Bu âletin göstergesi her iki bobinden geçen akım şiddeti (0) ile orantılı sapar. Bir bobindeki akım sıcaklıktan etkilenmeyecek şekilde direnç yoluyla sâbit tutulurken diğer bobindeki akım termometre telindeki sıcaklıkla değişen direnç yoluyla belirlenir.<br />
<br />
İki metalli termometre: Benzer olmayan iki metal şeritin birleştirilmesinden meydana gelir. Farklı uzama katsayısına sâhip olan bu maddeler ısıyla farklı boylarda uzarlar. Spirâl şeklinde düzenlenen bu çeşit termometreye konacak gösterge, sıcaklıkla değişiminde hareket ederek sıcaklığın ölçüsünü bildirir. Göstergenin bilinen sıcaklıklarla kalibre edilmesi gerekir.<br />
<br />
Pirometre: Cıvalı termometrelerle ölçülmesi mümkün olmayan yüksek sıcaklıkları ölçmeye yarayan bir tür termometredir. Sıcaklığı ölçülmesi istenen cismin yaydığı radyasyon enerjisinin ölçülmesi esâsına dayanır. Optik ve radyasyonlu pirometreler olmak üzere başlıca iki çeşidi vardır.<br />
<br />
Optik pirometrede sıcaklığı ölçülecek cismin yaydığı görünür radyasyonun parlaklığı, pirometre üzerindeki tungsten filamanlı bir lâmbanın ışığının parlaklığıyla mukâyese edilir. Tungsten lâmbanın parlaklığı, bir potansiyometre vâsıtasıyla voltaj değiştirilerek, cismin yaydığı ışığın parlaklığına eşit olana kadar ayarlanır. Parlaklıklar aynı olduğu anda göstergeden direkt olarak sıcaklık okunur. Çünkü gösterge voltaj-sıcaklık arasındaki bağıntıya göre kalibre edilmiştir. Bu metodla 500-3000°C arası sıcaklıklar ölçülebilir. Özel camlar kullanılarak bu sıcaklık daha da arttırılabilir.<br />
<br />
Radyasyon pirometreleri optik pirometrelerin aksine geniş dalga boylarıyla çalışır. Sıcaklığı ölçülecek cismin yaydığı radyasyon; termopil, bolometre ve fotoelektrik pil gibi bir hissedici termik eleman üzerine mercekle odaklanır. Bu termik eleman sıcaklığa göre kalibre edilmiş voltmetre gibi bir âlete bağlı olduğundan âletin göstergesi direk olarak sıcaklığı verir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynak</span></span><br />
<br />
Rehber Ansiklopedisi</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[TERMODİNAMİK]]></title>
			<link>https://forum.bizdeblog.com/showthread.php?tid=31698</link>
			<pubDate>Fri, 11 Oct 2024 20:06:56 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forum.bizdeblog.com/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forum.bizdeblog.com/showthread.php?tid=31698</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">TERMODİNAMİK</span></span><br />
<br />
Alm. Thermodynamik, Wärmekraftlehre (f), Fr. Thermodynamique (f), İng. Thermodynamics. Enerji ve enerji dönüşümlerini, entropiyi ve burada maddenin fizikî özellikleri arasındaki bağıntıları inceleyen bir ilim. Termodinamik fiziğin bir koludur. Diğer ilimlerde olduğu gibi, termodinamik de esas olarak önce gözleme, deneye dayanır. Sonra elde edilen neticelerden termodinamiğin kânunları formüle edilir. Bu kânunlar, termodinamiğin sıfırıncı, birinci, ikinci ve üçüncü kânunlarıdır. Sıfırıncı kânun ısıl denge ve sıcaklıkla, birinci kânun enerjiyle, ikinci kânun entropiyle ve üçüncü kânun mutlâk entropiyle ilgilidir. Mühendislik problemlerinin çözümünde en çok termodinamiğin birinci kânunu ve ikinci kânunu kullanılır.<br />
<br />
Kapalı sistemler için termodinamiğin birinci kânunu, herhangi bir hal değişimindeki ısı değişimi, iş değişimi ve iç enerji değişimi arasındaki bağıntıyı belirler. Buna göre ısı değişimiyle iş değişimi arasındaki fark iç enerji değişimine eşittir.<br />
<br />
Sıcaklıkla ısı birbirinden ayrı kavramlardır. Sıcaklık sisteme âit bir özelliktir. Isı ise sisteme âit özellik değildir. Isı, sistem sınırında sıcaklık farkından dolayı meydana gelen enerji akışıdır. Bu sebeple, denizin veya havanın sıcaklığı şu kadar derece demek doğru, fakat ısısı şu kadar derece demek yanlıştır. Sıcaklık ve ısı ifâdeleri çoğu zaman gazetelerde, radyoda ve halk arasında yanlış kullanılmaktadır.<br />
<br />
Termodinamiğin ikinci kânununun iki ifâdesi vardır:<br />
<br />
Kelwin Planck ifâdesi: Bir ısı kaynağından ısı çekerek bu ısının tamâmını işe çeviren bir ısı makinası yapmak mümkün değildir.<br />
<br />
Clausius ifâdesi: Düşük sıcaklıktaki bir ortamdan yüksek sıcaklıktaki bir ortama ısı nakli ancak dışarıdan bir enerji vermek sûretiyle mümkün olur (buzdolaplarında olduğu gibi).<br />
<br />
Termodinamiğin ikinci kânununun önemli konularından biri de entropidir. Kâinattaki bütün olaylarda entropi (değişiklik) artışı vardır. Bu sebeple kâinatın entropisi hızla artmaktadır. Nihâyet kâinatın entropisi maksimum noktaya gelecektir. Maksimum olması demek, daha fazla artmaz demektir. Bu da entropi artışını meydana getiren kâinattaki olayların durması demektir. Kâinattaki olayların durması, bitmesi demekse kıyâmetin kopması demektir. Burada olduğu gibi, müsbet ilimler doğru anlaşılır ve herhangi bir felsefî görüşe âlet edilmezse insanı gerçeğe ve Allah’a götürmektedir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynak</span></span><br />
<br />
Rehber Ansiklopedisi</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">TERMODİNAMİK</span></span><br />
<br />
Alm. Thermodynamik, Wärmekraftlehre (f), Fr. Thermodynamique (f), İng. Thermodynamics. Enerji ve enerji dönüşümlerini, entropiyi ve burada maddenin fizikî özellikleri arasındaki bağıntıları inceleyen bir ilim. Termodinamik fiziğin bir koludur. Diğer ilimlerde olduğu gibi, termodinamik de esas olarak önce gözleme, deneye dayanır. Sonra elde edilen neticelerden termodinamiğin kânunları formüle edilir. Bu kânunlar, termodinamiğin sıfırıncı, birinci, ikinci ve üçüncü kânunlarıdır. Sıfırıncı kânun ısıl denge ve sıcaklıkla, birinci kânun enerjiyle, ikinci kânun entropiyle ve üçüncü kânun mutlâk entropiyle ilgilidir. Mühendislik problemlerinin çözümünde en çok termodinamiğin birinci kânunu ve ikinci kânunu kullanılır.<br />
<br />
Kapalı sistemler için termodinamiğin birinci kânunu, herhangi bir hal değişimindeki ısı değişimi, iş değişimi ve iç enerji değişimi arasındaki bağıntıyı belirler. Buna göre ısı değişimiyle iş değişimi arasındaki fark iç enerji değişimine eşittir.<br />
<br />
Sıcaklıkla ısı birbirinden ayrı kavramlardır. Sıcaklık sisteme âit bir özelliktir. Isı ise sisteme âit özellik değildir. Isı, sistem sınırında sıcaklık farkından dolayı meydana gelen enerji akışıdır. Bu sebeple, denizin veya havanın sıcaklığı şu kadar derece demek doğru, fakat ısısı şu kadar derece demek yanlıştır. Sıcaklık ve ısı ifâdeleri çoğu zaman gazetelerde, radyoda ve halk arasında yanlış kullanılmaktadır.<br />
<br />
Termodinamiğin ikinci kânununun iki ifâdesi vardır:<br />
<br />
Kelwin Planck ifâdesi: Bir ısı kaynağından ısı çekerek bu ısının tamâmını işe çeviren bir ısı makinası yapmak mümkün değildir.<br />
<br />
Clausius ifâdesi: Düşük sıcaklıktaki bir ortamdan yüksek sıcaklıktaki bir ortama ısı nakli ancak dışarıdan bir enerji vermek sûretiyle mümkün olur (buzdolaplarında olduğu gibi).<br />
<br />
Termodinamiğin ikinci kânununun önemli konularından biri de entropidir. Kâinattaki bütün olaylarda entropi (değişiklik) artışı vardır. Bu sebeple kâinatın entropisi hızla artmaktadır. Nihâyet kâinatın entropisi maksimum noktaya gelecektir. Maksimum olması demek, daha fazla artmaz demektir. Bu da entropi artışını meydana getiren kâinattaki olayların durması demektir. Kâinattaki olayların durması, bitmesi demekse kıyâmetin kopması demektir. Burada olduğu gibi, müsbet ilimler doğru anlaşılır ve herhangi bir felsefî görüşe âlet edilmezse insanı gerçeğe ve Allah’a götürmektedir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynak</span></span><br />
<br />
Rehber Ansiklopedisi</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[TERLİKSİ HAYVAN (Paramaecium)]]></title>
			<link>https://forum.bizdeblog.com/showthread.php?tid=31697</link>
			<pubDate>Fri, 11 Oct 2024 20:05:10 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forum.bizdeblog.com/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forum.bizdeblog.com/showthread.php?tid=31697</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">TERLİKSİ HAYVAN (Paramaecium)</span></span><br />
<br />
Alm. Paramaecium (n), Fr. Paramécie (f), İng. Paramecium. Familyası: Paramesyumgiller (Paramaeciidae). Yaşadığı yerler: Tatlı ve acı sularda serbest hâlde yaşarlar. Özellikleri: Vücutları kirpiklerle bezenmiş bir hücreli mikroorganizmalar. Kirpikleriyle hareket ederler. Çeşitleri: Sekiz türü vardır. Kirpikliler (Ciliata) sınıfının tüm kirpikliler (Holotricha) takımından, çoğunlukla tatlı sularda yaşayan bir hücreli birkaç türe verilen genel ad. Sekiz türü bilinmektedir. Yedi tânesi durgun veya akarsularda, biri acı sularda yaşar. Büyüklükleri 0,07 mm ile 0,30 mm arasında değişir. Mikroskopta görünüşü bir terliğe benzer. “Paramesyum” olarak da bilinir. Paramesyumda vücut “pelikula” denen sert bir örtüyle kaplıdır. Pelikula kıla benzer “sil” denilen 2500 kadar titrek tüyle örtülüdür. Bu stoplazmik tüylerin hareketiyle hayvan su içinde ekseni etrafında dönerek ilerler.<br />
<br />
İki çekirdeğe sâhiptir. Büyüğüne “makro nukleus” küçüğüne “mikro nukleus” adı verilir. Büyük çekirdeğini kaybeden terliksi ölür. Pelikulanın dibinde, yuvalarında kıvrılı duran “trikosist” denen savunma iplikleri vardır. Tehlike ânında gerilerek dışarı fırlarlar. Vücudun 2-3 misli kadar uzayabilirler. Bu yapılar, hayvanı bir yere bağlamakta, avını yakalamada ve korunmada kullanılır.<br />
<br />
Yiyecekleri; bakteriler, diğer küçük organizmalar ve organik maddelerdir. Hareketsizken ağız çevresindeki kirpiklerin hareketiyle bir su akımı meydana gelir. Ağız içine giren besin, ağız yutağının sonunda bir besin kofuluyla çevrilerek ağızdan ayrılır ve vücutta dolaşır. Besin enzimleriyle koful içinde sindirilir. Artık katı maddeler hücre anüsünden, vücutta biriken fazla su “kontraktil koful” denen boşaltım organelleriyle dışarı atılır. İki adet olan boşaltım kofulları sırayla çalışır. Biri çalışırken diğeri dinlenir. Yarım saat içinde vücut hacmine eşit suyu boşaltabilirler.<br />
<br />
CO2 ve NH3 gibi artık gazlar da osmozla dışarı atılır. Solunum için gerekli oksijen de yine deriden osmozla alınır. Çoğunlukla bölünmeyle ürerler. İyi beslenen bir paramesyum bir günde 4-5 defâ bölünür. Bâzan iki fert karşılıklı gelerek gen alış verişi yaparlar. Bu çeşit eşeyli üremeye “konjugasyon” adı verilir.<br />
<br />
Isı, ışık ve kimyâsal etkilere karşı hassastırlar. Bâzı terliksilerde “nötromotor” denilen çok basit sinir telleri ağı vardır. Etkilere göre çeşitli durumlar alırlar. Uygunsuz şartlarda “kist” hâline dönüşerek uzun zaman dayanırlar. Yağmur suları ve rüzgârla değişik ortamlara taşınırlar. Su birikintilerinin çoğunda terliksi hayvanlara rastlamak mümkündür. Bol oldukları zaman suyun yüzeyinde beyaz toz hâlinde gözle de fark edilebilirler.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynak</span></span><br />
<br />
Rehber Ansiklopedisi</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">TERLİKSİ HAYVAN (Paramaecium)</span></span><br />
<br />
Alm. Paramaecium (n), Fr. Paramécie (f), İng. Paramecium. Familyası: Paramesyumgiller (Paramaeciidae). Yaşadığı yerler: Tatlı ve acı sularda serbest hâlde yaşarlar. Özellikleri: Vücutları kirpiklerle bezenmiş bir hücreli mikroorganizmalar. Kirpikleriyle hareket ederler. Çeşitleri: Sekiz türü vardır. Kirpikliler (Ciliata) sınıfının tüm kirpikliler (Holotricha) takımından, çoğunlukla tatlı sularda yaşayan bir hücreli birkaç türe verilen genel ad. Sekiz türü bilinmektedir. Yedi tânesi durgun veya akarsularda, biri acı sularda yaşar. Büyüklükleri 0,07 mm ile 0,30 mm arasında değişir. Mikroskopta görünüşü bir terliğe benzer. “Paramesyum” olarak da bilinir. Paramesyumda vücut “pelikula” denen sert bir örtüyle kaplıdır. Pelikula kıla benzer “sil” denilen 2500 kadar titrek tüyle örtülüdür. Bu stoplazmik tüylerin hareketiyle hayvan su içinde ekseni etrafında dönerek ilerler.<br />
<br />
İki çekirdeğe sâhiptir. Büyüğüne “makro nukleus” küçüğüne “mikro nukleus” adı verilir. Büyük çekirdeğini kaybeden terliksi ölür. Pelikulanın dibinde, yuvalarında kıvrılı duran “trikosist” denen savunma iplikleri vardır. Tehlike ânında gerilerek dışarı fırlarlar. Vücudun 2-3 misli kadar uzayabilirler. Bu yapılar, hayvanı bir yere bağlamakta, avını yakalamada ve korunmada kullanılır.<br />
<br />
Yiyecekleri; bakteriler, diğer küçük organizmalar ve organik maddelerdir. Hareketsizken ağız çevresindeki kirpiklerin hareketiyle bir su akımı meydana gelir. Ağız içine giren besin, ağız yutağının sonunda bir besin kofuluyla çevrilerek ağızdan ayrılır ve vücutta dolaşır. Besin enzimleriyle koful içinde sindirilir. Artık katı maddeler hücre anüsünden, vücutta biriken fazla su “kontraktil koful” denen boşaltım organelleriyle dışarı atılır. İki adet olan boşaltım kofulları sırayla çalışır. Biri çalışırken diğeri dinlenir. Yarım saat içinde vücut hacmine eşit suyu boşaltabilirler.<br />
<br />
CO2 ve NH3 gibi artık gazlar da osmozla dışarı atılır. Solunum için gerekli oksijen de yine deriden osmozla alınır. Çoğunlukla bölünmeyle ürerler. İyi beslenen bir paramesyum bir günde 4-5 defâ bölünür. Bâzan iki fert karşılıklı gelerek gen alış verişi yaparlar. Bu çeşit eşeyli üremeye “konjugasyon” adı verilir.<br />
<br />
Isı, ışık ve kimyâsal etkilere karşı hassastırlar. Bâzı terliksilerde “nötromotor” denilen çok basit sinir telleri ağı vardır. Etkilere göre çeşitli durumlar alırlar. Uygunsuz şartlarda “kist” hâline dönüşerek uzun zaman dayanırlar. Yağmur suları ve rüzgârla değişik ortamlara taşınırlar. Su birikintilerinin çoğunda terliksi hayvanlara rastlamak mümkündür. Bol oldukları zaman suyun yüzeyinde beyaz toz hâlinde gözle de fark edilebilirler.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynak</span></span><br />
<br />
Rehber Ansiklopedisi</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[TERLEMEK (Tıp)]]></title>
			<link>https://forum.bizdeblog.com/showthread.php?tid=31696</link>
			<pubDate>Fri, 11 Oct 2024 20:04:30 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forum.bizdeblog.com/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forum.bizdeblog.com/showthread.php?tid=31696</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">TERLEMEK (Tıp)</span></span><br />
<br />
Alm. Schwitzen, Fr. Suer; transpirer, İng. To sweat, to perspire. Vücuttaki ter bezleri tarafından özel bir vücut sıvısının ifraz olunması. Ter bezleri sâdece memelilerde bulunur. Cildin derinlerinde yerleşir ve yüzeye kıvrımlı bir salgı kanalıyla açılırlar. Terin % 98’i su, % 2’si ise çeşitli kimyevî maddelerdir (tuz, yağ asitleri, üre, sülfatlar, albümin ve bâzı aminoasitler).<br />
<br />
Memelilerin nispeten yüksek bir vücut sıcaklığına sâhip olmaları çok uygun bir durumdur. Eğer bir memelinin vücut ısısı 30°C olsaydı, bu canlının, hava sıcaklığı 37°C olan bir yerde yeterince terleyip, bunu buharlaştırarak kendini serinletmesi mümkün olmayacaktı. İnsanlarda terin buharlaşmasıyla meydana gelen serinlemenin, vücut ısısının desteğinde ne kadar mükemmel bir mekanizma olduğu buradan da anlaşılmaktadır.<br />
<br />
Sıcaklığa bağlı terleme fizyolojik bir olaydır, fakat aşırı durumlarda vücûdun sıvı dengesini bozabilir. Bâzı araştırıcılara göre en fazla ter çıkarabilme kapasitesi saatte 3-4 litredir. Aşırı terleme vücuttan yüksek oranda su kaybına yol açar. Bu su, ter bezlerinin kılcal damarlarından geçerek kandan alınırken öte yandan başka vücut kompartımanlarınca yerine konulmaktadır. Bu derece aşırı bir su kaybı, su içmek gibi bir yolla yerine konulmadan devam ettirilemez.<br />
<br />
Hava sıcaklığındaki 1°Clik bir artış için ter atılımı saatte 20 gr’lık bir artış gösterir. Terle berâber çeşitli tuzların da atılması sözkonusudur, böylece su ve elektrolit dengesi korunmaktadır. Aşırı terlemeyle kaybedilen tuz da diyetle yerine konulmalıdır. Aksi takdirde aşırı terleyen birisi sâdece su içerse, neticede su zehirlenmesi denen bir durum ortaya çıkar.<br />
<br />
1 ml ter buharlaştığında vücuttan 0,58 kalorilik ısı atılır. Ter buharlaşmayıp akarsa ısı atılamaz. Hava kuru olduğunda vücut aşırı sıcaklara dayanır. Havadaki nem, terlemeyi zorlaştırır.<br />
<br />
İki tip ter bezi vardır:<br />
<br />
1. Ekrin ter bezleri: Kasıklar, tırnak, yanaklar, dudak kırmızısı hâriç olmak üzere vücûdun her tarafında rastlanır. Bilhassa el ayası ve ayak tabanında çok fazla bulunur. Bütün vücutta iki milyon kadar ekrin ter bezi bulunduğu sanılmaktadır. Ekrin bezler, sempatik sinir sistemi kontrolunda vücut ısısını ayarlar. Dâhili sıcaklık artınca ekrin bezlerin cilt yüzeyine salgıladıkları su buharlaşarak sıcaklığı atar. Ekrin ter bezleri üç tip uyarı neticesinde ter maydana getirirler. İlk olarak bütün bezlerin hissedilmeyen terleme denilen günde yaklaşık yarım litreyi bulan normal bir salgısı vardır. İkinci olarak sıcaklık artışının yol açtığı terleme vardır. Üçüncü olarak da sıkıntı ve streslerin alın, avuç içi, ayak tabanı ve kasıklardaki bezlerde salgı artışına yol açması. Bâzı araştırıcılara göre ekrin ter bezlerinin boşaltım vazifesi de vardır.<br />
<br />
2. Apokrin ter bezleri: Koltuk altı, kasıklar ve meme başları gibi mahdut bölgelerde rastlanan büyük bezlerdir. Apokrin bezler cinsî hayatta rol oynarlar. Renkli ırklarda beyazlara göre, kadınlarda erkeklere göre daha fazladır. Apokrin ter bezleri bulûğ çağında bâzı hormonal değişikliklerle uyarılana kadar faaliyet göstermezler. Apokrin bezler kıl folikülleriyle birlikte yağlı bir ter meydana getirmektedir. Ekrin ter bezlerinin salgısındaysa yağ yoktur. Apokrin ter bezlerinin salgısı salgılandığında kokusuz olup, bakterilerce kokulu yağ asitlerine parçalanırlar.<br />
<br />
Ter ifrazatındaki bozukluklar: Ter bezlerinin hiç vazife görmemesi hâline “anhidrozis” denir. Genellikle doğuştandır. Cilt kırmızı ve sıcaktır. Tedâvide, deri yağlanır ve nebatî bir rejim verilir.<br />
<br />
Ter bezlerinin normalden fazla çalışması hâline de “hiperhidrozis” denir. Aşırı sıcaklarda ve şişmanlıkta görüldüğü gibi, tüberküloz, hipertiroidi gibi bâzı hastalıklarda da görülür. Mevzî (lokal) olan aşırı terlemeye bilhassa avuç içi, ayak tabanı, koltuk altında rastlanır ve streslerle artar. Genel ve lokal fazla terlemelerde tedâvi asıl hastalığa göre yapılır. Lokal terlemelerde % 5 tanenli gliserin veya % 20 formalin solüsyonu kullanılabilir. Deodorantlarda bulunan % 25 yoğunluktaki alüminyum klorhidrat ter bezlerinin çıkışlarını kasıp, terin çıkışını önler.<br />
<br />
Terin çok fenâ kokulu olmasına “osmidrosis” denir. Ayaklar, koltuk altı ve kasıklarda olur.<br />
<br />
Organik hidrozlar (Ter bezi hastalıkları)<br />
<br />
a) İsilik. (Bkz. İsilik)<br />
<br />
b) Ter bezlerinin iltihapları: Koltuk altı ter bezlerinin iltihaplarına köpek memesi ismi verilir, çok ağrılıdır. Tedâvide antibiyotik verilir. Boşaltım yapılır, fakat tekrar etmeye ve nedbeleşmeye meyillidirler.<br />
<br />
Ter bezi hastalıklarına hidrozlar da denir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynak</span></span><br />
<br />
Rehber Ansiklopedisi</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">TERLEMEK (Tıp)</span></span><br />
<br />
Alm. Schwitzen, Fr. Suer; transpirer, İng. To sweat, to perspire. Vücuttaki ter bezleri tarafından özel bir vücut sıvısının ifraz olunması. Ter bezleri sâdece memelilerde bulunur. Cildin derinlerinde yerleşir ve yüzeye kıvrımlı bir salgı kanalıyla açılırlar. Terin % 98’i su, % 2’si ise çeşitli kimyevî maddelerdir (tuz, yağ asitleri, üre, sülfatlar, albümin ve bâzı aminoasitler).<br />
<br />
Memelilerin nispeten yüksek bir vücut sıcaklığına sâhip olmaları çok uygun bir durumdur. Eğer bir memelinin vücut ısısı 30°C olsaydı, bu canlının, hava sıcaklığı 37°C olan bir yerde yeterince terleyip, bunu buharlaştırarak kendini serinletmesi mümkün olmayacaktı. İnsanlarda terin buharlaşmasıyla meydana gelen serinlemenin, vücut ısısının desteğinde ne kadar mükemmel bir mekanizma olduğu buradan da anlaşılmaktadır.<br />
<br />
Sıcaklığa bağlı terleme fizyolojik bir olaydır, fakat aşırı durumlarda vücûdun sıvı dengesini bozabilir. Bâzı araştırıcılara göre en fazla ter çıkarabilme kapasitesi saatte 3-4 litredir. Aşırı terleme vücuttan yüksek oranda su kaybına yol açar. Bu su, ter bezlerinin kılcal damarlarından geçerek kandan alınırken öte yandan başka vücut kompartımanlarınca yerine konulmaktadır. Bu derece aşırı bir su kaybı, su içmek gibi bir yolla yerine konulmadan devam ettirilemez.<br />
<br />
Hava sıcaklığındaki 1°Clik bir artış için ter atılımı saatte 20 gr’lık bir artış gösterir. Terle berâber çeşitli tuzların da atılması sözkonusudur, böylece su ve elektrolit dengesi korunmaktadır. Aşırı terlemeyle kaybedilen tuz da diyetle yerine konulmalıdır. Aksi takdirde aşırı terleyen birisi sâdece su içerse, neticede su zehirlenmesi denen bir durum ortaya çıkar.<br />
<br />
1 ml ter buharlaştığında vücuttan 0,58 kalorilik ısı atılır. Ter buharlaşmayıp akarsa ısı atılamaz. Hava kuru olduğunda vücut aşırı sıcaklara dayanır. Havadaki nem, terlemeyi zorlaştırır.<br />
<br />
İki tip ter bezi vardır:<br />
<br />
1. Ekrin ter bezleri: Kasıklar, tırnak, yanaklar, dudak kırmızısı hâriç olmak üzere vücûdun her tarafında rastlanır. Bilhassa el ayası ve ayak tabanında çok fazla bulunur. Bütün vücutta iki milyon kadar ekrin ter bezi bulunduğu sanılmaktadır. Ekrin bezler, sempatik sinir sistemi kontrolunda vücut ısısını ayarlar. Dâhili sıcaklık artınca ekrin bezlerin cilt yüzeyine salgıladıkları su buharlaşarak sıcaklığı atar. Ekrin ter bezleri üç tip uyarı neticesinde ter maydana getirirler. İlk olarak bütün bezlerin hissedilmeyen terleme denilen günde yaklaşık yarım litreyi bulan normal bir salgısı vardır. İkinci olarak sıcaklık artışının yol açtığı terleme vardır. Üçüncü olarak da sıkıntı ve streslerin alın, avuç içi, ayak tabanı ve kasıklardaki bezlerde salgı artışına yol açması. Bâzı araştırıcılara göre ekrin ter bezlerinin boşaltım vazifesi de vardır.<br />
<br />
2. Apokrin ter bezleri: Koltuk altı, kasıklar ve meme başları gibi mahdut bölgelerde rastlanan büyük bezlerdir. Apokrin bezler cinsî hayatta rol oynarlar. Renkli ırklarda beyazlara göre, kadınlarda erkeklere göre daha fazladır. Apokrin ter bezleri bulûğ çağında bâzı hormonal değişikliklerle uyarılana kadar faaliyet göstermezler. Apokrin bezler kıl folikülleriyle birlikte yağlı bir ter meydana getirmektedir. Ekrin ter bezlerinin salgısındaysa yağ yoktur. Apokrin ter bezlerinin salgısı salgılandığında kokusuz olup, bakterilerce kokulu yağ asitlerine parçalanırlar.<br />
<br />
Ter ifrazatındaki bozukluklar: Ter bezlerinin hiç vazife görmemesi hâline “anhidrozis” denir. Genellikle doğuştandır. Cilt kırmızı ve sıcaktır. Tedâvide, deri yağlanır ve nebatî bir rejim verilir.<br />
<br />
Ter bezlerinin normalden fazla çalışması hâline de “hiperhidrozis” denir. Aşırı sıcaklarda ve şişmanlıkta görüldüğü gibi, tüberküloz, hipertiroidi gibi bâzı hastalıklarda da görülür. Mevzî (lokal) olan aşırı terlemeye bilhassa avuç içi, ayak tabanı, koltuk altında rastlanır ve streslerle artar. Genel ve lokal fazla terlemelerde tedâvi asıl hastalığa göre yapılır. Lokal terlemelerde % 5 tanenli gliserin veya % 20 formalin solüsyonu kullanılabilir. Deodorantlarda bulunan % 25 yoğunluktaki alüminyum klorhidrat ter bezlerinin çıkışlarını kasıp, terin çıkışını önler.<br />
<br />
Terin çok fenâ kokulu olmasına “osmidrosis” denir. Ayaklar, koltuk altı ve kasıklarda olur.<br />
<br />
Organik hidrozlar (Ter bezi hastalıkları)<br />
<br />
a) İsilik. (Bkz. İsilik)<br />
<br />
b) Ter bezlerinin iltihapları: Koltuk altı ter bezlerinin iltihaplarına köpek memesi ismi verilir, çok ağrılıdır. Tedâvide antibiyotik verilir. Boşaltım yapılır, fakat tekrar etmeye ve nedbeleşmeye meyillidirler.<br />
<br />
Ter bezi hastalıklarına hidrozlar da denir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynak</span></span><br />
<br />
Rehber Ansiklopedisi</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[TEREYAĞI]]></title>
			<link>https://forum.bizdeblog.com/showthread.php?tid=31695</link>
			<pubDate>Fri, 11 Oct 2024 20:03:32 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forum.bizdeblog.com/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forum.bizdeblog.com/showthread.php?tid=31695</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">TEREYAĞI</span></span><br />
<br />
Alm. Butter (f), Fr. Beurre (m), İng. Butter. Sütün yayıklanmasıyla elde edilen yağ. Elde ediliş şekillerine göre köy tereyağları, süthâne tereyağları ve pastörize tereyağları olarak adlandırılırlar.<br />
<br />
Tereyağı bâzı yörelerde yoğurttan, bâzı yörelerde sütten yapılır. Yoğurttan yapılan lezzet ve rayiha bakımından diğerinden üstünse de randımanlı olmayışı yüzünden tereyağı endüstrisinde kullanılmaz. Türkiye’de Vakfıkebir (Trabzon) tereyağlarının meşhur olması yoğurttan yapılmasındandır. Sütten tereyağı elde etmek için önce krema elde edilmekte, bilâhare bundan tereyağı yapılmaktadır. Krema elde etmek için merkezkaç kuvvetiyle çalışan makinalardan faydalanılır. Elde edilen krema pastörize edildikten sonra nötralize edilir. Yâni fazla asitliği bertaraf edilir. Pastörize edilmiş kremaya, tereyağına tad ve koku veren mikroorganizmalar öldüğünden laktik ve aromatik kültürler ilâve edilir. Bu şekilde kültür ilâve edilmiş krema özel kaplarda 12-15°C’de olgunlaşmaya bırakılır. Olgunlaşma neticesinde krema yayıkta yayıklanarak tereyağı ve ayran kısmı ayrılır. Tereyağı malaksör denilen makinaya alınarak karıştırılmak ve yoğrulmak sûretiyle suyu ve kıvâmı ayarlanır. 4-8°C’lik odaya nakledilerek soğutulur ve paketlenir.<br />
<br />
Tereyağının bozulmasını, acılaşmasını önlemek için suyunun iyi ayarlanması gerekir. Yine aynı maksat için % 1,5-2 geçmemesi şartıyla saf, temiz kayatuzu ilâve edilebilir. Bâzı memleketlerde gıdâ nizamnâmelerinde tereyağı bozulmalarını önlemek için sorbik asit benzeri organik asitlerin kullanılması serbesttir.<br />
<br />
Süt hayvanının cins ve ırkına bağlı olmak kaydıyla 5-10 kg sütten 1 kg tereyağı elde edilmektedir. Tereyağının terkibinde ortalama olarak % 84 yağ, % 0.8 protein, % 0.5 karbonhidrat, % 0.2 kül ve % 15-16 su vardır. A ve D vitaminlerince zengindir. Bu bileşimdeki 100 gr tereyağı 785 kilo kalori enerji verir.<br />
<br />
Tereyağının damar sertliğine sebep olduğu ileri sürülmekle berâber, yeni yapılan araştırmaların bunu teyid eder mâhiyette olmadığı dikakti çekmektedir. Bu iddia tereyağının bünyesinde bulunan kolesteroldan kaynaklanmaktadır.<br />
<br />
Güneydoğu Anadolu’da tereyağının eritilmesiyle elde edilen bir yağ vardır ki, buna sâdeyağ denir. Bunun içerisine bâzı hayvanî iç yağlar da karıştırılabilmektedir.<br />
<br />
Tereyağının kötü şartlar altında elde edilmesinden veya kötü muhâfazasından bâzı bozukluklar meydana gelmektedir. Bunlar:<br />
<br />
1. Acılık: Yağın kimyevî değişikliğinden ileri gelir. Yağın elde edildiği sütün veya kremanın pastörizasyonu ve iyi bir mukâyesesiyle önüne geçilebilir.<br />
<br />
2. Peynir tadı: Bâzı mikroplarca kazeinin parçalanmasıyla meydana gelir. Pastörizasyonla önüne geçilebilir.<br />
<br />
3. Maya tadı: Mayalar sebep olur. Çâresi pastörizasyondur.<br />
<br />
4. İç yağı tadı: Işık ve bâzı ağır metallerin (demir ve bakır) tuzlarıyla temas hâlindeki yağlarda görülür.<br />
<br />
Demir ve bakır kaplarda muhâfaza edilerek yağların direkt olarak temâsı önlenmelidir.<br />
<br />
Tereyağı buzdolabı şartlarında saklanmalıdır.<br />
<br />
Tereyağı herkese tavsiye edilebilecek çok üstün bir gıdadır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynak</span></span><br />
<br />
Rehber Ansiklopedisi</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">TEREYAĞI</span></span><br />
<br />
Alm. Butter (f), Fr. Beurre (m), İng. Butter. Sütün yayıklanmasıyla elde edilen yağ. Elde ediliş şekillerine göre köy tereyağları, süthâne tereyağları ve pastörize tereyağları olarak adlandırılırlar.<br />
<br />
Tereyağı bâzı yörelerde yoğurttan, bâzı yörelerde sütten yapılır. Yoğurttan yapılan lezzet ve rayiha bakımından diğerinden üstünse de randımanlı olmayışı yüzünden tereyağı endüstrisinde kullanılmaz. Türkiye’de Vakfıkebir (Trabzon) tereyağlarının meşhur olması yoğurttan yapılmasındandır. Sütten tereyağı elde etmek için önce krema elde edilmekte, bilâhare bundan tereyağı yapılmaktadır. Krema elde etmek için merkezkaç kuvvetiyle çalışan makinalardan faydalanılır. Elde edilen krema pastörize edildikten sonra nötralize edilir. Yâni fazla asitliği bertaraf edilir. Pastörize edilmiş kremaya, tereyağına tad ve koku veren mikroorganizmalar öldüğünden laktik ve aromatik kültürler ilâve edilir. Bu şekilde kültür ilâve edilmiş krema özel kaplarda 12-15°C’de olgunlaşmaya bırakılır. Olgunlaşma neticesinde krema yayıkta yayıklanarak tereyağı ve ayran kısmı ayrılır. Tereyağı malaksör denilen makinaya alınarak karıştırılmak ve yoğrulmak sûretiyle suyu ve kıvâmı ayarlanır. 4-8°C’lik odaya nakledilerek soğutulur ve paketlenir.<br />
<br />
Tereyağının bozulmasını, acılaşmasını önlemek için suyunun iyi ayarlanması gerekir. Yine aynı maksat için % 1,5-2 geçmemesi şartıyla saf, temiz kayatuzu ilâve edilebilir. Bâzı memleketlerde gıdâ nizamnâmelerinde tereyağı bozulmalarını önlemek için sorbik asit benzeri organik asitlerin kullanılması serbesttir.<br />
<br />
Süt hayvanının cins ve ırkına bağlı olmak kaydıyla 5-10 kg sütten 1 kg tereyağı elde edilmektedir. Tereyağının terkibinde ortalama olarak % 84 yağ, % 0.8 protein, % 0.5 karbonhidrat, % 0.2 kül ve % 15-16 su vardır. A ve D vitaminlerince zengindir. Bu bileşimdeki 100 gr tereyağı 785 kilo kalori enerji verir.<br />
<br />
Tereyağının damar sertliğine sebep olduğu ileri sürülmekle berâber, yeni yapılan araştırmaların bunu teyid eder mâhiyette olmadığı dikakti çekmektedir. Bu iddia tereyağının bünyesinde bulunan kolesteroldan kaynaklanmaktadır.<br />
<br />
Güneydoğu Anadolu’da tereyağının eritilmesiyle elde edilen bir yağ vardır ki, buna sâdeyağ denir. Bunun içerisine bâzı hayvanî iç yağlar da karıştırılabilmektedir.<br />
<br />
Tereyağının kötü şartlar altında elde edilmesinden veya kötü muhâfazasından bâzı bozukluklar meydana gelmektedir. Bunlar:<br />
<br />
1. Acılık: Yağın kimyevî değişikliğinden ileri gelir. Yağın elde edildiği sütün veya kremanın pastörizasyonu ve iyi bir mukâyesesiyle önüne geçilebilir.<br />
<br />
2. Peynir tadı: Bâzı mikroplarca kazeinin parçalanmasıyla meydana gelir. Pastörizasyonla önüne geçilebilir.<br />
<br />
3. Maya tadı: Mayalar sebep olur. Çâresi pastörizasyondur.<br />
<br />
4. İç yağı tadı: Işık ve bâzı ağır metallerin (demir ve bakır) tuzlarıyla temas hâlindeki yağlarda görülür.<br />
<br />
Demir ve bakır kaplarda muhâfaza edilerek yağların direkt olarak temâsı önlenmelidir.<br />
<br />
Tereyağı buzdolabı şartlarında saklanmalıdır.<br />
<br />
Tereyağı herkese tavsiye edilebilecek çok üstün bir gıdadır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynak</span></span><br />
<br />
Rehber Ansiklopedisi</span>]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>