<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Forum Bizde Blog - Büyüklerimizin Özlü Sözleri]]></title>
		<link>https://forum.bizdeblog.com/</link>
		<description><![CDATA[Forum Bizde Blog - https://forum.bizdeblog.com]]></description>
		<pubDate>Tue, 14 Apr 2026 17:11:36 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Abdülkadir Geylâni Hazretleri’nin Duaları]]></title>
			<link>https://forum.bizdeblog.com/showthread.php?tid=31676</link>
			<pubDate>Fri, 11 Oct 2024 19:03:16 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forum.bizdeblog.com/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forum.bizdeblog.com/showthread.php?tid=31676</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Abdülkadir Geylâni Hazretleri’nin Duaları</span></span><br />
<br />
Hak dostlarından Abdülkâdir-i Geylânî Hazretleri’nin dualarından bazıları şunlardır...<br />
<br />
Allah’ım! Bize gerek sana karşı, gerek kullarının seçkinlerine karşı hüsnü edeple davranmayı nasip et. Sebeblere dayanıp güvenme ibtilasına bizi müptela kılma! Tevhidimiz ve sana olan tevekkülümüz üzerinde bizi sabit kadem eyle! Bizi kendinle ve hacetleri yalnız sana arz etmekle başkalarından müstağnî kıl! Bizi kendi sözlerimizle ve kendi amellerimizle imtihan etme! Onlar sebebiyle cezalandırma, bize lütfunla, kereminle, cezamızdan vazgeçmekle ve müsamahanla muamele et amin!.. (Sohbet, 61)<br />
<br />
Allah’ım! Ey bütün varlıkları yaratan. Ey sebeplerin müsebbibi! Bizi varlıkları ve sebepleri sana ortak tanıma bağından kurtar. Allah’ım! Beni de dua isteyeni de kendinden başkasına muhtaç etme! Yalnız sana muhtaç olalım. Seninle müstağnî olalım yalnız seni zikir edelim. Yalnız senden isteyelim.<br />
<br />
Allah’ım! Bizler hepimiz seni murâd ediyoruz. Seni diliyoruz. Ancak afetler ve engeller bizim önümüzü kesiyor. Sana gelmemize mani oluyorlar. (62) Allah’ım! Bizi gaflet uykusundan uyandır. Bizim kimimizi, kimimizden faydalandır. Bizi yalnız kendinle meşgul et! Tâ ki nefislerimiz ıslah olsun. Nefislerimize sana gelen yolu göster, ömrümüzün kalan kısımını senin yolunda meşguliyetle geçirelim.<br />
<br />
Allah’ım! Bizi helak olmaktan kurtar, senden yalnız yakınlığını dileriz. Dünyada da ahirette de dünyada kalplerimizle, ahirette gözlerimizle, yalnız sana nazar etmeyi dileriz.<br />
<br />
Allah'ım! Sen bütün insanları kendi kapına yönelt. Bu benim tek ve ebedî isteğimdir. Her şey sana aittir, sana mahsustur. Bu benim sevap kazanmama vesile olabilecek umumî bir duadır.<br />
<br />
Allah’ım Muhammed Aleyhisselâm’a ve O’nun soyuna salât selâm eyle. İslâm ümmetinin önderini de İslâm ümmetini de muhafaza eyle. Tebeayı da tebeanın başındakini de sen koru. Onların kalplerini hayır bahsinde birbirine kenetle. Hayırlı işlerde birlik olsunlar. Birbirinin şerrini diğerinden def et. Birbirlerine zararlı olmasınlar.<br />
<br />
Allah’ım! Sen bizim kalplerimizi biliyorsun. Onları ıslah et. Sen bizim ihtiyaçlarımızdan haberdarsın, onları veriver. Sen bizim günâhlarımızı biliyorsun, onları affediver. Sen bizim kusurlarımızı, ayıplarımızı biliyorsun, onları örtüver. Bizi nehy ettiğin yerlerde görme. Yasak ettiğin yerlere gitmiş olmayalım. Emrettiğin yerlerde bizi arar duruma düşme. Biz daima senin emrettiğin yerlerde bulunalım. Bize zikrini unutturma. Bizi mekrinden emin kılma. Bizi kendinden başkasına muhtaç etme. Kendinden başkasına meyleder ve el açar duruma düşürme. Bizi senden ayıran her şeyi bizden ayır. Bize zikrini şükrünü ve güzel bir kullukla kulluk etmeyi ilham et.<br />
<br />
Allah’ım! Kötü fiillerimizi ifşa etme. Günâhlarımızı örten perdelerimizi yırtma. Kötü amellerimiz sebebiyle bizi cezalandırma. Bizi gaflette bırakma. Gaflet ve nisyan üzere bizi cezalandırma.<br />
<br />
Ya Rabbi! Eğer unutur veya hata edersek bu yüzden bizi muaheze etme.<br />
<br />
Ey Rabb’imiz! Bizden öncekilere yüklediğin gibi bize de ağır bir yük yükleme.<br />
<br />
Ey Rabb’imiz! Takatimizin yetmeyeceği şeyi bize taşıtma. Bizden sâdır olan günâhları affet, bizi mağfiret eyle. Bize merhamet et. Sen bizim mevlamızsın. Kâfir kavimlere karşı da bize yardım et. (Fethü’rğRabbanî, 26. sohbet)<br />
<br />
Allah'ım! Bizi bize döndür. Bizi kapında durdur.<br />
<br />
Allah’ım! bizi senin için, sende ve seninle eyle. Bizi sana hizmetle bahtiyar eyle. Almamız da vermemiz de yalnız senin için olsun, içimizi senden başkasının sevgisine mekân olmaktan temizle. Bizi, nehyettiğin yerlerde bulundurma. Emrettiğin yerlerde bizi bize kaybettirme. Zahirimizi sana günâh işlemekten, batınımızı da sana şirkten koru. Bizi nefislerimizin elinden al! Kurtar, sana ulaştır. Bütün fiil ve hareketlerimiz yalnız senin için olsun. Yalnız sana güvenelim, yalnız sana dayanalım. Senden gafil olmak bedbahtlığından bizi uyandır. Bizi sana taat, ibadet ve münâcât elbiseleri ile giydir. Kalblerimize ve özlerimize sana yakınlık zevkini tattır. Nasıl ki gök ile yer arasını ayırdı isen günâhlarla bizim aramızı da aynen öylece ayır. Bizi günâhlardan uzak tut. Nasıl ki gözün siyahı ile beyazının arasını biri birine yakın etti isen aynen onun gibi bizi de sana kulluğa, sana taata yakın et. Günâhlarla bizim aramızı aç. Tıpkı sana masiyet bahsinde Yusuf Aleyhisselam ile Züleyha’nın arasını açtığın gibi. (49. sohbet)<br />
<br />
Ey bir olan Yaratan! Bizi, seni tevhid edenlerden, birleyenlerden eyle! Senin yolunda gitmemize engel olanlardan bizi kurtar. Bizi kendin için seçilmişlerden eyle! Bizim iddialarımızı lütfunun ve rahmetinin delilleriyle tashih et. Kalplerimizi temizle. İşlerimizi âsân et, kolaylaştır. Bizi yalnız kendinle ünsiyet ettir. Senden başkasıyla ünsiyet etmekten koru. Bizim bütün kederlerimizi bir tek keder yap! O da sana yakınlık olsun. Dünyada ve ahirette sana yakın olmak düşüncesinden başka bir kederimiz bulunmasın!</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Abdülkadir Geylâni Hazretleri’nin Duaları</span></span><br />
<br />
Hak dostlarından Abdülkâdir-i Geylânî Hazretleri’nin dualarından bazıları şunlardır...<br />
<br />
Allah’ım! Bize gerek sana karşı, gerek kullarının seçkinlerine karşı hüsnü edeple davranmayı nasip et. Sebeblere dayanıp güvenme ibtilasına bizi müptela kılma! Tevhidimiz ve sana olan tevekkülümüz üzerinde bizi sabit kadem eyle! Bizi kendinle ve hacetleri yalnız sana arz etmekle başkalarından müstağnî kıl! Bizi kendi sözlerimizle ve kendi amellerimizle imtihan etme! Onlar sebebiyle cezalandırma, bize lütfunla, kereminle, cezamızdan vazgeçmekle ve müsamahanla muamele et amin!.. (Sohbet, 61)<br />
<br />
Allah’ım! Ey bütün varlıkları yaratan. Ey sebeplerin müsebbibi! Bizi varlıkları ve sebepleri sana ortak tanıma bağından kurtar. Allah’ım! Beni de dua isteyeni de kendinden başkasına muhtaç etme! Yalnız sana muhtaç olalım. Seninle müstağnî olalım yalnız seni zikir edelim. Yalnız senden isteyelim.<br />
<br />
Allah’ım! Bizler hepimiz seni murâd ediyoruz. Seni diliyoruz. Ancak afetler ve engeller bizim önümüzü kesiyor. Sana gelmemize mani oluyorlar. (62) Allah’ım! Bizi gaflet uykusundan uyandır. Bizim kimimizi, kimimizden faydalandır. Bizi yalnız kendinle meşgul et! Tâ ki nefislerimiz ıslah olsun. Nefislerimize sana gelen yolu göster, ömrümüzün kalan kısımını senin yolunda meşguliyetle geçirelim.<br />
<br />
Allah’ım! Bizi helak olmaktan kurtar, senden yalnız yakınlığını dileriz. Dünyada da ahirette de dünyada kalplerimizle, ahirette gözlerimizle, yalnız sana nazar etmeyi dileriz.<br />
<br />
Allah'ım! Sen bütün insanları kendi kapına yönelt. Bu benim tek ve ebedî isteğimdir. Her şey sana aittir, sana mahsustur. Bu benim sevap kazanmama vesile olabilecek umumî bir duadır.<br />
<br />
Allah’ım Muhammed Aleyhisselâm’a ve O’nun soyuna salât selâm eyle. İslâm ümmetinin önderini de İslâm ümmetini de muhafaza eyle. Tebeayı da tebeanın başındakini de sen koru. Onların kalplerini hayır bahsinde birbirine kenetle. Hayırlı işlerde birlik olsunlar. Birbirinin şerrini diğerinden def et. Birbirlerine zararlı olmasınlar.<br />
<br />
Allah’ım! Sen bizim kalplerimizi biliyorsun. Onları ıslah et. Sen bizim ihtiyaçlarımızdan haberdarsın, onları veriver. Sen bizim günâhlarımızı biliyorsun, onları affediver. Sen bizim kusurlarımızı, ayıplarımızı biliyorsun, onları örtüver. Bizi nehy ettiğin yerlerde görme. Yasak ettiğin yerlere gitmiş olmayalım. Emrettiğin yerlerde bizi arar duruma düşme. Biz daima senin emrettiğin yerlerde bulunalım. Bize zikrini unutturma. Bizi mekrinden emin kılma. Bizi kendinden başkasına muhtaç etme. Kendinden başkasına meyleder ve el açar duruma düşürme. Bizi senden ayıran her şeyi bizden ayır. Bize zikrini şükrünü ve güzel bir kullukla kulluk etmeyi ilham et.<br />
<br />
Allah’ım! Kötü fiillerimizi ifşa etme. Günâhlarımızı örten perdelerimizi yırtma. Kötü amellerimiz sebebiyle bizi cezalandırma. Bizi gaflette bırakma. Gaflet ve nisyan üzere bizi cezalandırma.<br />
<br />
Ya Rabbi! Eğer unutur veya hata edersek bu yüzden bizi muaheze etme.<br />
<br />
Ey Rabb’imiz! Bizden öncekilere yüklediğin gibi bize de ağır bir yük yükleme.<br />
<br />
Ey Rabb’imiz! Takatimizin yetmeyeceği şeyi bize taşıtma. Bizden sâdır olan günâhları affet, bizi mağfiret eyle. Bize merhamet et. Sen bizim mevlamızsın. Kâfir kavimlere karşı da bize yardım et. (Fethü’rğRabbanî, 26. sohbet)<br />
<br />
Allah'ım! Bizi bize döndür. Bizi kapında durdur.<br />
<br />
Allah’ım! bizi senin için, sende ve seninle eyle. Bizi sana hizmetle bahtiyar eyle. Almamız da vermemiz de yalnız senin için olsun, içimizi senden başkasının sevgisine mekân olmaktan temizle. Bizi, nehyettiğin yerlerde bulundurma. Emrettiğin yerlerde bizi bize kaybettirme. Zahirimizi sana günâh işlemekten, batınımızı da sana şirkten koru. Bizi nefislerimizin elinden al! Kurtar, sana ulaştır. Bütün fiil ve hareketlerimiz yalnız senin için olsun. Yalnız sana güvenelim, yalnız sana dayanalım. Senden gafil olmak bedbahtlığından bizi uyandır. Bizi sana taat, ibadet ve münâcât elbiseleri ile giydir. Kalblerimize ve özlerimize sana yakınlık zevkini tattır. Nasıl ki gök ile yer arasını ayırdı isen günâhlarla bizim aramızı da aynen öylece ayır. Bizi günâhlardan uzak tut. Nasıl ki gözün siyahı ile beyazının arasını biri birine yakın etti isen aynen onun gibi bizi de sana kulluğa, sana taata yakın et. Günâhlarla bizim aramızı aç. Tıpkı sana masiyet bahsinde Yusuf Aleyhisselam ile Züleyha’nın arasını açtığın gibi. (49. sohbet)<br />
<br />
Ey bir olan Yaratan! Bizi, seni tevhid edenlerden, birleyenlerden eyle! Senin yolunda gitmemize engel olanlardan bizi kurtar. Bizi kendin için seçilmişlerden eyle! Bizim iddialarımızı lütfunun ve rahmetinin delilleriyle tashih et. Kalplerimizi temizle. İşlerimizi âsân et, kolaylaştır. Bizi yalnız kendinle ünsiyet ettir. Senden başkasıyla ünsiyet etmekten koru. Bizim bütün kederlerimizi bir tek keder yap! O da sana yakınlık olsun. Dünyada ve ahirette sana yakın olmak düşüncesinden başka bir kederimiz bulunmasın!</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Eflatun’dan (Platon) dan Güzel Sözler]]></title>
			<link>https://forum.bizdeblog.com/showthread.php?tid=10312</link>
			<pubDate>Tue, 28 Jul 2020 11:32:42 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forum.bizdeblog.com/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forum.bizdeblog.com/showthread.php?tid=10312</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Eflatun’dan (Platon) dan Güzel Sözler</span><br />
<br />
    Bir insanın akıllı olmasına birşey dediğimiz yok. Yeter ki; aklını başkalarına kabul ettirmeye çalışmasın.<br />
    Küçük şeylere gereğinden çok önem verenler, elinden büyük iş gelmeyenlerdir.<br />
    Kimseye kendinizi sevdirmeye kalkmayın.Yapılması gereken tek şey sadece kendinizi sevilmeye bırakmaktır.<br />
    İnsanlar;Çocukluktan sıkılırlar ve büyümek için acele ederler.Ne var ki çocukluklarını özlerler.Para kazanmak için sağlıklarını yitirirler.Ama sağlıklarını geri almak için para öderler.Yarından endişe ederken bu günü unuturlar.Dolayısıyla ne bu günü ne de yarını yaşarlar.Hiç ölmeyecekmiş gibi yaşarlar.Ancak hiç yaşamamış gibi ölürler.<br />
    Konuşma, insanın aklını kullanma sanatıdır.<br />
    daletsizliği işleyen, çekenden daha sefildir.<br />
    Bilginin sevk ve idaresi olmadıkça halk nizamsız bir kütledir.<br />
    Bir toplumda suç varsa, orada adalet yoktur.<br />
    En büyük zafer insanın kendine hakim olmasıdır.<br />
    En yüksek yeri tutanda, en büyük zeka da bulunması lazımdır..<br />
    İhtiyat, bütün icatların anasıdır.<br />
<br />
    İnsanlar akılsızlıkları yüzünden “alınlarında yazılı olandan” daha çok acı çekerler.<br />
    İnsanlara kötülük etmek iyilik etmek kolaydır.<br />
    Kendini yenmek, zaferlerin en büyüğüdür.<br />
    Korku, köleliktir.<br />
    Öl ve ol! işte bunu bilmiyorsan zavallı bir misafirsin karanlık yeryüzünde.<br />
    Saygı olan yerde korku olur ama, korku olan yerde her zaman saygı olmaz.<br />
    Yeryüzünde iki kuvvet vardır; kılıç ve zeka… Çoğu zaman kılıç zekaya yenilmiştir.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Eflatun’dan (Platon) dan Güzel Sözler</span><br />
<br />
    Bir insanın akıllı olmasına birşey dediğimiz yok. Yeter ki; aklını başkalarına kabul ettirmeye çalışmasın.<br />
    Küçük şeylere gereğinden çok önem verenler, elinden büyük iş gelmeyenlerdir.<br />
    Kimseye kendinizi sevdirmeye kalkmayın.Yapılması gereken tek şey sadece kendinizi sevilmeye bırakmaktır.<br />
    İnsanlar;Çocukluktan sıkılırlar ve büyümek için acele ederler.Ne var ki çocukluklarını özlerler.Para kazanmak için sağlıklarını yitirirler.Ama sağlıklarını geri almak için para öderler.Yarından endişe ederken bu günü unuturlar.Dolayısıyla ne bu günü ne de yarını yaşarlar.Hiç ölmeyecekmiş gibi yaşarlar.Ancak hiç yaşamamış gibi ölürler.<br />
    Konuşma, insanın aklını kullanma sanatıdır.<br />
    daletsizliği işleyen, çekenden daha sefildir.<br />
    Bilginin sevk ve idaresi olmadıkça halk nizamsız bir kütledir.<br />
    Bir toplumda suç varsa, orada adalet yoktur.<br />
    En büyük zafer insanın kendine hakim olmasıdır.<br />
    En yüksek yeri tutanda, en büyük zeka da bulunması lazımdır..<br />
    İhtiyat, bütün icatların anasıdır.<br />
<br />
    İnsanlar akılsızlıkları yüzünden “alınlarında yazılı olandan” daha çok acı çekerler.<br />
    İnsanlara kötülük etmek iyilik etmek kolaydır.<br />
    Kendini yenmek, zaferlerin en büyüğüdür.<br />
    Korku, köleliktir.<br />
    Öl ve ol! işte bunu bilmiyorsan zavallı bir misafirsin karanlık yeryüzünde.<br />
    Saygı olan yerde korku olur ama, korku olan yerde her zaman saygı olmaz.<br />
    Yeryüzünde iki kuvvet vardır; kılıç ve zeka… Çoğu zaman kılıç zekaya yenilmiştir.</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Confucius (Konfüçyüs)’dan Güzel Sözler]]></title>
			<link>https://forum.bizdeblog.com/showthread.php?tid=10311</link>
			<pubDate>Tue, 28 Jul 2020 11:31:45 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forum.bizdeblog.com/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forum.bizdeblog.com/showthread.php?tid=10311</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Confucius (Konfüçyüs)’dan Güzel Sözler</span><br />
<br />
    Düşünmeden öğrenmek faydasız, Öğrenmeden düşünmek tehlikelidir.<br />
<br />
    Seveceğin bir iş seçersen yaşamında bir gün bile çalışmış olmazsın.<br />
<br />
    Dünyadaki yalanların bazen en büyükleri kendi korkularımızdır.<br />
<br />
    Herkes şu veya bu noktada bir parça kaçıktır.<br />
<br />
    Her şaşkın kadın akıllı bir erkeği idare edebilir, fakat ancak çok akıllı bir kadın bir delinin hakkından gelebilir.<br />
<br />
    Erdemini koruyabilirsen, ne düşmanların, ne de dostların seni incitebilir.<br />
<br />
    Kelimeler, insanların kullandığı en güçlü haplardır.<br />
<br />
    Beraberce işlediğiniz günahın cezasını ayrı ayrı çekeceksiniz.<br />
    Bir yerde küçük insanların büyük gölgeleri varsa, o yerde güneş batıyor demektir.<br />
    Derin olan kuyu değil, kısa olan iptir.<br />
    Aradığını bilmeyen bulduğunda anlayamaz.<br />
    Kendine yapılmasını istemediğini sen de başkasına yapma.<br />
    Dal rüzgârı affetmiştir ama kırılmıştır bir kere.<br />
    İnsanlar sahip olduklarını küçümser, sahip olamadıklarını önemser.<br />
    Konuşmaya layık olanlarla konuşmazsanız, insan kaybedersiniz.<br />
    Bilge olan kişi, insan kaybetmez, söz de kaybetmez.<br />
    Bildiğini bilenin arkasından gidiniz, bildiğini bilmeyeni uyarınız, bilmediğini bilene öğretiniz, bilmediğini bilmeyenden kaçınız.<br />
    Karanlığa söveceğine, kalk bir mum yak.<br />
    Susmak, insanı ele vermeyen sadık bir arkadaştır.<br />
    Üstün insan, konuşmadan önce eyleme geçer ve sonra eylemine göre konuşur.<br />
    Bilgi özgüveni, özgüven ise gücü yaratır.<br />
    Çizik bir elmas, çizik olmayan bir çakıl taşından daha iyidir<br />
    Bilgi insanı şüpheden, iyilik acı çekmekten, kararlı olmak korkudan kurtarır.<br />
    Alkışı en sessiz şekilde karşılayan, alkışı hak etmiş demektir.<br />
    Bir milleti tutsak etmek isterseniz, onun müziğini çürütün.<br />
    Elmas nasıl yontulmadan kusursuz olmaz ise; insan da acı çekmeden olgunlaşmaz.<br />
    Faydalı insan odur ki boş durmayı sevmez, kişiliğini faydalı işlerle geliştirir.<br />
    Güçlü olan, sayıca kalabalık kitleler değil, eğitimli kitlelerdir.<br />
    İyi insanlar, olduğu gibi görünür, göründüğü gibi olur.<br />
    Fedakârlıklar, senden başkası bilmiyorsa değer taşır.<br />
    Kitleler cezalarla düzene sokulursa yozlaşmış olur, karizma ve nezaketle yönetilirse bilinçli ve dürüst olur.<br />
<br />
    Bir şeyi bildiğin zaman, onu bildiğini göstermeye çalış. Bir şeyi bilmiyorsan, onu bilmediğini kabul et. İşte bu bilgidir.<br />
    Eğitimli insanın hedefi daima yüksek olur. Küçük işlerle küçük insanlar uğraşır.<br />
    Kendisini eleştirebilen insanlar doğruyu ve güzeli bulma konusunda daha şanslıdırlar.<br />
    İrade öyle değerli bir özelliktir ki bir ordu komutansız kalsa da kişi iradesinden yoksun kalamaz. İradeli insan davranışları tutarlı insandır.                                                                          1-Nasihat etmeden infaz etmek (gaddarlık,<br />
    2-Öğretmeden başarıyı ölçmek(kabalık),<br />
    3-Yöne-timde gevşek olup sınırlar koymak(art niyet),<br />
    4-Özlük haklarının dağıtımında cimri davranmak (bürokrat olmak).Beş doğru ise şunlardır:<br />
    1-Müsrif olmadan eli açık olmak,<br />
    2-Gocun-madan çalışmak,<br />
    3- Haris olmadan istek duymak,<br />
    4- Mağrur olmadan rahat davranmak,<br />
    5- Ürkütücü olmadan saygın olmak.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Confucius (Konfüçyüs)’dan Güzel Sözler</span><br />
<br />
    Düşünmeden öğrenmek faydasız, Öğrenmeden düşünmek tehlikelidir.<br />
<br />
    Seveceğin bir iş seçersen yaşamında bir gün bile çalışmış olmazsın.<br />
<br />
    Dünyadaki yalanların bazen en büyükleri kendi korkularımızdır.<br />
<br />
    Herkes şu veya bu noktada bir parça kaçıktır.<br />
<br />
    Her şaşkın kadın akıllı bir erkeği idare edebilir, fakat ancak çok akıllı bir kadın bir delinin hakkından gelebilir.<br />
<br />
    Erdemini koruyabilirsen, ne düşmanların, ne de dostların seni incitebilir.<br />
<br />
    Kelimeler, insanların kullandığı en güçlü haplardır.<br />
<br />
    Beraberce işlediğiniz günahın cezasını ayrı ayrı çekeceksiniz.<br />
    Bir yerde küçük insanların büyük gölgeleri varsa, o yerde güneş batıyor demektir.<br />
    Derin olan kuyu değil, kısa olan iptir.<br />
    Aradığını bilmeyen bulduğunda anlayamaz.<br />
    Kendine yapılmasını istemediğini sen de başkasına yapma.<br />
    Dal rüzgârı affetmiştir ama kırılmıştır bir kere.<br />
    İnsanlar sahip olduklarını küçümser, sahip olamadıklarını önemser.<br />
    Konuşmaya layık olanlarla konuşmazsanız, insan kaybedersiniz.<br />
    Bilge olan kişi, insan kaybetmez, söz de kaybetmez.<br />
    Bildiğini bilenin arkasından gidiniz, bildiğini bilmeyeni uyarınız, bilmediğini bilene öğretiniz, bilmediğini bilmeyenden kaçınız.<br />
    Karanlığa söveceğine, kalk bir mum yak.<br />
    Susmak, insanı ele vermeyen sadık bir arkadaştır.<br />
    Üstün insan, konuşmadan önce eyleme geçer ve sonra eylemine göre konuşur.<br />
    Bilgi özgüveni, özgüven ise gücü yaratır.<br />
    Çizik bir elmas, çizik olmayan bir çakıl taşından daha iyidir<br />
    Bilgi insanı şüpheden, iyilik acı çekmekten, kararlı olmak korkudan kurtarır.<br />
    Alkışı en sessiz şekilde karşılayan, alkışı hak etmiş demektir.<br />
    Bir milleti tutsak etmek isterseniz, onun müziğini çürütün.<br />
    Elmas nasıl yontulmadan kusursuz olmaz ise; insan da acı çekmeden olgunlaşmaz.<br />
    Faydalı insan odur ki boş durmayı sevmez, kişiliğini faydalı işlerle geliştirir.<br />
    Güçlü olan, sayıca kalabalık kitleler değil, eğitimli kitlelerdir.<br />
    İyi insanlar, olduğu gibi görünür, göründüğü gibi olur.<br />
    Fedakârlıklar, senden başkası bilmiyorsa değer taşır.<br />
    Kitleler cezalarla düzene sokulursa yozlaşmış olur, karizma ve nezaketle yönetilirse bilinçli ve dürüst olur.<br />
<br />
    Bir şeyi bildiğin zaman, onu bildiğini göstermeye çalış. Bir şeyi bilmiyorsan, onu bilmediğini kabul et. İşte bu bilgidir.<br />
    Eğitimli insanın hedefi daima yüksek olur. Küçük işlerle küçük insanlar uğraşır.<br />
    Kendisini eleştirebilen insanlar doğruyu ve güzeli bulma konusunda daha şanslıdırlar.<br />
    İrade öyle değerli bir özelliktir ki bir ordu komutansız kalsa da kişi iradesinden yoksun kalamaz. İradeli insan davranışları tutarlı insandır.                                                                          1-Nasihat etmeden infaz etmek (gaddarlık,<br />
    2-Öğretmeden başarıyı ölçmek(kabalık),<br />
    3-Yöne-timde gevşek olup sınırlar koymak(art niyet),<br />
    4-Özlük haklarının dağıtımında cimri davranmak (bürokrat olmak).Beş doğru ise şunlardır:<br />
    1-Müsrif olmadan eli açık olmak,<br />
    2-Gocun-madan çalışmak,<br />
    3- Haris olmadan istek duymak,<br />
    4- Mağrur olmadan rahat davranmak,<br />
    5- Ürkütücü olmadan saygın olmak.</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Abdulkadir Geylaniden  Öğütler]]></title>
			<link>https://forum.bizdeblog.com/showthread.php?tid=10310</link>
			<pubDate>Tue, 28 Jul 2020 11:30:51 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forum.bizdeblog.com/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forum.bizdeblog.com/showthread.php?tid=10310</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Abdulkadir Geylaniden  Öğütler</span><br />
<br />
Rabbine itaatte nefsine muhalefet et<br />
Ey oğul!<br />
<br />
Eğer kurtuluş istiyorsan, Rabbine itaatte nefsine muhalefet et. Nefsinle birlikte olmakta devam ettiğin müddetçe insanları ve diğer varlıkları tanıyamazsın. Dünya sevgisi ile dop dolu olduğun müddetçe âhireti tanıyamazsın. Ahiret sevgisi ile dolmadıkça âhirette Rabbini göremezsin. Nefis devamlı kötülüğe meyillidir, bu onun fıtratıdır, huyudur. Onun fıtratı bu olunca, artık var, ötesini sen düşün, neler yapmaz ki?<br />
<br />
Ahiret endişesini öne al<br />
Ey oğul!<br />
<br />
Ahiret endişeni dünya endişesinin önüne al. Eğer böyle yaparsan her ikisini de kazanır, her ikisinden de kârlı çıkarsın. Dünya endişesini ahiret endişesinin önünde tuttuğun takdirde, senin için bir ceza olmak üzere her ikisinden de hüsrana uğrarsın. Dünya sevgisini kalbinden çıkardığın zaman dünyalık olarak elde ettiğin bir şeyde de bereket olacaktır.<br />
<br />
Allah'a hizmet et<br />
Ey oğul!<br />
<br />
Hizmet edersen, hizmet olunursun. Haddi aşmazsan kurtulursun. Allah'a hizmet et. Onun yolunda ol. Onun yolunu bırakıp da sana ne zararı, ne de faydası dokunan şu devlet adamlarının hizmetçiliğini yapma. Onlar şimdiye kadar sana ne verdiler? Kısmetinde olmayan bir şeyi sana verebilirler mi?<br />
Bütün isteklerin Allah'tan olsun<br />
Ey oğul!<br />
<br />
Eğer dünya tasalarından sıyrılmaya gücün yetiyorsa hiç durma, hemen sıyrıl. Aksi halde seri olarak kalbinle Allah'a koş. Onun rahmetine yapış. Ta ki kalbinden dünya tasaları çıksın. O her şeye kadirdir. Her şeyi bilir. Her şey Onun kudret elindedir. Onu kendisine imanla ve kendisinin marifeti ile doldurmasını iste.<br />
<br />
Ayrıca sana sarsılmaz bir iman vermesini, senin kalbinde kendisine ünsiyet peyda etmesini ve senin bütün uzuvlarını kendisine itaatle meşgul hale getirmesini iste. Bütün bunların hepsini Allah'tan iste. Kendin gibi faninin önünde zelil durumlara düşme. Bütün isteklerin Allah'tan olsun, asla başkalarından olmasın. Bütün muamelen Allah'la beraber olsun ve Allah için olsun, asla Ondan başkası için olmasın<br />
<br />
Şu kimselerle dostluk kur<br />
Ey oğul!<br />
<br />
Kendileriyle dünyada sırf dünyalık için arkadaşlık ve dostluk ettiğin şu kişileri yarın göremeyeceksin. Aranız ayrılacak. Kötü dost ve arkadaşlarla aran nasıl ayrılmasın ki, sen onlarla Allah için değil, Allah'tan başka şeyler için dostluk ettin. Eğer insanlarla mutlaka dostluk, arkadaşlık ve ahbaplık etmen gerekiyorsa, takva sahibi, arif, ilmi ile âmil, yalnız Allah'ın rızasını isteyen ve Allah'ın nazarında itiban olan kişilerle dostluk ve arkadaşlık et. Şu kimselerle dostluk ve arkadaşlık kur : <br />
<br />
1. Seni Allah'a yaklaştırsın.<br />
<br />
2. Seni dalaletten kurtarsın, doğru yola çeksin.<br />
<br />
3. Seni dünyaya kulköle olmaktan kurtarsın.<br />
<br />
4. Önüne ahiret nimetlerini sersin.<br />
<br />
5. Seni nefsin esaretinden kurtarsın, hürriyete kavuştursun.<br />
<br />
6. Seni yılanların, akreplerin ve vahşi hayvan tabiatlı insanlardan kurtarsın, rahata, huzura kavuştursun.<br />
Cahillerle arkadaşlık etme<br />
Ey oğul!<br />
<br />
Cahillerle arkadaşlık ediyorsun, bu durumda onların cehaletinden sana da bulaşabilir. Ahmaklarla arkadaşlık etmek, aldatıcı bir arkadaşlıktır. Sağlam inançlı, alim ve ilmi ile amel eden mü'minlerle arkadaşlık et. Mü'min iman kuvveti sebebiyle diğer insanlara karşı daima neşeli ve güleryüzlü görünmeye, hüznü de Allah ile kendi arasında gizli tutmaya muktedir olabilir. Mü'minin hüznü daimidir, çünkü tefekkür eder. Çok ağlar, az güler.<br />
<br />
Bunun için Peygamber Sallallahü Aleyhi Vesellem, "Mü'min için, Rabbine kavuşmanın dışında rahat yoktur" buyururlar.<br />
<br />
Kalb ve gönül ehli ile arkadaş ol. Onların sohbetlerinde bulun. Ta ki senin de bir kalbin, bir gönlün olsun.<br />
<br />
Dine sarıl<br />
Ey oğul!<br />
<br />
Başkaları tarafından uyandırılmadan önce uyan. Dine sarıl. Dinine sahip kişilerin arasına katil. Onlarla birlikte ol. Asıl insan olanlar dinine sarılmış olanlardır. İnsanların en akıllısı, Allah'a itaat eden, Onun dinine, kitabına sarılan ve yaşayışını Allah'ın ahkâmına uygun geçiren insandır. İnsanların en cahili de Allah'a isyan eden, yaşayışını Onun dinine, kitabına ve ahkâmına uygun olarak geçirmeyen kişidir.<br />
Kötü kişilerle arkadaşlık etme<br />
Ey oğul!<br />
<br />
Kötü kişilerle arkadaşlık etmen, iyi kişiler hakkında kötü düşüncelere sürükler. Hep kötü insanlarla beraber oldukça iyi ve salih kişiler seni kötü bir insan olarak görürler<br />
<br />
Allah'ın rızasına dön<br />
Ey oğul!<br />
<br />
Dua ipini uzat. Allah'ın rızasına dön. Kalbin itiraz ettiği halde dilinle dua eder duruma düşme. Dilinle yaptığın duaya kalbin de inansın ve iştirak etsin.<br />
<br />
Amellerini güzel yap<br />
Ey oğul!<br />
<br />
Güzel ameller işlemekte tembellik etme. Zira tembellik edenler ebediyen mahrum kalırlar. Bu arada daimi bir pişmanlık da peşlerini bırakmaz. Amellerini güzel yap. Unutma ki, Allah hem dünya hayatı ile, hem de ahiret hayatı ile sana karşı cömertlik etmiş, ikramda bulunmuştur.<br />
Allah korkusu her kapının anahtarıdır<br />
Ey oğul!<br />
<br />
Önünde kapalı bir kapının kalmamasını istersen izzet ve celâl sahibi olan Allah'tan kork. Zira Allah korkusu her kapının anahtarıdır, her kapıyı açar.<br />
Aklını kullan<br />
Ey oğul!<br />
<br />
Akl-ı selim sahibi ol. Aklını kullan. Acele etme. Şurası muhakkak ki. acele etmekle eline bir şey geçmez. Acele etmekle ne vaktinden önce akşamı edebilirsin, ne de sabahı. İstediğini elde edebilmek için sabırla akşama kadar çalışmıyor, didinmiyor musun?<br />
Aceleci olma<br />
Ey oğul!<br />
<br />
Aceleci olma. Zira acele eden hataya düşer, teenni eden de isabet eder, hedefine ulaşır. Acele etmek şeytandandır, şeytanın işidir. Teenni etmek de Allah'tandır. Çok kere seni aceleciliğe sevkeden şey, dünyalık toplama hırsıdır. Rızık ve dünyalık hususunda kanaat sahibi ol. Zira kanaat tükenmez hazinedir.<br />
<br />
Sadece kısmetine ve eline geçene razı ol. Kısmetinde olmayandan da geri dur. Helal ve meşru olandan ayrılma. İşte o zaman zengin olursun. Allah'tan başka hiçbir şeye ihtiyaç duymazsın. Kalbin mutmain olur, sükûnete kavuşur, özün saflaşır, berraklaşır. Zararlı duygu, temayül ve ihtiraslardan arınırsın. Böylece dış gözünde dünya, kalb gözünde ahiret, sır gözünde Allah'tan başkası değersiz olur<br />
Takva güneşiyle beraber ol<br />
Ey oğul!<br />
<br />
Bütün fiil ve hareketlerinde tevhid güneşi, şeriat güneşi ve takva güneşi ile beraber ol. Zira bu güneş, heva ve hevesin; nefsin, şeytanın ve mahlukata dayanmanın sebep olduğu şirk tuzağına düşmekten seni muhafaza eder. Bu güneş seni Allah yolunda ilerlerken aceleci olmaktan alıkor.<br />
Dünya seni yutmasın<br />
Ey oğul!<br />
<br />
Dünya denizinden sakın. Onda çok kişiler boğulmuş, ancak pek az kişi kurtulmuştur. O derin bir denizdir. Herşeyi garkeder, kendinde boğar. Ancak Allah dilediği kullarım ondan kurtarır. Tıpkı kıyamet gününde mü'minleri Cehennemden kurtaracağı gibi.<br />
Allah'ı kullarına şikâyet etme<br />
Ey oğul!<br />
<br />
Allah'ı kullarına şikâyet etmeye kalkışma. Kullara şikâyetçi olma. Allah'a şikâyetçi ol. Allah her şeye kadirdir. Ondan başkası ise hiçbir şeye muktedir değildir. İç sıkıntıları, maruz kalınan musibetleri, mânevi dertleri ve verilen sadakalarla yapılan iyilikleri gizli tutmak da iyilik hazinelerindendir. Sadakayı sağ elinle ver. Sol elinin bundan haberdar olmaması için gayret et.<br />
Dinini satarak dünyalık elde etme<br />
Ey oğul!<br />
<br />
Meşru yoldan ve helalinden alın teriyle kazandığını ye. Dinini satarak dünyalık elde etmeye ve bu yoldan kazanılmış şeylerle geçinmeye kalkışma. Helalinden ve meşru yoldan kazan. Bu kazancınla başkalarına ikram et. Onlara da yedir, içir. Ta ki aradaki sevgi ve kardeşlik bağlarının devamına ve pekişmesine vesile olsun.<br />
<br />
Tefekkür insanı Allah'a götürür<br />
Ey oğul!<br />
<br />
Tefekkür kalbin yapacağı işlerdendir. Eğer kendin için bir iyilik görürsen, bir iyiliğe nail olursan, Allah'a şükret. Bir kötülük görürsen de ondan dolayı tevbe et. İşte bu tefekkür sayesinde dinin ihya olur, dirilir, şeytanın da ölür.<br />
<br />
Şöyle denmiştir :  "Bir saat tefekkür, bir gecelik ibadetten hayırlıdır."<br />
<br />
Allah'a ulaşma yolunda yine Allah'ın fiillerini delil getir. Nasıl ki bir sanat eserinden sanatkâra intikal ediliyorsa, Allah'ın muazzam bir sanatı olan bu kâinata bakmakla da Allah'a ulaşılabilir. Onun için Allah'ın sanatı üzerinde tefekkür edersen Allah'a ulaşabilirsin.<br />
<br />
Hakiki imana sahip olan bir mü'minin iki dış gözü, iki de iç gözü vardır. İki dış gözü ile Allah'ın yeryüzündeki sanat eserlerini görür, iki iç gözü ile de Allah'ın göklerde yaratmış olduğu eserleri görür. Bundan sonra onun gözünden perdeler kaldırılır. Neticede Allah'ın yakın ve sevgili kullarından olur. Sevgiliden hiçbir şey gizlenemeyeceğine göre, Allah'ın sevgili kullarından olan bu kişiden de İlâhî sırlar gizlenmez.<br />
<br />
Dünyada ebedî kalmak için yaratılmadın<br />
Ey oğul!<br />
<br />
Sen dünyada ebedî kalmak için yaratılmadın. Allah'ın yoluna uymayan bir yaşayış içindesin. İçinde bulunduğun bu hali hemen değiştir.<br />
<br />
Kendini Allah'ın takdirine teslim et. Sonra Onunla birlikte ol. Nasıl bir binanın önce bir temele, sonra da duvarlara ihtiyacı varsa, her işin de önce bir temele sonra da bir yapıya ihtiyacı vardır. Senin yolunun temeli, Allah'ın takdirine teslim olmak, yapısı da Onunla birlikte olmandır. Bu esasa yapış, ömür boyu, gece gündüz buna devam et.<br />
Ahiret için hazırlan<br />
Ey oğul!<br />
<br />
Sen, ömründen sadece bir gün kaldığını farzet ve ecel meleğinin geleceğini düşünerek ve ahiret için hazırlan. Dünya hak erenleri için bir kuvvet kazanma ve pişip olgunlaşma yeridir.<br />
<br />
Dünyan ve ahiretin için çalış<br />
Ey oğul!<br />
<br />
Mü'min hem dünyası için çalışır, hem de âhireti için. Dünyası için, ihtiyacı kadar çalışır, kanaat eder. Tıpkı yolcunun ihtiyaç miktarı azık alması gibi. O dünyadan bundan daha fazlasını almaz. Cahilin bütün düşüncesi dünyadır, dünyalıktır. Arifin düşüncesi ise âhirettir, Allah'tır<br />
<br />
Kalbinle Allah'a dön<br />
Ey oğul!<br />
<br />
Dünya bir denizdir, iman da gemidir. Kaptan ise ibadet ve taatlerdir. Ahiret de bu denizin sahilidir. Kalbinle Allah'a dön. Allah'a tevekkül eden kişi, Ona dönen kişi demektir.<br />
<br />
 ibadetine aldanma<br />
ibadetine aldanma<br />
Ey oğul!<br />
Herkese iyi niyetli ol<br />
Ey oğul!<br />
<br />
Kimseye eziyet etmemeye ve zarar vermemeye gayret et. Herkese karşı iyi niyetli ol.<br />
<br />
<br />
<br />
İbadet ve taatine aldanma. Allah'ın onları kabul etmesini iste. Şu anda sen Allah'a kulluğunu yapma gayreti içindesin. Olur ki içinde bulunduğun bu durumdan başka bir duruma düşebilirsin.<br />
<br />
Amelini Allah rızası için yap<br />
Ey oğul!<br />
<br />
Sana amellerinde ihlas gerek. Amellerini sırf Allah rızası için yapmalısın. Gözünü, amellerinden ve onlara gerek insanlardan, gerekse Allah'tan karşılık beklemekten uzak tut.<br />
<br />
Sofrana fakirleri ortak et<br />
Ey oğul!<br />
<br />
Oruç tut. İftar ederken sofrana fakirleri de ortak et, onlara de yedir. Tek başına yiyip içme. Böyle yapmayan kimsenin fakir olup dilenciliğe düşmesinden korkulur.<br />
<br />
<br />
Kendi nefsine ağla<br />
Ey oğul!<br />
<br />
Bu halinden utanmıyor musun? Kendi nefsine ağla, gözyaşı dök. Zira bu halinle sen doğruya ve başarıya ulaşmaktan mahrum kalırsın. Hiç utanmıyor, haya etmiyor musun ki, bugün itaatkâr oluyorsun, yarın âsi oluyorsun. Bugün ihlaslı oluyorsun, yann riyakâr.<br />
<br />
Çalış, didin; yardım Rabbindendir<br />
Ey oğul!<br />
<br />
Çalışmadan ayağına hiçbir şey gelmez. Bazı şeyler de sana mutlaka lâzımdır. Çalış, didin; yardım, izzet ve celal sahibi Rabbindendir. Üzerinde bulunduğun bu denizde hareket et, dalgalar devamlı seni üstte tutacak ve sahile ulaştıracaktır. Dua senden, cevap vermek Rabbindendir. Çalışmak senden, başarı Allah'tandır. Kötülükleri terk etmek senden, hamiyet ve gayret vermek Allah'tandır. İstediğin şeyde dürüst ol, samimi ol, ihlâslı ol. Allah sana yakınlık kapısını mutlaka gösterecektir.<br />
<br />
Karşılık beklemeden hizmet etmeye çalış<br />
Ey oğul!<br />
<br />
En iyisi zayıflık zamanında başkalarından bir şey isteme. Ayrıca sende idrak edemeyeceğin ve başkalarına anlatamayacağın, göremeyeceğin ve başkalarına gösteremeyeceğin bir hal bulunmamalıdır. Eğer karşılık beklemeden ve almadan vermeye gücün yeterse hemen yap. Karşılık beklemeden hizmet edebiliyorsan hemen yap. Allah yolunun yolcuları, yaptıklarını sırf Onun için, Onun rızasına uygun olarak yaptılar. Allah da, hoşlarına gidecek şeyleri, dünyada da, âhirette de onlara gösterdi ve gösterecektir<br />
<br />
Kalbinin istemediği dünyalığı bırak<br />
Ey oğul!<br />
<br />
Eline bir dünyalık geçtiği ve kalbinin de ondan hazzetmediğini gördüğün zaman onu bırak, alma. Kalb, iyi ile kötüyü, faydalı ile zararlıyı, hayır ile şerri birbirinden ayırd etme melekesine sahiptir. Himmet ve gayretin nisbetinde Allah'ın lütfuna mazhar olursun. Allah'tan başka ne varsa kalben hepsinden sıyrıl, hepsinden uzaklaş. Ta ki ona yaklaşabilesin.<br />
<br />
Allah'ın rızasına ulaşmaya çalış<br />
Ey oğul!<br />
<br />
Allah'ın rızasına ulaşmaya çalış. O senden razı olmuşsa bil ki seni sevmiştir. Rızık ve geçim endişesini kalbinden çıkar. Zira sen gönül huzuru içinde çalıştığın müddetçe sıkıntısız olarak rızkın Allah'tan gelecektir. Kalbindeki düşünceleri, tasalan, endişeleri at. Bir tek tasan olsun :  O da Allah'a layık bir kul olup olmama endişesi... Bu mertebeye ulaşabildiğin an diğer bütün tasalarına Allah kâfidir.<br />
<br />
<br />
Derdi sabırla karşıla<br />
Ey oğul!<br />
<br />
Sana herhangi bir dert geldiği zaman onu sabır eliyle karşıla ve devası gelinceye kadar sakin ol. Deva gelince de onu şükürle karşıla. Bu hale geldiğin zaman peşinen ebedi zevkli safalı bir hayatta olursun.<br />
Tevbe ile günah elbiseni çıkar<br />
Ey oğul!<br />
<br />
Nefis ile birlikte olma. Hevesinle birlikte olma. Dünya ile de birlikte olma. Öyle ise hemen günahlarına tevbe et, bir daha işlememeye azmeyle. Onlardan sıyrıl. Seri adımlarla Mevlana koş. Tevbe ettiğin zaman hem dışın, hem de için tevbe etmiş olsun. Tevbe, Allah'ın katında makbul kul olmanın temelidir. Halis bir tevbe ile ve Allah'tan hakikaten haya etmek suretiyle üzerindeki günah elbisesini çıkar, at.<br />
Dünya ile âhireti biraraya getir<br />
Ey oğûl!<br />
<br />
Dünya ile âhireti biraraya getir. Her ikisini de aynı yere koy. Kalbin dünya ve ahiret düşüncesinden arınmış olarak ve çırıl çıplak bir şekilde Mevlan ile tek başına ol. Allah'tan başka herşeyden arınmadıkça Ona yönelme. Halka bağlanıp kalarak Haktan ayrı kalma. Bütün bu sebepleri kopar, at. Allah'a giden yoldaki engelleri birer birer bertaraf et. Bütün bunları yaptıktan sonra dünya ve âhireti bıraktığın yere var. Dünyayı nefsine ver, âhireti kalbine koy, Mevlâyı da özünde tut.<br />
Nefsini itaat altına al<br />
Ey oğul!<br />
<br />
Bu zaman âhirzamandır. Nifak çarşısı açılmıştır. Yalan çarşısı açılmıştır. Münafık, yalancı, deccal kişilerle oturmayınız. Yazık sana ki, nefsin münafıktır, yalancıdır, kâfirdir, fâcirdir, müşriktir. Böyle olduğu halde sen onunla nasıl oturuyorsun? Ona muhalefet et, asla muvafakat etme. Onu bağla, asla salıverme. Onu hapset, zindana at. Kendisine ancak zaruri olan haklarını ver. Fazla verme. Onu mücahedelerle kahret, itaat altına al!<br />
Gönülleri hakka davet et<br />
Ey oğul!<br />
<br />
Büyük insanları yıkıp mahveden küçük hatalar, sürçmeler ve kaymalardır. Zahitleri mahveden nefsanî ihtiraslardır. Hak erenlerini mahveden yalnızlık anlarındaki kötü düşünceler, hatıra gelen kötü fikirlerdir. Sıddıkları mahveden bir anlık kötülüktür. Onların bütün meşguliyetleri, kalblerini uygunsuz düşüncelerden korumak ve muhafaza etmektir. Onlar Hakka davet mevkiinde bulunan kişilerdir. İnsanları Allah'ı tanımaya davet, ederler. Gönülleri Hakka davet etmekten bir an bile geri durmazlar.<br />
Allah'ı daima görür gibi ol<br />
Ey oğul!<br />
<br />
Yalnızlık anlarında öyle bir takvaya ihtiyacın var ve öyle bir takvaya sahip olmalısın ki, seni günahlardan ve günaha sürükleyecek kaymalardan alıkoysun. Öyle bir murakabeye ihtiyacın var, öyle bir murakebeye sahip olmalısın ki, Allah'ın daima seni görmekte olduğunu sana hatırlatsın. İşte sen yalnızlık anlarında böyle olmaya muhtaçsın, mecbursun. Bundan başka, nefis, heva ve şeytanla savaşmaya muhtaçsın.<br />
Takvaya sarıl<br />
Ey oğul!<br />
<br />
Sana takva gerek. Takvaya sarıl, muttaki ol. Sana şeriat gerek, şeriatın esaslarına sarıl. Nefse, şehevî arzulara, şeytana ve kötü kişilere muhalefet etmeli ve onlara uymamalısın. Mü'min kişi bu hususlarda devamlı cihat halindedir. Öyle ki, başından miğferi hiç eksik olmaz, kılıcı asla kınına girmez, atının sırtı hiç eğersiz kalmaz. Uykuyu bile hak erenlerinin uyuduğu niyetle uyur. Hak erenleri düşmana galip gelebilmek için zindelik kazanmak maksadıyla uyurlar. İhtiyaç dolayısıyla yemek yerler. Ancak zaruret halinde konuşurlar. Mecbur kalmadıkça âdetleri dilsizlik ve sükûttur. Onları ancak Allah'ın takdiri konuşturur. Bu dünyada onların dilini Allah hareket ettirir, konuşturur. Tıpkı yarın Kıyamet gününde organlarını konuşturacağı gibi...<br />
Önce kendini düzelt<br />
Evliyalar Sultanı, Gavs-ı Âzam olarak meşhur olan ilim ve hikmet kutbu Abdülkadir Geylânî Hazretleri 1077'de Hazar Denizinin güneyinde bulunan Geylan'da dünyaya geldi ve 1166 tarihinde Bağdat'ta hayata gözlerini yumdu. Hem anne, hem de baba tarafından Peygamberimizin neslinden gelen Abdülkadir Geylânî Hazretleri hem ilmi, hem de manevî hali ile yüzyıllar boyu muhtaç gönüllere İlâhi aşkı yansıtmıştır. Öyle ki, Müslüman olmayanlar bile onun büyüklüğü karşısında eğilmişlerdir.<br />
<br />
Abdülkadir Geylânî Hazretlerinin gerek dergâh ve medresesinde yaptığı sohbetler, gerekse camideki vaaz ve nasihatleri talebeleri tarafından yazılıyor ve muhafaza ediliyordu. Bizim istifade ettiğimiz Fütûhü'l-Gayb ve Fethu'r-Rabbânî isimli eserleri 1150-1152 yılları arasında yaptığı sohbetlerden oluşmuş ve yakın talebesi Afif tarafından kaleme alınmıştır.<br />
<br />
Abdülkadir Geylânî Hazretlerinin sohbetleri ve hitabelerinin muhatapları her kesimden insanlardır. Fakat özellikle Fethü'r-Rabbâni deki hitabeleri daha çok "Ey oğul!" şeklindedir ve çoğunlukla nefse hitap eder, nefse ağır darbeler indirir, nefsin yapısında bulunan şirk, nifak, yalan, riya ve isyan gibi kötülükleri temizlemeye çalışır.<br />
<br />
Abdülkadir Geylânî Hazretlerinin en önemli eserlerinden olan 620 sayfalık Fethü'r-Rabbâni´den derlemeye çalıştığımız bu öğütler, hemen herkesin ortak derdini dile getirmekte ve çareler göstermektedir. Bu vesile ile bir aczimi itiraf edeyim :  Bir an için kendimi Abdülkadir Geylânî Hazretlerine muhatap olarak kabul ettim, ancak dayanamadım. Çünkü insanda öyle ağır bir nefis ameliyatı yapıyor ki, uzun süre tahammül etmek mümkün olmuyor. Bunun için ağır dersleri değil de, umumi öğütleri derlemeye çalıştık.<br />
<br />
<br />
<br />
Önce kendini düzelt<br />
<br />
Ey oğul!<br />
<br />
Önce kendi nefsine öğüt ver, kendi nefsim düzelt. Sonra da başkalarına öğüt ver, başkalarını düzeltmeye çalış. Sana önce kendi nefsinin özelliklerini, kendi nefsinin ne durumda olduğunu bilmen lazım. Kendinde ıslaha muhtaç bir hal var oldukça başkalarını düzeltmeye, başkalarına öğüt vermeye kalkışma. Eğer kendinde ıslaha muhtaç bir hal bulunduğu halde bunu bırakır da başkasının ıslahına kalkışırsan yazık sana!<br />
<br />
Başkalarını nasıl ve hangi hallerde kurtarabileceğini bilirsin. Sen kendin kör isen, bir başkasının elinden tutup nasıl bir yere götürebilirsin? Gözleri görmeyen birisinin bir başkasının elinden tutup bir yere götürmesi mümkün olmadığı gibi, kendi nefsini ıslah etmemiş birisinin de başkalarını irşat edip Allah'a götürmesi mümkün değildir. Ancak kendi gözleri gören kişi başkalarını bir yerden bir yere götürebilir.<br />
<br />
Denize düşen ve yüzme bilmeyen birisini ancak mahir yüzücü olan birisi kurtarabilir. Aynen bunun gibi, Allah'a insanları ancak Onu tanıyan birisi götürebilir. Allah'ı tanımayan kişiye gelince, Ona giden yolda bu kişi insanlara nasıl rehberlik edebilir ki?<br />
<br />
Sana Allah'ın tasarrufundan bahsetme ihtiyacını duymuyorum. Sen Onu seversin, amellerini sırf Onun rızası için yaparsın. Asla Ondan başkası için yapmazsın. Ondan korkarsın, Ondan başkasından asla korkmazsın.<br />
<br />
Ahlakı düşüklerden uzak dur<br />
Ey oğul!<br />
<br />
Ahlakı düşüklerden uzak dur. O zaman halis mü'min olursun. Hükümde hakkaniyet üzere ol. O zaman ilimde halis olursun.<br />
<br />
Kalbini helâl yemekle temizle<br />
Ey oğul!<br />
<br />
Helâl yemek suretiyle kalbini temizle. İşte o zaman Rabbini tanırsın. Lokmanı, elbiseni ve kalbini temizle. İşte o zaman safi, temiz olursun. Henüz vakit geçmeden kalbinle Rabbine dön. Sen iyi kimselerin hallerini dilinle anlatmak ve o halleri de kendin için temenni etmekle yetindin. Tıpkı avucuna suyu alıp yumruk yaparak sıkan kişi gibi ki, elini açtığı zaman orada bir şey bulamaz<br />
<br />
İhlâs sahibi ol<br />
Ey oğul!<br />
<br />
İlim ve irfan öğren ve ihlâs sahibi ol. Ta ki, nifak, ikiyüzlülük ve samimiyetsizlik tuzağından kurullasın, ilim ve irfanı halkın teveccühünü kazanmak ve dünyalık top lamak için değil, Allah'ın rızası için öğren. İlim irfanı gerçekten Allah rızası için öğrendiysen Onun emirlerini sevgiyle yerine getirir ve Ona karşı huşu içinde bulunursun. Diğer insanlara karşı mütevazi olursun.<br />
<br />
Dünyalık için kimseyle çekişme<br />
Ey oğul!<br />
<br />
Sakın sakın! Sen sen ol, dünyalık hususunda kimseyle çekişme, didişme. Kimsenin elindeki kısmete mani olmaya kalkışma. Zira herkesin nasibi mutlaka kendisini bulur. Eğer kaderde elinden alınması varsa, o da olur. Bu senin isteğinle olmaz.<br />
<br />
Kadere razı olmak; kavga, çekişme ve didişme sonunda dünyalık elde etmekten daha güzeldir. Zira Allah'ın takdirine razı olmak her hal ü kârda hayatı güzelleştirir, tatlılaştırır, huzurlu kılar.<br />
<br />
<br />
Allah'ı kalbin ve kalıbınla an<br />
Ey oğul!<br />
<br />
Allah'ı önce kalbinle zikret, sonra da kalıbınla, dilinle. Onu kalbinle bin defa, dilinle de bir defa zikret.<br />
<br />
Abdulkadir-i Geylani (KSA)<br />
Hz. Pir Abdulkadir-i Geylani (KSA) Hz.leri'nin oğlu Şeyh Musa (RA) Hz.leri babasından naklen anlatıyor : <br />
<br />
"Karada bazı seyahatlarımı yapmaya çıkmıştım, fena halde susamıştım. Fakat etrafta su denilen bir şey yoktu. Biraz sonra, semada bir bulut belirdi. Beni güneşten korumaya başladığı gibi, üzerime çığa benzeyen bir şey yağdırdı. Ondan kana kana içtim, derken bir nur belirdi. O nurun canibinden çağırıldım.<br />
<br />
"Ey Abdulkadir! Sen senin Rabbinim. Sana haram olan şeyleri mubah kıldım, senden başkasına yasak ettiğim şeyleri sana helal kıldım." dedi.<br />
<br />
Gavsul Azam (KSA) Hz.leri :  "Ben Allah (CC) Hz.leri'nin huzurundan kovulmuş olan şeytandan Allah'a (CC) sığınırım. Sus ey lain.'"diye bağırınca baktım ki, o nur karanlık, o surat da duman oluverdi.<br />
<br />
Aynı ses bana hitab etti :  "Ey Abdulkadir! Sen, ilminin sayesinde Rabbinin hükmü ile, çeşitli oyunuma gelmeyerek kurtuldun. Halbuki ben bu gibi ahvalde ehli tarikten yetmiş kişiyi yoldan çıkarmışımdır." dedi.<br />
<br />
Hz. Pir'e (KSA) sordular :  "Onun şeytan olduğunu nasıl anladın?"<br />
<br />
O da (KSA) cevaben buyurdu :  "Sana haram olan şeyleri helal ettim sözünden... Çünkü Allah (CC) Hz.Ieri hiçbir zaman böyle çirkin tekliflerde bulunmaz ve benim Rabbim (CC) tek cihetten değil, bütün cihetlerden hitab eder."<br />
<br />
<br />
 Sakın yaptığın işlerde ve bulduğun manevi halde kendi gücünü görmeyesin. Bu hal kişiyi azdırır ve YARATAN’ın rahmet nazarından uzak kılar. Sakın sözünü dinletme ve kabul ettirme hevesine de kapılmayasın. Önce temeli at sonra üzerine binayı çık. Kalbini derin kaz ki oradan hikmet pınarları fışkırsın, sonra ihlas ve iyi işlerle o binayı yükselt. Bu işlerden sonra halkı o köşke davet et.<br />
<br />
» Başkasında bulunan bir hatayı defetmek istersen nefsinle yapma, imanınla yap. Kötülükleri ancak İMAN yıkar. Bu durumda RABB’in sana işlerinde yardımcı olur. O kötülüğü yok etmek için arkadaş olur, O kötülüğü ezer ortadan kaldırır. Eğer bir kötülüğü nefsin için, halkın seni tanıması için ortadan kaldırmaya niyet edersen rezil olursun. Her işte HAKK’ın rızası aranmalıdır.<br />
<br />
» İSLAM gömleğin yırtık, İMAN elbisen pis, kalbin cahil, için kederle dolu. Gönlün İSLAMİYET’e açık değil. İç alemin harap, dışın mamur, bütün sayfaların günah karası. Sevdiğin ve arzuladığın yalnızca dünya.<br />
<br />
» Kabir kapısı açık ve ahiret sana doğru gelmekte. En kısa zamanda aklını başına topla, yalnız dünya azığı toplamaktan vazgeç de ahiret azığını toplamakta acele et…<br />
<br />
» Sabırlı kulların bu dünyada çektiği cefa, Yüce Allah’ın (C.C) gözünden kaçmaz. Siz bir an olsun O’nun uğruna sabır yolunu tutun, yıllarca ecrini alırsınız. Ömrü boyunca “Kahraman” lakâbıyla gezen, onu bir anlık cesareti sonunda kazanmıştır.<br />
<br />
» Ey evlad, önce nefsine öğüt ver, onu yola getir, sonra da başkalarını… Senin henüz ıslaha muhtaç hallerin var, bunu sen de biliyorsun. Bunu bildiğin halde başkalarının islâhı ile uğraşma yolunda nasıl başarılı olabilirsin? Gözlerin bir adım öteyi görmüyorken körleri neyle yola getirme sevdasındasın?<br />
<br />
» Size gereken, Yüce Yaratanı sevmek ve O’ndan başka kimseden korkmamaktır. Ve bütün işleri onun rızasını gözeterek yapmak… Bunlar “Kalp” le olur, dil gürültüsüne getirip söze boğmakla olmaz. Sonra mihenk taşına vurulunca utanırsın. Kuru davaya kimse inanmaz. Halk arasında söylediğin sözleri yalnız kaldığında söylüyormusun?… Aynı duyguları tek başına kaldığın zaman da duyman mümkün oluyor mu?… İşte bunları yapabiliyorsan mesele yok… Kapı önünde “TEVHİD”, içeriye girince “ŞİRK”, yakışır mı? Bu, nifak, ikiyüzlülük alametidir, içi bozuk olmanın ta kendisidir. Acırım sana, sözün kötülükten sakınma hakkında, kalbin ise fitne çıkarmaya istekli. Şükrü dilinden bırakmıyorsun, ama kalbin daima itiraz halinde.<br />
<br />
» Geliniz aşırı, uygun olmayan arzularımızı bir yana atıp YARATANIMIZA koşalım. Bu yolda biraz perişanlık çekelim. Ne olur sanki biraz zahmet çeksek? O’na vardıktan sonra bütün çekilen sıkıntılar unutulur. İçimize ve dışımıza hükmeden nefsimizi HAK yoluna çevirelim, Rabbimizin Elçisine, Sevgilisine başvuralım, O’nun eteğini bırakmayalım.<br />
<br />
» Bütün amacın yemek, içmek ve arzularının tatmini olmasın. Bunların hepsi amaç değil, Yüce ALLAH’a (C.C.) ulaşmak için birer araçtır. Bütün hedefin sana en çok gerekli olana ulaşmak olmalı. Sana en gerekli olan ise YARATAN’ındır. O’nu ara. Her şeyin bir bedeli olur. Dünyaya AHİRET, yaratılmışlara ise bedel YARATAN’dır. Dünyayı kalbinden atarsan yerini HAK alır.<br />
<br />
» Yaşadığın günü ömrünün son günü bil, işlerini ona göre ayarla. Bu duygu sana yeter.<br />
<br />
» “ALLAH’tan (C.C) başka ilah yoktur,” dediğinde bir “DAVA” peşine düştün demektir. Her davada şahit isterler, şahidi olmayan davasını kaybeder. Ayrıca bu uğurda gelecek her türlü sıkıntıya göğüs gerip, sabır göstermek de birer şahid sayılır. Bunları yaparken İHLAS’lı olmak gerekir.<br />
<br />
» Hiçbir söz amelsiz ve ihlassız kabul edilmez. Kainatın Efendisinin (S.A.V) yolu İHLAS’tan ibarettir.<br />
<br />
» Dünyalık toplarken dikkatli ol. Gece odun toplayan gibi olma. Elini uzattığında neyi alacağını önceden kestirmelisin.<br />
<br />
» Gece odun toplayan eline geçeceğini bilemez, seni de ona benzetiyorum. Ayık ol, sonra felaket büyük olur.<br />
<br />
HAK’la çekişme, nefsin için O’nu kötüleme, malın azaldı diye O’nu itham etme, insanlar sana yüz vermiyor diye O’nu suçlama. Suçu kendinde ara. Her işin kendi keyfine uygun olmasını istiyorsun, en büyük hüküm senin mi yoksa O’nun mu? Sen mi fazla biliyorsun yoksa O’ mu? Merhametin O’nunkinden fazla mı?<br />
<br />
» Sen ve bütün yaratıklar O’nun kuludur. Her şeyde yalnız O’nun hükmü geçer bunu sakın unutma.<br />
<br />
» YARATAN’ın rızasına erme yolunda yapmacık hareketler fayda getirmez, bu yolda yersiz arzu ve boş temenni ile yürünmez. Hele içi başka dışı başka birinin eline hiçbir şey geçmez. Bir de yalancılık ortaya çıkarsa felaket o zaman başlar. Eğer bu hallerin azı sende varsa hemen tevbe et ve tevbeni bozma. Tevbe etmekten ziyade, tevbeyi bozmamak esas hünerdir.<br />
<br />
» Böbürlenmeyi bırakın, Yüce ALLAH’a (C.C) karşı büyüklük satmakta neymiş? Kullara da kibirli davranmayın, haddinizi bilin. Varlığınıza tevazuyu yerleştirin. Önceden ne olduğunuzu düşünün; bir damla su.<br />
<br />
» Sonrası ne olacak malum…Bir hendeğe yuvarlanacak bir ağırlık. Hali böyle olana büyüklük taslamak yaraşır mı?<br />
<br />
» Hırsa kapılmayın, kötü arzular sizi esir etmesin. Dünyalık adamların kapısını aşındırmayın. Ezilip büzülerek onlardan dünyalık dilenmek size yakışmaz, sabırla doğru yoldan nasibini arasan daha iyi olmaz mı? Ya bir de yaptığın dilenciliğin sonu boşa çıkarsa… Sevgili Peygamberimizin (S.A.V) “En büyük belâ, nasibte olmayanı aramaktır,” buyruğunu hiç duymadın mı? Nasibte olmayanı kullar hiçbir zaman veremez. Dünya oğullarının buna hiçbir zaman gücü yetmez.<br />
<br />
» Ey ilim iddiasında bulunan, hani ağlaman? Yüce ALLAH’ın (C.C) korkusundan gözlerin yaşarıyor mu? O’ndan korkman ve günahları itirafın nerede? Nefsinle cenk etmek ve onu terbiye etmek yok mu? O’nu HAK tarafına çağırman nerede?<br />
<br />
» Bunların hiçbiri sende yok. Bütün derdin kasa, masa, yemek ve eğlenmek. Aklını başına al. Dünyadaki nimetlerden sana gelecek bir kısmetin varsa gelir, üzülme içini ferah tut. Bekleme yükünden kurtulursun, hırsın ağırlığı seni yormaz. Eğer bu şekilde davranmazsan, bütün bu uğraşmalarından sana ne kalacak dersin? Sadece bir yorgunluk ve ağır bir hesap…<br />
<br />
» Doğruluk olmadan bilginin sana ne yararı dokunur? Doğruluğun olmadığı için bilgi sana bela olur. Öğrendin, namaz kıldın, oruç tuttun sebebi sana mal versinler, iyiliğini görsünler, seni öğsünler oldu. Sana yakışır mı bu düşünceler?<br />
<br />
» Farzet ki halkın sana ilgisi arttı, bunun ölüm anındaki sıkıntıya faydası olur mu acaba? Seni sevenlerle aranda uçurumlar olacak o anda. Topladığın malları başkaları paylaşacak, hesabı ve cezası da sana kalacak<br />
<br />
» Yazık sana! Cehennemlik işleri yaparken cenneti umuyorsun. Geçici şeylerle avunuyor onları seviyor ve senin sanıyorsun. Ama yakında elinden alacaklar.<br />
<br />
» Yaratan hayatı sana emanet olarak verdi, O’nun rızası yolunda yaşamanı emretti. Sen ise kendi isteğin, heveslerinin peşinde hayatını tükettin. Sana verilen zenginlik, makam, sıhhat birer emanettir. Bütün bunları YARATICININ rızasına uygun yolda kullan.<br />
<br />
» Ey evlad, ana rahminde seni kim besledi. O halde iken ne kadar acizdin, bu hale seni getiren kim? Sen ise kendi varlığına ve halka dayanmaktasın, parana, mevkine, bilgine güveniyorsun. Güvendiklerin bugün var yarın yok olabilirler. Yüce ALLAH’tan (C.C) başka her kime güveniyor veya kimden korkuyorsan o senin ilahındır. Yakında bütün güvendiklerin yok olur kullarla aran açılır, sana karşı kalpleri katılaşır, kapıları yüzüne vururlar seni kapı kapı dolaştırırlar. Çağırsan yardımına koşan olmaz.<br />
<br />
» Bütün bunlara sebeb Hak’tan başkasına güvenmiş olman, O’nun nimetlerini başkalarından bilmiş olmandır.<br />
<br />
» Yüce ALLAH’ın (C.C) dininde olmayan şeyleri yapmaya çalışma. Elinde iki şahit olsun; biri KUTSAL KİTABIMIZ, diğeri SÜNNET-İ RESULALLAH. Bunlar seni RABBİNE ulaştırır. Ama sen bu şahitleri bırakıp nefsinin peşinden gitmeye devam ediyorsun. Elinde iki şahidin var; biri zayıf aklın, diğeri de şahsi arzun. Şüphesiz bunlar seni ateşe iter. Firavun gibilerin arasına katar.<br />
<br />
» Ey içi bozuk, yakında öleceksin, öldükten sonra yaptıklarına çok pişman olacaksın ama çok geç…Dilin güzel söze alıştığı için konuştu ve aldandı, ama kalbin hiçbir şeyden anlamaz bir halde. Bu durum seni kurtarmaz. Güzel konuşmayı kalb yapmalı, yalnızca dilin iyi söz söylemesi faydasızdır.<br />
<br />
» Ey ALLAH (C.C) yolcularını bulamayan; varlığını ve yaratılmışları HAK varlığına perde eden kişi; ağla, başkasına bir ağlarsan kendine bin defa ağla.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Abdulkadir Geylaniden  Öğütler</span><br />
<br />
Rabbine itaatte nefsine muhalefet et<br />
Ey oğul!<br />
<br />
Eğer kurtuluş istiyorsan, Rabbine itaatte nefsine muhalefet et. Nefsinle birlikte olmakta devam ettiğin müddetçe insanları ve diğer varlıkları tanıyamazsın. Dünya sevgisi ile dop dolu olduğun müddetçe âhireti tanıyamazsın. Ahiret sevgisi ile dolmadıkça âhirette Rabbini göremezsin. Nefis devamlı kötülüğe meyillidir, bu onun fıtratıdır, huyudur. Onun fıtratı bu olunca, artık var, ötesini sen düşün, neler yapmaz ki?<br />
<br />
Ahiret endişesini öne al<br />
Ey oğul!<br />
<br />
Ahiret endişeni dünya endişesinin önüne al. Eğer böyle yaparsan her ikisini de kazanır, her ikisinden de kârlı çıkarsın. Dünya endişesini ahiret endişesinin önünde tuttuğun takdirde, senin için bir ceza olmak üzere her ikisinden de hüsrana uğrarsın. Dünya sevgisini kalbinden çıkardığın zaman dünyalık olarak elde ettiğin bir şeyde de bereket olacaktır.<br />
<br />
Allah'a hizmet et<br />
Ey oğul!<br />
<br />
Hizmet edersen, hizmet olunursun. Haddi aşmazsan kurtulursun. Allah'a hizmet et. Onun yolunda ol. Onun yolunu bırakıp da sana ne zararı, ne de faydası dokunan şu devlet adamlarının hizmetçiliğini yapma. Onlar şimdiye kadar sana ne verdiler? Kısmetinde olmayan bir şeyi sana verebilirler mi?<br />
Bütün isteklerin Allah'tan olsun<br />
Ey oğul!<br />
<br />
Eğer dünya tasalarından sıyrılmaya gücün yetiyorsa hiç durma, hemen sıyrıl. Aksi halde seri olarak kalbinle Allah'a koş. Onun rahmetine yapış. Ta ki kalbinden dünya tasaları çıksın. O her şeye kadirdir. Her şeyi bilir. Her şey Onun kudret elindedir. Onu kendisine imanla ve kendisinin marifeti ile doldurmasını iste.<br />
<br />
Ayrıca sana sarsılmaz bir iman vermesini, senin kalbinde kendisine ünsiyet peyda etmesini ve senin bütün uzuvlarını kendisine itaatle meşgul hale getirmesini iste. Bütün bunların hepsini Allah'tan iste. Kendin gibi faninin önünde zelil durumlara düşme. Bütün isteklerin Allah'tan olsun, asla başkalarından olmasın. Bütün muamelen Allah'la beraber olsun ve Allah için olsun, asla Ondan başkası için olmasın<br />
<br />
Şu kimselerle dostluk kur<br />
Ey oğul!<br />
<br />
Kendileriyle dünyada sırf dünyalık için arkadaşlık ve dostluk ettiğin şu kişileri yarın göremeyeceksin. Aranız ayrılacak. Kötü dost ve arkadaşlarla aran nasıl ayrılmasın ki, sen onlarla Allah için değil, Allah'tan başka şeyler için dostluk ettin. Eğer insanlarla mutlaka dostluk, arkadaşlık ve ahbaplık etmen gerekiyorsa, takva sahibi, arif, ilmi ile âmil, yalnız Allah'ın rızasını isteyen ve Allah'ın nazarında itiban olan kişilerle dostluk ve arkadaşlık et. Şu kimselerle dostluk ve arkadaşlık kur : <br />
<br />
1. Seni Allah'a yaklaştırsın.<br />
<br />
2. Seni dalaletten kurtarsın, doğru yola çeksin.<br />
<br />
3. Seni dünyaya kulköle olmaktan kurtarsın.<br />
<br />
4. Önüne ahiret nimetlerini sersin.<br />
<br />
5. Seni nefsin esaretinden kurtarsın, hürriyete kavuştursun.<br />
<br />
6. Seni yılanların, akreplerin ve vahşi hayvan tabiatlı insanlardan kurtarsın, rahata, huzura kavuştursun.<br />
Cahillerle arkadaşlık etme<br />
Ey oğul!<br />
<br />
Cahillerle arkadaşlık ediyorsun, bu durumda onların cehaletinden sana da bulaşabilir. Ahmaklarla arkadaşlık etmek, aldatıcı bir arkadaşlıktır. Sağlam inançlı, alim ve ilmi ile amel eden mü'minlerle arkadaşlık et. Mü'min iman kuvveti sebebiyle diğer insanlara karşı daima neşeli ve güleryüzlü görünmeye, hüznü de Allah ile kendi arasında gizli tutmaya muktedir olabilir. Mü'minin hüznü daimidir, çünkü tefekkür eder. Çok ağlar, az güler.<br />
<br />
Bunun için Peygamber Sallallahü Aleyhi Vesellem, "Mü'min için, Rabbine kavuşmanın dışında rahat yoktur" buyururlar.<br />
<br />
Kalb ve gönül ehli ile arkadaş ol. Onların sohbetlerinde bulun. Ta ki senin de bir kalbin, bir gönlün olsun.<br />
<br />
Dine sarıl<br />
Ey oğul!<br />
<br />
Başkaları tarafından uyandırılmadan önce uyan. Dine sarıl. Dinine sahip kişilerin arasına katil. Onlarla birlikte ol. Asıl insan olanlar dinine sarılmış olanlardır. İnsanların en akıllısı, Allah'a itaat eden, Onun dinine, kitabına sarılan ve yaşayışını Allah'ın ahkâmına uygun geçiren insandır. İnsanların en cahili de Allah'a isyan eden, yaşayışını Onun dinine, kitabına ve ahkâmına uygun olarak geçirmeyen kişidir.<br />
Kötü kişilerle arkadaşlık etme<br />
Ey oğul!<br />
<br />
Kötü kişilerle arkadaşlık etmen, iyi kişiler hakkında kötü düşüncelere sürükler. Hep kötü insanlarla beraber oldukça iyi ve salih kişiler seni kötü bir insan olarak görürler<br />
<br />
Allah'ın rızasına dön<br />
Ey oğul!<br />
<br />
Dua ipini uzat. Allah'ın rızasına dön. Kalbin itiraz ettiği halde dilinle dua eder duruma düşme. Dilinle yaptığın duaya kalbin de inansın ve iştirak etsin.<br />
<br />
Amellerini güzel yap<br />
Ey oğul!<br />
<br />
Güzel ameller işlemekte tembellik etme. Zira tembellik edenler ebediyen mahrum kalırlar. Bu arada daimi bir pişmanlık da peşlerini bırakmaz. Amellerini güzel yap. Unutma ki, Allah hem dünya hayatı ile, hem de ahiret hayatı ile sana karşı cömertlik etmiş, ikramda bulunmuştur.<br />
Allah korkusu her kapının anahtarıdır<br />
Ey oğul!<br />
<br />
Önünde kapalı bir kapının kalmamasını istersen izzet ve celâl sahibi olan Allah'tan kork. Zira Allah korkusu her kapının anahtarıdır, her kapıyı açar.<br />
Aklını kullan<br />
Ey oğul!<br />
<br />
Akl-ı selim sahibi ol. Aklını kullan. Acele etme. Şurası muhakkak ki. acele etmekle eline bir şey geçmez. Acele etmekle ne vaktinden önce akşamı edebilirsin, ne de sabahı. İstediğini elde edebilmek için sabırla akşama kadar çalışmıyor, didinmiyor musun?<br />
Aceleci olma<br />
Ey oğul!<br />
<br />
Aceleci olma. Zira acele eden hataya düşer, teenni eden de isabet eder, hedefine ulaşır. Acele etmek şeytandandır, şeytanın işidir. Teenni etmek de Allah'tandır. Çok kere seni aceleciliğe sevkeden şey, dünyalık toplama hırsıdır. Rızık ve dünyalık hususunda kanaat sahibi ol. Zira kanaat tükenmez hazinedir.<br />
<br />
Sadece kısmetine ve eline geçene razı ol. Kısmetinde olmayandan da geri dur. Helal ve meşru olandan ayrılma. İşte o zaman zengin olursun. Allah'tan başka hiçbir şeye ihtiyaç duymazsın. Kalbin mutmain olur, sükûnete kavuşur, özün saflaşır, berraklaşır. Zararlı duygu, temayül ve ihtiraslardan arınırsın. Böylece dış gözünde dünya, kalb gözünde ahiret, sır gözünde Allah'tan başkası değersiz olur<br />
Takva güneşiyle beraber ol<br />
Ey oğul!<br />
<br />
Bütün fiil ve hareketlerinde tevhid güneşi, şeriat güneşi ve takva güneşi ile beraber ol. Zira bu güneş, heva ve hevesin; nefsin, şeytanın ve mahlukata dayanmanın sebep olduğu şirk tuzağına düşmekten seni muhafaza eder. Bu güneş seni Allah yolunda ilerlerken aceleci olmaktan alıkor.<br />
Dünya seni yutmasın<br />
Ey oğul!<br />
<br />
Dünya denizinden sakın. Onda çok kişiler boğulmuş, ancak pek az kişi kurtulmuştur. O derin bir denizdir. Herşeyi garkeder, kendinde boğar. Ancak Allah dilediği kullarım ondan kurtarır. Tıpkı kıyamet gününde mü'minleri Cehennemden kurtaracağı gibi.<br />
Allah'ı kullarına şikâyet etme<br />
Ey oğul!<br />
<br />
Allah'ı kullarına şikâyet etmeye kalkışma. Kullara şikâyetçi olma. Allah'a şikâyetçi ol. Allah her şeye kadirdir. Ondan başkası ise hiçbir şeye muktedir değildir. İç sıkıntıları, maruz kalınan musibetleri, mânevi dertleri ve verilen sadakalarla yapılan iyilikleri gizli tutmak da iyilik hazinelerindendir. Sadakayı sağ elinle ver. Sol elinin bundan haberdar olmaması için gayret et.<br />
Dinini satarak dünyalık elde etme<br />
Ey oğul!<br />
<br />
Meşru yoldan ve helalinden alın teriyle kazandığını ye. Dinini satarak dünyalık elde etmeye ve bu yoldan kazanılmış şeylerle geçinmeye kalkışma. Helalinden ve meşru yoldan kazan. Bu kazancınla başkalarına ikram et. Onlara da yedir, içir. Ta ki aradaki sevgi ve kardeşlik bağlarının devamına ve pekişmesine vesile olsun.<br />
<br />
Tefekkür insanı Allah'a götürür<br />
Ey oğul!<br />
<br />
Tefekkür kalbin yapacağı işlerdendir. Eğer kendin için bir iyilik görürsen, bir iyiliğe nail olursan, Allah'a şükret. Bir kötülük görürsen de ondan dolayı tevbe et. İşte bu tefekkür sayesinde dinin ihya olur, dirilir, şeytanın da ölür.<br />
<br />
Şöyle denmiştir :  "Bir saat tefekkür, bir gecelik ibadetten hayırlıdır."<br />
<br />
Allah'a ulaşma yolunda yine Allah'ın fiillerini delil getir. Nasıl ki bir sanat eserinden sanatkâra intikal ediliyorsa, Allah'ın muazzam bir sanatı olan bu kâinata bakmakla da Allah'a ulaşılabilir. Onun için Allah'ın sanatı üzerinde tefekkür edersen Allah'a ulaşabilirsin.<br />
<br />
Hakiki imana sahip olan bir mü'minin iki dış gözü, iki de iç gözü vardır. İki dış gözü ile Allah'ın yeryüzündeki sanat eserlerini görür, iki iç gözü ile de Allah'ın göklerde yaratmış olduğu eserleri görür. Bundan sonra onun gözünden perdeler kaldırılır. Neticede Allah'ın yakın ve sevgili kullarından olur. Sevgiliden hiçbir şey gizlenemeyeceğine göre, Allah'ın sevgili kullarından olan bu kişiden de İlâhî sırlar gizlenmez.<br />
<br />
Dünyada ebedî kalmak için yaratılmadın<br />
Ey oğul!<br />
<br />
Sen dünyada ebedî kalmak için yaratılmadın. Allah'ın yoluna uymayan bir yaşayış içindesin. İçinde bulunduğun bu hali hemen değiştir.<br />
<br />
Kendini Allah'ın takdirine teslim et. Sonra Onunla birlikte ol. Nasıl bir binanın önce bir temele, sonra da duvarlara ihtiyacı varsa, her işin de önce bir temele sonra da bir yapıya ihtiyacı vardır. Senin yolunun temeli, Allah'ın takdirine teslim olmak, yapısı da Onunla birlikte olmandır. Bu esasa yapış, ömür boyu, gece gündüz buna devam et.<br />
Ahiret için hazırlan<br />
Ey oğul!<br />
<br />
Sen, ömründen sadece bir gün kaldığını farzet ve ecel meleğinin geleceğini düşünerek ve ahiret için hazırlan. Dünya hak erenleri için bir kuvvet kazanma ve pişip olgunlaşma yeridir.<br />
<br />
Dünyan ve ahiretin için çalış<br />
Ey oğul!<br />
<br />
Mü'min hem dünyası için çalışır, hem de âhireti için. Dünyası için, ihtiyacı kadar çalışır, kanaat eder. Tıpkı yolcunun ihtiyaç miktarı azık alması gibi. O dünyadan bundan daha fazlasını almaz. Cahilin bütün düşüncesi dünyadır, dünyalıktır. Arifin düşüncesi ise âhirettir, Allah'tır<br />
<br />
Kalbinle Allah'a dön<br />
Ey oğul!<br />
<br />
Dünya bir denizdir, iman da gemidir. Kaptan ise ibadet ve taatlerdir. Ahiret de bu denizin sahilidir. Kalbinle Allah'a dön. Allah'a tevekkül eden kişi, Ona dönen kişi demektir.<br />
<br />
 ibadetine aldanma<br />
ibadetine aldanma<br />
Ey oğul!<br />
Herkese iyi niyetli ol<br />
Ey oğul!<br />
<br />
Kimseye eziyet etmemeye ve zarar vermemeye gayret et. Herkese karşı iyi niyetli ol.<br />
<br />
<br />
<br />
İbadet ve taatine aldanma. Allah'ın onları kabul etmesini iste. Şu anda sen Allah'a kulluğunu yapma gayreti içindesin. Olur ki içinde bulunduğun bu durumdan başka bir duruma düşebilirsin.<br />
<br />
Amelini Allah rızası için yap<br />
Ey oğul!<br />
<br />
Sana amellerinde ihlas gerek. Amellerini sırf Allah rızası için yapmalısın. Gözünü, amellerinden ve onlara gerek insanlardan, gerekse Allah'tan karşılık beklemekten uzak tut.<br />
<br />
Sofrana fakirleri ortak et<br />
Ey oğul!<br />
<br />
Oruç tut. İftar ederken sofrana fakirleri de ortak et, onlara de yedir. Tek başına yiyip içme. Böyle yapmayan kimsenin fakir olup dilenciliğe düşmesinden korkulur.<br />
<br />
<br />
Kendi nefsine ağla<br />
Ey oğul!<br />
<br />
Bu halinden utanmıyor musun? Kendi nefsine ağla, gözyaşı dök. Zira bu halinle sen doğruya ve başarıya ulaşmaktan mahrum kalırsın. Hiç utanmıyor, haya etmiyor musun ki, bugün itaatkâr oluyorsun, yarın âsi oluyorsun. Bugün ihlaslı oluyorsun, yann riyakâr.<br />
<br />
Çalış, didin; yardım Rabbindendir<br />
Ey oğul!<br />
<br />
Çalışmadan ayağına hiçbir şey gelmez. Bazı şeyler de sana mutlaka lâzımdır. Çalış, didin; yardım, izzet ve celal sahibi Rabbindendir. Üzerinde bulunduğun bu denizde hareket et, dalgalar devamlı seni üstte tutacak ve sahile ulaştıracaktır. Dua senden, cevap vermek Rabbindendir. Çalışmak senden, başarı Allah'tandır. Kötülükleri terk etmek senden, hamiyet ve gayret vermek Allah'tandır. İstediğin şeyde dürüst ol, samimi ol, ihlâslı ol. Allah sana yakınlık kapısını mutlaka gösterecektir.<br />
<br />
Karşılık beklemeden hizmet etmeye çalış<br />
Ey oğul!<br />
<br />
En iyisi zayıflık zamanında başkalarından bir şey isteme. Ayrıca sende idrak edemeyeceğin ve başkalarına anlatamayacağın, göremeyeceğin ve başkalarına gösteremeyeceğin bir hal bulunmamalıdır. Eğer karşılık beklemeden ve almadan vermeye gücün yeterse hemen yap. Karşılık beklemeden hizmet edebiliyorsan hemen yap. Allah yolunun yolcuları, yaptıklarını sırf Onun için, Onun rızasına uygun olarak yaptılar. Allah da, hoşlarına gidecek şeyleri, dünyada da, âhirette de onlara gösterdi ve gösterecektir<br />
<br />
Kalbinin istemediği dünyalığı bırak<br />
Ey oğul!<br />
<br />
Eline bir dünyalık geçtiği ve kalbinin de ondan hazzetmediğini gördüğün zaman onu bırak, alma. Kalb, iyi ile kötüyü, faydalı ile zararlıyı, hayır ile şerri birbirinden ayırd etme melekesine sahiptir. Himmet ve gayretin nisbetinde Allah'ın lütfuna mazhar olursun. Allah'tan başka ne varsa kalben hepsinden sıyrıl, hepsinden uzaklaş. Ta ki ona yaklaşabilesin.<br />
<br />
Allah'ın rızasına ulaşmaya çalış<br />
Ey oğul!<br />
<br />
Allah'ın rızasına ulaşmaya çalış. O senden razı olmuşsa bil ki seni sevmiştir. Rızık ve geçim endişesini kalbinden çıkar. Zira sen gönül huzuru içinde çalıştığın müddetçe sıkıntısız olarak rızkın Allah'tan gelecektir. Kalbindeki düşünceleri, tasalan, endişeleri at. Bir tek tasan olsun :  O da Allah'a layık bir kul olup olmama endişesi... Bu mertebeye ulaşabildiğin an diğer bütün tasalarına Allah kâfidir.<br />
<br />
<br />
Derdi sabırla karşıla<br />
Ey oğul!<br />
<br />
Sana herhangi bir dert geldiği zaman onu sabır eliyle karşıla ve devası gelinceye kadar sakin ol. Deva gelince de onu şükürle karşıla. Bu hale geldiğin zaman peşinen ebedi zevkli safalı bir hayatta olursun.<br />
Tevbe ile günah elbiseni çıkar<br />
Ey oğul!<br />
<br />
Nefis ile birlikte olma. Hevesinle birlikte olma. Dünya ile de birlikte olma. Öyle ise hemen günahlarına tevbe et, bir daha işlememeye azmeyle. Onlardan sıyrıl. Seri adımlarla Mevlana koş. Tevbe ettiğin zaman hem dışın, hem de için tevbe etmiş olsun. Tevbe, Allah'ın katında makbul kul olmanın temelidir. Halis bir tevbe ile ve Allah'tan hakikaten haya etmek suretiyle üzerindeki günah elbisesini çıkar, at.<br />
Dünya ile âhireti biraraya getir<br />
Ey oğûl!<br />
<br />
Dünya ile âhireti biraraya getir. Her ikisini de aynı yere koy. Kalbin dünya ve ahiret düşüncesinden arınmış olarak ve çırıl çıplak bir şekilde Mevlan ile tek başına ol. Allah'tan başka herşeyden arınmadıkça Ona yönelme. Halka bağlanıp kalarak Haktan ayrı kalma. Bütün bu sebepleri kopar, at. Allah'a giden yoldaki engelleri birer birer bertaraf et. Bütün bunları yaptıktan sonra dünya ve âhireti bıraktığın yere var. Dünyayı nefsine ver, âhireti kalbine koy, Mevlâyı da özünde tut.<br />
Nefsini itaat altına al<br />
Ey oğul!<br />
<br />
Bu zaman âhirzamandır. Nifak çarşısı açılmıştır. Yalan çarşısı açılmıştır. Münafık, yalancı, deccal kişilerle oturmayınız. Yazık sana ki, nefsin münafıktır, yalancıdır, kâfirdir, fâcirdir, müşriktir. Böyle olduğu halde sen onunla nasıl oturuyorsun? Ona muhalefet et, asla muvafakat etme. Onu bağla, asla salıverme. Onu hapset, zindana at. Kendisine ancak zaruri olan haklarını ver. Fazla verme. Onu mücahedelerle kahret, itaat altına al!<br />
Gönülleri hakka davet et<br />
Ey oğul!<br />
<br />
Büyük insanları yıkıp mahveden küçük hatalar, sürçmeler ve kaymalardır. Zahitleri mahveden nefsanî ihtiraslardır. Hak erenlerini mahveden yalnızlık anlarındaki kötü düşünceler, hatıra gelen kötü fikirlerdir. Sıddıkları mahveden bir anlık kötülüktür. Onların bütün meşguliyetleri, kalblerini uygunsuz düşüncelerden korumak ve muhafaza etmektir. Onlar Hakka davet mevkiinde bulunan kişilerdir. İnsanları Allah'ı tanımaya davet, ederler. Gönülleri Hakka davet etmekten bir an bile geri durmazlar.<br />
Allah'ı daima görür gibi ol<br />
Ey oğul!<br />
<br />
Yalnızlık anlarında öyle bir takvaya ihtiyacın var ve öyle bir takvaya sahip olmalısın ki, seni günahlardan ve günaha sürükleyecek kaymalardan alıkoysun. Öyle bir murakabeye ihtiyacın var, öyle bir murakebeye sahip olmalısın ki, Allah'ın daima seni görmekte olduğunu sana hatırlatsın. İşte sen yalnızlık anlarında böyle olmaya muhtaçsın, mecbursun. Bundan başka, nefis, heva ve şeytanla savaşmaya muhtaçsın.<br />
Takvaya sarıl<br />
Ey oğul!<br />
<br />
Sana takva gerek. Takvaya sarıl, muttaki ol. Sana şeriat gerek, şeriatın esaslarına sarıl. Nefse, şehevî arzulara, şeytana ve kötü kişilere muhalefet etmeli ve onlara uymamalısın. Mü'min kişi bu hususlarda devamlı cihat halindedir. Öyle ki, başından miğferi hiç eksik olmaz, kılıcı asla kınına girmez, atının sırtı hiç eğersiz kalmaz. Uykuyu bile hak erenlerinin uyuduğu niyetle uyur. Hak erenleri düşmana galip gelebilmek için zindelik kazanmak maksadıyla uyurlar. İhtiyaç dolayısıyla yemek yerler. Ancak zaruret halinde konuşurlar. Mecbur kalmadıkça âdetleri dilsizlik ve sükûttur. Onları ancak Allah'ın takdiri konuşturur. Bu dünyada onların dilini Allah hareket ettirir, konuşturur. Tıpkı yarın Kıyamet gününde organlarını konuşturacağı gibi...<br />
Önce kendini düzelt<br />
Evliyalar Sultanı, Gavs-ı Âzam olarak meşhur olan ilim ve hikmet kutbu Abdülkadir Geylânî Hazretleri 1077'de Hazar Denizinin güneyinde bulunan Geylan'da dünyaya geldi ve 1166 tarihinde Bağdat'ta hayata gözlerini yumdu. Hem anne, hem de baba tarafından Peygamberimizin neslinden gelen Abdülkadir Geylânî Hazretleri hem ilmi, hem de manevî hali ile yüzyıllar boyu muhtaç gönüllere İlâhi aşkı yansıtmıştır. Öyle ki, Müslüman olmayanlar bile onun büyüklüğü karşısında eğilmişlerdir.<br />
<br />
Abdülkadir Geylânî Hazretlerinin gerek dergâh ve medresesinde yaptığı sohbetler, gerekse camideki vaaz ve nasihatleri talebeleri tarafından yazılıyor ve muhafaza ediliyordu. Bizim istifade ettiğimiz Fütûhü'l-Gayb ve Fethu'r-Rabbânî isimli eserleri 1150-1152 yılları arasında yaptığı sohbetlerden oluşmuş ve yakın talebesi Afif tarafından kaleme alınmıştır.<br />
<br />
Abdülkadir Geylânî Hazretlerinin sohbetleri ve hitabelerinin muhatapları her kesimden insanlardır. Fakat özellikle Fethü'r-Rabbâni deki hitabeleri daha çok "Ey oğul!" şeklindedir ve çoğunlukla nefse hitap eder, nefse ağır darbeler indirir, nefsin yapısında bulunan şirk, nifak, yalan, riya ve isyan gibi kötülükleri temizlemeye çalışır.<br />
<br />
Abdülkadir Geylânî Hazretlerinin en önemli eserlerinden olan 620 sayfalık Fethü'r-Rabbâni´den derlemeye çalıştığımız bu öğütler, hemen herkesin ortak derdini dile getirmekte ve çareler göstermektedir. Bu vesile ile bir aczimi itiraf edeyim :  Bir an için kendimi Abdülkadir Geylânî Hazretlerine muhatap olarak kabul ettim, ancak dayanamadım. Çünkü insanda öyle ağır bir nefis ameliyatı yapıyor ki, uzun süre tahammül etmek mümkün olmuyor. Bunun için ağır dersleri değil de, umumi öğütleri derlemeye çalıştık.<br />
<br />
<br />
<br />
Önce kendini düzelt<br />
<br />
Ey oğul!<br />
<br />
Önce kendi nefsine öğüt ver, kendi nefsim düzelt. Sonra da başkalarına öğüt ver, başkalarını düzeltmeye çalış. Sana önce kendi nefsinin özelliklerini, kendi nefsinin ne durumda olduğunu bilmen lazım. Kendinde ıslaha muhtaç bir hal var oldukça başkalarını düzeltmeye, başkalarına öğüt vermeye kalkışma. Eğer kendinde ıslaha muhtaç bir hal bulunduğu halde bunu bırakır da başkasının ıslahına kalkışırsan yazık sana!<br />
<br />
Başkalarını nasıl ve hangi hallerde kurtarabileceğini bilirsin. Sen kendin kör isen, bir başkasının elinden tutup nasıl bir yere götürebilirsin? Gözleri görmeyen birisinin bir başkasının elinden tutup bir yere götürmesi mümkün olmadığı gibi, kendi nefsini ıslah etmemiş birisinin de başkalarını irşat edip Allah'a götürmesi mümkün değildir. Ancak kendi gözleri gören kişi başkalarını bir yerden bir yere götürebilir.<br />
<br />
Denize düşen ve yüzme bilmeyen birisini ancak mahir yüzücü olan birisi kurtarabilir. Aynen bunun gibi, Allah'a insanları ancak Onu tanıyan birisi götürebilir. Allah'ı tanımayan kişiye gelince, Ona giden yolda bu kişi insanlara nasıl rehberlik edebilir ki?<br />
<br />
Sana Allah'ın tasarrufundan bahsetme ihtiyacını duymuyorum. Sen Onu seversin, amellerini sırf Onun rızası için yaparsın. Asla Ondan başkası için yapmazsın. Ondan korkarsın, Ondan başkasından asla korkmazsın.<br />
<br />
Ahlakı düşüklerden uzak dur<br />
Ey oğul!<br />
<br />
Ahlakı düşüklerden uzak dur. O zaman halis mü'min olursun. Hükümde hakkaniyet üzere ol. O zaman ilimde halis olursun.<br />
<br />
Kalbini helâl yemekle temizle<br />
Ey oğul!<br />
<br />
Helâl yemek suretiyle kalbini temizle. İşte o zaman Rabbini tanırsın. Lokmanı, elbiseni ve kalbini temizle. İşte o zaman safi, temiz olursun. Henüz vakit geçmeden kalbinle Rabbine dön. Sen iyi kimselerin hallerini dilinle anlatmak ve o halleri de kendin için temenni etmekle yetindin. Tıpkı avucuna suyu alıp yumruk yaparak sıkan kişi gibi ki, elini açtığı zaman orada bir şey bulamaz<br />
<br />
İhlâs sahibi ol<br />
Ey oğul!<br />
<br />
İlim ve irfan öğren ve ihlâs sahibi ol. Ta ki, nifak, ikiyüzlülük ve samimiyetsizlik tuzağından kurullasın, ilim ve irfanı halkın teveccühünü kazanmak ve dünyalık top lamak için değil, Allah'ın rızası için öğren. İlim irfanı gerçekten Allah rızası için öğrendiysen Onun emirlerini sevgiyle yerine getirir ve Ona karşı huşu içinde bulunursun. Diğer insanlara karşı mütevazi olursun.<br />
<br />
Dünyalık için kimseyle çekişme<br />
Ey oğul!<br />
<br />
Sakın sakın! Sen sen ol, dünyalık hususunda kimseyle çekişme, didişme. Kimsenin elindeki kısmete mani olmaya kalkışma. Zira herkesin nasibi mutlaka kendisini bulur. Eğer kaderde elinden alınması varsa, o da olur. Bu senin isteğinle olmaz.<br />
<br />
Kadere razı olmak; kavga, çekişme ve didişme sonunda dünyalık elde etmekten daha güzeldir. Zira Allah'ın takdirine razı olmak her hal ü kârda hayatı güzelleştirir, tatlılaştırır, huzurlu kılar.<br />
<br />
<br />
Allah'ı kalbin ve kalıbınla an<br />
Ey oğul!<br />
<br />
Allah'ı önce kalbinle zikret, sonra da kalıbınla, dilinle. Onu kalbinle bin defa, dilinle de bir defa zikret.<br />
<br />
Abdulkadir-i Geylani (KSA)<br />
Hz. Pir Abdulkadir-i Geylani (KSA) Hz.leri'nin oğlu Şeyh Musa (RA) Hz.leri babasından naklen anlatıyor : <br />
<br />
"Karada bazı seyahatlarımı yapmaya çıkmıştım, fena halde susamıştım. Fakat etrafta su denilen bir şey yoktu. Biraz sonra, semada bir bulut belirdi. Beni güneşten korumaya başladığı gibi, üzerime çığa benzeyen bir şey yağdırdı. Ondan kana kana içtim, derken bir nur belirdi. O nurun canibinden çağırıldım.<br />
<br />
"Ey Abdulkadir! Sen senin Rabbinim. Sana haram olan şeyleri mubah kıldım, senden başkasına yasak ettiğim şeyleri sana helal kıldım." dedi.<br />
<br />
Gavsul Azam (KSA) Hz.leri :  "Ben Allah (CC) Hz.leri'nin huzurundan kovulmuş olan şeytandan Allah'a (CC) sığınırım. Sus ey lain.'"diye bağırınca baktım ki, o nur karanlık, o surat da duman oluverdi.<br />
<br />
Aynı ses bana hitab etti :  "Ey Abdulkadir! Sen, ilminin sayesinde Rabbinin hükmü ile, çeşitli oyunuma gelmeyerek kurtuldun. Halbuki ben bu gibi ahvalde ehli tarikten yetmiş kişiyi yoldan çıkarmışımdır." dedi.<br />
<br />
Hz. Pir'e (KSA) sordular :  "Onun şeytan olduğunu nasıl anladın?"<br />
<br />
O da (KSA) cevaben buyurdu :  "Sana haram olan şeyleri helal ettim sözünden... Çünkü Allah (CC) Hz.Ieri hiçbir zaman böyle çirkin tekliflerde bulunmaz ve benim Rabbim (CC) tek cihetten değil, bütün cihetlerden hitab eder."<br />
<br />
<br />
 Sakın yaptığın işlerde ve bulduğun manevi halde kendi gücünü görmeyesin. Bu hal kişiyi azdırır ve YARATAN’ın rahmet nazarından uzak kılar. Sakın sözünü dinletme ve kabul ettirme hevesine de kapılmayasın. Önce temeli at sonra üzerine binayı çık. Kalbini derin kaz ki oradan hikmet pınarları fışkırsın, sonra ihlas ve iyi işlerle o binayı yükselt. Bu işlerden sonra halkı o köşke davet et.<br />
<br />
» Başkasında bulunan bir hatayı defetmek istersen nefsinle yapma, imanınla yap. Kötülükleri ancak İMAN yıkar. Bu durumda RABB’in sana işlerinde yardımcı olur. O kötülüğü yok etmek için arkadaş olur, O kötülüğü ezer ortadan kaldırır. Eğer bir kötülüğü nefsin için, halkın seni tanıması için ortadan kaldırmaya niyet edersen rezil olursun. Her işte HAKK’ın rızası aranmalıdır.<br />
<br />
» İSLAM gömleğin yırtık, İMAN elbisen pis, kalbin cahil, için kederle dolu. Gönlün İSLAMİYET’e açık değil. İç alemin harap, dışın mamur, bütün sayfaların günah karası. Sevdiğin ve arzuladığın yalnızca dünya.<br />
<br />
» Kabir kapısı açık ve ahiret sana doğru gelmekte. En kısa zamanda aklını başına topla, yalnız dünya azığı toplamaktan vazgeç de ahiret azığını toplamakta acele et…<br />
<br />
» Sabırlı kulların bu dünyada çektiği cefa, Yüce Allah’ın (C.C) gözünden kaçmaz. Siz bir an olsun O’nun uğruna sabır yolunu tutun, yıllarca ecrini alırsınız. Ömrü boyunca “Kahraman” lakâbıyla gezen, onu bir anlık cesareti sonunda kazanmıştır.<br />
<br />
» Ey evlad, önce nefsine öğüt ver, onu yola getir, sonra da başkalarını… Senin henüz ıslaha muhtaç hallerin var, bunu sen de biliyorsun. Bunu bildiğin halde başkalarının islâhı ile uğraşma yolunda nasıl başarılı olabilirsin? Gözlerin bir adım öteyi görmüyorken körleri neyle yola getirme sevdasındasın?<br />
<br />
» Size gereken, Yüce Yaratanı sevmek ve O’ndan başka kimseden korkmamaktır. Ve bütün işleri onun rızasını gözeterek yapmak… Bunlar “Kalp” le olur, dil gürültüsüne getirip söze boğmakla olmaz. Sonra mihenk taşına vurulunca utanırsın. Kuru davaya kimse inanmaz. Halk arasında söylediğin sözleri yalnız kaldığında söylüyormusun?… Aynı duyguları tek başına kaldığın zaman da duyman mümkün oluyor mu?… İşte bunları yapabiliyorsan mesele yok… Kapı önünde “TEVHİD”, içeriye girince “ŞİRK”, yakışır mı? Bu, nifak, ikiyüzlülük alametidir, içi bozuk olmanın ta kendisidir. Acırım sana, sözün kötülükten sakınma hakkında, kalbin ise fitne çıkarmaya istekli. Şükrü dilinden bırakmıyorsun, ama kalbin daima itiraz halinde.<br />
<br />
» Geliniz aşırı, uygun olmayan arzularımızı bir yana atıp YARATANIMIZA koşalım. Bu yolda biraz perişanlık çekelim. Ne olur sanki biraz zahmet çeksek? O’na vardıktan sonra bütün çekilen sıkıntılar unutulur. İçimize ve dışımıza hükmeden nefsimizi HAK yoluna çevirelim, Rabbimizin Elçisine, Sevgilisine başvuralım, O’nun eteğini bırakmayalım.<br />
<br />
» Bütün amacın yemek, içmek ve arzularının tatmini olmasın. Bunların hepsi amaç değil, Yüce ALLAH’a (C.C.) ulaşmak için birer araçtır. Bütün hedefin sana en çok gerekli olana ulaşmak olmalı. Sana en gerekli olan ise YARATAN’ındır. O’nu ara. Her şeyin bir bedeli olur. Dünyaya AHİRET, yaratılmışlara ise bedel YARATAN’dır. Dünyayı kalbinden atarsan yerini HAK alır.<br />
<br />
» Yaşadığın günü ömrünün son günü bil, işlerini ona göre ayarla. Bu duygu sana yeter.<br />
<br />
» “ALLAH’tan (C.C) başka ilah yoktur,” dediğinde bir “DAVA” peşine düştün demektir. Her davada şahit isterler, şahidi olmayan davasını kaybeder. Ayrıca bu uğurda gelecek her türlü sıkıntıya göğüs gerip, sabır göstermek de birer şahid sayılır. Bunları yaparken İHLAS’lı olmak gerekir.<br />
<br />
» Hiçbir söz amelsiz ve ihlassız kabul edilmez. Kainatın Efendisinin (S.A.V) yolu İHLAS’tan ibarettir.<br />
<br />
» Dünyalık toplarken dikkatli ol. Gece odun toplayan gibi olma. Elini uzattığında neyi alacağını önceden kestirmelisin.<br />
<br />
» Gece odun toplayan eline geçeceğini bilemez, seni de ona benzetiyorum. Ayık ol, sonra felaket büyük olur.<br />
<br />
HAK’la çekişme, nefsin için O’nu kötüleme, malın azaldı diye O’nu itham etme, insanlar sana yüz vermiyor diye O’nu suçlama. Suçu kendinde ara. Her işin kendi keyfine uygun olmasını istiyorsun, en büyük hüküm senin mi yoksa O’nun mu? Sen mi fazla biliyorsun yoksa O’ mu? Merhametin O’nunkinden fazla mı?<br />
<br />
» Sen ve bütün yaratıklar O’nun kuludur. Her şeyde yalnız O’nun hükmü geçer bunu sakın unutma.<br />
<br />
» YARATAN’ın rızasına erme yolunda yapmacık hareketler fayda getirmez, bu yolda yersiz arzu ve boş temenni ile yürünmez. Hele içi başka dışı başka birinin eline hiçbir şey geçmez. Bir de yalancılık ortaya çıkarsa felaket o zaman başlar. Eğer bu hallerin azı sende varsa hemen tevbe et ve tevbeni bozma. Tevbe etmekten ziyade, tevbeyi bozmamak esas hünerdir.<br />
<br />
» Böbürlenmeyi bırakın, Yüce ALLAH’a (C.C) karşı büyüklük satmakta neymiş? Kullara da kibirli davranmayın, haddinizi bilin. Varlığınıza tevazuyu yerleştirin. Önceden ne olduğunuzu düşünün; bir damla su.<br />
<br />
» Sonrası ne olacak malum…Bir hendeğe yuvarlanacak bir ağırlık. Hali böyle olana büyüklük taslamak yaraşır mı?<br />
<br />
» Hırsa kapılmayın, kötü arzular sizi esir etmesin. Dünyalık adamların kapısını aşındırmayın. Ezilip büzülerek onlardan dünyalık dilenmek size yakışmaz, sabırla doğru yoldan nasibini arasan daha iyi olmaz mı? Ya bir de yaptığın dilenciliğin sonu boşa çıkarsa… Sevgili Peygamberimizin (S.A.V) “En büyük belâ, nasibte olmayanı aramaktır,” buyruğunu hiç duymadın mı? Nasibte olmayanı kullar hiçbir zaman veremez. Dünya oğullarının buna hiçbir zaman gücü yetmez.<br />
<br />
» Ey ilim iddiasında bulunan, hani ağlaman? Yüce ALLAH’ın (C.C) korkusundan gözlerin yaşarıyor mu? O’ndan korkman ve günahları itirafın nerede? Nefsinle cenk etmek ve onu terbiye etmek yok mu? O’nu HAK tarafına çağırman nerede?<br />
<br />
» Bunların hiçbiri sende yok. Bütün derdin kasa, masa, yemek ve eğlenmek. Aklını başına al. Dünyadaki nimetlerden sana gelecek bir kısmetin varsa gelir, üzülme içini ferah tut. Bekleme yükünden kurtulursun, hırsın ağırlığı seni yormaz. Eğer bu şekilde davranmazsan, bütün bu uğraşmalarından sana ne kalacak dersin? Sadece bir yorgunluk ve ağır bir hesap…<br />
<br />
» Doğruluk olmadan bilginin sana ne yararı dokunur? Doğruluğun olmadığı için bilgi sana bela olur. Öğrendin, namaz kıldın, oruç tuttun sebebi sana mal versinler, iyiliğini görsünler, seni öğsünler oldu. Sana yakışır mı bu düşünceler?<br />
<br />
» Farzet ki halkın sana ilgisi arttı, bunun ölüm anındaki sıkıntıya faydası olur mu acaba? Seni sevenlerle aranda uçurumlar olacak o anda. Topladığın malları başkaları paylaşacak, hesabı ve cezası da sana kalacak<br />
<br />
» Yazık sana! Cehennemlik işleri yaparken cenneti umuyorsun. Geçici şeylerle avunuyor onları seviyor ve senin sanıyorsun. Ama yakında elinden alacaklar.<br />
<br />
» Yaratan hayatı sana emanet olarak verdi, O’nun rızası yolunda yaşamanı emretti. Sen ise kendi isteğin, heveslerinin peşinde hayatını tükettin. Sana verilen zenginlik, makam, sıhhat birer emanettir. Bütün bunları YARATICININ rızasına uygun yolda kullan.<br />
<br />
» Ey evlad, ana rahminde seni kim besledi. O halde iken ne kadar acizdin, bu hale seni getiren kim? Sen ise kendi varlığına ve halka dayanmaktasın, parana, mevkine, bilgine güveniyorsun. Güvendiklerin bugün var yarın yok olabilirler. Yüce ALLAH’tan (C.C) başka her kime güveniyor veya kimden korkuyorsan o senin ilahındır. Yakında bütün güvendiklerin yok olur kullarla aran açılır, sana karşı kalpleri katılaşır, kapıları yüzüne vururlar seni kapı kapı dolaştırırlar. Çağırsan yardımına koşan olmaz.<br />
<br />
» Bütün bunlara sebeb Hak’tan başkasına güvenmiş olman, O’nun nimetlerini başkalarından bilmiş olmandır.<br />
<br />
» Yüce ALLAH’ın (C.C) dininde olmayan şeyleri yapmaya çalışma. Elinde iki şahit olsun; biri KUTSAL KİTABIMIZ, diğeri SÜNNET-İ RESULALLAH. Bunlar seni RABBİNE ulaştırır. Ama sen bu şahitleri bırakıp nefsinin peşinden gitmeye devam ediyorsun. Elinde iki şahidin var; biri zayıf aklın, diğeri de şahsi arzun. Şüphesiz bunlar seni ateşe iter. Firavun gibilerin arasına katar.<br />
<br />
» Ey içi bozuk, yakında öleceksin, öldükten sonra yaptıklarına çok pişman olacaksın ama çok geç…Dilin güzel söze alıştığı için konuştu ve aldandı, ama kalbin hiçbir şeyden anlamaz bir halde. Bu durum seni kurtarmaz. Güzel konuşmayı kalb yapmalı, yalnızca dilin iyi söz söylemesi faydasızdır.<br />
<br />
» Ey ALLAH (C.C) yolcularını bulamayan; varlığını ve yaratılmışları HAK varlığına perde eden kişi; ağla, başkasına bir ağlarsan kendine bin defa ağla.</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Haci Bektaşi Veliden Güzel Sözler]]></title>
			<link>https://forum.bizdeblog.com/showthread.php?tid=10309</link>
			<pubDate>Tue, 28 Jul 2020 11:29:37 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forum.bizdeblog.com/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forum.bizdeblog.com/showthread.php?tid=10309</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">HACI BEKTAŞİ VELİDEN GÜZEL SÖZLER</span><br />
<br />
    Abdal, Hak’ka hayran olandır.<br />
    Adâlet her işte, Hak’kı bilmektir.<br />
    Âdem suretinde olan herkes, Âdem değildir.<br />
    Âdem’in Âdemliği; akıl, hayâ ve ilim iledir.<br />
    Âlimlere ve kendini bilenlere, alçak gönüllülük yaraşır.<br />
    Allah ile gönül arasında perde yoktur.<br />
    Ara, bul.<br />
    Araştırma, açık bir sınavdır.<br />
    Ârifler hem arıdır, hem arıtıcı.<br />
    Âriflerin içinde, murdar nesne (kötülük) eğlenmez.<br />
<br />
    Aşk meydanı, erenlerin ve bilenlerindir.<br />
    Bilim, gerçeğe giden yolları aydınlatan ışıktır.<br />
    Bir olalım, iri olalım, diri olalım.,<br />
    Bizi sevenlerin gönüllerinde biz oturur, dillerinde de biz konuşuruz.<br />
    Bizim erkânımız; ahlâkı Muhammed’i ve edebi Ali’dir.<br />
    Cahiller ve hak tanımazlara, sükût ile karşılık veriniz.<br />
    Cennet için ibâdet geçersizdir.<br />
    Çalışan insan kötülük düşünmez.<br />
    Çalışmadan geçinenler, bizden değildir.<br />
    Dâimâ iyiyi, güzeli, doğruyu öğrenebilmek için okuyunuz, okutunuz.<br />
    Devletli odur ki; cehli sile, gafletten uyanıp kendini bile.<br />
    Dil mızraktan, daha derin yaralar.<br />
    Dili, dini, rengi ne olursa olsun iyiler iyidir.<br />
    Dînine dizlerinle değil, kalbinle bağlan.<br />
    Doğruluk dost kapısıdır.<br />
    Düşmanınızın bile, insan olduğunu unutmayınız.<br />
    Düşünce karanlığına ışık tutanlara ne mutlu.<br />
    Düşünce, davranış ve sevgiyi, Allah lezzeti olarak tadın.<br />
    Edeb elbisesini, sırtınızdan ölünceye kadar çıkartmayınız.<br />
    Elden gelen her iyiliği, herkese yapınız.<br />
    Eline, diline, beline sahip ol.<br />
    En büyük kerâmet çalışmaktır.<br />
    En yüce servet, ilimdir.<br />
    Hak’ka erişebilmek için, büyüklere ve doğrulara yaklaşın.<br />
    Hakikatın ilk makamı, toprak olacağımızın bilinmesidir.<br />
    Hamı pişiremezsen bari, pişmişi ham etme.<br />
    Her ne arar isen, kendinde ara.<br />
    Hiçbir milleti ve insanı ayıplamayınız.<br />
    Hükümdar (idareci), ancak adâleti ile başarılı olur.<br />
    İbâdetin yeri başkadır, işin yeri başkadır.<br />
    İçi murdar kimseyi ne kadar dıştan yıkarsan arınmaz.<br />
    İlim, hakikate giden yolları aydınlatan ışıktır.<br />
    İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır.<br />
    İlmi ve bilgiyi yüce tutan kimse hiçbir zaman küçülmez, alçalmaz.<br />
    Îmanın kemâli, âhlak güzelliğidir.<br />
    İncinsen de, incitme. İnsan dilinin arkasında gizlidir.<br />
    İnsanın kemâli, ahlâk güzelliğidir.<br />
    İnsanın olgunluğu, davranışlarının doğruluğundadır.<br />
    İslâmın temeli güzel ahlâk; ahlâkın özü bilgi; bilginin özü akıldır.<br />
    Kadınlarınızı okutunuz, kadınları okumayan millet yükselemez.<br />
    Kanâatkâr olanlar, en büyük zenginliğe sahiptir.<br />
    Karşısındaki insanın iyi olmasını isteyen, önce kendisi iyi olmalıdır.<br />
    Kendini tanımayan, Yaratan’ı da bilemez.<br />
    Kibrin aslı şeytan, tevazûnun aslı Rahmân’dır.<br />
    Kimsenin ayıbını arama, kendi ayıbını görür ol.<br />
    Mevki hırsı, koğu, gıybet, edebsizlik, hıyânet Hak’kı inkâr eder.<br />
    Murada ermek, sabır iledir.<br />
    Mürüvvet hoş görme ve affetmektir.<br />
    Nebîler, Velîler, insanlığa Tanrı’nın hediyesidir.<br />
    Nefsine ağır geleni, kimseye tatbik etme.<br />
    Oturduğun yeri pâk et, kazandığın lokmayı hak et.<br />
    Özünde ve sözünde temiz olmayanların, îmanı tam değildir.<br />
    Sevgi ve acıma, insanlık; hiddet ve şehvet ise hayvanlık vasfıdır.<br />
    Yolumuz; ilim, irfân ve insanlık sevgisi üzerine kurulmuştur.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">HACI BEKTAŞİ VELİDEN GÜZEL SÖZLER</span><br />
<br />
    Abdal, Hak’ka hayran olandır.<br />
    Adâlet her işte, Hak’kı bilmektir.<br />
    Âdem suretinde olan herkes, Âdem değildir.<br />
    Âdem’in Âdemliği; akıl, hayâ ve ilim iledir.<br />
    Âlimlere ve kendini bilenlere, alçak gönüllülük yaraşır.<br />
    Allah ile gönül arasında perde yoktur.<br />
    Ara, bul.<br />
    Araştırma, açık bir sınavdır.<br />
    Ârifler hem arıdır, hem arıtıcı.<br />
    Âriflerin içinde, murdar nesne (kötülük) eğlenmez.<br />
<br />
    Aşk meydanı, erenlerin ve bilenlerindir.<br />
    Bilim, gerçeğe giden yolları aydınlatan ışıktır.<br />
    Bir olalım, iri olalım, diri olalım.,<br />
    Bizi sevenlerin gönüllerinde biz oturur, dillerinde de biz konuşuruz.<br />
    Bizim erkânımız; ahlâkı Muhammed’i ve edebi Ali’dir.<br />
    Cahiller ve hak tanımazlara, sükût ile karşılık veriniz.<br />
    Cennet için ibâdet geçersizdir.<br />
    Çalışan insan kötülük düşünmez.<br />
    Çalışmadan geçinenler, bizden değildir.<br />
    Dâimâ iyiyi, güzeli, doğruyu öğrenebilmek için okuyunuz, okutunuz.<br />
    Devletli odur ki; cehli sile, gafletten uyanıp kendini bile.<br />
    Dil mızraktan, daha derin yaralar.<br />
    Dili, dini, rengi ne olursa olsun iyiler iyidir.<br />
    Dînine dizlerinle değil, kalbinle bağlan.<br />
    Doğruluk dost kapısıdır.<br />
    Düşmanınızın bile, insan olduğunu unutmayınız.<br />
    Düşünce karanlığına ışık tutanlara ne mutlu.<br />
    Düşünce, davranış ve sevgiyi, Allah lezzeti olarak tadın.<br />
    Edeb elbisesini, sırtınızdan ölünceye kadar çıkartmayınız.<br />
    Elden gelen her iyiliği, herkese yapınız.<br />
    Eline, diline, beline sahip ol.<br />
    En büyük kerâmet çalışmaktır.<br />
    En yüce servet, ilimdir.<br />
    Hak’ka erişebilmek için, büyüklere ve doğrulara yaklaşın.<br />
    Hakikatın ilk makamı, toprak olacağımızın bilinmesidir.<br />
    Hamı pişiremezsen bari, pişmişi ham etme.<br />
    Her ne arar isen, kendinde ara.<br />
    Hiçbir milleti ve insanı ayıplamayınız.<br />
    Hükümdar (idareci), ancak adâleti ile başarılı olur.<br />
    İbâdetin yeri başkadır, işin yeri başkadır.<br />
    İçi murdar kimseyi ne kadar dıştan yıkarsan arınmaz.<br />
    İlim, hakikate giden yolları aydınlatan ışıktır.<br />
    İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır.<br />
    İlmi ve bilgiyi yüce tutan kimse hiçbir zaman küçülmez, alçalmaz.<br />
    Îmanın kemâli, âhlak güzelliğidir.<br />
    İncinsen de, incitme. İnsan dilinin arkasında gizlidir.<br />
    İnsanın kemâli, ahlâk güzelliğidir.<br />
    İnsanın olgunluğu, davranışlarının doğruluğundadır.<br />
    İslâmın temeli güzel ahlâk; ahlâkın özü bilgi; bilginin özü akıldır.<br />
    Kadınlarınızı okutunuz, kadınları okumayan millet yükselemez.<br />
    Kanâatkâr olanlar, en büyük zenginliğe sahiptir.<br />
    Karşısındaki insanın iyi olmasını isteyen, önce kendisi iyi olmalıdır.<br />
    Kendini tanımayan, Yaratan’ı da bilemez.<br />
    Kibrin aslı şeytan, tevazûnun aslı Rahmân’dır.<br />
    Kimsenin ayıbını arama, kendi ayıbını görür ol.<br />
    Mevki hırsı, koğu, gıybet, edebsizlik, hıyânet Hak’kı inkâr eder.<br />
    Murada ermek, sabır iledir.<br />
    Mürüvvet hoş görme ve affetmektir.<br />
    Nebîler, Velîler, insanlığa Tanrı’nın hediyesidir.<br />
    Nefsine ağır geleni, kimseye tatbik etme.<br />
    Oturduğun yeri pâk et, kazandığın lokmayı hak et.<br />
    Özünde ve sözünde temiz olmayanların, îmanı tam değildir.<br />
    Sevgi ve acıma, insanlık; hiddet ve şehvet ise hayvanlık vasfıdır.<br />
    Yolumuz; ilim, irfân ve insanlık sevgisi üzerine kurulmuştur.</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Türk Büyüklerinden Nasihatler]]></title>
			<link>https://forum.bizdeblog.com/showthread.php?tid=10308</link>
			<pubDate>Tue, 28 Jul 2020 11:22:50 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forum.bizdeblog.com/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forum.bizdeblog.com/showthread.php?tid=10308</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">TÜRK BÜYÜKLERİNDEN NASİHATLER</span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">DEDE KORKUT’ UN ÖĞÜTLERİ</span><br />
<br />
Dede Korkutun, on ikinci asrın sonu ve on üçüncü asrın başlarında yaşadığı rivayet edilir. Oğuzların Bayat boyundandır. O, alimdir ve koyu bir Türkçüdür. Onun öğütlerinden bir bölümünü nakletmek istiyorum;<br />
“Ağız açıp över olsam, Allah demeyince işler düzelmez. Kadir Tanrı vermeyince, er zengin olmaz. Ezelden yazılmazsa, kul başına kaza gelmez. Ecel vakti ermeyince kimse ölmez, ölen adam dirilmez, çıkan can geri gelmez. Bir yiğidin, kara dağ tepesinde malı olsa yığar, derer, ister amma, nasibinden fazlasını yiyemez. Çağıldayan sular taşsa, deniz dolmaz. Büyüklük taşıyanı Tanrı sevmez. Gönlüne benlik yerleşen kişide devlet olmaz. El oğlunu besleyip, büyütmekle oğul olmaz, büyüğünce bırakıp gider. Külden tepecik olmaz. Güveyi oğul olmaz. Kara eşek başına başlık vursan, katır olmaz. Cariye’yi süsleyip giydirsen, hanım olmaz. Lapa, lapa karlar yağsa, yaza kalmaz. Zümrüt gibi yeşil çimen, güze kalmaz. Gittiği yerin otlaklarını geyik bilir. Yeşermiş çimenlerin yerini yaban eşeği bilir. Değişik yolların izini deve bilir. Yedi dere kokularını tilki bilir. Gece vakti kervan göçünü çayır kuşu bilir. Oğul’un kimden olduğunu ana bilir. Erin ağırını, hafifini, at bilir. Ağır yüklerin zahmetini katır bilir. Nerede sızılar varsa, çeken bilir. Gafil başın ağrısını beyin bilir. Azıp gelen kazayı Tanrı sevmez. Tanrı ilmi Kuran güzel, Tanrı evi Mekke güzel, Günlerden Cuma güzel, bir de helal kadın güzel. Şakağından ağarsa baba güzel. Ak sütünü emdiğin ana güzel. Sevgili kardeş güzel, oğul güzel. Her şeyi yaratan Tanrı güzel. Bilesiniz ki, eski pamuk bez olmaz. Kalleş düşman dost olmaz. Kız anadan görmeyince öğüt almaz. Oğul babadan görmeyince sofra çekmez. Oğul babanın sırrıdır. İki gözünün biridir. Devletli oğul olsa, ocağını gönendirir. Devletsiz oğul olsa, ocağını söyündürür. Oğul da neylesin, babası ölüp malı kalmazsa? Babanın malından ne fayda, başta devlet olmazsa? Devletsizliğin şerrinden Allah saklasın, cümlemizi. Hanım hey! Beyim hey !” demektedir<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">SULTAN ALPARSLANIN VASİYETİ</span><br />
<br />
Kısa zamanda örneğine az rastlanan zaferler kazanan Cihan Sultanı, Malazgirt’te mağrur Bizans ordusunu yenen, Anadolu’yu Türklere ikinci Anayurt yapan Türk Hakanı Sultan Alpaslan 1029 yılında doğdu. Babası Çağrı Bey’di. Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey’in ölümü üzerine 1063’de Hakan oldu. Azerbaycan, Gürcistan, Doğu Karadeniz’den sonra Aral gölünü de aşarak, 26 Ağustos 1071 tarihinde, Cuma namazından sonra beyaz elbisesini giydi,“Şaman usulü” atının kuyruğunu bağladı ve askerlerine hitaben;<br />
Şehit olursam beni olduğum yere gömün. Bu beyaz elbisem kefenim olsun. Eğer içinizde korkan varsa geri dönsün, karısının kucağına girsin. Ölmek isteyenler, arkamdan gelsin” dedi ve neticede de zafere erdiler. Bu başarıdan sonra Türk ve Müslüman olan Karahanlı devletini ziyarete giden Alpaslan, arkasından bir kale komutanının ani saldırısı sonucu hançerlendi. Her türlü çabaya rağmen kurtarılamadı. Ölümünden önce yaptığı vasiyetinde;<br />
Rabbim! Seni kendime vekil yapıyorum. Azametin karşısında yüzümü yere sürüyorum. Senin uğruna savaştım, bana yardım ettin. Çünkü, sözümde hilaf yoktu. Akıllı ve tecrübeli bir adam bana; ”Kimseyi küçümseme, kendi gücüne de güvenme” diye nasihat etti. Ama ben bu sözleri ihmal ettim, hata yaptım. Ölüm döşeğinde bunu daha iyi anladım. Ordumun çokluğundan, gücünden, askerlerimin coşkusundan, altımda yerin titrediğini hissettim ve kendi kendime; ”Ben dünya Sultanıyım, bana kimsenin gücü yetmez. Bu ordu ile Çin’i ve birçok ülkeyi fethederim.” dedim. Bu gurur yüzünden, şimdi bu aciz duruma düştüm. Her bir işe başlarken, Allah’tan yardım dilerdim. Şimdi, oğlum Melikşaha bağlılık yemini edin. Vezirim Nizam-ül Mülk de ona biat edecektir. Çünkü biz Türkler temiz Müslümanlarız, bid’ad bilmeyiz. Hepiniz Allah’a emanet olunuz.” Dedi gözlerini yumdu.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">OSMAN GAZİ’ NİN OĞLU ORHAN GAZİYE VASİYETİ</span><br />
<br />
Osman Gazi dünyanın en güçlü, en uzun imparatorluğunu kuran hükümdardır. Derviş gazilerin reisidir. Uç Beyliğinden “Kara Osman Bey, Osman Şah bey, padişah” adlarını aldı. Onun babası ise Ertuğrul gazidir. Horasan’ dan geldi. Anadolu’ da 600 küsur yıl devam edecek bir İmparatorluğun temelini attı. Ölüm döşeğinde iken oğlu Orhan Bey’ e öğüdünde;<br />
Ey oğul! Bugüne kadar tereddütsüz, benim isteğime uydun, sözümü tuttun. Tanrı senin dileklerini yerine getirsin. Benim arzum, mezarımı gümüş kubbenin altına koyasın.<br />
Ey oğul! Anlamadığın konuları alimlerden öğrenip yapasın. İyice bilmediğin hiçbir işe başlamayasın. Sana itaat edenleri has tutasın. Askerlerine yardım etmede cömert olasın. Çünkü insan, ihsanın kulcağızıdır.<br />
Ey oğul! Asla zalim olmayasın. Cihada devam edesin ki, böylece benim ruhum şad olsun. Alimlere riayet edesin ki, işler düzgün gitsin.<br />
Ey oğul! Askerlerine ve malına ilgi duyup gururlu olmayasın. Bizim mesleğimiz Allah’ın dinini yaymakta, kuru kavga ve cihangirlik değildir. Sana da bunlar yaraşır.<br />
Ey oğul! Daima herkese iyilik ve ihsanda bulunasın. Nerede bir ilim ehli duyarsan ona ikbal gösteresin, yumuşak davranasın ki, alemi adaletinle şenlendiresin, böylece memleket işlerini noksansız göresin” dedi.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ŞEYH EDEBALİ’ NİN OSMAN BEY’ E ÖĞÜTLERİ</span><br />
<br />
Osmanlı devletinin kuruluş yıllarında yaşayan büyük İslam alimi Şeyh Edebalin’ in doğum tarihi belli değil, 1326 yılında Bilecikte vefat etti. Edebali, kendi parasıyla kurduğu dergahında fakirlere ikramlarda bulundu. Zaman zaman Osman Bey de bu dergahta misafir olarak kaldı. O, bir gece rüyasında, şeyhin göğsünden bir ay doğup, kendi göğsüne girdiğini sonra buradan bir büyük ağaç bitip dalları dünyayı kapladığını, onun altından birçok nehirler aktığını, insanların bundan yararlandığını gördü, sabah olunca da bu rüyasını Edebali’ye anlattı. O da; “Sen Bey olacaksın, kızım Mal Hatun’la evleneceksin. Benden çıkıp sana giren nur budur. Senin temiz neslinden bir çok sultanlar gelecek, uzun süre saltanat sürüp bir çok devlete hükmedecek” dedi ve Osman beyi tebrik etti sora da ona öğüt olarak;<br />
“Oğul! İnsanlar vardır, şafak vaktinde doğarlar, akşam ezanında ölürler. Avun oğlum avun. Güçlüsün, kuvvetlisin, akıllısın, kelamlısın. Ama bunları nerede ve nasıl kullanacağını bilmezsen, sabah rüzgarında savrulur gidersin. Öfken ve nefsin bir olup aklını yener. Daima sabırlı, sebatlı ve iradene sahip olasın. Dünya senin gördüğün gibi büyük değildir. Bütün fethedilmemiş gizemler, bilinmeyen, görülmeyenler, senin erdemlerinle gün ışığına çıkacaktır.<br />
Oğul! Ananı, atanı say, bereket büyüklerle beraberdir. Bu dünyada inancını kaybedersen, yeşilken çorak olur, çöllere dönersin. Açık sözlü ol. Her sözü üstüne alma. Gördün, söyleme, bildin bilme. Sevildiğin yere sık gidip gelme, kalkar muhabbetin, itibar olmaz<br />
Oğul!. Üç kişiye acı: Cahiller arasındaki alime, zenginken fakir düşene, hatırlı iken itibarını kaybedene. Unutma ki! Yüksekte yer tutanlar, aşağıdakiler kadar emniyette değildir. Haklı olduğunda mücadeleden korkma. Bilesin ki, atın iyisine doru, yiğidin iyisine deli derler.”der.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ORHAN GAZİNİN MURAT BEY’E ÖĞÜTLERİ</span><br />
<br />
Orhan Gazi 1281 yılında Söğüt’ te doğdu. Babası Osmanlı Devletinin kurucusu Osman Gazi’dir. Orhan Gazi, iyi eğitimli bir komutan ve devlet adamıdır. O, son derecede uysal, merhametli, kolay kızmaz, kızdığını da hiçbir zaman belli etmezdi. Askerlerini ve halkını oldukça korurdu. Savaşlarda ölümü fazla dilemezdi. Alacağı bölgeyi kuşatma altına alır, son anına kadar teslim olmaları için fırsat verirdi. Kendi soyuna ve kavmine özellikle sahip çıkardı. Onlara öncelik tanırdı. Türk-İslam töresine bağlılığı ile tanınırdı. 1360 yılında rahatsızlandı, ölümünden önce oğlu Murat Bey’ e öğütleri önemlidir:<br />
“Oğul! Saltanatınla mağrur olma. Unutma ki, dünya Sultan Süleyman’a bile kalmadı. Dünya saltanatı geçicidir. Lakin senin için büyük bir fırsattır. Eğer dünyaya “Ahiret” ölçüsü ile bakarsan, ebedi saadete değmediğini göreceksin. Rumeli Hıristiyanları rahat durmuyor. Sen, o cihete yürü. Rumeli fethini tamamla. Kostantiniyeyi ya fethet, ya da fethe hazırla. Civardaki Türk beylerle iyi geçin. Halk, her ne kadar bizi istese de başlarında bulunan beyler, beyliklerinden vazgeçmezler Onlar, bir zaman daha idare ederler, fazla dayanamazlar, neticede olmuş meyve gibi avucuna düşerler. Anadolu’da sıkıntı olmazsa, Rumeli meselesini rahat çözersin. Bu yüzden Anadolu’nun sessizliğini bozmamağa gayret et. Cennet mekan babam Osman Gazi, Söğüt ve Domaniç’ten ibaret toprağı “Beylik” yaptı. Biz Allah’ın izniyle, “Beyliği” Hanlığa çevirdik. Sultanlığı ikmal ettik. Sen daha büyüğünü yapacaksın. Osmanlıya iki kıta üstünde hükmetmek yetmez. Selçukluların varisiyiz, Romanın da varisi biziz. Ey oğul! Hak yolundan ayrılma. Adaletle hükmet. Gazileri ve halkı gözet. Din’e hizmet edene, hizmet etmek şereftir, bunu ihmal etme. Fakirleri doyur, zalimleri cezalandırmada ihmalkar olma. “En kötü adalet geç tecelli eden adalettir.” Sonunda hak yerini bulsa bile, geciken adalet zulümdür. Biz yolun sonuna geldik, sen daha başındasın, Cenab-ı Hak, saltanatını mübarek kılsın.”dedi.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">BİLGE- KAĞAN’ IN ÖĞÜTLERİ</span><br />
<br />
Bilge Kağan, altıncı yüzyılın başlarında, yedinci yüz yılın ortalarında, Mancur’ ya dan İran’ a kadar uzanan geniş bölgede, Asya’ nın hakimi olmuş, Orhun Abideleri denilen “Ebedi taşa” yazdırdığı ”Türk Milletinin, Türk devletinin adı, sanı yok olmasın” dediği öğüdünde;<br />
“Ey Türk Oğuz Beyleri! Bu sözümü iyi işitin! Üstten gök çökmedikçe, alttan yer delinmedikçe biliniz ki, Türk milleti, Türk yurdu, Türk devleti, Türk töresi bozulmaz. Ey ölümsüz Türk milleti! Kendine dön! Milletin adı sanı yok olmasın diye, Türk milleti için, gece gündüz uyumadım, gündüzleri oturmadım. Kardeşim Kül Tigin ile ölesiye çalıştım. Birleşen milleti dağıtmadım. Türk Kağan Ötükende oturursa, Türk yurdunda sıkıntı olmaz. Ben Ötükende oturarak tek başına yurdu idare ettim. Çinlilerin değerli hediyelerine kapılmadım. Buna kapılan ne kadar Türk’ün öldüğünü, Çin boyunduruğuna girdiğini unutmadım. Tanrı yardım etti, Türk kağanı oldum. Dağılmış milletimi topladım. Fakir milletimi zengin ettim. Azalmış milletimi çoğalttım. Atalarıma layık bir evlat olmağa çalıştım. Ecdadımız törelerine öyle bağlı idi ki, bununla milleti mutlu ettiler. Onlar bilge kağandılar. Sonradan bilgisiz, beceriksiz kağanlar, Çinlilerin hilesine kandılar. Türk milleti, zengin ülkelerini kaybettiler. Türk kağanların cihanı tutan haşmeti maziye karıştı. Bu yüzden Türk yöneticileri köle, Türk kızları da cariye oldu. Türk adı yerine Çince isim kullandılar. Bu utanç vericidir. Yüce Tanrı, Türk’ün bu haline acıdı, babam İlter Kağanı Türklere Kağan yaptı. Babamın Türk ordusu kurt, Türk düşmanları koyun oldu. Kurt önünden kaçan koyunlar dağılıp gittiler.<br />
Babam, Doğudan Batıya at koşturdu. Türkleri birleştirdi, Türk devletini ihya etti. Ben zengin ve parlak bir millete Han olmadım. Kardeşim ve yeğenlerimle birlikte yemin ettik, Türk milletinin, Türk devletinin adı, sanı yok olmasın diye gündüz oturmadım, gece uyumadım, çalıştım.” Dedi<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">SULTAN İKİNCİ MURAT HAN’ IN VASİYETİ [1403-1451]</span><br />
<br />
“Gerçi, kim haddim değildir, buseni kılmak değil, Arif olan çün bilur, anı ne lazım söylemek” diyen Sultan Murat, Çelebi Sultan Mehmet’in oğlu ve yeni çağın kapısını açan Fatih Sultan Mehmet Han’ın babasıdır. Büyük bir komutan, alim, şair, musiki ustası, fen ve din ilimlerini inceleyip, bilen bir Hakan’dır. Varna ve 2. Kosova savaşlarını bileğinin hakkıyla alan, Türkiye’yi üç asır, dünyanın en güçlü devleti olmasının temelini atan bir Sultan’dır. Eğer O, Varna’da başarı sağlanmasaydı, Türkiye’nin geleceği tehlike içinde olacaktı. ”Büyük Türk Hakanı” namıyla tanınan Sultan’a, batı bilimcileri ” O, ince ruhlu, hassas yapılı çok adil, merhametli, sözüne sadık, cesur, azimli, tedbirli, güler yüzlü, düşmana karşı sert davranan bir Hakan’dır” derken, bazı tarihçiler “Türk Rönesans’ını başlatan Hükümdar’dır” diye anlatırlar. Sultan’ın özel vasiyetini, tam olarak Mithat Sert oğlunun “Vasiyetname” adlı eserinde bulabilirsiniz. O, özet olarak vasiyetinde:<br />
“Ben ki, Ulu Sultan, Büyük Hakan, Arap ve Acem Meliklerinin efendisi, gazi ve mücahitlerin yardımcısı, düşmanların korkulu rüyası, zayıf ve fakirlerin hamisi, denizlerin ve karaların Sultanı Fethin babası, şehit Sultan Beyazid’in oğlu, kutlu Sultan Mehmet oğlu Murat hanım. Saruhan memleketinde bulunan malımın üçte birini vasiyet ettim. Bu, on bin florin’dir. Bunun bir kısmını fakir-fukaraya, bir kısmını da Mekke ve Medine yoksullarına, bir kısmını Kabe’ye, Mescidi Aksa’ya, Kur’an okuyanlara, muhtaçlara dağıtınız. Daha sonra on bin florin daha harcamanızı istiyorum. Kırmızı yakut başlıklı yüzüğümü ki, onu 95 bin dirheme aldım. Onu da satasınız, bu para bitene kadar, gece gündüz ruhuma Kur’ an okuyanlara dağıtasınız. Kaşlı yüksüğün parasıyla defnimden sonra okuyup dua edenlere, harcayasınız. Hastalandığım anda ve sonrası kölelerimin hepsi hür olsun.” demektedir<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">TİMUR HAN’ IN ÖĞÜTLERİ</span><br />
<br />
Timur, Türkistan’ın Kes şehrinde dünyaya geldi. Cenkiz Han’ ın soyundandır. Zamanın alimlerinden ilim ve harp tekniğini, devlet yönetimini öğrenen bir devlet adamıdır. Bir savaşta ayağı yaralanıp topallamasından sonra “Lenk” sıfatını aldı. Çeşitli tarihçiler onu ”Merhametsiz, kellelerden kale yapan zalimdir, şehirleri yağmaladı, yakıp, yıktı, Yıldırım Beyazıt’la savaşıp, kardeşi kardeşe kırdırdı. Osmanlıların duraklamasını ve İstanbul’un alınmasını elli yıl geciktirdi“ deseler de bu doğru değildir. Ankara savaşını aslında Timur han istemediği halde, Yıldırım Han’ın zorlamasıyla bu felaketin olduğunu ifade edenlerin tespiti de vardır. Ona ”Milliyetçiliğin düşmanıdır” diyenler de çıkmıştır. Fakat Timur, İran seferinde, Şehnamenin yazarı, ünlü şair Firdevs’in mezarına giderek “Kalk, kalk da hiç durmadan kötülediğin mağlup Türk’ü şimdi gör” demişti. O, en az Bilge Kağan kadar özüne bağlıdır. O, Müslüman Türk insanına seslenirken;<br />
“Biz ki, Mülk’ü Turan, Emir’i Türkistan’ız; Biz ki Türk oğlu Türküz; Biz ki, milletlerin en kadimi ve en ulusu, Türk’ün başbuğuyuz diyerek tam otuz altı yıl saltanat sürdüm. Değerli askerlerim sayesinde pek çok yer fethettim ve yirmi yedi ülkenin Hakanı oldum.” diyen. Timur, Turan, İran, Rum [Anadolu], Suriye, Mısır, Irak, Azerbaycan, Fas, Horasan, Hindistan, Gürcistan, Ermenistan ve Kafkas ülkelerinin birçok yerlerini aldı. Çin’i ortadan kaldırmak için hazırlık yaptı. Tam bu anda büyük bir kış bastırdı. Her yer karla kaplandı. Yine de yola çıktı. Yaşlıydı, Çin sınırına geldi. Burada ordusuna büyük bir geçit töreni yaptırdı, “KUĞU AVI” düzeni aldırdı. Aniden hastalandı, Hekimbaşı Feyzullah, durumunun iyi olmadığını söyledi. Timur, vasiyetini hazırladı ve 19 Mart 1405’de öldü. Cesedi mumyalandı, Semer kant’a defnedildi. O, öğüdünde:<br />
“Oğullarım! Size vasiyetim, milletin rahatlığını sağlayın, dertlerine çare bulun, zayıfları koruyun, yoksulları zenginlerin eline bırakmayın. Adalet ve iyilik rehberiniz olsun. Aradaki nifakçılara fırsat vermeyin. Ölüm döşeğindeki babanızın sözlerini unutmayın. Benden sonradakilere kurallar koydum. Bunlara sahip çıkarsanız, başarılı olursunuz. Bu öğütlerim uzun deneyimlerim neticesidir; Allah’ın dinini dünyaya yaymaya gayret edin. Adamlarıma güvendim, her birine yetki verdim. Onlar benim gözbebeğimdiler. Düşman üzerine gitmeden, ilim adamlarının görüşünü aldım, bunun faydasını gördüm. Her işimde iyi niyetli ve sabırlı oldum. Dosta düşmana karşı eşit davrandım. Herkes, makam ve mevkisi ne olursa olsun, kanunlara uymayı ibadet saymalıdır. Komutan ve askerlere, maddi ve manevi yardımı esirgemedim. Onlar da savaşlarda can vermede tereddüt etmediler. Yirmi yedi ülkenin Hakanı oldum. Han elbisesini giydiğim andan itibaren dur durak bilmedim. Gece, gündüz uyumadım. Planlar hazırladım. Askerlerle komutanlar arasında isyan çıktığında sabırlı davrandım, önem vermez göründüm. Ama asla ilgisiz kalmadım, arasını buldum. Savaşta askerlerle birlikte düşman üzerine saldırdım. Kenara çekilip rahatımı düşünmedim. Şöhretim uzak ülkelere gitti. Adaletten asla ayrılmadım. İyilik yaptım, iyilik gördüm. Suçlulara, suçsuzlara eşit davrandım. Kalp kazandım, adil bir şekilde hükmettim. Disipline önem verdim. Ezileni, ezenin elinden kurtardım. Suçluya ceza verdim. Suçsuzları korudum. Bana karşı gelenleri, aman dilemeleri halinde affettim. Alimlerle, bilim adamlarıyla sürekli istişare ettim. Onların dileklerini yerine getirdim. İkiyüzlü, kötü fikirli, dalkavuk olanları yanımdan kovdum. Başladığım işi azimle, sabırla yerine getirdim. Kırgınlık, öfke duygularına yer vermedim. Dini, geçmiş Hakanların kanunlarını, ilim adamlarına sorup öğrendim. Onlardan yararlandım. Bir devletin yıkılma ve yükselme sebeplerini araştırdım. Ona göre hata yapmama yönünü tercih ettim. Yanlışlara düşmemeğe özen gösterdim. Vergilerde adil davrandım. Rüşvete, zulme fırsat vermedim. Bu bir mikroptur. Bulaştığı yeri yok eder. Halkın derdini bizzat yakınen izledim. Büyüklere kardeşim, küçüklere evladım gibi davrandım. Halkımın gelenek ve göreneklerine saygılı oldum. Fethettiğim ülkelerin sevgisini kazandım. Halkın sevdiği kişilere görev verdim. Kusurlu olanları derhal görevden aldım ve cezalandırdım. İdareciler, askerler veya halk arasında zulüm yapanlar tespit edildiğinde gereğini yaptım. Herhangi bir kabile, bey, benim toplumumda ise, beylerine saygı gösterdim ve onurlandırdım. Benimle dost olanları pişman etmedim. Her türlü yardımı karşılıksız bırakmadım. Özür dileyenleri affettim. Benimle yakın dostluk kuranların hepsi benden iyilik gördü. Hakan olmam, güçlü olmam, bu düşünceme engel olmadı. ”İyilik eden, koruyan” olmaya çalıştım. Oğullarım ve torunlarımın kan bağına önem verdim. Onlar için kötü niyet beslemedim. Herkesi iyice tanımaya gayret ettim. Leh ve aleyhime olanlarına bakmadım, askerlerime daima saygı gösterdim. Düşmanımın sadık beylerine ve savaşçılarına dostluk gösterdim. Onların savaş esnasında komutanlarını terk edip yanıma gelen düşman, bana göre insanların en kötüsüdür. Toktamış Hanla yapılan savaşta böyle bir olay oldu. Nefret ettim. “Şimdi Hanlarına ihanet edenler, yarın da bana ihanet ederler” diye onlara “hain, alçak” olduklarını söyledim. Tecrübemle şunu da öğrendim; dine inanmayan, kurallarına uymayan bir devlet uzun zaman ayakta kalamaz. Ben devletimin yapısını İslamiyet üzerine kurdum. Bu konuda yasalar koydum. Biri ordu mensuplarına, diğeri sivillere olmak üzere iki kadı görevlendirdim. Bunların görevi yanlışlardan korumaktır. Camiler, yollar, kervansaraylar, köprüler yaptırdım. Adalet Nazırlığı kurdum. İslam’ı yaymak için yasalarla birlikte devlet idaresine yeni kurallar koydum;<br />
Han başkalarının görüşüne önem vermeli, adaleti gözetmeli, emir ve yasaklar da kararlı olmalı, devlet işlerine yabancıyı sokmamalı, kararından dönmemeli, ordu ve halk üzerinde etkili olmalı, çevresindekilerden şüpheci olmalı, onları iyi tanımalı diye uyarıyorum. “Diyen Timur Han, o günlerde, bugünleri görür gibidir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">AKŞEMSEDDİN’İN ÖĞÜTLERİ</span><br />
<br />
Akşemseddin Hazretleri, Fatih Sultan Mehmet Han’ın hocası, bilim ve gönül adamıdır. O, hayatı boyunca, hiç bir kimseye düşmanlık beslemeyen bir veli zattır. İşte onun öğütlerinden bir demet;<br />
<br />
1- Toprağa her türlü kötü şeyler atılır, onda hep güzel şeyler biter.<br />
2- Her işe besmele ile başlayın, temiz olun. Daima iyiliği adet edinin. Tembel olmayın. Nimete şükretmesini bilin.<br />
3- Hiç kimseye kızmayın, eziyet ve cefa etmeyin.<br />
4- Uzun ömür isterseniz, başkasının kazancına haset etmeyin, kişileri kötüleyip, haklarında atıp tutmayın. Senden üstün olanların önünde yürümeyin. Dişinizle tırnağınızı kesmeyin. Ayakta pantolon giymeyin.<br />
5- Çok uyumak rızkı azaltır. Gece uyanık olun. Yalınız yolculuğa çıkmayın. Kendinizi methetmeyin, namahreme bakmak gaflet verir. Kimsenin kalbini kırmayın<br />
6- Düşen şeyi temizleyerek yerseniz, fakirlikten kurtulursunuz.<br />
7- Daima edepli, hoş görülü, cömert olun.<br />
8- Tırnağınızla dişinizi kurcalamayın. Elbisenizi üzerinizde dikmeyin. Cünüp kimse ile yemek yerseniz size gam verir.<br />
9- Yalınız evde yatmaktan sakın. Çıplak yatmak fakirliğe sebeptir.<br />
10- Hiddet ve kin, gören gözleri kör eder.<br />
11- Boş gezen zengin de olsa zarar eder. Huzura ermenin yolu: “Az yemek, az uyumak, halkla az konuşmak, Allah’ı sık zikretmek.” diye buyurur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">FATİH’İN VASİYETİ VE DUASI</span><br />
<br />
“Ben ki, İstanbul Fatihi aciz bir kul, Fatih Sultan Mehmet, bizatihi alın terimle kazanmış olduğum akçelerimle satın aldığım İstanbul’ un Taşlık mevkiinde bulunan, hudutları belli olan 136 adet dükkanımı aşağıdaki şartlar gereği vakfı sahih eylerim. Şöyle ki; bu gayr-i menkulümden elde edilecek gelirlerle, İstanbul’un her sokağına ikişer kişi tayin eyledim. Bunlar ki, ellerinde bir kap içerisinde kireç tozu ve kömür külü olduğu halde günün belirli saatlerinde bu sokakları gezeler ve yerlere tükürenlerin tükürükleri üzerine bu tozu dökeler ki, günlük ücretleri yirmişer akçe alsınlar; diğer kalan paralarımı da hastalara, yoksullara dağıtıla, zinhar hastalarımızı gıdasız bırakmayalar.” dedi.<br />
Fatih Sultan Mehmet, Bizans’ın alınmasından hemen sonra, İmparatorluk sarayını gezip incelediği sırada, zindanda yaşlı bir papazı gördü. Yanına vardı ve ona; ” Efendi! Neden hapsedildin, suçun neydi?” diye sordu, Oda; ”Sultanım! İstanbul kuşatıldığı sırada İmparator beni huzuruna davet etti ve bana; “Aziz Peder! Türkler İstanbul’a girebilecek mi?” diye sordu. Ben de ilmime güvenerek Ona; ” Efendim ne yazık ki, Türkler buraya hakim olacaklar“ dedim. İmparator hiddetlendi, işkenceyle beni buraya hapsettirdi.” dedi. Fatih bu olaydan oldukça etkilendi ve papaza şu soruyu yöneltti; “Aziz Peder! İstanbul, bir gün gelir de bizim elimizden de çıkar mı?” dediğinde Papaz;” İçinizdeki fesatçılar, düşmanlar, kendi çıkarlarını düşünüp, devleti soymaya kalkarlarsa ve birde taşınır, taşınmaz mallarını yabancılara satıp, onlardan medet umar duruma düşerlerse, o zaman İstanbul bir başkasının eline geçer” dedi. Bu söz üzerine Fatih’in tüyleri ürperdi ve oracıkta dizlerinin üzerine çöktü, ellerini açıp “Ya Rab! Ülkemde böyle fesatçılara, devlet düşmanlarına fırsat verme. Onları gazabına uğrat, birlik ve beraberliğimizi bozma “ diye niyazda bulundu. Burada, papazın sözlerini ve Fatihin duasını, aklı selim olan bu günün insanı, bir kez daha düşünmelidir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN’ IN LALASI GAZİ BALI BEY’ E ÖĞÜTLERİ</span><br />
<br />
Kanuni Sultan Süleyman, Zigartvarda on üçüncü seferi sırasında 7 Eylül 1566’da vefat etti. O, iyi bir komutan, teşkilatçı devlet adamı ve ediptir, ileri görüşlü, ömrü seferlerde geçen, 46 yıllık saltanat tecrübesi olan güçlü bir devlet adamıydı. 1526 senesinde kazanmış olduğu Mohaç Meydan Savaşın’da, Macar ordusunu tamamen yok eden, Gazi Balı Bey, bu başarısından dolayı “Beylik” alameti olan iki tuğu üçe çıkarılmasını, Kanuni’den talep etti. Bunu üzerine Kanuni Sultan Süleyman, Balı Bey’e öğüdünde: “Yadigarım, muhterem Lalam, Gazi Bey! Her iyiliğin kaynağı adalettir. Adil olmayanın elinden çıkan iş, kötü iştir. Peygamberimiz: ”Bir günün adaleti, yetmiş yıllık ibadetten üstündür” buyururlar. Öyle insanlar vardır ki, ellerinde fırsat yok iken Salih, fırsat geçince de Nemrut kesilirler. Sen tecrübenle onların halini anlayasın. Berhudar olasın. Yüzün ak olsun. Bizden bir tuğ istediniz. Henüz terfi zamanınız gelmedi. Serasker olduğun yerlerde, yetkili bulunduğun bölgelerde, zulüm ve düşmanlıktan sakınasın. Hizmetinde kullandığın adamların dış görünüşlerine aldanmayasın. Mala, mülke fazla sevgi göstermeyesin. Nefsine gurur getirmeyesin. Askerlerin ihtiyarlarını baba, orta yaşlılarını kardeş, gençlerini oğul bilesin. Babalara hürmet edesin, oğullara şefkat gösteresin. Askerlere zorluk vermeyesin. Eğer hazinen tükenirse, masrafım yetmez diye endişe etmeyesin. Sana bir iki bin kese göndereyim. Fakirleri düşünesin, onlara ağır görev verip incitmeyesin. Şiddetten kaçınasın ki, bizim halkımızı rahat görüp, küffar halkını imrendiresin. Fukaraya, şefkat ve muhabbetle hayır kapılarını açasın. Dürüst insana görev veresin.<br />
İmdi ey Gazi Balı! Sana öğüdüm odur ki, atın yürüğünü, kılıcın keskinini, bey’in bahadırını saklıylasın. Allah Telala, yolunu açık, kılıcını keskin etsin” dedi.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">KEÇECİZADE MEHMET FUAT PAŞA’ NIN VASİYETİ [1815-1869]</span><br />
<br />
Fuat paşa;“En kuvvetli devlet, bizim devletimizdir. Zira siz dışardan, biz içerden yıkmaya çalışıyoruz, yinede yıkılmıyor” diyen Türk diplomatıdır. Bu sözleri; yabancı sefirlerle yapılan bir toplantıda, büyük devletlerin gücünden söz edildiği sırada, “Osmanlı devleti bitti” diyenlere karşı sert tepkidir.<br />
Mehmet Fuat Paşa, zeki ve zarif bir devlet adamı idi. Çok çalışkan ve başarılı olduğu için Hariciye Nazırlığı’na getirildi. Açık fikirli olduğu için Sadrazamla ters düştü ve görevinden ayrıldı. Ali Paşa sadaret makamına gelince, yeniden Hariciye Vekaletine atandı. Açık sözlü olmanın bedelini azledilerek ödedi. Bu gidiş, geliş tam altı kez oldu. O, vatanını çok sevmektedir.<br />
Fuat Paşa zayıf, seyrek sakallı, uzun boylu, güzel konuşan, hazır cevap, iyi giyinen, biriydi. 54 yaşında olmasına rağmen 80 yaşında görünüyordu. Birden hastalandı, Fransa’ya tedavi için gitti. Vefatından iki gün önce, hasta yatağında Sultan Abdülaziz Han’a hitaben gönderdiği mektubunda:<br />
“Hünkarım! Şurada yaşayabileceğim birkaç gün yada birkaç saatim kaldı. Size önemli bir konuyu arz etmek istiyorum. Bu kağıt parçası huzuru Alinize sunulduğunda, ben bu dünyayı terk etmiş olacağım. Sözüm sana sadakatimdendir. Yüce Allah sizi şerefli olduğu kadar, tehlikeli bir vazife ile görevli kılmıştır. Çevrenizde olan tehlikeleri görmeniz ve düşünmeniz gerekir. Vatansever geçinen bazı cahiller, modası geçmiş fikirlerle çevrenizde tehlike arz etmektedir, bunu bilesiniz. Bana dinsiz diyenler, dini anlamayan, istismarcılardır. Büyük dinimizi terakkiye mani diyenler, şuursuz ve cahil kimselerdir. Ben deniz İslam’ın özünü inceledim. Müfterilere inanmayın. Gerçek hakim olan, ilahi huzura çıkmak üzereyim. Bu dünyayı terk etmek için hazırlanıyorum. Padişahıma, memleketime, dinime karşı nankörlük etmeyeceğimi bilesiniz Yanınızda gerçek dost, vatansever, Osmanlı hayranı, vatanını devletini canından daha aziz bilen, hakanına bağlı, Ali Paşa’ya güveniniz. Bu devleti cahil insanların yönetimine bırakmayacağınıza inancım tamdır.<br />
Gayrı Müslim milletlerden olan paşalarımızın kimler olduğunu siz biliyorsunuz. Ermeni, Musevi, Hıristiyan, kökenlilerdir, özellikle Kostantiniye, Yahudi ya da Ermeni devleti için gizli çalışmalar yapılmaktadır. Onlar arasında eşitlik prensibi ile idare edilirse isyan önlenebilir. Maarif çöküntü içindedir. Büyük dinimizin yüksek hükümlerinin aksine, bizde maarif ağır aksak gitmektedir. Çok değerli müderrislerimiz vardır. Onlardan yararlanmak gerekir.<br />
Ben deniz bu hizmeti yerine getirmeyi başaramadım. Bu uğurda birçok engelle karşılaştım. Bana dinsiz damgası basanların hilafına, kurallara uyarak, İslamiyet’in haşmetini korumağa gayret ettim.<br />
Artık titreyen kalemimle, fazla yazamaz oldum. Dünyayı terk etmeğe hazırlandığım şu anda, iyi niyetimi, düşüncelerimi, dikkat-i nazarınıza almanızı, zatı Hümayununuzdan talep ve istida ederek sözlerime son veririm” diyerek mektubunu bitiriyor.<br />
Bu tarihi gerçekleri bilmeden, yarınlarımıza güvenle bakmamız yanlış olur. Doğuda Eğitim Gönüllüleri, ya da Barış Gönüllüleri adı altında, Hizbullah’ı “din gibi gösterip, dün olduğu gibi bugün de, Türkiye Cumhuriyeti Devletini parçalamak niyetiyle, isim değiştirerek aynen devam etmektedirler. Bu konuda millet olarak duyarlı ve uyanık olmalıyız diye düşünüyorum.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">LOKMAN HEKİMDEN OĞLUNA ÖĞÜTLER</span><br />
<br />
Lokman Hekim, Davut Peygamber döneminde yaşayan, hikmetli sözleriyle, hekimliği ile bilinen bir bilim ve gönül adamıdır. Doktorların da Piri olarak tanınır. O, doğru sözlü, emanete riayet eden, gereksiz söz ve işleri yapmayan, hiçbir zaman ölümü aklından çıkarmayan, yeme, içme konusunda boğazına itina eden, haramlardan sakınan, yaptığı iyilikleri ve dostlarından gördüğü kötülükleri unutan bir veli kişidir. O, oğluna diyor ki;<br />
“Ey oğul! Dünya derin deniz gibidir. Çok insanlar onda boğulmuştur. Senin gemin takva, yükün iman, işin tevekkül olsun. Umulur ki, kurtulursun. Sakın akılsızlarla inatlaşma, toplantılarda gösteriş için ilim öğrenme, ihtiyacım yok diye ilimden uzak durma.<br />
Ey oğul! Horoz senden daha akıllı olmasın. O her sabah erken kalkar, görevini yapar da sen uyursan olmaz. Bir de seçilmiş insanlara karşı gelme, kötülerle dost olma, insanlara öğüt vereceğim diye kendini unutma. Sonra mum gibi çevreni aydınlatıp, yanar gidersin<br />
Ey oğul! Yalandan sakın, yoksa itibarın sarsılır, şerefini ve makamını kaybedersin. Kötü huydan korun, sabırsız olma, yoksa dost bulamazsın. İşini severek yap, sıkıntılara katlan, insanlara iyi davran. Ey oğul! Üzüntüyü terk et, kalbini serin tut, başkasının servetine göz dikme, kazaya rıza göster, kanaatkar ol, çünkü dünya geçici ve kısadır. Pişmanlığı yarına bırakma, ölüm ansızın gelebilir.<br />
Ey oğul! Susmakla pişman olmazsın. Söz gümüş ise, sukut altındır. Helal lokma ye. Bir işe başlamadan önce bir bilene danış. Yanlış yaptığında kusurunu kabul et, ondan hemen dön. Eğer ölümden şüphe ediyorsan, hiç uyuma. Uykudan uyandığın gibi, öldükten sonrada dirilmek haktır.<br />
Ey oğul! Helal kazançla yoksulluktan korun. Merhamet eden, merhamet bulur. Susan huzura kavuşur, hayır söyleyen kar eder, kötü konuşan yanlış yapar, diline sahip olmayan pişman olur, tembellik eden onun bedelini ağır öder.<br />
Ey oğul! Hiç kimseyi küçümseyip hakaret etme. Hayada, helal mal kazanıp, cömertlikte yarış yap. Kibirden, inkardan, cimrilikten, kötü ahlaktan uzak dur. Sakın başkalarının ayıbını araştırma.<br />
Ey oğul! Bu öğütler bir dağa verilseydi, dağ yarılırdı, parça parça olurdu.” demektedir<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">LOKMAN HEKİM<br />
ÜNLÜ TÜRK BİLİM ADAMI İBNİ SİNA</span><br />
<br />
Yıllarca Avrupa’ nın örnek aldığı dünyaca ünlü “tıp kanunu” eserinin sahibi İbni Sina, 980 yılı Ağustosunda Buhara’ da dünyaya geldi. O öpeöz bir Türk alimidir. O henüz 10 yaşında iken Kur’an-ı Kerim’i ezberledi. İlköğrenimine Buhara’da başladı. Değişik hocalardan matematik, fizik, kimya, felsefe, mantık, kelam, tıp dersleri aldı. Durmadan, yorulmadan okudu ve yazdı. Bir ara metafiziğe ilgi duydu. Takıldığı yerlerde ünlü Türk Felsefecisi Farabi’nin eserlerine başvurdu. Gençlik dönemlerinde İslamın zıttına verdiği bazı kararlardan dolayı tepkiler aldı. Onun hayatını incelediğimizde; tıp dalında olağanüstü keşifler yaptığını birçok hastalığın teşhis ve tedavisinin mucidi olduğunu, medreselerde öğretmenlik yapıp, birçok yerli ve yabancı öğrenci yetiştirdiğini görüyoruz.<br />
İbni Sina, hayatla mücadele ederken, korkunç kasırgalar önünde sürüklenmesine rağmen yılmadan, usanmadan mücadele etmiştir. O büyük bir filozof, tıb tabibi, güçlü bin mantıkçı, derin bir müsbet ilim erbabıdır. Yazdığı eserlerden dolayı soruşturma geçirmiş, hapse atılmıştır. Ahlaken mazbut, engin bir insan sevgisiyle hizmeti ibadet sayan bir bilim adamıdır. Kazandığı servetinin tamamını hayır işlerine harcamıştır. Ölümüne kadar her gece yüz rekat namaz kıldığı, her üç günde bir Kur’an-ı Kerim hatmettiği bilinmektedir.<br />
Üstadın yazdığı “Tıp Kanunu” ve diğer eserleri Latince’ye, İngilizce’ye, Fransızca’ya, Almanca’ya çevrilmiş ve defalarca baskısı yapılmıştır. Modern tıbbın öncülüğünü yapan İbni Sina’nın eserleri bugün bile kaynak olarak gösterilmektedir.<br />
İbni Sina 1023 tarihinde Sultan Abdütdevle Ebu Cafer’in yanında, onun himayesinde görevini sürdürmüştür. 21 Haziran 1037 yılında hastalandı, hayata gözlerini yumdu. Bu büyük tıp alimi İbni Sina’nın çeşitli hastalıklarda şifalı bitkileri ilaç olarak kullandığını dair O’nun Tıp Kanunu kitabından alıntı yaparak okurlarımızın bilgisine sunacağız. Umarız faydalı oluruz…<br />
İbni Sina’nın sağlıkla ilgili öğütleri<br />
Büyük üstad İbni Sina, tıp ilmini şu güzel sözler ile açıklıyor; “Yediğin vakit az ye! İki yemek arası en az dört saat olmalı! Şifa hazımdadır. Hazmedeceğin kadar ye! Mideye ağır gelen şeyden, yemek üstüne yemek yemekten sakının!”<br />
Çok yemenin zararları<br />
1- Çok yemek kalbe yük getirir.<br />
2- Tok olan, acın halinden anlamaz.<br />
3- İbadeti yerine getirmede zorlanır.<br />
4- Güzel bir söz işitse, onu etkilemez.<br />
5- Kendi güzel söylese, kimseye tesiri olmaz.<br />
6- Her türlü hastalığa açık olur.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">TÜRK BÜYÜKLERİNDEN NASİHATLER</span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">DEDE KORKUT’ UN ÖĞÜTLERİ</span><br />
<br />
Dede Korkutun, on ikinci asrın sonu ve on üçüncü asrın başlarında yaşadığı rivayet edilir. Oğuzların Bayat boyundandır. O, alimdir ve koyu bir Türkçüdür. Onun öğütlerinden bir bölümünü nakletmek istiyorum;<br />
“Ağız açıp över olsam, Allah demeyince işler düzelmez. Kadir Tanrı vermeyince, er zengin olmaz. Ezelden yazılmazsa, kul başına kaza gelmez. Ecel vakti ermeyince kimse ölmez, ölen adam dirilmez, çıkan can geri gelmez. Bir yiğidin, kara dağ tepesinde malı olsa yığar, derer, ister amma, nasibinden fazlasını yiyemez. Çağıldayan sular taşsa, deniz dolmaz. Büyüklük taşıyanı Tanrı sevmez. Gönlüne benlik yerleşen kişide devlet olmaz. El oğlunu besleyip, büyütmekle oğul olmaz, büyüğünce bırakıp gider. Külden tepecik olmaz. Güveyi oğul olmaz. Kara eşek başına başlık vursan, katır olmaz. Cariye’yi süsleyip giydirsen, hanım olmaz. Lapa, lapa karlar yağsa, yaza kalmaz. Zümrüt gibi yeşil çimen, güze kalmaz. Gittiği yerin otlaklarını geyik bilir. Yeşermiş çimenlerin yerini yaban eşeği bilir. Değişik yolların izini deve bilir. Yedi dere kokularını tilki bilir. Gece vakti kervan göçünü çayır kuşu bilir. Oğul’un kimden olduğunu ana bilir. Erin ağırını, hafifini, at bilir. Ağır yüklerin zahmetini katır bilir. Nerede sızılar varsa, çeken bilir. Gafil başın ağrısını beyin bilir. Azıp gelen kazayı Tanrı sevmez. Tanrı ilmi Kuran güzel, Tanrı evi Mekke güzel, Günlerden Cuma güzel, bir de helal kadın güzel. Şakağından ağarsa baba güzel. Ak sütünü emdiğin ana güzel. Sevgili kardeş güzel, oğul güzel. Her şeyi yaratan Tanrı güzel. Bilesiniz ki, eski pamuk bez olmaz. Kalleş düşman dost olmaz. Kız anadan görmeyince öğüt almaz. Oğul babadan görmeyince sofra çekmez. Oğul babanın sırrıdır. İki gözünün biridir. Devletli oğul olsa, ocağını gönendirir. Devletsiz oğul olsa, ocağını söyündürür. Oğul da neylesin, babası ölüp malı kalmazsa? Babanın malından ne fayda, başta devlet olmazsa? Devletsizliğin şerrinden Allah saklasın, cümlemizi. Hanım hey! Beyim hey !” demektedir<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">SULTAN ALPARSLANIN VASİYETİ</span><br />
<br />
Kısa zamanda örneğine az rastlanan zaferler kazanan Cihan Sultanı, Malazgirt’te mağrur Bizans ordusunu yenen, Anadolu’yu Türklere ikinci Anayurt yapan Türk Hakanı Sultan Alpaslan 1029 yılında doğdu. Babası Çağrı Bey’di. Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey’in ölümü üzerine 1063’de Hakan oldu. Azerbaycan, Gürcistan, Doğu Karadeniz’den sonra Aral gölünü de aşarak, 26 Ağustos 1071 tarihinde, Cuma namazından sonra beyaz elbisesini giydi,“Şaman usulü” atının kuyruğunu bağladı ve askerlerine hitaben;<br />
Şehit olursam beni olduğum yere gömün. Bu beyaz elbisem kefenim olsun. Eğer içinizde korkan varsa geri dönsün, karısının kucağına girsin. Ölmek isteyenler, arkamdan gelsin” dedi ve neticede de zafere erdiler. Bu başarıdan sonra Türk ve Müslüman olan Karahanlı devletini ziyarete giden Alpaslan, arkasından bir kale komutanının ani saldırısı sonucu hançerlendi. Her türlü çabaya rağmen kurtarılamadı. Ölümünden önce yaptığı vasiyetinde;<br />
Rabbim! Seni kendime vekil yapıyorum. Azametin karşısında yüzümü yere sürüyorum. Senin uğruna savaştım, bana yardım ettin. Çünkü, sözümde hilaf yoktu. Akıllı ve tecrübeli bir adam bana; ”Kimseyi küçümseme, kendi gücüne de güvenme” diye nasihat etti. Ama ben bu sözleri ihmal ettim, hata yaptım. Ölüm döşeğinde bunu daha iyi anladım. Ordumun çokluğundan, gücünden, askerlerimin coşkusundan, altımda yerin titrediğini hissettim ve kendi kendime; ”Ben dünya Sultanıyım, bana kimsenin gücü yetmez. Bu ordu ile Çin’i ve birçok ülkeyi fethederim.” dedim. Bu gurur yüzünden, şimdi bu aciz duruma düştüm. Her bir işe başlarken, Allah’tan yardım dilerdim. Şimdi, oğlum Melikşaha bağlılık yemini edin. Vezirim Nizam-ül Mülk de ona biat edecektir. Çünkü biz Türkler temiz Müslümanlarız, bid’ad bilmeyiz. Hepiniz Allah’a emanet olunuz.” Dedi gözlerini yumdu.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">OSMAN GAZİ’ NİN OĞLU ORHAN GAZİYE VASİYETİ</span><br />
<br />
Osman Gazi dünyanın en güçlü, en uzun imparatorluğunu kuran hükümdardır. Derviş gazilerin reisidir. Uç Beyliğinden “Kara Osman Bey, Osman Şah bey, padişah” adlarını aldı. Onun babası ise Ertuğrul gazidir. Horasan’ dan geldi. Anadolu’ da 600 küsur yıl devam edecek bir İmparatorluğun temelini attı. Ölüm döşeğinde iken oğlu Orhan Bey’ e öğüdünde;<br />
Ey oğul! Bugüne kadar tereddütsüz, benim isteğime uydun, sözümü tuttun. Tanrı senin dileklerini yerine getirsin. Benim arzum, mezarımı gümüş kubbenin altına koyasın.<br />
Ey oğul! Anlamadığın konuları alimlerden öğrenip yapasın. İyice bilmediğin hiçbir işe başlamayasın. Sana itaat edenleri has tutasın. Askerlerine yardım etmede cömert olasın. Çünkü insan, ihsanın kulcağızıdır.<br />
Ey oğul! Asla zalim olmayasın. Cihada devam edesin ki, böylece benim ruhum şad olsun. Alimlere riayet edesin ki, işler düzgün gitsin.<br />
Ey oğul! Askerlerine ve malına ilgi duyup gururlu olmayasın. Bizim mesleğimiz Allah’ın dinini yaymakta, kuru kavga ve cihangirlik değildir. Sana da bunlar yaraşır.<br />
Ey oğul! Daima herkese iyilik ve ihsanda bulunasın. Nerede bir ilim ehli duyarsan ona ikbal gösteresin, yumuşak davranasın ki, alemi adaletinle şenlendiresin, böylece memleket işlerini noksansız göresin” dedi.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ŞEYH EDEBALİ’ NİN OSMAN BEY’ E ÖĞÜTLERİ</span><br />
<br />
Osmanlı devletinin kuruluş yıllarında yaşayan büyük İslam alimi Şeyh Edebalin’ in doğum tarihi belli değil, 1326 yılında Bilecikte vefat etti. Edebali, kendi parasıyla kurduğu dergahında fakirlere ikramlarda bulundu. Zaman zaman Osman Bey de bu dergahta misafir olarak kaldı. O, bir gece rüyasında, şeyhin göğsünden bir ay doğup, kendi göğsüne girdiğini sonra buradan bir büyük ağaç bitip dalları dünyayı kapladığını, onun altından birçok nehirler aktığını, insanların bundan yararlandığını gördü, sabah olunca da bu rüyasını Edebali’ye anlattı. O da; “Sen Bey olacaksın, kızım Mal Hatun’la evleneceksin. Benden çıkıp sana giren nur budur. Senin temiz neslinden bir çok sultanlar gelecek, uzun süre saltanat sürüp bir çok devlete hükmedecek” dedi ve Osman beyi tebrik etti sora da ona öğüt olarak;<br />
“Oğul! İnsanlar vardır, şafak vaktinde doğarlar, akşam ezanında ölürler. Avun oğlum avun. Güçlüsün, kuvvetlisin, akıllısın, kelamlısın. Ama bunları nerede ve nasıl kullanacağını bilmezsen, sabah rüzgarında savrulur gidersin. Öfken ve nefsin bir olup aklını yener. Daima sabırlı, sebatlı ve iradene sahip olasın. Dünya senin gördüğün gibi büyük değildir. Bütün fethedilmemiş gizemler, bilinmeyen, görülmeyenler, senin erdemlerinle gün ışığına çıkacaktır.<br />
Oğul! Ananı, atanı say, bereket büyüklerle beraberdir. Bu dünyada inancını kaybedersen, yeşilken çorak olur, çöllere dönersin. Açık sözlü ol. Her sözü üstüne alma. Gördün, söyleme, bildin bilme. Sevildiğin yere sık gidip gelme, kalkar muhabbetin, itibar olmaz<br />
Oğul!. Üç kişiye acı: Cahiller arasındaki alime, zenginken fakir düşene, hatırlı iken itibarını kaybedene. Unutma ki! Yüksekte yer tutanlar, aşağıdakiler kadar emniyette değildir. Haklı olduğunda mücadeleden korkma. Bilesin ki, atın iyisine doru, yiğidin iyisine deli derler.”der.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ORHAN GAZİNİN MURAT BEY’E ÖĞÜTLERİ</span><br />
<br />
Orhan Gazi 1281 yılında Söğüt’ te doğdu. Babası Osmanlı Devletinin kurucusu Osman Gazi’dir. Orhan Gazi, iyi eğitimli bir komutan ve devlet adamıdır. O, son derecede uysal, merhametli, kolay kızmaz, kızdığını da hiçbir zaman belli etmezdi. Askerlerini ve halkını oldukça korurdu. Savaşlarda ölümü fazla dilemezdi. Alacağı bölgeyi kuşatma altına alır, son anına kadar teslim olmaları için fırsat verirdi. Kendi soyuna ve kavmine özellikle sahip çıkardı. Onlara öncelik tanırdı. Türk-İslam töresine bağlılığı ile tanınırdı. 1360 yılında rahatsızlandı, ölümünden önce oğlu Murat Bey’ e öğütleri önemlidir:<br />
“Oğul! Saltanatınla mağrur olma. Unutma ki, dünya Sultan Süleyman’a bile kalmadı. Dünya saltanatı geçicidir. Lakin senin için büyük bir fırsattır. Eğer dünyaya “Ahiret” ölçüsü ile bakarsan, ebedi saadete değmediğini göreceksin. Rumeli Hıristiyanları rahat durmuyor. Sen, o cihete yürü. Rumeli fethini tamamla. Kostantiniyeyi ya fethet, ya da fethe hazırla. Civardaki Türk beylerle iyi geçin. Halk, her ne kadar bizi istese de başlarında bulunan beyler, beyliklerinden vazgeçmezler Onlar, bir zaman daha idare ederler, fazla dayanamazlar, neticede olmuş meyve gibi avucuna düşerler. Anadolu’da sıkıntı olmazsa, Rumeli meselesini rahat çözersin. Bu yüzden Anadolu’nun sessizliğini bozmamağa gayret et. Cennet mekan babam Osman Gazi, Söğüt ve Domaniç’ten ibaret toprağı “Beylik” yaptı. Biz Allah’ın izniyle, “Beyliği” Hanlığa çevirdik. Sultanlığı ikmal ettik. Sen daha büyüğünü yapacaksın. Osmanlıya iki kıta üstünde hükmetmek yetmez. Selçukluların varisiyiz, Romanın da varisi biziz. Ey oğul! Hak yolundan ayrılma. Adaletle hükmet. Gazileri ve halkı gözet. Din’e hizmet edene, hizmet etmek şereftir, bunu ihmal etme. Fakirleri doyur, zalimleri cezalandırmada ihmalkar olma. “En kötü adalet geç tecelli eden adalettir.” Sonunda hak yerini bulsa bile, geciken adalet zulümdür. Biz yolun sonuna geldik, sen daha başındasın, Cenab-ı Hak, saltanatını mübarek kılsın.”dedi.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">BİLGE- KAĞAN’ IN ÖĞÜTLERİ</span><br />
<br />
Bilge Kağan, altıncı yüzyılın başlarında, yedinci yüz yılın ortalarında, Mancur’ ya dan İran’ a kadar uzanan geniş bölgede, Asya’ nın hakimi olmuş, Orhun Abideleri denilen “Ebedi taşa” yazdırdığı ”Türk Milletinin, Türk devletinin adı, sanı yok olmasın” dediği öğüdünde;<br />
“Ey Türk Oğuz Beyleri! Bu sözümü iyi işitin! Üstten gök çökmedikçe, alttan yer delinmedikçe biliniz ki, Türk milleti, Türk yurdu, Türk devleti, Türk töresi bozulmaz. Ey ölümsüz Türk milleti! Kendine dön! Milletin adı sanı yok olmasın diye, Türk milleti için, gece gündüz uyumadım, gündüzleri oturmadım. Kardeşim Kül Tigin ile ölesiye çalıştım. Birleşen milleti dağıtmadım. Türk Kağan Ötükende oturursa, Türk yurdunda sıkıntı olmaz. Ben Ötükende oturarak tek başına yurdu idare ettim. Çinlilerin değerli hediyelerine kapılmadım. Buna kapılan ne kadar Türk’ün öldüğünü, Çin boyunduruğuna girdiğini unutmadım. Tanrı yardım etti, Türk kağanı oldum. Dağılmış milletimi topladım. Fakir milletimi zengin ettim. Azalmış milletimi çoğalttım. Atalarıma layık bir evlat olmağa çalıştım. Ecdadımız törelerine öyle bağlı idi ki, bununla milleti mutlu ettiler. Onlar bilge kağandılar. Sonradan bilgisiz, beceriksiz kağanlar, Çinlilerin hilesine kandılar. Türk milleti, zengin ülkelerini kaybettiler. Türk kağanların cihanı tutan haşmeti maziye karıştı. Bu yüzden Türk yöneticileri köle, Türk kızları da cariye oldu. Türk adı yerine Çince isim kullandılar. Bu utanç vericidir. Yüce Tanrı, Türk’ün bu haline acıdı, babam İlter Kağanı Türklere Kağan yaptı. Babamın Türk ordusu kurt, Türk düşmanları koyun oldu. Kurt önünden kaçan koyunlar dağılıp gittiler.<br />
Babam, Doğudan Batıya at koşturdu. Türkleri birleştirdi, Türk devletini ihya etti. Ben zengin ve parlak bir millete Han olmadım. Kardeşim ve yeğenlerimle birlikte yemin ettik, Türk milletinin, Türk devletinin adı, sanı yok olmasın diye gündüz oturmadım, gece uyumadım, çalıştım.” Dedi<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">SULTAN İKİNCİ MURAT HAN’ IN VASİYETİ [1403-1451]</span><br />
<br />
“Gerçi, kim haddim değildir, buseni kılmak değil, Arif olan çün bilur, anı ne lazım söylemek” diyen Sultan Murat, Çelebi Sultan Mehmet’in oğlu ve yeni çağın kapısını açan Fatih Sultan Mehmet Han’ın babasıdır. Büyük bir komutan, alim, şair, musiki ustası, fen ve din ilimlerini inceleyip, bilen bir Hakan’dır. Varna ve 2. Kosova savaşlarını bileğinin hakkıyla alan, Türkiye’yi üç asır, dünyanın en güçlü devleti olmasının temelini atan bir Sultan’dır. Eğer O, Varna’da başarı sağlanmasaydı, Türkiye’nin geleceği tehlike içinde olacaktı. ”Büyük Türk Hakanı” namıyla tanınan Sultan’a, batı bilimcileri ” O, ince ruhlu, hassas yapılı çok adil, merhametli, sözüne sadık, cesur, azimli, tedbirli, güler yüzlü, düşmana karşı sert davranan bir Hakan’dır” derken, bazı tarihçiler “Türk Rönesans’ını başlatan Hükümdar’dır” diye anlatırlar. Sultan’ın özel vasiyetini, tam olarak Mithat Sert oğlunun “Vasiyetname” adlı eserinde bulabilirsiniz. O, özet olarak vasiyetinde:<br />
“Ben ki, Ulu Sultan, Büyük Hakan, Arap ve Acem Meliklerinin efendisi, gazi ve mücahitlerin yardımcısı, düşmanların korkulu rüyası, zayıf ve fakirlerin hamisi, denizlerin ve karaların Sultanı Fethin babası, şehit Sultan Beyazid’in oğlu, kutlu Sultan Mehmet oğlu Murat hanım. Saruhan memleketinde bulunan malımın üçte birini vasiyet ettim. Bu, on bin florin’dir. Bunun bir kısmını fakir-fukaraya, bir kısmını da Mekke ve Medine yoksullarına, bir kısmını Kabe’ye, Mescidi Aksa’ya, Kur’an okuyanlara, muhtaçlara dağıtınız. Daha sonra on bin florin daha harcamanızı istiyorum. Kırmızı yakut başlıklı yüzüğümü ki, onu 95 bin dirheme aldım. Onu da satasınız, bu para bitene kadar, gece gündüz ruhuma Kur’ an okuyanlara dağıtasınız. Kaşlı yüksüğün parasıyla defnimden sonra okuyup dua edenlere, harcayasınız. Hastalandığım anda ve sonrası kölelerimin hepsi hür olsun.” demektedir<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">TİMUR HAN’ IN ÖĞÜTLERİ</span><br />
<br />
Timur, Türkistan’ın Kes şehrinde dünyaya geldi. Cenkiz Han’ ın soyundandır. Zamanın alimlerinden ilim ve harp tekniğini, devlet yönetimini öğrenen bir devlet adamıdır. Bir savaşta ayağı yaralanıp topallamasından sonra “Lenk” sıfatını aldı. Çeşitli tarihçiler onu ”Merhametsiz, kellelerden kale yapan zalimdir, şehirleri yağmaladı, yakıp, yıktı, Yıldırım Beyazıt’la savaşıp, kardeşi kardeşe kırdırdı. Osmanlıların duraklamasını ve İstanbul’un alınmasını elli yıl geciktirdi“ deseler de bu doğru değildir. Ankara savaşını aslında Timur han istemediği halde, Yıldırım Han’ın zorlamasıyla bu felaketin olduğunu ifade edenlerin tespiti de vardır. Ona ”Milliyetçiliğin düşmanıdır” diyenler de çıkmıştır. Fakat Timur, İran seferinde, Şehnamenin yazarı, ünlü şair Firdevs’in mezarına giderek “Kalk, kalk da hiç durmadan kötülediğin mağlup Türk’ü şimdi gör” demişti. O, en az Bilge Kağan kadar özüne bağlıdır. O, Müslüman Türk insanına seslenirken;<br />
“Biz ki, Mülk’ü Turan, Emir’i Türkistan’ız; Biz ki Türk oğlu Türküz; Biz ki, milletlerin en kadimi ve en ulusu, Türk’ün başbuğuyuz diyerek tam otuz altı yıl saltanat sürdüm. Değerli askerlerim sayesinde pek çok yer fethettim ve yirmi yedi ülkenin Hakanı oldum.” diyen. Timur, Turan, İran, Rum [Anadolu], Suriye, Mısır, Irak, Azerbaycan, Fas, Horasan, Hindistan, Gürcistan, Ermenistan ve Kafkas ülkelerinin birçok yerlerini aldı. Çin’i ortadan kaldırmak için hazırlık yaptı. Tam bu anda büyük bir kış bastırdı. Her yer karla kaplandı. Yine de yola çıktı. Yaşlıydı, Çin sınırına geldi. Burada ordusuna büyük bir geçit töreni yaptırdı, “KUĞU AVI” düzeni aldırdı. Aniden hastalandı, Hekimbaşı Feyzullah, durumunun iyi olmadığını söyledi. Timur, vasiyetini hazırladı ve 19 Mart 1405’de öldü. Cesedi mumyalandı, Semer kant’a defnedildi. O, öğüdünde:<br />
“Oğullarım! Size vasiyetim, milletin rahatlığını sağlayın, dertlerine çare bulun, zayıfları koruyun, yoksulları zenginlerin eline bırakmayın. Adalet ve iyilik rehberiniz olsun. Aradaki nifakçılara fırsat vermeyin. Ölüm döşeğindeki babanızın sözlerini unutmayın. Benden sonradakilere kurallar koydum. Bunlara sahip çıkarsanız, başarılı olursunuz. Bu öğütlerim uzun deneyimlerim neticesidir; Allah’ın dinini dünyaya yaymaya gayret edin. Adamlarıma güvendim, her birine yetki verdim. Onlar benim gözbebeğimdiler. Düşman üzerine gitmeden, ilim adamlarının görüşünü aldım, bunun faydasını gördüm. Her işimde iyi niyetli ve sabırlı oldum. Dosta düşmana karşı eşit davrandım. Herkes, makam ve mevkisi ne olursa olsun, kanunlara uymayı ibadet saymalıdır. Komutan ve askerlere, maddi ve manevi yardımı esirgemedim. Onlar da savaşlarda can vermede tereddüt etmediler. Yirmi yedi ülkenin Hakanı oldum. Han elbisesini giydiğim andan itibaren dur durak bilmedim. Gece, gündüz uyumadım. Planlar hazırladım. Askerlerle komutanlar arasında isyan çıktığında sabırlı davrandım, önem vermez göründüm. Ama asla ilgisiz kalmadım, arasını buldum. Savaşta askerlerle birlikte düşman üzerine saldırdım. Kenara çekilip rahatımı düşünmedim. Şöhretim uzak ülkelere gitti. Adaletten asla ayrılmadım. İyilik yaptım, iyilik gördüm. Suçlulara, suçsuzlara eşit davrandım. Kalp kazandım, adil bir şekilde hükmettim. Disipline önem verdim. Ezileni, ezenin elinden kurtardım. Suçluya ceza verdim. Suçsuzları korudum. Bana karşı gelenleri, aman dilemeleri halinde affettim. Alimlerle, bilim adamlarıyla sürekli istişare ettim. Onların dileklerini yerine getirdim. İkiyüzlü, kötü fikirli, dalkavuk olanları yanımdan kovdum. Başladığım işi azimle, sabırla yerine getirdim. Kırgınlık, öfke duygularına yer vermedim. Dini, geçmiş Hakanların kanunlarını, ilim adamlarına sorup öğrendim. Onlardan yararlandım. Bir devletin yıkılma ve yükselme sebeplerini araştırdım. Ona göre hata yapmama yönünü tercih ettim. Yanlışlara düşmemeğe özen gösterdim. Vergilerde adil davrandım. Rüşvete, zulme fırsat vermedim. Bu bir mikroptur. Bulaştığı yeri yok eder. Halkın derdini bizzat yakınen izledim. Büyüklere kardeşim, küçüklere evladım gibi davrandım. Halkımın gelenek ve göreneklerine saygılı oldum. Fethettiğim ülkelerin sevgisini kazandım. Halkın sevdiği kişilere görev verdim. Kusurlu olanları derhal görevden aldım ve cezalandırdım. İdareciler, askerler veya halk arasında zulüm yapanlar tespit edildiğinde gereğini yaptım. Herhangi bir kabile, bey, benim toplumumda ise, beylerine saygı gösterdim ve onurlandırdım. Benimle dost olanları pişman etmedim. Her türlü yardımı karşılıksız bırakmadım. Özür dileyenleri affettim. Benimle yakın dostluk kuranların hepsi benden iyilik gördü. Hakan olmam, güçlü olmam, bu düşünceme engel olmadı. ”İyilik eden, koruyan” olmaya çalıştım. Oğullarım ve torunlarımın kan bağına önem verdim. Onlar için kötü niyet beslemedim. Herkesi iyice tanımaya gayret ettim. Leh ve aleyhime olanlarına bakmadım, askerlerime daima saygı gösterdim. Düşmanımın sadık beylerine ve savaşçılarına dostluk gösterdim. Onların savaş esnasında komutanlarını terk edip yanıma gelen düşman, bana göre insanların en kötüsüdür. Toktamış Hanla yapılan savaşta böyle bir olay oldu. Nefret ettim. “Şimdi Hanlarına ihanet edenler, yarın da bana ihanet ederler” diye onlara “hain, alçak” olduklarını söyledim. Tecrübemle şunu da öğrendim; dine inanmayan, kurallarına uymayan bir devlet uzun zaman ayakta kalamaz. Ben devletimin yapısını İslamiyet üzerine kurdum. Bu konuda yasalar koydum. Biri ordu mensuplarına, diğeri sivillere olmak üzere iki kadı görevlendirdim. Bunların görevi yanlışlardan korumaktır. Camiler, yollar, kervansaraylar, köprüler yaptırdım. Adalet Nazırlığı kurdum. İslam’ı yaymak için yasalarla birlikte devlet idaresine yeni kurallar koydum;<br />
Han başkalarının görüşüne önem vermeli, adaleti gözetmeli, emir ve yasaklar da kararlı olmalı, devlet işlerine yabancıyı sokmamalı, kararından dönmemeli, ordu ve halk üzerinde etkili olmalı, çevresindekilerden şüpheci olmalı, onları iyi tanımalı diye uyarıyorum. “Diyen Timur Han, o günlerde, bugünleri görür gibidir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">AKŞEMSEDDİN’İN ÖĞÜTLERİ</span><br />
<br />
Akşemseddin Hazretleri, Fatih Sultan Mehmet Han’ın hocası, bilim ve gönül adamıdır. O, hayatı boyunca, hiç bir kimseye düşmanlık beslemeyen bir veli zattır. İşte onun öğütlerinden bir demet;<br />
<br />
1- Toprağa her türlü kötü şeyler atılır, onda hep güzel şeyler biter.<br />
2- Her işe besmele ile başlayın, temiz olun. Daima iyiliği adet edinin. Tembel olmayın. Nimete şükretmesini bilin.<br />
3- Hiç kimseye kızmayın, eziyet ve cefa etmeyin.<br />
4- Uzun ömür isterseniz, başkasının kazancına haset etmeyin, kişileri kötüleyip, haklarında atıp tutmayın. Senden üstün olanların önünde yürümeyin. Dişinizle tırnağınızı kesmeyin. Ayakta pantolon giymeyin.<br />
5- Çok uyumak rızkı azaltır. Gece uyanık olun. Yalınız yolculuğa çıkmayın. Kendinizi methetmeyin, namahreme bakmak gaflet verir. Kimsenin kalbini kırmayın<br />
6- Düşen şeyi temizleyerek yerseniz, fakirlikten kurtulursunuz.<br />
7- Daima edepli, hoş görülü, cömert olun.<br />
8- Tırnağınızla dişinizi kurcalamayın. Elbisenizi üzerinizde dikmeyin. Cünüp kimse ile yemek yerseniz size gam verir.<br />
9- Yalınız evde yatmaktan sakın. Çıplak yatmak fakirliğe sebeptir.<br />
10- Hiddet ve kin, gören gözleri kör eder.<br />
11- Boş gezen zengin de olsa zarar eder. Huzura ermenin yolu: “Az yemek, az uyumak, halkla az konuşmak, Allah’ı sık zikretmek.” diye buyurur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">FATİH’İN VASİYETİ VE DUASI</span><br />
<br />
“Ben ki, İstanbul Fatihi aciz bir kul, Fatih Sultan Mehmet, bizatihi alın terimle kazanmış olduğum akçelerimle satın aldığım İstanbul’ un Taşlık mevkiinde bulunan, hudutları belli olan 136 adet dükkanımı aşağıdaki şartlar gereği vakfı sahih eylerim. Şöyle ki; bu gayr-i menkulümden elde edilecek gelirlerle, İstanbul’un her sokağına ikişer kişi tayin eyledim. Bunlar ki, ellerinde bir kap içerisinde kireç tozu ve kömür külü olduğu halde günün belirli saatlerinde bu sokakları gezeler ve yerlere tükürenlerin tükürükleri üzerine bu tozu dökeler ki, günlük ücretleri yirmişer akçe alsınlar; diğer kalan paralarımı da hastalara, yoksullara dağıtıla, zinhar hastalarımızı gıdasız bırakmayalar.” dedi.<br />
Fatih Sultan Mehmet, Bizans’ın alınmasından hemen sonra, İmparatorluk sarayını gezip incelediği sırada, zindanda yaşlı bir papazı gördü. Yanına vardı ve ona; ” Efendi! Neden hapsedildin, suçun neydi?” diye sordu, Oda; ”Sultanım! İstanbul kuşatıldığı sırada İmparator beni huzuruna davet etti ve bana; “Aziz Peder! Türkler İstanbul’a girebilecek mi?” diye sordu. Ben de ilmime güvenerek Ona; ” Efendim ne yazık ki, Türkler buraya hakim olacaklar“ dedim. İmparator hiddetlendi, işkenceyle beni buraya hapsettirdi.” dedi. Fatih bu olaydan oldukça etkilendi ve papaza şu soruyu yöneltti; “Aziz Peder! İstanbul, bir gün gelir de bizim elimizden de çıkar mı?” dediğinde Papaz;” İçinizdeki fesatçılar, düşmanlar, kendi çıkarlarını düşünüp, devleti soymaya kalkarlarsa ve birde taşınır, taşınmaz mallarını yabancılara satıp, onlardan medet umar duruma düşerlerse, o zaman İstanbul bir başkasının eline geçer” dedi. Bu söz üzerine Fatih’in tüyleri ürperdi ve oracıkta dizlerinin üzerine çöktü, ellerini açıp “Ya Rab! Ülkemde böyle fesatçılara, devlet düşmanlarına fırsat verme. Onları gazabına uğrat, birlik ve beraberliğimizi bozma “ diye niyazda bulundu. Burada, papazın sözlerini ve Fatihin duasını, aklı selim olan bu günün insanı, bir kez daha düşünmelidir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN’ IN LALASI GAZİ BALI BEY’ E ÖĞÜTLERİ</span><br />
<br />
Kanuni Sultan Süleyman, Zigartvarda on üçüncü seferi sırasında 7 Eylül 1566’da vefat etti. O, iyi bir komutan, teşkilatçı devlet adamı ve ediptir, ileri görüşlü, ömrü seferlerde geçen, 46 yıllık saltanat tecrübesi olan güçlü bir devlet adamıydı. 1526 senesinde kazanmış olduğu Mohaç Meydan Savaşın’da, Macar ordusunu tamamen yok eden, Gazi Balı Bey, bu başarısından dolayı “Beylik” alameti olan iki tuğu üçe çıkarılmasını, Kanuni’den talep etti. Bunu üzerine Kanuni Sultan Süleyman, Balı Bey’e öğüdünde: “Yadigarım, muhterem Lalam, Gazi Bey! Her iyiliğin kaynağı adalettir. Adil olmayanın elinden çıkan iş, kötü iştir. Peygamberimiz: ”Bir günün adaleti, yetmiş yıllık ibadetten üstündür” buyururlar. Öyle insanlar vardır ki, ellerinde fırsat yok iken Salih, fırsat geçince de Nemrut kesilirler. Sen tecrübenle onların halini anlayasın. Berhudar olasın. Yüzün ak olsun. Bizden bir tuğ istediniz. Henüz terfi zamanınız gelmedi. Serasker olduğun yerlerde, yetkili bulunduğun bölgelerde, zulüm ve düşmanlıktan sakınasın. Hizmetinde kullandığın adamların dış görünüşlerine aldanmayasın. Mala, mülke fazla sevgi göstermeyesin. Nefsine gurur getirmeyesin. Askerlerin ihtiyarlarını baba, orta yaşlılarını kardeş, gençlerini oğul bilesin. Babalara hürmet edesin, oğullara şefkat gösteresin. Askerlere zorluk vermeyesin. Eğer hazinen tükenirse, masrafım yetmez diye endişe etmeyesin. Sana bir iki bin kese göndereyim. Fakirleri düşünesin, onlara ağır görev verip incitmeyesin. Şiddetten kaçınasın ki, bizim halkımızı rahat görüp, küffar halkını imrendiresin. Fukaraya, şefkat ve muhabbetle hayır kapılarını açasın. Dürüst insana görev veresin.<br />
İmdi ey Gazi Balı! Sana öğüdüm odur ki, atın yürüğünü, kılıcın keskinini, bey’in bahadırını saklıylasın. Allah Telala, yolunu açık, kılıcını keskin etsin” dedi.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">KEÇECİZADE MEHMET FUAT PAŞA’ NIN VASİYETİ [1815-1869]</span><br />
<br />
Fuat paşa;“En kuvvetli devlet, bizim devletimizdir. Zira siz dışardan, biz içerden yıkmaya çalışıyoruz, yinede yıkılmıyor” diyen Türk diplomatıdır. Bu sözleri; yabancı sefirlerle yapılan bir toplantıda, büyük devletlerin gücünden söz edildiği sırada, “Osmanlı devleti bitti” diyenlere karşı sert tepkidir.<br />
Mehmet Fuat Paşa, zeki ve zarif bir devlet adamı idi. Çok çalışkan ve başarılı olduğu için Hariciye Nazırlığı’na getirildi. Açık fikirli olduğu için Sadrazamla ters düştü ve görevinden ayrıldı. Ali Paşa sadaret makamına gelince, yeniden Hariciye Vekaletine atandı. Açık sözlü olmanın bedelini azledilerek ödedi. Bu gidiş, geliş tam altı kez oldu. O, vatanını çok sevmektedir.<br />
Fuat Paşa zayıf, seyrek sakallı, uzun boylu, güzel konuşan, hazır cevap, iyi giyinen, biriydi. 54 yaşında olmasına rağmen 80 yaşında görünüyordu. Birden hastalandı, Fransa’ya tedavi için gitti. Vefatından iki gün önce, hasta yatağında Sultan Abdülaziz Han’a hitaben gönderdiği mektubunda:<br />
“Hünkarım! Şurada yaşayabileceğim birkaç gün yada birkaç saatim kaldı. Size önemli bir konuyu arz etmek istiyorum. Bu kağıt parçası huzuru Alinize sunulduğunda, ben bu dünyayı terk etmiş olacağım. Sözüm sana sadakatimdendir. Yüce Allah sizi şerefli olduğu kadar, tehlikeli bir vazife ile görevli kılmıştır. Çevrenizde olan tehlikeleri görmeniz ve düşünmeniz gerekir. Vatansever geçinen bazı cahiller, modası geçmiş fikirlerle çevrenizde tehlike arz etmektedir, bunu bilesiniz. Bana dinsiz diyenler, dini anlamayan, istismarcılardır. Büyük dinimizi terakkiye mani diyenler, şuursuz ve cahil kimselerdir. Ben deniz İslam’ın özünü inceledim. Müfterilere inanmayın. Gerçek hakim olan, ilahi huzura çıkmak üzereyim. Bu dünyayı terk etmek için hazırlanıyorum. Padişahıma, memleketime, dinime karşı nankörlük etmeyeceğimi bilesiniz Yanınızda gerçek dost, vatansever, Osmanlı hayranı, vatanını devletini canından daha aziz bilen, hakanına bağlı, Ali Paşa’ya güveniniz. Bu devleti cahil insanların yönetimine bırakmayacağınıza inancım tamdır.<br />
Gayrı Müslim milletlerden olan paşalarımızın kimler olduğunu siz biliyorsunuz. Ermeni, Musevi, Hıristiyan, kökenlilerdir, özellikle Kostantiniye, Yahudi ya da Ermeni devleti için gizli çalışmalar yapılmaktadır. Onlar arasında eşitlik prensibi ile idare edilirse isyan önlenebilir. Maarif çöküntü içindedir. Büyük dinimizin yüksek hükümlerinin aksine, bizde maarif ağır aksak gitmektedir. Çok değerli müderrislerimiz vardır. Onlardan yararlanmak gerekir.<br />
Ben deniz bu hizmeti yerine getirmeyi başaramadım. Bu uğurda birçok engelle karşılaştım. Bana dinsiz damgası basanların hilafına, kurallara uyarak, İslamiyet’in haşmetini korumağa gayret ettim.<br />
Artık titreyen kalemimle, fazla yazamaz oldum. Dünyayı terk etmeğe hazırlandığım şu anda, iyi niyetimi, düşüncelerimi, dikkat-i nazarınıza almanızı, zatı Hümayununuzdan talep ve istida ederek sözlerime son veririm” diyerek mektubunu bitiriyor.<br />
Bu tarihi gerçekleri bilmeden, yarınlarımıza güvenle bakmamız yanlış olur. Doğuda Eğitim Gönüllüleri, ya da Barış Gönüllüleri adı altında, Hizbullah’ı “din gibi gösterip, dün olduğu gibi bugün de, Türkiye Cumhuriyeti Devletini parçalamak niyetiyle, isim değiştirerek aynen devam etmektedirler. Bu konuda millet olarak duyarlı ve uyanık olmalıyız diye düşünüyorum.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">LOKMAN HEKİMDEN OĞLUNA ÖĞÜTLER</span><br />
<br />
Lokman Hekim, Davut Peygamber döneminde yaşayan, hikmetli sözleriyle, hekimliği ile bilinen bir bilim ve gönül adamıdır. Doktorların da Piri olarak tanınır. O, doğru sözlü, emanete riayet eden, gereksiz söz ve işleri yapmayan, hiçbir zaman ölümü aklından çıkarmayan, yeme, içme konusunda boğazına itina eden, haramlardan sakınan, yaptığı iyilikleri ve dostlarından gördüğü kötülükleri unutan bir veli kişidir. O, oğluna diyor ki;<br />
“Ey oğul! Dünya derin deniz gibidir. Çok insanlar onda boğulmuştur. Senin gemin takva, yükün iman, işin tevekkül olsun. Umulur ki, kurtulursun. Sakın akılsızlarla inatlaşma, toplantılarda gösteriş için ilim öğrenme, ihtiyacım yok diye ilimden uzak durma.<br />
Ey oğul! Horoz senden daha akıllı olmasın. O her sabah erken kalkar, görevini yapar da sen uyursan olmaz. Bir de seçilmiş insanlara karşı gelme, kötülerle dost olma, insanlara öğüt vereceğim diye kendini unutma. Sonra mum gibi çevreni aydınlatıp, yanar gidersin<br />
Ey oğul! Yalandan sakın, yoksa itibarın sarsılır, şerefini ve makamını kaybedersin. Kötü huydan korun, sabırsız olma, yoksa dost bulamazsın. İşini severek yap, sıkıntılara katlan, insanlara iyi davran. Ey oğul! Üzüntüyü terk et, kalbini serin tut, başkasının servetine göz dikme, kazaya rıza göster, kanaatkar ol, çünkü dünya geçici ve kısadır. Pişmanlığı yarına bırakma, ölüm ansızın gelebilir.<br />
Ey oğul! Susmakla pişman olmazsın. Söz gümüş ise, sukut altındır. Helal lokma ye. Bir işe başlamadan önce bir bilene danış. Yanlış yaptığında kusurunu kabul et, ondan hemen dön. Eğer ölümden şüphe ediyorsan, hiç uyuma. Uykudan uyandığın gibi, öldükten sonrada dirilmek haktır.<br />
Ey oğul! Helal kazançla yoksulluktan korun. Merhamet eden, merhamet bulur. Susan huzura kavuşur, hayır söyleyen kar eder, kötü konuşan yanlış yapar, diline sahip olmayan pişman olur, tembellik eden onun bedelini ağır öder.<br />
Ey oğul! Hiç kimseyi küçümseyip hakaret etme. Hayada, helal mal kazanıp, cömertlikte yarış yap. Kibirden, inkardan, cimrilikten, kötü ahlaktan uzak dur. Sakın başkalarının ayıbını araştırma.<br />
Ey oğul! Bu öğütler bir dağa verilseydi, dağ yarılırdı, parça parça olurdu.” demektedir<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">LOKMAN HEKİM<br />
ÜNLÜ TÜRK BİLİM ADAMI İBNİ SİNA</span><br />
<br />
Yıllarca Avrupa’ nın örnek aldığı dünyaca ünlü “tıp kanunu” eserinin sahibi İbni Sina, 980 yılı Ağustosunda Buhara’ da dünyaya geldi. O öpeöz bir Türk alimidir. O henüz 10 yaşında iken Kur’an-ı Kerim’i ezberledi. İlköğrenimine Buhara’da başladı. Değişik hocalardan matematik, fizik, kimya, felsefe, mantık, kelam, tıp dersleri aldı. Durmadan, yorulmadan okudu ve yazdı. Bir ara metafiziğe ilgi duydu. Takıldığı yerlerde ünlü Türk Felsefecisi Farabi’nin eserlerine başvurdu. Gençlik dönemlerinde İslamın zıttına verdiği bazı kararlardan dolayı tepkiler aldı. Onun hayatını incelediğimizde; tıp dalında olağanüstü keşifler yaptığını birçok hastalığın teşhis ve tedavisinin mucidi olduğunu, medreselerde öğretmenlik yapıp, birçok yerli ve yabancı öğrenci yetiştirdiğini görüyoruz.<br />
İbni Sina, hayatla mücadele ederken, korkunç kasırgalar önünde sürüklenmesine rağmen yılmadan, usanmadan mücadele etmiştir. O büyük bir filozof, tıb tabibi, güçlü bin mantıkçı, derin bir müsbet ilim erbabıdır. Yazdığı eserlerden dolayı soruşturma geçirmiş, hapse atılmıştır. Ahlaken mazbut, engin bir insan sevgisiyle hizmeti ibadet sayan bir bilim adamıdır. Kazandığı servetinin tamamını hayır işlerine harcamıştır. Ölümüne kadar her gece yüz rekat namaz kıldığı, her üç günde bir Kur’an-ı Kerim hatmettiği bilinmektedir.<br />
Üstadın yazdığı “Tıp Kanunu” ve diğer eserleri Latince’ye, İngilizce’ye, Fransızca’ya, Almanca’ya çevrilmiş ve defalarca baskısı yapılmıştır. Modern tıbbın öncülüğünü yapan İbni Sina’nın eserleri bugün bile kaynak olarak gösterilmektedir.<br />
İbni Sina 1023 tarihinde Sultan Abdütdevle Ebu Cafer’in yanında, onun himayesinde görevini sürdürmüştür. 21 Haziran 1037 yılında hastalandı, hayata gözlerini yumdu. Bu büyük tıp alimi İbni Sina’nın çeşitli hastalıklarda şifalı bitkileri ilaç olarak kullandığını dair O’nun Tıp Kanunu kitabından alıntı yaparak okurlarımızın bilgisine sunacağız. Umarız faydalı oluruz…<br />
İbni Sina’nın sağlıkla ilgili öğütleri<br />
Büyük üstad İbni Sina, tıp ilmini şu güzel sözler ile açıklıyor; “Yediğin vakit az ye! İki yemek arası en az dört saat olmalı! Şifa hazımdadır. Hazmedeceğin kadar ye! Mideye ağır gelen şeyden, yemek üstüne yemek yemekten sakının!”<br />
Çok yemenin zararları<br />
1- Çok yemek kalbe yük getirir.<br />
2- Tok olan, acın halinden anlamaz.<br />
3- İbadeti yerine getirmede zorlanır.<br />
4- Güzel bir söz işitse, onu etkilemez.<br />
5- Kendi güzel söylese, kimseye tesiri olmaz.<br />
6- Her türlü hastalığa açık olur.</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Imam-I Gazali Hazretlerinden Seçme Sözler]]></title>
			<link>https://forum.bizdeblog.com/showthread.php?tid=10307</link>
			<pubDate>Tue, 28 Jul 2020 11:21:19 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forum.bizdeblog.com/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forum.bizdeblog.com/showthread.php?tid=10307</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">İMAM-I GAZALİ HAZRETLERİNDEN SEÇME SÖZLER</span><br />
<br />
1. Dünya ahiretin tarlası ve hidayet konaklarından bir konaktır. Kendisine, mahiyetine uygun bir ifade olarak dünya denmiştir.<br />
2. Bazı kimseler nefislerinde bir yakınlık hissederek ibadetlerinde ve meclislerinde Allah’a yakın olduklarını zannederler. Böylece kendilerinden başka meclislerinde bulunan herkesin bağışlanacağı fikrine saplanırlar. Eğer böyle bir kimseye, bu şekilde sû-i edebinden dolayı Allah Teâlâ, müstahak olduğu muameleyi yapmış olsaydı, hemen o anda helak olurdu.<br />
27<br />
3. Her sâlik, bulunduğu menzil ile geçtiği makamlar hakkında konuşabilir. Kendisinin ulaşamadığı makamlar, ihata edemediği menziller hakkında ise hiçbir şekilde konuşamaz. Ancak onlara gaybî bir şekilde inanır.<br />
4. Allah Teâlâ ilim nurlarını insanoğlundan esirgememiştir; Allah Teâlâ cimrilik yapmaktan münezzehtir. İlim nurlarının kalplere akmamasının sebebi, o kalpleri doldurmuş bulunan bulanıklıklar ve kötülüklerdir. Çünkü kalpler kaplara benzer; bir kap su ile dolu ise, havanın o kaba girmesine imkân yoktur. Kalp mâsiva ile dolu oldukça Allah’ın celâl marifeti oraya girmez.<br />
5. İlimlerin içinde en şerefli olanı Allah’ın sıfat ve fiillerini bildiren ilimdir. İnsan bu ilimle kemâle ulaşır. Kâmil olmanın saadetini duyar. İnsanoğlu, Allah’ın celâl ve kemâl sıfatlarının komşuluğuna ulaştığı zaman, bu komşuluğun ona büyük saadetler kazandıracağı muhakkaktır.<br />
6. Kalplerin ve insan basîretinin cilası zikirdir. Zikri ancak muttaki kullar yapabilirler. Bu nedenle takva zikrin kapısı; zikir keşfin kapısı, keşif ise büyük zafere açılan kapının ta kendisidir.<br />
7. Kalbiyle arasındaki perdeler aralanan bir kimseye, mülk ve melekûtun tecellisi görünür. Böyle bir kimse, genişliği yerle gökleri içine alan cenneti müşahede eder.<br />
<br />
<br />
8. İbadetlerin esası kalbin tezkiyesidir. Kalbin tasfiyesi de marifet nurunun orada doğması ile mümkündür.<br />
9. İman üç mertebedir: a) Halkın imanı olan mukallidlerin imanı, b) Birtakım kelâmî delillere dayanan kelâmcıların imanı, c) Yakîn nuruyla görerek iman eden ariflerin imanı.<br />
10. Aklî ilimlerin şer’î ilimlere zıt olduğunu ve bu ilimlerin bir arada bulunmadığını ve bulunamayacağını zanneden bir kimsenin bu zannı, basiretsizliğinden ve körlüğünden ileri gelir. Basiretsizlikten Allah’a sığınırız.<br />
Aklî ilimler iki kısma ayrılır: a) Dünyevî, b) Uhrevî<br />
Dünyevi olanlar, tıp, matematik, kozmoğrafya, sanat ve fen ilimleridir. Uhrevî olanlar ise, kalbin hâllerini, amellerin âfetini, Allah’ın sıfat ve fiillerini bildiren ilimdir. İşte aklî ilimlerin bu iki grubu birbirine zıttır. Bütün gayretini bu iki kısımdan birisine sarfedip o sahada derinleşen bir kimse, genellikle öbür kısımda eksik kalır.<br />
11. Akılcılar tarafından inkâr edilen dinî ve gaybî birşey işittiğin zaman, onların bu inkârları sakın seni şaşırtmasın; zira şarkta bulunan bir insanın garbdaki hakikati bilmesi imkânsızdır.<br />
12. Etrafta ilâhî rüzgârlar esiyor; kalp gözlerini örten perdeleri açıyor. İşte bu gözler Levh-i Mahfuzda, yazılı olan birtakım hakîkatleri görürler.<br />
28<br />
13. Ehl-i tasavvuf, çalışmakla elde edilen ilimlerden ziyade ilhamla öğrenilen ilimlere meyleder. Onun için musanniflerin yazdıkları ilimlere eğilmeye, oradaki sözleri ve delilleri araştırmaya önem vermemişlerdir.<br />
14. Takva, çok secdeden ötürü alında iz bırakma veya oruç tutmaktan sararma veya secde ve rükûdan belin bükülme hâli değildir. Eğilen boyunda veya sarkıtılan eteklerde takva aranmaz. Takva, kalplerdeki vera’ hâlidir. Güler yüzle karşıladığın kimse, seni asık bir yüzle karşılar ve bilgileriyle sana mihnet yüklerse, Allah böyle kimselerin sayılarını artırmasın!<br />
15. Mü’minin kalbi ölmez, ilmi, ölüm anında silinip gitmez. Kalbindeki berraklık kesinlikle sönmez.<br />
Hasan Basrî de bu mânâya şöyle işaret etmiştir: ‘Toprak imanın merkezini yeyip bitiremez’.<br />
16. Bâtın ilmi Allah’ın sırlarından bir sırdır. Allah Teâlâ o sırrını dilediği kulunun kalbine ilham eder.<br />
17. Kur’an takvanın, hidayetin ve keşfin anahtarı olduğunu açıkça beyan eder. Takva ise, öğretmen olmadan elde edilen ilimdir.<br />
18. Kalbe herhangi birşey geldiği zaman, ondan önceki hakikatler kaçışır ve yerlerini son gelene bırakır.<br />
19. Muamele ilminin en yüksek zirvesi, nefsin hilelerine ve şeytanın desiselerine vâkıf olmaktır. Böyle bir ilme vâkıf olmak her insana farz-ı ayn’dır. Fakat ne yazık ki halk bu farzı terketmiş ve vesveselere sebep olan birtakım fuzulî ilimlerle uğraşır olmuştur. İşte bu ilimleri vesile ederek şeytan onları yoldan çıkarmaktadır.<br />
20. Alimlerin birbirlerine hücum ettiklerini, birbirlerine hased ettiklerini ve anlaşamadıklarını gördüğün zaman, onların dünya hayatına karşılık ahiretlerini sattıklarına hükmet! Acaba bu kişilerden daha fazla aldanan bir satıcı var mıdır?<br />
21. Bir kimse herhangi bir imamın mezhebinde olduğunu söyler, fakat o imamın yolundan gitmez ise, onun en büyük hasmı bağlı olduğunu söylediği imamın ta kendisidir. O imam Allah’ın huzurunda şöyle der: ‘Benim mezhebim, istihraç ettiğim ahkâm ile amel etmektir. Dil ile “Ben şu mezhebe bağlıyım’ demek değildir. Dil çalışmak içindir, hezeyan için değildir. O halde, madem sen benim mezhebimden olduğunu iddia ediyorsun, öyleyse neden amel ve ahlâkta bana muhalefet ettin? Oysa ona uyarak Allah’a yaklaşmayı düşündüğün mezhebin esası amel ve ahlâk idi. Bir de utanmadan benim mezhebimden olduğunu iddia ettin. Böyle bir iddia şeytanın kalbe girmesine yardım eden kapılardan biridir. Birçok âlim bu kapının açılması sebebiyle helak olup gitmişlerdir’.<br />
22. Ahmaklıkta en ileri gitmiş olan kimse, nefsinin faziletine en çok inanan kimsedir. Akılda en ileri olan kimseler ise, nefsini en fazla itham edenlerdir.<br />
29<br />
23. Halk tabakasından biri zina eder veya hırsızlık yaparsa, onun bu suçu ilimle ilgili konuşmasından daha hafiftir. Çünkü Allah’ın dininin inceliklerini bilmeyen bir kimsenin, bu konularda söz söylemesi zamanla kendisini küfre sürükler. Aynen yüzme bilmeyen kimsenin kendisini denize atması gibi… Böyle bir kimse ise muhakkak boğulur.<br />
24. İnsanların en muttakîsi ve en âlimi, insanlara aynı gözle bakmayandır. Çünkü bazı insanlara rıza ve bazı kimselere de gazab gözüyle bakmak gerekir. Eğer gazab gözüyle bakılması gereken kişiye, rıza gözüyle bakarsan onun ayıplarını göremezsin; zira rıza, insanın gözlerindeki görme hassasını zayıflatır.<br />
25. Allah hakkındaki zannı kötü olan ve insanların ayıplarını araştıran bir kimseyi gördüğün zaman, bil ki böyle bir insanın kalbi hastadır. Mü’min kişi ise, bütün halk nazarında kalbi sağlam olan kimsedir.<br />
26. Kalp, takva ve iyi amellerle süslenip, kötü sıfatlardan arınmadıkça, o kalpte zikrin hakikati bulunmaz. Aksi takdirde, zikirden dem vurmak nefsin konuşması olup, bu konuşmada kalbin dahli yoktur. Böyle olunca da şeytanın kalpten sürülmesi mümkün değildir.<br />
27. Ruh rabbani bir emirdir. Rabbani demek, onun mükâşefe ilimlerinin sırlarından birisi olması demektir. Bu sırrı ifşa etmek salâhiyeti hiç kimseye verilmemiştir. Çünkü Allah’ın en sevgili kulu olan Allah’ın Râsûlü dahi bu sırrı açıklamamıştır.<br />
28. Şehvet kalbe galip geldiği zaman, kalbin en derin hücrelerine nüfuz edemese dahi, şeytan oraya gerleşir. Kötü sıfatlardan uzak olan kalplere gelince, o kalplerde şehvet olduğu için değil, zikirden gaflet edildiği zaman şeytan o kalplerin kapısını çalar. Fakat o kalpler zikre sarıldıkça şeytan geri çekilir.<br />
29. Duanın şartları yerine getirilmediği zaman nasıl geri çevrilirse, zikrin şartları da yerine getirilmediği takdirde böyle bir zikir şeytanı kaçırtmaz.<br />
30. Şeytanlar tek tek bir araya gelerek toplanmış ordulardır. Günahların her çeşidinin bir şeytanı vardır. Her günah kendi şeytanının davetiyle işlenir.<br />
31. Melekût âleminde suretler sıfata tâbidir. Öyleyse kötü mânâ, kötü surette görünür. Demek ki Şeytan, köpek, kurbağa ve domuz suretinde görünür. Bu suretler mânâların etiketidirler ve mânâların doğruluğunu aksettirirler. Bu sırra binaen rüyada maymun ve domuz görmek, kötü insana işaret ettiği gibi, koyun görmek de iç âlemi geniş insana işaret eder. Her rüya bu ölçüye göre tefsir edilir.<br />
32. Zaruri miktar dışında uyumak, kalbi öldürür ve kurutur. Yetecek kadar uyumak, gayb sırlarının keşfine vesile olur.<br />
34. Allah yolunun yolcusuna gereken şey, hassalarını kontrol altına almaktır. Bu kontrol karanlık bir yere çekilip düşünmekle ve başını önüne<br />
30<br />
eğmekle, herhangi bir örtüye bürünmekle elde edilir. Bu vaziyetler hakkın sesini dinlemek ve rubûbiyet huzurunun azametine işaret etmek için alınır. Görmez misin, Allah’ın Râsûlü’ne bu vaziyetteyken nida gelmiş ve o nida ‘Ey örtülere bürünen! Kalk ve uyar’ demiştir?<br />
35. Mide ile fere, ateşe açılan kapılardan birer kapıdır. Çünkü onun aslı tatmin olup doymaktır. Zillet ve inkisar ise cennetin kapılarından birer kapıdır. Çünkü onun aslı acımaktır. Cehennem kapılarından birini kilitleyen, cennet kapılarından birini açmış sayılır. Çünkü bu ikisi, birbirinin zıddıdır. Birisine yaklaşmak öbüründen uzaklaşmaktır.<br />
36. Kişinin kendi nefsine hâkim olması saadetin tamamı; şehvetin ve nefsin kişiye hâkim olması ise şekavetin tamamıdır.<br />
37. Fazla doymak ibadetten alıkoyar, ibadeti, kalbin parlaklığını ve düşünceyi kararttığı gibi bunlara bağlı olan hayatı da dumura uğratır. Aç kalmak ise, bütün bu menfi hâlleri müsbete çevirir. Çünkü az yemek bedenin sağlığını koruduğu gibi, çok yemek ve mideyi karışık yiyeceklerle doldurmak damarlarda karışıklık meydana getirir.<br />
38. Dinen yasaklanmış olan tartışmanın sonucu, başkasından dinlediklerine yanlıştır diyerek itiraz etmektir. Mücadelenin sonucu ise, başkasını susturmak, aciz bırakmak, konuşmasını çürütmek ve kendisine cehalet nisbet etmektir.<br />
39. Nefsini Allah’ın celâl ve azametini, yer ve gökteki saltanatını düşünmeye alıştıran bir kimse için bu şekilde melekütun garip ve acaip sanatına bakmaktan duyulan lezzet; zahirî gözle cennetin bağlarına ve meyvalarına bakmaktan duyulan lezzetten daha üstündür. İşte düşünürlerin dünyadaki hâlleri budur! Acaba ahirette bütün perdeler kalktığı zaman durumları ne olacaktır?<br />
40. Şayet sen Allah’ın marifetine aşık değil isen mazursun! Çünkü cinsî münasebete iktidarı olmayan bir kimse evlenmeye, çocuklar da saltanat tahtına ve tacına hevesli değildirler. Şevk ancak zevkten sonra hâsıl olacak olan bir hâldir. Zevk almayan bunu anlamaz. Anlamayan da aşık olmaz. Aşık olmayan ise istemez. İstemeyen ise idrak edemez ve idrak etmeyen ise esfel-i sâ’filîn ‘de bulunan mahrumlardan olur.<br />
41. Dinde, yücelmişlerin mertebesine erişmeyen kimselerin elinden onları sevmenin sevabı alınmış değildir. İstedikleri zaman onları severler ve bu sevgilerinden ötürü büyük sevaplara nail olurlar.<br />
42. Hased, helâllik istenecek bir zulüm değildir. Seninle Allah arasındaki bir günahtır. Helâllik ancak azalardan çıkıp başkasına zarar veren fiillerde vacibdir.<br />
43. Dünya ve ahiret, kalbin durumlarından iki durumdur. O durumların ölümden önce ve geçici olanına dünya, ondan sonraki kısmına ahiret deniliyor. Ahiret ölümden sonra olandır. Ölümden evvel acil bir şehvet veya bir payın içinde bulunduğu herşey senin için bir dünyadır.<br />
44. Ölüm anında insanda şu üç sıfattan başka hiçbir şey kalmaz:<br />
1. Kalbin dünya kirinden temizlenmesi.<br />
2. Kalbin Allah’ın zikriyle yakınlık kurması.<br />
3. Kalbin Allah sevgisiyle neş’eye garkolması.<br />
Kalbin temizlenmesi, ancak dünya şehvetlerinden kaçınmakla mümkün olur. Zikre yakın olmak ise, ancak çok zikir yapmakla mümkün olur. Allah sevgisi ise, ancak marifetle elde edilir. Allah’ın marifeti ise daima zikir yapılmadıkça bilinemez.<br />
45. Ölüm, dünyaya bağlı olanların zannettiği gibi yokluk değildir. Ölüm, sevgilinin huzuruna varman için geçmek zorunda olduğun engelden kurtulmaktır.<br />
46. Kibir, kulun Allah’ın azabından emin olduğunu gösterir. Azaptan emin olmak ise felâketlerin en büyüğüdür. Tevazu ise Allah’tan korkmayı ifade eder. Bu korku ise, saadetin rehberi ve âletidir.<br />
Kibrin ilaçlarından biri, emsal olan kimselerle toplantılarda bulunulduğu zaman onları öne geçirmek ve onların aşağısında oturmaktır. Fakat burada şeytanın bir kurnazlığı vardır. Şöyle ki: Kişi ayakkabılarının yanında oturur veya emsalleriyle arasında ne idüğü belirsiz kimseler bulunur ve böylece kendini mütevazi zanneder. Oysa böylesi, kibrin ta kendisidir. Çünkü kalbine ‘lâyık olduğum yeri başkasına terkettim ve tevazu gösterdim’ gibi vesveseler gelir ki işte bu vehim, kibrin ta kendisidir. Kendisine düşen vazife akranını öne alıp, onların arkasında oturarak ayakkabılığa düşmemektir.<br />
47. Saadetlerin esası akıl, anlayış ve zekâdır. Akıl nimetinin sıhhatli olması, Allah’ın fıtrat dünyasına büyük bir nimettir. Bu bakımdan eğer akıl, hamakat ve belâdetle ölüp dumura uğrarsa, o zaman her şeyden önce onu elde etmeye çalışman gerekir.<br />
48. Cin şeytanlarından emin olabilirsin. Fakat insan şeytanlarından şiddetle korun! Çünkü insan şeytanları, cin şeytanlarından iğva ve idlâl vazifesini almışlar ve böylece cin şeytanlarını istirahate göndermişlerdir.<br />
49. Allah’ın, kendilerine verdiği akıldan razı olmayan kimse yoktur. Fakat akılsızların en aşağılığı aklıyla övünen kişidir.<br />
50. Ahiret âlimleri, yüzlerindeki sükûnet, Allah’a karşı zillet ve tevazu ile bilinirler. Huni gibi açılıp kapanan ve gülerken kulaklara kadar yayılan ağızların sahipleri, hareketlerinde ve konuşmalarında hiddetli olan kimseler ise, onların bu şiddet ve hiddetleri gafletlerinden ileri gelmektedir. Böyle hareketler dünyaperestlerin âdetidir.<br />
51. İhtiyacı olan bir kimsenin o ihtiyaca ulaşması için ilk şart, o ihtiyacı sabahtan akşama kadar elde etmedikçe yemek yememektir.<br />
52. Kötü sonu hazırlayan birtakım günahlar vardır. Onlardan biri de velî olmadığı halde velilik iddia etmektir.<br />
32<br />
53. Herkesin kalbi vardır zannedilmesin!</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">İMAM-I GAZALİ HAZRETLERİNDEN SEÇME SÖZLER</span><br />
<br />
1. Dünya ahiretin tarlası ve hidayet konaklarından bir konaktır. Kendisine, mahiyetine uygun bir ifade olarak dünya denmiştir.<br />
2. Bazı kimseler nefislerinde bir yakınlık hissederek ibadetlerinde ve meclislerinde Allah’a yakın olduklarını zannederler. Böylece kendilerinden başka meclislerinde bulunan herkesin bağışlanacağı fikrine saplanırlar. Eğer böyle bir kimseye, bu şekilde sû-i edebinden dolayı Allah Teâlâ, müstahak olduğu muameleyi yapmış olsaydı, hemen o anda helak olurdu.<br />
27<br />
3. Her sâlik, bulunduğu menzil ile geçtiği makamlar hakkında konuşabilir. Kendisinin ulaşamadığı makamlar, ihata edemediği menziller hakkında ise hiçbir şekilde konuşamaz. Ancak onlara gaybî bir şekilde inanır.<br />
4. Allah Teâlâ ilim nurlarını insanoğlundan esirgememiştir; Allah Teâlâ cimrilik yapmaktan münezzehtir. İlim nurlarının kalplere akmamasının sebebi, o kalpleri doldurmuş bulunan bulanıklıklar ve kötülüklerdir. Çünkü kalpler kaplara benzer; bir kap su ile dolu ise, havanın o kaba girmesine imkân yoktur. Kalp mâsiva ile dolu oldukça Allah’ın celâl marifeti oraya girmez.<br />
5. İlimlerin içinde en şerefli olanı Allah’ın sıfat ve fiillerini bildiren ilimdir. İnsan bu ilimle kemâle ulaşır. Kâmil olmanın saadetini duyar. İnsanoğlu, Allah’ın celâl ve kemâl sıfatlarının komşuluğuna ulaştığı zaman, bu komşuluğun ona büyük saadetler kazandıracağı muhakkaktır.<br />
6. Kalplerin ve insan basîretinin cilası zikirdir. Zikri ancak muttaki kullar yapabilirler. Bu nedenle takva zikrin kapısı; zikir keşfin kapısı, keşif ise büyük zafere açılan kapının ta kendisidir.<br />
7. Kalbiyle arasındaki perdeler aralanan bir kimseye, mülk ve melekûtun tecellisi görünür. Böyle bir kimse, genişliği yerle gökleri içine alan cenneti müşahede eder.<br />
<br />
<br />
8. İbadetlerin esası kalbin tezkiyesidir. Kalbin tasfiyesi de marifet nurunun orada doğması ile mümkündür.<br />
9. İman üç mertebedir: a) Halkın imanı olan mukallidlerin imanı, b) Birtakım kelâmî delillere dayanan kelâmcıların imanı, c) Yakîn nuruyla görerek iman eden ariflerin imanı.<br />
10. Aklî ilimlerin şer’î ilimlere zıt olduğunu ve bu ilimlerin bir arada bulunmadığını ve bulunamayacağını zanneden bir kimsenin bu zannı, basiretsizliğinden ve körlüğünden ileri gelir. Basiretsizlikten Allah’a sığınırız.<br />
Aklî ilimler iki kısma ayrılır: a) Dünyevî, b) Uhrevî<br />
Dünyevi olanlar, tıp, matematik, kozmoğrafya, sanat ve fen ilimleridir. Uhrevî olanlar ise, kalbin hâllerini, amellerin âfetini, Allah’ın sıfat ve fiillerini bildiren ilimdir. İşte aklî ilimlerin bu iki grubu birbirine zıttır. Bütün gayretini bu iki kısımdan birisine sarfedip o sahada derinleşen bir kimse, genellikle öbür kısımda eksik kalır.<br />
11. Akılcılar tarafından inkâr edilen dinî ve gaybî birşey işittiğin zaman, onların bu inkârları sakın seni şaşırtmasın; zira şarkta bulunan bir insanın garbdaki hakikati bilmesi imkânsızdır.<br />
12. Etrafta ilâhî rüzgârlar esiyor; kalp gözlerini örten perdeleri açıyor. İşte bu gözler Levh-i Mahfuzda, yazılı olan birtakım hakîkatleri görürler.<br />
28<br />
13. Ehl-i tasavvuf, çalışmakla elde edilen ilimlerden ziyade ilhamla öğrenilen ilimlere meyleder. Onun için musanniflerin yazdıkları ilimlere eğilmeye, oradaki sözleri ve delilleri araştırmaya önem vermemişlerdir.<br />
14. Takva, çok secdeden ötürü alında iz bırakma veya oruç tutmaktan sararma veya secde ve rükûdan belin bükülme hâli değildir. Eğilen boyunda veya sarkıtılan eteklerde takva aranmaz. Takva, kalplerdeki vera’ hâlidir. Güler yüzle karşıladığın kimse, seni asık bir yüzle karşılar ve bilgileriyle sana mihnet yüklerse, Allah böyle kimselerin sayılarını artırmasın!<br />
15. Mü’minin kalbi ölmez, ilmi, ölüm anında silinip gitmez. Kalbindeki berraklık kesinlikle sönmez.<br />
Hasan Basrî de bu mânâya şöyle işaret etmiştir: ‘Toprak imanın merkezini yeyip bitiremez’.<br />
16. Bâtın ilmi Allah’ın sırlarından bir sırdır. Allah Teâlâ o sırrını dilediği kulunun kalbine ilham eder.<br />
17. Kur’an takvanın, hidayetin ve keşfin anahtarı olduğunu açıkça beyan eder. Takva ise, öğretmen olmadan elde edilen ilimdir.<br />
18. Kalbe herhangi birşey geldiği zaman, ondan önceki hakikatler kaçışır ve yerlerini son gelene bırakır.<br />
19. Muamele ilminin en yüksek zirvesi, nefsin hilelerine ve şeytanın desiselerine vâkıf olmaktır. Böyle bir ilme vâkıf olmak her insana farz-ı ayn’dır. Fakat ne yazık ki halk bu farzı terketmiş ve vesveselere sebep olan birtakım fuzulî ilimlerle uğraşır olmuştur. İşte bu ilimleri vesile ederek şeytan onları yoldan çıkarmaktadır.<br />
20. Alimlerin birbirlerine hücum ettiklerini, birbirlerine hased ettiklerini ve anlaşamadıklarını gördüğün zaman, onların dünya hayatına karşılık ahiretlerini sattıklarına hükmet! Acaba bu kişilerden daha fazla aldanan bir satıcı var mıdır?<br />
21. Bir kimse herhangi bir imamın mezhebinde olduğunu söyler, fakat o imamın yolundan gitmez ise, onun en büyük hasmı bağlı olduğunu söylediği imamın ta kendisidir. O imam Allah’ın huzurunda şöyle der: ‘Benim mezhebim, istihraç ettiğim ahkâm ile amel etmektir. Dil ile “Ben şu mezhebe bağlıyım’ demek değildir. Dil çalışmak içindir, hezeyan için değildir. O halde, madem sen benim mezhebimden olduğunu iddia ediyorsun, öyleyse neden amel ve ahlâkta bana muhalefet ettin? Oysa ona uyarak Allah’a yaklaşmayı düşündüğün mezhebin esası amel ve ahlâk idi. Bir de utanmadan benim mezhebimden olduğunu iddia ettin. Böyle bir iddia şeytanın kalbe girmesine yardım eden kapılardan biridir. Birçok âlim bu kapının açılması sebebiyle helak olup gitmişlerdir’.<br />
22. Ahmaklıkta en ileri gitmiş olan kimse, nefsinin faziletine en çok inanan kimsedir. Akılda en ileri olan kimseler ise, nefsini en fazla itham edenlerdir.<br />
29<br />
23. Halk tabakasından biri zina eder veya hırsızlık yaparsa, onun bu suçu ilimle ilgili konuşmasından daha hafiftir. Çünkü Allah’ın dininin inceliklerini bilmeyen bir kimsenin, bu konularda söz söylemesi zamanla kendisini küfre sürükler. Aynen yüzme bilmeyen kimsenin kendisini denize atması gibi… Böyle bir kimse ise muhakkak boğulur.<br />
24. İnsanların en muttakîsi ve en âlimi, insanlara aynı gözle bakmayandır. Çünkü bazı insanlara rıza ve bazı kimselere de gazab gözüyle bakmak gerekir. Eğer gazab gözüyle bakılması gereken kişiye, rıza gözüyle bakarsan onun ayıplarını göremezsin; zira rıza, insanın gözlerindeki görme hassasını zayıflatır.<br />
25. Allah hakkındaki zannı kötü olan ve insanların ayıplarını araştıran bir kimseyi gördüğün zaman, bil ki böyle bir insanın kalbi hastadır. Mü’min kişi ise, bütün halk nazarında kalbi sağlam olan kimsedir.<br />
26. Kalp, takva ve iyi amellerle süslenip, kötü sıfatlardan arınmadıkça, o kalpte zikrin hakikati bulunmaz. Aksi takdirde, zikirden dem vurmak nefsin konuşması olup, bu konuşmada kalbin dahli yoktur. Böyle olunca da şeytanın kalpten sürülmesi mümkün değildir.<br />
27. Ruh rabbani bir emirdir. Rabbani demek, onun mükâşefe ilimlerinin sırlarından birisi olması demektir. Bu sırrı ifşa etmek salâhiyeti hiç kimseye verilmemiştir. Çünkü Allah’ın en sevgili kulu olan Allah’ın Râsûlü dahi bu sırrı açıklamamıştır.<br />
28. Şehvet kalbe galip geldiği zaman, kalbin en derin hücrelerine nüfuz edemese dahi, şeytan oraya gerleşir. Kötü sıfatlardan uzak olan kalplere gelince, o kalplerde şehvet olduğu için değil, zikirden gaflet edildiği zaman şeytan o kalplerin kapısını çalar. Fakat o kalpler zikre sarıldıkça şeytan geri çekilir.<br />
29. Duanın şartları yerine getirilmediği zaman nasıl geri çevrilirse, zikrin şartları da yerine getirilmediği takdirde böyle bir zikir şeytanı kaçırtmaz.<br />
30. Şeytanlar tek tek bir araya gelerek toplanmış ordulardır. Günahların her çeşidinin bir şeytanı vardır. Her günah kendi şeytanının davetiyle işlenir.<br />
31. Melekût âleminde suretler sıfata tâbidir. Öyleyse kötü mânâ, kötü surette görünür. Demek ki Şeytan, köpek, kurbağa ve domuz suretinde görünür. Bu suretler mânâların etiketidirler ve mânâların doğruluğunu aksettirirler. Bu sırra binaen rüyada maymun ve domuz görmek, kötü insana işaret ettiği gibi, koyun görmek de iç âlemi geniş insana işaret eder. Her rüya bu ölçüye göre tefsir edilir.<br />
32. Zaruri miktar dışında uyumak, kalbi öldürür ve kurutur. Yetecek kadar uyumak, gayb sırlarının keşfine vesile olur.<br />
34. Allah yolunun yolcusuna gereken şey, hassalarını kontrol altına almaktır. Bu kontrol karanlık bir yere çekilip düşünmekle ve başını önüne<br />
30<br />
eğmekle, herhangi bir örtüye bürünmekle elde edilir. Bu vaziyetler hakkın sesini dinlemek ve rubûbiyet huzurunun azametine işaret etmek için alınır. Görmez misin, Allah’ın Râsûlü’ne bu vaziyetteyken nida gelmiş ve o nida ‘Ey örtülere bürünen! Kalk ve uyar’ demiştir?<br />
35. Mide ile fere, ateşe açılan kapılardan birer kapıdır. Çünkü onun aslı tatmin olup doymaktır. Zillet ve inkisar ise cennetin kapılarından birer kapıdır. Çünkü onun aslı acımaktır. Cehennem kapılarından birini kilitleyen, cennet kapılarından birini açmış sayılır. Çünkü bu ikisi, birbirinin zıddıdır. Birisine yaklaşmak öbüründen uzaklaşmaktır.<br />
36. Kişinin kendi nefsine hâkim olması saadetin tamamı; şehvetin ve nefsin kişiye hâkim olması ise şekavetin tamamıdır.<br />
37. Fazla doymak ibadetten alıkoyar, ibadeti, kalbin parlaklığını ve düşünceyi kararttığı gibi bunlara bağlı olan hayatı da dumura uğratır. Aç kalmak ise, bütün bu menfi hâlleri müsbete çevirir. Çünkü az yemek bedenin sağlığını koruduğu gibi, çok yemek ve mideyi karışık yiyeceklerle doldurmak damarlarda karışıklık meydana getirir.<br />
38. Dinen yasaklanmış olan tartışmanın sonucu, başkasından dinlediklerine yanlıştır diyerek itiraz etmektir. Mücadelenin sonucu ise, başkasını susturmak, aciz bırakmak, konuşmasını çürütmek ve kendisine cehalet nisbet etmektir.<br />
39. Nefsini Allah’ın celâl ve azametini, yer ve gökteki saltanatını düşünmeye alıştıran bir kimse için bu şekilde melekütun garip ve acaip sanatına bakmaktan duyulan lezzet; zahirî gözle cennetin bağlarına ve meyvalarına bakmaktan duyulan lezzetten daha üstündür. İşte düşünürlerin dünyadaki hâlleri budur! Acaba ahirette bütün perdeler kalktığı zaman durumları ne olacaktır?<br />
40. Şayet sen Allah’ın marifetine aşık değil isen mazursun! Çünkü cinsî münasebete iktidarı olmayan bir kimse evlenmeye, çocuklar da saltanat tahtına ve tacına hevesli değildirler. Şevk ancak zevkten sonra hâsıl olacak olan bir hâldir. Zevk almayan bunu anlamaz. Anlamayan da aşık olmaz. Aşık olmayan ise istemez. İstemeyen ise idrak edemez ve idrak etmeyen ise esfel-i sâ’filîn ‘de bulunan mahrumlardan olur.<br />
41. Dinde, yücelmişlerin mertebesine erişmeyen kimselerin elinden onları sevmenin sevabı alınmış değildir. İstedikleri zaman onları severler ve bu sevgilerinden ötürü büyük sevaplara nail olurlar.<br />
42. Hased, helâllik istenecek bir zulüm değildir. Seninle Allah arasındaki bir günahtır. Helâllik ancak azalardan çıkıp başkasına zarar veren fiillerde vacibdir.<br />
43. Dünya ve ahiret, kalbin durumlarından iki durumdur. O durumların ölümden önce ve geçici olanına dünya, ondan sonraki kısmına ahiret deniliyor. Ahiret ölümden sonra olandır. Ölümden evvel acil bir şehvet veya bir payın içinde bulunduğu herşey senin için bir dünyadır.<br />
44. Ölüm anında insanda şu üç sıfattan başka hiçbir şey kalmaz:<br />
1. Kalbin dünya kirinden temizlenmesi.<br />
2. Kalbin Allah’ın zikriyle yakınlık kurması.<br />
3. Kalbin Allah sevgisiyle neş’eye garkolması.<br />
Kalbin temizlenmesi, ancak dünya şehvetlerinden kaçınmakla mümkün olur. Zikre yakın olmak ise, ancak çok zikir yapmakla mümkün olur. Allah sevgisi ise, ancak marifetle elde edilir. Allah’ın marifeti ise daima zikir yapılmadıkça bilinemez.<br />
45. Ölüm, dünyaya bağlı olanların zannettiği gibi yokluk değildir. Ölüm, sevgilinin huzuruna varman için geçmek zorunda olduğun engelden kurtulmaktır.<br />
46. Kibir, kulun Allah’ın azabından emin olduğunu gösterir. Azaptan emin olmak ise felâketlerin en büyüğüdür. Tevazu ise Allah’tan korkmayı ifade eder. Bu korku ise, saadetin rehberi ve âletidir.<br />
Kibrin ilaçlarından biri, emsal olan kimselerle toplantılarda bulunulduğu zaman onları öne geçirmek ve onların aşağısında oturmaktır. Fakat burada şeytanın bir kurnazlığı vardır. Şöyle ki: Kişi ayakkabılarının yanında oturur veya emsalleriyle arasında ne idüğü belirsiz kimseler bulunur ve böylece kendini mütevazi zanneder. Oysa böylesi, kibrin ta kendisidir. Çünkü kalbine ‘lâyık olduğum yeri başkasına terkettim ve tevazu gösterdim’ gibi vesveseler gelir ki işte bu vehim, kibrin ta kendisidir. Kendisine düşen vazife akranını öne alıp, onların arkasında oturarak ayakkabılığa düşmemektir.<br />
47. Saadetlerin esası akıl, anlayış ve zekâdır. Akıl nimetinin sıhhatli olması, Allah’ın fıtrat dünyasına büyük bir nimettir. Bu bakımdan eğer akıl, hamakat ve belâdetle ölüp dumura uğrarsa, o zaman her şeyden önce onu elde etmeye çalışman gerekir.<br />
48. Cin şeytanlarından emin olabilirsin. Fakat insan şeytanlarından şiddetle korun! Çünkü insan şeytanları, cin şeytanlarından iğva ve idlâl vazifesini almışlar ve böylece cin şeytanlarını istirahate göndermişlerdir.<br />
49. Allah’ın, kendilerine verdiği akıldan razı olmayan kimse yoktur. Fakat akılsızların en aşağılığı aklıyla övünen kişidir.<br />
50. Ahiret âlimleri, yüzlerindeki sükûnet, Allah’a karşı zillet ve tevazu ile bilinirler. Huni gibi açılıp kapanan ve gülerken kulaklara kadar yayılan ağızların sahipleri, hareketlerinde ve konuşmalarında hiddetli olan kimseler ise, onların bu şiddet ve hiddetleri gafletlerinden ileri gelmektedir. Böyle hareketler dünyaperestlerin âdetidir.<br />
51. İhtiyacı olan bir kimsenin o ihtiyaca ulaşması için ilk şart, o ihtiyacı sabahtan akşama kadar elde etmedikçe yemek yememektir.<br />
52. Kötü sonu hazırlayan birtakım günahlar vardır. Onlardan biri de velî olmadığı halde velilik iddia etmektir.<br />
32<br />
53. Herkesin kalbi vardır zannedilmesin!</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Hz. Ebubekr den Çok İbretli Öğütler]]></title>
			<link>https://forum.bizdeblog.com/showthread.php?tid=10306</link>
			<pubDate>Tue, 28 Jul 2020 11:20:09 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forum.bizdeblog.com/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forum.bizdeblog.com/showthread.php?tid=10306</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">HAZRET-İ EBÛBEKİR’İN NASİHATİ</span><br />
<br />
Hazret-i Ebûbekir (r.a.) Yezîd bin Ebî Süfyan’ı bir fırkaya kumandan tayin edip Belkâ yolu ile Şam tarafına göndermiştir. Onun sancağı altında çok gönüllü asker toplanmıştır. İçlerinde Mekke’nin ileri gelenlerinden Süheyl bin Amr gibi büyük zatlar vardı. Halîfe Hazretleri, yaya olduğu halde onu yolcu etmiş ve şöyle nasihat etmiştir:<br />
<br />
“Ben, seni tecrübe etmek üzere tayin ettim. Güzel hareket edersen evvelkinden daha büyük bir makam veririm ve eğer fena hareket edersen seni azlederim.<br />
<br />
Allah korkusunu kalbinden çıkarma. Muhakkak Allâhü Teâlâ senin dışını nasıl görürse iç yüzünü de öyle görür. Allâh’a en yakın olan, ona ameliyle en çok yaklaşandır.<br />
<br />
Kibirden sakın. Zira Allah, kibri ve kibirli olanı sevmez. Kibirli ve kendini beğenenler ile düşüp kalkma.<br />
<br />
Askerinin yanına vardığında onlarla güzel arkadaşlık et. Onlara nasihat ettiğinde sözü kısa söyle. Zira söz uzun olursa bazıları unutulur.<br />
<br />
Sen kendini ıslâh eder, düzeltirsen insanlar da sana karşı iyi olurlar.<br />
<br />
Beş vakit namazı vaktinde, rükû’ ve secdesini tam yaparak; huşû ile kıl.<br />
<br />
Düşmanın elçileri yanına gelince onlara ikram et ve onları çok bekletme, askerinin halini öğrenmeden çıkıp gitsinler. Onlara fikrini bildirme ve ordunun eksik ve kusurunu gösterme. Asla sırlarını açıklama ki, işlerin bozulmasın.<br />
<br />
İstişare ettiğinde; danıştığında doğru söyle ki, istişare doğru olsun...<br />
<br />
Geceleri uyanık olup arkadaşların ile sohbet et ki, sana haberler gelsin ve perdeler açılsın.<br />
<br />
Geceleri askerine nöbet beklet ve karakollarını çoğalt ve vakitli vakitsiz onları dolaş. Gafil olanları adaletle ikaz et. Cezaya layık olanlara ceza vermekten korkma. Askerin hâlinden gâfil olma. Fakat gizli hallerini araştırarak onları rezil de etme. Görünen hallerine bak, insanların sırlarını meydana çıkarma.<br />
<br />
Ganimet malına hıyanet etme, fakirlik getirir ve muvaffakiyyete mani olur.”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">HAZRET-İ EBÛBEKİR (R.A.)’IN BİR HUTBESİ</span><br />
<br />
Hazret-i Ebûbekir bir hutbesinde Allâhü Teâlâ’ya lâyıkıyla hamd ve senâ ettikten sonra şöyle buyurdu:<br />
<br />
Allâh’a itaat edip isyan etmemenizi, onu zikredip unutmamanızı, şükredip nankörlük etmemenizi, gazabından rahmetine sığınmanızı, ona lâyıkıyle senâda bulunmanızı ve ondan bir şey istediğiniz zaman havf ve recâ (korku ve ümîd) arasında bulunmanızı tavsiye ederim. Zîrâ Allâhü Teâlâ, Hz. Zekeriyâ aleyhisselâm’ı ve âilesini överek şöyle buyuruyor: “Onlar hayırlarda müsâbaka ederler, bizi korku ile karışık ümidle duâ ederler, onlar bize huşu ile boyun eğerler…” (Enbiyâ s., ayet 90)<br />
<br />
Sonra, bilmiş olun ey Allâh’ın kulları! Allah, hakkı mukabilinde sizin nefislerinizi rehin olarak aldı. Sizden bunun için ahid; söz aldı. Sizin az ve fânî amellerinize karşı, çok ve ebedî olan cenneti verdi.<br />
<br />
İşte Allâh’ın kitâbı elinizdedir; onun nûru sönmez, insanı hayretlerde bırakan acaibleri tükenmez. Onun nûrundan istifâde ederek nurlanın! Allâh’ın kitabının nasîhatlarından ibret alın, âhiret karanlıklarınızı onun nuruyla aydınlatın.<br />
<br />
Muhakkak Allâhü Teâlâ, sizi ancak kendisine ibâdet etmeniz için yarattı ve yaptıklarınızı bilen Kirâmen Kâtibîn meleklerini amellerinizi yazmakla vazifelendirdi.<br />
<br />
Sonra, ey Allâh’ın kulları! Bilmiş olun ki, bilmediğiniz bir ecele doğru gece gündüz gitmektesiniz. Sayılı günlerinizi Allâhü Teâlâ’nın razı olduğu amellere harcamaya ne kadar gücünüz yetiyorsa, öyle hareket edin. Buna da ancak Allâh’ın izni ile muvaffak olursunuz.<br />
<br />
Size takdîr olunmuş ömür içinde Allâh’a kullukta, iman ve ibâdette, hayır yarışlarında en öne geçin ki fena amellerinizin cezâsından kurtulup selâmete erebilesiniz. Birtakım insanlar, ömürlerini Hak Teâlâ’nın kulluğunda harcamadılar, asıl faydasını görecekleri hayırlı amelleri işlemeyi unuttular. Onlar gibi olup helâk olmayınız. Çabuk olup hayırlı ameller işlemeye gayret edin. Çünkü arkanızda hiç ihmal etmeyen, çok dikkatli takip edici (ölüm) vardır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">(İmam Suyûtî, Târihu’l-Hulefâ)</span><br />
<br />
• “Nerede! Gençlikleri ile öğünen, şehirler kurup, onları surlarla çeviren hükümdarlar nerede?<br />
<br />
Harp meydanlarında dâimâ galip gelenler nerede?<br />
<br />
Zaman üzerlerinden geçince, güvendikleri her şey ellerinden çıktı, kabir karanlıklarına gömüldüler.<br />
<br />
Haydi, hemen hayırlı amellerle meşgul olun ki kurtuluşa erebilesiniz.<br />
<br />
• “Ağlayabilen ağlasın, yoksa ağlar gibi görünsün, ağlamaya çalışsın.”<br />
<br />
• “Bir kardeşin Allâh rızâsı için, kardeşine yaptığı dua kabûl olunur.”<br />
<br />
• “Müslüman, her şeyden, hattâ başına gelen her türlü sıkıntıdan ve ayakkabısının bağının kopmasından bile mükâfatlandırılır; elinde olan bir şeyi kaybeder, fevkalâde telâşlanır; sonra onu elbisesi arasında bulur. Bundan da ecir kazanır.”<br />
<br />
Hz. Ebûbekir (r.a.) şöyle duâ ederdi:<br />
<br />
• “Allâh’ım! Ömrümün sonu hayatımın en hayırlı vakti olsun. Amellerimin neticesini hayırlı kıl ve sana mülâki olacağım (kavuşacağım) günü, en hayırlı gün eyle!”<br />
<br />
• “Allâh’ım! Son nefesimde hakkımda hayırlı olanı senden isterim.<br />
<br />
• “Allâh’ım! Bana ihsan edeceğin en son hayır senin rızan ve Cennet’ten yüksek dereceler olsun.”<br />
<br />
• (Birgün), Hz. Ebûbekir’e, avlanmış kanatları tam bir karga getirildi. Elinde çevirdikten sonra “Avlanılan her hayvan, kesilen her ağaç (Allâh’ı) tesbihi terk ettiğinden dolayı ölür.” dedi.<br />
<br />
• Hz. Ebûbekir (r.a.) methedildiği vakit şöyle söylerdi:<br />
<br />
“Allâh’ım! Sen nefsimi benden iyi bilirsin, ben de onlardan iyi bilirim. Allâh’ım! Beni onların zannettiklerinden daha hayırlı kıl! Bilmedikleri günâhlarımı da affeyle, bu söylediklerinden dolayı beni muâhaze etme; hesaba çekme.”</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">HAZRET-İ EBÛBEKİR’İN NASİHATİ</span><br />
<br />
Hazret-i Ebûbekir (r.a.) Yezîd bin Ebî Süfyan’ı bir fırkaya kumandan tayin edip Belkâ yolu ile Şam tarafına göndermiştir. Onun sancağı altında çok gönüllü asker toplanmıştır. İçlerinde Mekke’nin ileri gelenlerinden Süheyl bin Amr gibi büyük zatlar vardı. Halîfe Hazretleri, yaya olduğu halde onu yolcu etmiş ve şöyle nasihat etmiştir:<br />
<br />
“Ben, seni tecrübe etmek üzere tayin ettim. Güzel hareket edersen evvelkinden daha büyük bir makam veririm ve eğer fena hareket edersen seni azlederim.<br />
<br />
Allah korkusunu kalbinden çıkarma. Muhakkak Allâhü Teâlâ senin dışını nasıl görürse iç yüzünü de öyle görür. Allâh’a en yakın olan, ona ameliyle en çok yaklaşandır.<br />
<br />
Kibirden sakın. Zira Allah, kibri ve kibirli olanı sevmez. Kibirli ve kendini beğenenler ile düşüp kalkma.<br />
<br />
Askerinin yanına vardığında onlarla güzel arkadaşlık et. Onlara nasihat ettiğinde sözü kısa söyle. Zira söz uzun olursa bazıları unutulur.<br />
<br />
Sen kendini ıslâh eder, düzeltirsen insanlar da sana karşı iyi olurlar.<br />
<br />
Beş vakit namazı vaktinde, rükû’ ve secdesini tam yaparak; huşû ile kıl.<br />
<br />
Düşmanın elçileri yanına gelince onlara ikram et ve onları çok bekletme, askerinin halini öğrenmeden çıkıp gitsinler. Onlara fikrini bildirme ve ordunun eksik ve kusurunu gösterme. Asla sırlarını açıklama ki, işlerin bozulmasın.<br />
<br />
İstişare ettiğinde; danıştığında doğru söyle ki, istişare doğru olsun...<br />
<br />
Geceleri uyanık olup arkadaşların ile sohbet et ki, sana haberler gelsin ve perdeler açılsın.<br />
<br />
Geceleri askerine nöbet beklet ve karakollarını çoğalt ve vakitli vakitsiz onları dolaş. Gafil olanları adaletle ikaz et. Cezaya layık olanlara ceza vermekten korkma. Askerin hâlinden gâfil olma. Fakat gizli hallerini araştırarak onları rezil de etme. Görünen hallerine bak, insanların sırlarını meydana çıkarma.<br />
<br />
Ganimet malına hıyanet etme, fakirlik getirir ve muvaffakiyyete mani olur.”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">HAZRET-İ EBÛBEKİR (R.A.)’IN BİR HUTBESİ</span><br />
<br />
Hazret-i Ebûbekir bir hutbesinde Allâhü Teâlâ’ya lâyıkıyla hamd ve senâ ettikten sonra şöyle buyurdu:<br />
<br />
Allâh’a itaat edip isyan etmemenizi, onu zikredip unutmamanızı, şükredip nankörlük etmemenizi, gazabından rahmetine sığınmanızı, ona lâyıkıyle senâda bulunmanızı ve ondan bir şey istediğiniz zaman havf ve recâ (korku ve ümîd) arasında bulunmanızı tavsiye ederim. Zîrâ Allâhü Teâlâ, Hz. Zekeriyâ aleyhisselâm’ı ve âilesini överek şöyle buyuruyor: “Onlar hayırlarda müsâbaka ederler, bizi korku ile karışık ümidle duâ ederler, onlar bize huşu ile boyun eğerler…” (Enbiyâ s., ayet 90)<br />
<br />
Sonra, bilmiş olun ey Allâh’ın kulları! Allah, hakkı mukabilinde sizin nefislerinizi rehin olarak aldı. Sizden bunun için ahid; söz aldı. Sizin az ve fânî amellerinize karşı, çok ve ebedî olan cenneti verdi.<br />
<br />
İşte Allâh’ın kitâbı elinizdedir; onun nûru sönmez, insanı hayretlerde bırakan acaibleri tükenmez. Onun nûrundan istifâde ederek nurlanın! Allâh’ın kitabının nasîhatlarından ibret alın, âhiret karanlıklarınızı onun nuruyla aydınlatın.<br />
<br />
Muhakkak Allâhü Teâlâ, sizi ancak kendisine ibâdet etmeniz için yarattı ve yaptıklarınızı bilen Kirâmen Kâtibîn meleklerini amellerinizi yazmakla vazifelendirdi.<br />
<br />
Sonra, ey Allâh’ın kulları! Bilmiş olun ki, bilmediğiniz bir ecele doğru gece gündüz gitmektesiniz. Sayılı günlerinizi Allâhü Teâlâ’nın razı olduğu amellere harcamaya ne kadar gücünüz yetiyorsa, öyle hareket edin. Buna da ancak Allâh’ın izni ile muvaffak olursunuz.<br />
<br />
Size takdîr olunmuş ömür içinde Allâh’a kullukta, iman ve ibâdette, hayır yarışlarında en öne geçin ki fena amellerinizin cezâsından kurtulup selâmete erebilesiniz. Birtakım insanlar, ömürlerini Hak Teâlâ’nın kulluğunda harcamadılar, asıl faydasını görecekleri hayırlı amelleri işlemeyi unuttular. Onlar gibi olup helâk olmayınız. Çabuk olup hayırlı ameller işlemeye gayret edin. Çünkü arkanızda hiç ihmal etmeyen, çok dikkatli takip edici (ölüm) vardır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">(İmam Suyûtî, Târihu’l-Hulefâ)</span><br />
<br />
• “Nerede! Gençlikleri ile öğünen, şehirler kurup, onları surlarla çeviren hükümdarlar nerede?<br />
<br />
Harp meydanlarında dâimâ galip gelenler nerede?<br />
<br />
Zaman üzerlerinden geçince, güvendikleri her şey ellerinden çıktı, kabir karanlıklarına gömüldüler.<br />
<br />
Haydi, hemen hayırlı amellerle meşgul olun ki kurtuluşa erebilesiniz.<br />
<br />
• “Ağlayabilen ağlasın, yoksa ağlar gibi görünsün, ağlamaya çalışsın.”<br />
<br />
• “Bir kardeşin Allâh rızâsı için, kardeşine yaptığı dua kabûl olunur.”<br />
<br />
• “Müslüman, her şeyden, hattâ başına gelen her türlü sıkıntıdan ve ayakkabısının bağının kopmasından bile mükâfatlandırılır; elinde olan bir şeyi kaybeder, fevkalâde telâşlanır; sonra onu elbisesi arasında bulur. Bundan da ecir kazanır.”<br />
<br />
Hz. Ebûbekir (r.a.) şöyle duâ ederdi:<br />
<br />
• “Allâh’ım! Ömrümün sonu hayatımın en hayırlı vakti olsun. Amellerimin neticesini hayırlı kıl ve sana mülâki olacağım (kavuşacağım) günü, en hayırlı gün eyle!”<br />
<br />
• “Allâh’ım! Son nefesimde hakkımda hayırlı olanı senden isterim.<br />
<br />
• “Allâh’ım! Bana ihsan edeceğin en son hayır senin rızan ve Cennet’ten yüksek dereceler olsun.”<br />
<br />
• (Birgün), Hz. Ebûbekir’e, avlanmış kanatları tam bir karga getirildi. Elinde çevirdikten sonra “Avlanılan her hayvan, kesilen her ağaç (Allâh’ı) tesbihi terk ettiğinden dolayı ölür.” dedi.<br />
<br />
• Hz. Ebûbekir (r.a.) methedildiği vakit şöyle söylerdi:<br />
<br />
“Allâh’ım! Sen nefsimi benden iyi bilirsin, ben de onlardan iyi bilirim. Allâh’ım! Beni onların zannettiklerinden daha hayırlı kıl! Bilmedikleri günâhlarımı da affeyle, bu söylediklerinden dolayı beni muâhaze etme; hesaba çekme.”</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Hazret-i Aliyyü’l-Murtezâ’dan (K.v.) Hikmetler]]></title>
			<link>https://forum.bizdeblog.com/showthread.php?tid=10305</link>
			<pubDate>Tue, 28 Jul 2020 11:17:55 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forum.bizdeblog.com/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forum.bizdeblog.com/showthread.php?tid=10305</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">HAZRET-İ ALİYYÜ’L-MURTEZÂ’DAN (K.V.) HİKMETLER</span><br />
<br />
• Ârifler nazarında zarif olmak istersen günah işleme.<br />
<br />
• Mekruhları terk eden, herkes katında muhterem olur.<br />
<br />
• Namaz hususunda tembellik imanının zayıflığındandır.<br />
<br />
• Kişinin tevâzuu, onu herkes nazarında yükseltir.<br />
<br />
• Allâh’a tevekkül et, onun yardımına kavuşursun.<br />
<br />
• Adalet mülkün temelidir.<br />
<br />
• Üç şey helâk edicidir: Cimrilik, nefsin kötü isteklerine uymak ve kibir.<br />
<br />
• İmânın üçte biri hayâ, üçte biri akıl ve üçte biri de cömertliktir.<br />
<br />
• Hayâ insanın siperidir.<br />
<br />
• Hırs bir yaradır ki onu topraktan başka bir şey kapatamaz. Nefsin hastalığı hırstandır. Tamahkâr insan zelil olur. İhtiraslı kimseyi hırsı öldürür.<br />
<br />
• Âhiret sevâbı dünyâ nimetlerinden üstündür.<br />
<br />
• Mevcud olandan ihsan et.<br />
<br />
• Sözün iyisi kısa ve öz olanıdır.<br />
<br />
• Bâtıl ancak bir müddet sürer. Hak kıyâmete kadar devam eder.<br />
<br />
• Amelini az görerek işleyenin amelinin sevabı çoğaltılır.<br />
<br />
• Hiddet (öfke) kişiyi helâk eder. Öfkeni yutmaya devam et ki âkıbetin güzel olsun.<br />
<br />
• Sanatı insanın hazinesidir.<br />
<br />
• Allâh’dan kork, başka şeyden korkmazsın. Allâh korkusu kalbe cilâ verir; parlatır.<br />
<br />
• Kalbin kederden boş olması, kesenin dolu bulunmasından iyidir.<br />
<br />
• Malın hayırlısı Allâh yolunda infâk edileni; harcananıdır.<br />
<br />
• İnsanın aklının derecesi sözünden, aslı ise işinden anlaşılır.<br />
<br />
• İnsanın kıymeti yaptığı güzel şey ile takdîr olunur.<br />
<br />
• Allâhü Teâlâ’nın takdîrine razı olmak, kalbi tedavi eder.<br />
<br />
Cimri zengin, cömerd fakirden daha fakirdir. Eli sıkı olanın gönlü de dar olur.<br />
Evliyânın anılması rahmetin inmesine sebeptir.<br />
Ölümü anmak kalbe cilâ verir.<br />
Bir günah çoktur, bin ibadet azdır.<br />
Sen babanın haklarına riayet et ki oğlun da sana riayet etsin; saygılı olsun.<br />
İlim rütbesi rütbelerin en yücesidir.<br />
Kısmetin seni arar bulur, rahat ol.<br />
Dünyaya gelmek ölümün habercisidir.<br />
Sâlih zâtların verdiği zahmet rahmet sayılır.<br />
İnsanın selâmeti dilini tutmaktadır.<br />
Sükût eden pişman olmaz.<br />
İnsanların en hayırsızı, herkesin kendisinden sakındığı adamdır.<br />
Allâh’ın kelâmı kalbin devâsıdır.<br />
Kur’ân-ı Kerîm’i okumak gönüllere şifâ verir.<br />
Oruç tutmak sıhhate sebeptir.<br />
Kişinin sadâkati; doğruluğu onun kurtuluşudur.<br />
Gece namaz kılanın yüzü gündüz güzel görünür. Gece namazı mü’minin nurudur. Geceleri namaz kılarak kalbini nurlandır.<br />
Dîn takvâ ile kemâle erer, dünyaya tamah ile bozulur.<br />
Birbirine buğz; düşmanlık edenlere dünya bile dar gelir.<br />
Dostun darbesi daha büyük elem verir.<br />
Dil yarası kılıç yarasından daha şiddetlidir.<br />
Helâl yemek kalbi nurlandırır.<br />
Herkesin rızkı Allâh’a aittir. Senin onu aradığın gibi rızkın da seni arar.<br />
Allâh’a itimad edenin ömrü huzurlu geçer.<br />
Düşmana itimat etmek helâke; mahvolmağa sebeptir.<br />
Dünyalık emeli yani; hırsı az olanın ömrü uzun olur.<br />
Emsâlinizle (denklerinizle) geziniz.<br />
Edeb peşinde olmak altın peşinde olmak</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">HAZRET-İ ALİYYÜ’L-MURTEZÂ’DAN (K.V.) HİKMETLER</span><br />
<br />
• Ârifler nazarında zarif olmak istersen günah işleme.<br />
<br />
• Mekruhları terk eden, herkes katında muhterem olur.<br />
<br />
• Namaz hususunda tembellik imanının zayıflığındandır.<br />
<br />
• Kişinin tevâzuu, onu herkes nazarında yükseltir.<br />
<br />
• Allâh’a tevekkül et, onun yardımına kavuşursun.<br />
<br />
• Adalet mülkün temelidir.<br />
<br />
• Üç şey helâk edicidir: Cimrilik, nefsin kötü isteklerine uymak ve kibir.<br />
<br />
• İmânın üçte biri hayâ, üçte biri akıl ve üçte biri de cömertliktir.<br />
<br />
• Hayâ insanın siperidir.<br />
<br />
• Hırs bir yaradır ki onu topraktan başka bir şey kapatamaz. Nefsin hastalığı hırstandır. Tamahkâr insan zelil olur. İhtiraslı kimseyi hırsı öldürür.<br />
<br />
• Âhiret sevâbı dünyâ nimetlerinden üstündür.<br />
<br />
• Mevcud olandan ihsan et.<br />
<br />
• Sözün iyisi kısa ve öz olanıdır.<br />
<br />
• Bâtıl ancak bir müddet sürer. Hak kıyâmete kadar devam eder.<br />
<br />
• Amelini az görerek işleyenin amelinin sevabı çoğaltılır.<br />
<br />
• Hiddet (öfke) kişiyi helâk eder. Öfkeni yutmaya devam et ki âkıbetin güzel olsun.<br />
<br />
• Sanatı insanın hazinesidir.<br />
<br />
• Allâh’dan kork, başka şeyden korkmazsın. Allâh korkusu kalbe cilâ verir; parlatır.<br />
<br />
• Kalbin kederden boş olması, kesenin dolu bulunmasından iyidir.<br />
<br />
• Malın hayırlısı Allâh yolunda infâk edileni; harcananıdır.<br />
<br />
• İnsanın aklının derecesi sözünden, aslı ise işinden anlaşılır.<br />
<br />
• İnsanın kıymeti yaptığı güzel şey ile takdîr olunur.<br />
<br />
• Allâhü Teâlâ’nın takdîrine razı olmak, kalbi tedavi eder.<br />
<br />
Cimri zengin, cömerd fakirden daha fakirdir. Eli sıkı olanın gönlü de dar olur.<br />
Evliyânın anılması rahmetin inmesine sebeptir.<br />
Ölümü anmak kalbe cilâ verir.<br />
Bir günah çoktur, bin ibadet azdır.<br />
Sen babanın haklarına riayet et ki oğlun da sana riayet etsin; saygılı olsun.<br />
İlim rütbesi rütbelerin en yücesidir.<br />
Kısmetin seni arar bulur, rahat ol.<br />
Dünyaya gelmek ölümün habercisidir.<br />
Sâlih zâtların verdiği zahmet rahmet sayılır.<br />
İnsanın selâmeti dilini tutmaktadır.<br />
Sükût eden pişman olmaz.<br />
İnsanların en hayırsızı, herkesin kendisinden sakındığı adamdır.<br />
Allâh’ın kelâmı kalbin devâsıdır.<br />
Kur’ân-ı Kerîm’i okumak gönüllere şifâ verir.<br />
Oruç tutmak sıhhate sebeptir.<br />
Kişinin sadâkati; doğruluğu onun kurtuluşudur.<br />
Gece namaz kılanın yüzü gündüz güzel görünür. Gece namazı mü’minin nurudur. Geceleri namaz kılarak kalbini nurlandır.<br />
Dîn takvâ ile kemâle erer, dünyaya tamah ile bozulur.<br />
Birbirine buğz; düşmanlık edenlere dünya bile dar gelir.<br />
Dostun darbesi daha büyük elem verir.<br />
Dil yarası kılıç yarasından daha şiddetlidir.<br />
Helâl yemek kalbi nurlandırır.<br />
Herkesin rızkı Allâh’a aittir. Senin onu aradığın gibi rızkın da seni arar.<br />
Allâh’a itimad edenin ömrü huzurlu geçer.<br />
Düşmana itimat etmek helâke; mahvolmağa sebeptir.<br />
Dünyalık emeli yani; hırsı az olanın ömrü uzun olur.<br />
Emsâlinizle (denklerinizle) geziniz.<br />
Edeb peşinde olmak altın peşinde olmak</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Şeyh Şamil Sözleri]]></title>
			<link>https://forum.bizdeblog.com/showthread.php?tid=10304</link>
			<pubDate>Tue, 28 Jul 2020 11:16:25 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forum.bizdeblog.com/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forum.bizdeblog.com/showthread.php?tid=10304</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">ŞEYH ŞAMİL SÖZLERİ</span><br />
<br />
1 – Kahrolsun sefil esâret ! Yaşasın şanlı ve güzel ölüm.<br />
<br />
2 – Düşmana karşı diri kedi, ölmüş aslandan iyidir.<br />
<br />
3 – Maddî silahlar yalnız başına hiçbir işe yaramaz.<br />
<br />
4 – Çar’ı büyük görenler Allah’a şirk koşan kâfirlerden farksızdır.<br />
<br />
5 – Vatanın kurtuluş ve istiklâli yolunda cehd ve cenk gereklidir.<br />
<br />
6 – Hürriyetimiz, zulim ve kahrın döktüğü kanlarla kazanılacaktır.<br />
<br />
7 – Şehidlerin ruhları yeşil kuş kanatları içinde Allah’a kavuşur.<br />
<br />
8 – Müslümanlık esasına göre kurulan idare teşkilâtı ile diktatörlük bağdaşamaz.<br />
<br />
9 – Vatan istilâcılarına isyan edenlerin kırık utangaç hali, benim için, ibadetle olanların sert ve dik tavırlarından iyidir.<br />
<br />
10 – Bir nâibe gönül bağlarken onda kerâmet aramayınız. Sadece şeriate saygı beslediğini ve hak yolunda yürüdüğünü görmek yeterlidir.<br />
<br />
11 – İstilâya uğrayan vatan toprakları sulh ile ele geçmez, cenkle alınır.<br />
<br />
12 – Ölümü sevgili gibi kucaklayan ve şehitliğe susayan insanlara, esaret teklif etmek çok boş ve gülünçtür.<br />
<br />
13 – Ey Allah’ın makbul kulları ! Ey vatan dağlarının emsalsiz ziyneti, şerefli muhafızlar ! Bu vatan sizindir, sizin olacaktır.<br />
<br />
14 – Savaşımız, çarların, ruhâni reislerin ve eşkiyaların milletimizden gaspettikleri haklarını iade için sonuna kadar devam edecektir.<br />
<br />
15 – Ben müslümanım, müslüman olarak kendilerini esarete almak isteyen zorba rejimlerle çarpışmak mecburiyetindedir.<br />
<br />
16 – Çarlar ölecektir, Petrolarınız ve Katerinalarınız gibi Nikola da gözleri arkasında gidecektir. Fakat Kafkasya mutlaka kurtulacak hür ve mesut olacaktır. Allah, hak ve vatan uğrunda çarpışanlara yardımcı olsun.<br />
<br />
17 – Bizden torunlarımıza kalacak en büyük miras, hürriyet uğrunda savaşmak, hakkı yayma uğrunda can vermek olacaktır. Torunlarımız hürriyet ve istiklal uğruna yapılan savaşların kuyruğu değil,başı olmalıdır.<br />
<br />
18 – Müslümanlığı ve vatanınızı kurtarmak istiyorsanız bir tek yolu vardır. Düşmanlarınızın ellerindeki öldürücü silahları aleyhinizde kullanmasına izin vermeyiniz.<br />
<br />
19 – Müslümanlar zulme dayanan bir devletin esiri olamaz. Zulüm sistemi ile teşkilatlanan Çarlık Rusya’sı ya zulümden vazgeçmeli, ya baş eğmeli ya da ortadan kalkmalıdır.<br />
<br />
20 – Ölüm bizi Allah’ımıza kavuşturan en ulvi hadisedir. Dünyaya geldik O’nun eserlerini gördük, O’nun emirlerindeki isabete inandık, O’nun eserlerine gönlümüzden vurulduk. Şimdi de sevine sevine O’na kavuşmayı özlemeliyiz. Ölüm kâfirler için bir azap bir ıztıraptır. Müslümanlar için bir surur ve saadet olmalıdır.<br />
<br />
21 – Kafkasya’nın hürriyeti için son kurşununa, son kılıcına ve sağlam kalan son bileğe kadar döğüşmeyen kâfirdir. Küfrün ve hıyanetin cezası merhametsizce ve derhal ölümdür.<br />
<br />
22 – Allah‘tan kullarına şer erişmez. (Kul kendi eli ile şerre ulaşır)<br />
<br />
23 – Nefsini baştacı eden, dinini hor görür.<br />
<br />
24 – Kamil kişi yürümeye nasıl başlarsa öyle bitirir.<br />
<br />
25 – Yüksekteyken küçülmeli, kuvvetliyken insaf etmelisin.<br />
<br />
26 –Mü’min (Allah yolnda) sendelerse Allah ona destek olur.<br />
<br />
27 – Müslüman idareciler işlerini şura ile görürler.<br />
<br />
28 – Arkadaşını affet… Affettiğini hatırlatma ve hatırlama.<br />
<br />
29 – İnsanların en yükseği ve en asili Allah’tan ençok korkanıdır.<br />
<br />
30 – Allah kuvvetlinin başaramadığını bir zayıfa başartmaya kadirdir<br />
<br />
31 – Allah’ın sana verdiği nimetlerle günah ve kötülük yolunda kuvvet kazandırmamalısın.<br />
<br />
32 – Her şeyin bir hizmet edicisi vardır. Dinin hizmet edicisi de edeb ve vatan görevidir.<br />
<br />
33 – Hayrın kümelendiği evin anahtarı tevazu, şerrin kümelendiği evin anahtarı ise gururdur.<br />
<br />
34 – Dünyada menfaat için sevgi gösterisinde bulunan insanlar kadar alçağı yoktur.<br />
<br />
35 – Hakkı kabul ve ilan etmek, İslâmî yaşayışın esasını teşkil eder.<br />
<br />
36 – Kâmil kimse vatanında her hangi bir şey kıpırdar veya doğarsa bundan haber olmalıdır.<br />
<br />
37 – Allah’a giden yollar gökteki yıldız sayısından fazladır. Biz o yollardan birini arıyoruz.<br />
<br />
38 – Allah büyüktür. Yardımını vatanı ve kendi uğrunda savaş edenlerden esirgemez.<br />
<br />
39 – Allah dilediğini imansızlık karanlığında boğar. Fakat sevdiği kulunu hidayete ve aydınlığa kavuşturur.<br />
<br />
40 – Gönüllerden kibiri çıkarmak, yüce dağları iğne ile kazımaktan daha zordur.<br />
<br />
41 – Milletim, siz Allah’a karşı çok günahlarla suçlusunuz. Siz dini ölüme mahkum ediyorsunuz. Namazlarınız, oruçlarınız nafiledir. Dualarınız Allah ile istihzadır. İbadetleriniz O’nu oyalamak arzusundan başka bir şey değildir. “Evet namaz kılın, oruç tutun, fakat unutmayın ki, en büyük ibadet Gazâ’dır.” Rus’lar topraklarımızı çiğniyorlar, ben size ancak kurtuluşun savaşta olduğunu söylüyorum.<br />
<br />
42 – Ey Dağistan ve Çeçenistan milletleri ! Dinleyiniz beni… Ben sizleri para ve menfaat için bu savaşlara sürüklemedim. Bu Allah’ın emridir. Toprağımızı hürriyetimize kavuşturmak ülkümüzdür. Bu emre itaat ediniz. Hiç biriniz kamasını kınına sokmasın. Parolamız ! Ölünceye kadar savaş olmalıdır.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">ŞEYH ŞAMİL SÖZLERİ</span><br />
<br />
1 – Kahrolsun sefil esâret ! Yaşasın şanlı ve güzel ölüm.<br />
<br />
2 – Düşmana karşı diri kedi, ölmüş aslandan iyidir.<br />
<br />
3 – Maddî silahlar yalnız başına hiçbir işe yaramaz.<br />
<br />
4 – Çar’ı büyük görenler Allah’a şirk koşan kâfirlerden farksızdır.<br />
<br />
5 – Vatanın kurtuluş ve istiklâli yolunda cehd ve cenk gereklidir.<br />
<br />
6 – Hürriyetimiz, zulim ve kahrın döktüğü kanlarla kazanılacaktır.<br />
<br />
7 – Şehidlerin ruhları yeşil kuş kanatları içinde Allah’a kavuşur.<br />
<br />
8 – Müslümanlık esasına göre kurulan idare teşkilâtı ile diktatörlük bağdaşamaz.<br />
<br />
9 – Vatan istilâcılarına isyan edenlerin kırık utangaç hali, benim için, ibadetle olanların sert ve dik tavırlarından iyidir.<br />
<br />
10 – Bir nâibe gönül bağlarken onda kerâmet aramayınız. Sadece şeriate saygı beslediğini ve hak yolunda yürüdüğünü görmek yeterlidir.<br />
<br />
11 – İstilâya uğrayan vatan toprakları sulh ile ele geçmez, cenkle alınır.<br />
<br />
12 – Ölümü sevgili gibi kucaklayan ve şehitliğe susayan insanlara, esaret teklif etmek çok boş ve gülünçtür.<br />
<br />
13 – Ey Allah’ın makbul kulları ! Ey vatan dağlarının emsalsiz ziyneti, şerefli muhafızlar ! Bu vatan sizindir, sizin olacaktır.<br />
<br />
14 – Savaşımız, çarların, ruhâni reislerin ve eşkiyaların milletimizden gaspettikleri haklarını iade için sonuna kadar devam edecektir.<br />
<br />
15 – Ben müslümanım, müslüman olarak kendilerini esarete almak isteyen zorba rejimlerle çarpışmak mecburiyetindedir.<br />
<br />
16 – Çarlar ölecektir, Petrolarınız ve Katerinalarınız gibi Nikola da gözleri arkasında gidecektir. Fakat Kafkasya mutlaka kurtulacak hür ve mesut olacaktır. Allah, hak ve vatan uğrunda çarpışanlara yardımcı olsun.<br />
<br />
17 – Bizden torunlarımıza kalacak en büyük miras, hürriyet uğrunda savaşmak, hakkı yayma uğrunda can vermek olacaktır. Torunlarımız hürriyet ve istiklal uğruna yapılan savaşların kuyruğu değil,başı olmalıdır.<br />
<br />
18 – Müslümanlığı ve vatanınızı kurtarmak istiyorsanız bir tek yolu vardır. Düşmanlarınızın ellerindeki öldürücü silahları aleyhinizde kullanmasına izin vermeyiniz.<br />
<br />
19 – Müslümanlar zulme dayanan bir devletin esiri olamaz. Zulüm sistemi ile teşkilatlanan Çarlık Rusya’sı ya zulümden vazgeçmeli, ya baş eğmeli ya da ortadan kalkmalıdır.<br />
<br />
20 – Ölüm bizi Allah’ımıza kavuşturan en ulvi hadisedir. Dünyaya geldik O’nun eserlerini gördük, O’nun emirlerindeki isabete inandık, O’nun eserlerine gönlümüzden vurulduk. Şimdi de sevine sevine O’na kavuşmayı özlemeliyiz. Ölüm kâfirler için bir azap bir ıztıraptır. Müslümanlar için bir surur ve saadet olmalıdır.<br />
<br />
21 – Kafkasya’nın hürriyeti için son kurşununa, son kılıcına ve sağlam kalan son bileğe kadar döğüşmeyen kâfirdir. Küfrün ve hıyanetin cezası merhametsizce ve derhal ölümdür.<br />
<br />
22 – Allah‘tan kullarına şer erişmez. (Kul kendi eli ile şerre ulaşır)<br />
<br />
23 – Nefsini baştacı eden, dinini hor görür.<br />
<br />
24 – Kamil kişi yürümeye nasıl başlarsa öyle bitirir.<br />
<br />
25 – Yüksekteyken küçülmeli, kuvvetliyken insaf etmelisin.<br />
<br />
26 –Mü’min (Allah yolnda) sendelerse Allah ona destek olur.<br />
<br />
27 – Müslüman idareciler işlerini şura ile görürler.<br />
<br />
28 – Arkadaşını affet… Affettiğini hatırlatma ve hatırlama.<br />
<br />
29 – İnsanların en yükseği ve en asili Allah’tan ençok korkanıdır.<br />
<br />
30 – Allah kuvvetlinin başaramadığını bir zayıfa başartmaya kadirdir<br />
<br />
31 – Allah’ın sana verdiği nimetlerle günah ve kötülük yolunda kuvvet kazandırmamalısın.<br />
<br />
32 – Her şeyin bir hizmet edicisi vardır. Dinin hizmet edicisi de edeb ve vatan görevidir.<br />
<br />
33 – Hayrın kümelendiği evin anahtarı tevazu, şerrin kümelendiği evin anahtarı ise gururdur.<br />
<br />
34 – Dünyada menfaat için sevgi gösterisinde bulunan insanlar kadar alçağı yoktur.<br />
<br />
35 – Hakkı kabul ve ilan etmek, İslâmî yaşayışın esasını teşkil eder.<br />
<br />
36 – Kâmil kimse vatanında her hangi bir şey kıpırdar veya doğarsa bundan haber olmalıdır.<br />
<br />
37 – Allah’a giden yollar gökteki yıldız sayısından fazladır. Biz o yollardan birini arıyoruz.<br />
<br />
38 – Allah büyüktür. Yardımını vatanı ve kendi uğrunda savaş edenlerden esirgemez.<br />
<br />
39 – Allah dilediğini imansızlık karanlığında boğar. Fakat sevdiği kulunu hidayete ve aydınlığa kavuşturur.<br />
<br />
40 – Gönüllerden kibiri çıkarmak, yüce dağları iğne ile kazımaktan daha zordur.<br />
<br />
41 – Milletim, siz Allah’a karşı çok günahlarla suçlusunuz. Siz dini ölüme mahkum ediyorsunuz. Namazlarınız, oruçlarınız nafiledir. Dualarınız Allah ile istihzadır. İbadetleriniz O’nu oyalamak arzusundan başka bir şey değildir. “Evet namaz kılın, oruç tutun, fakat unutmayın ki, en büyük ibadet Gazâ’dır.” Rus’lar topraklarımızı çiğniyorlar, ben size ancak kurtuluşun savaşta olduğunu söylüyorum.<br />
<br />
42 – Ey Dağistan ve Çeçenistan milletleri ! Dinleyiniz beni… Ben sizleri para ve menfaat için bu savaşlara sürüklemedim. Bu Allah’ın emridir. Toprağımızı hürriyetimize kavuşturmak ülkümüzdür. Bu emre itaat ediniz. Hiç biriniz kamasını kınına sokmasın. Parolamız ! Ölünceye kadar savaş olmalıdır.</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Ahmed Yesevî Hazretlerinden Hikmetli Sözler]]></title>
			<link>https://forum.bizdeblog.com/showthread.php?tid=10303</link>
			<pubDate>Tue, 28 Jul 2020 11:15:26 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forum.bizdeblog.com/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forum.bizdeblog.com/showthread.php?tid=10303</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Ahmed Yesevî Hazretlerinden Hikmetli Sözler</span><br />
<br />
Ahmed Yesevî Hazretleri 1093 yılında Türkistan’da Doğdu. 1166 yılında yine Türkistan’da Vefat etti. Allahü Teâlâ (c.c.) rahmet eylesin.<br />
<br />
1 –  Ey  dostlar,  cahillerle  dostluk  kurmaktan  sakınınız.!<br />
<br />
2 –  Akıllı ve uyanık  bir kimse  isen, dünyaya  gönül  bağlama. <br />
<br />
3 – Şeriat, tarikat ve hakikatten nasıp almak isteyen, büyük velilerin makamına ulaşmak, cehennemden kurtulup cennete kavuşmak isteyen kişi ilim tahsil etmelidir.<br />
<br />
4 –  Şeytan seni kandırıp dünyaya meyil ettirirse, seni emri altına almış demektir. Bundan sonra felâketten felâkete sürüklenirsin de hiç haberin (bile) olmaz<br />
<br />
5 –  Tevhîd  îlmi  bütün  ilimlerin  başı, aslı ve anasıdır.<br />
<br />
<br />
<br />
6 –  Ey dostlar ! Bir kimse Allahü Teâlâ’nın aşkı ile yanarak bu denizde usta bir dalgıç olmadıkça, bundan çok daha derin olan Vahdaniyet denizine giremez. Ona girmek için (Tevhid ilmini öğrenerek) usta bir dalgıç olmak gerekir. <br />
<br />
7 – Gönlünde Allahü Teâlâ’nın aşkını taşıyanlar, dünya ile tamamen alakalarını kesmelidirler. Bunlar halk içinde Hakk ile olurlar. Bir an bile Allahü Teâlâ’yı unutmazlar.<br />
<br />
8 –  Gönlü kırık zavallı ve garib birini görürsen, yarasına merhem koy, yoldaşı ve yardımcısı ol.<br />
<br />
9 –  Gönül verme dünyaya, sakın girme harama ; Hakkı seven aşıklar, hep helâlden yemişler.<br />
<br />
10 – Dünya benim diyenler, cihan malın almışlar ; Akbaba kuşu gibi, haramlara dalmışlar.<br />
<br />
<br />
<br />
11 –  Hoca Ahmed bilmişsin, Hakk yoluna girmişsin. Hak yoluna girenler, Cemâlullâhı görmüşler.<br />
<br />
12 – Malının çokluğu dillere destan olan kârun bile, malının hayrını, faydasını göremedi. Nihayet toprak altında yok olup gitti.<br />
<br />
13 – Nefse uymak yolunda bulunan kimse rüsvay olmuştur. Artık, yatıp kalkarken onun yoldaşı şeytandır.<br />
<br />
14 –  Kafir bile olsa hiçbir kimsenin kalbini kırma. Kalb kırmak, Allahü Teâlâ’yı incitmek demektir.<br />
<br />
15 – Gariblere merhamet etmek, Resûlullah (s.a.v)’in sünnetidir. Nerede bir garip görsen, ona olan merhametinden dolayı gözyaşların akmalı.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">HiKMET</span><br />
<br />
Bismillah la başlayarak hikmet söyleyip<br />
Tâliplere inci,cevher saçtım işte.<br />
Riyâzeti katı çekip,kanlar yutup<br />
Ben defter-i sâni sözünü açtım işte.<br />
<br />
Sözü didar isteyen herkes için söyleyip,<br />
Canı cana bağlayarak damarları ekleyip,<br />
Garip,fakir,yetimlerin gönlünü avlayıp<br />
Gönlü bütün kimselerden geçtim işte.<br />
<br />
Nerde görsen gönlü kırık,merhem ol sen;<br />
Öyle mazlum yolda kalsa,hemdem ol sen;<br />
Mahşer günü dergâhına mahrem ol sen;<br />
Ben-sen diyen kimselerden geçtim işte.<br />
<br />
Garip,fakir,yetimleri Resûl sordu;<br />
Hem o gece Mirâc a çıkıp didar gördü;<br />
Geri inip garip,yetim izleyip yürüdü;<br />
Gariplerin izini izleyip indim işte.<br />
<br />
Ümmet olsan,gariplere tâbi ol sen;<br />
Âyet,hadis her kim dese,sâmi ol sen;<br />
Rızık,nasip her ne verse,kani ol sen;<br />
Kani olup şevk şarabını içtim işte.<br />
<br />
Medine ye Resûl varıp oldu garip;<br />
Gariplikte mihnet çekip oldu habip;<br />
Cefa çekip Yaradan a oldu karîp<br />
Garip olup engellerden aştım işte.<br />
<br />
Akıllı isen,gariplerin gönlünü avla;<br />
Mustafa gibi ülkeyi gezip yetim ara;<br />
Dünyaya tapan soysuzlardan yüz çevir;<br />
Yüz çevirip,deniz olup taştım işte.<br />
<br />
Aşk kapısını Mevlâm açınca bana erdi;<br />
Toprak kılıp Hazır ol! diyip boynumu eğdi;<br />
Yağmur gibi melâmetin oku değdi;<br />
Tamren alıp yürek,bağrımı deştim işte.<br />
<br />
Gönlüm katı,dilim acı,kendim zalim;<br />
Kur ân okuyup amel kılmaz sahte âlim;<br />
Garip canımı harcayayım, yoktur malım;<br />
Hak tan korkup ateşe girmeden piştim işte.<br />
<br />
Altmış üçe yaşım yetti,geçtim gafil;<br />
Hak emrini muhkem tutmadım,kendim cahil;<br />
Oruç,namaz, kazâ kılıp oldum kâhil<br />
Kötüyü izleyip iyilerden geçtim işte.<br />
<br />
Vah ne yazık,sevgi kadehinden içmeden,<br />
Çoluk-çocuk,ev-barktan tam geçmeden,<br />
Suç ve isyan düğümünü burada çözmeden<br />
Şeytan galip,can verende şaştım işte.<br />
<br />
İmanıma çengel vurup gamlı kıldı;<br />
Pîr-i muğan Hazır ol! diyip afyon saçtı;<br />
Lânetli şeytan benden kaçıp korkusuz gitti;<br />
Allah a hamd olsun,iman nuru götürdüm işte.<br />
<br />
Pîr-i muğan hizmetinde koşup yürüdüm;<br />
Hizmet kılıp göz yummadan hazır durdum;<br />
Yardım etti,Azâzil i kovup sürdüm;<br />
Ondan sonra kanat çırpıp uçtum işte.<br />
<br />
Garip, fakir,yetimleri kıl sen şadman;<br />
Parçalayıp aziz canın eyle kurban;<br />
Yiyecek bulsan,canın ile kıl sen ihsan;<br />
Hak tan işitip bu sözleri dedim işte.<br />
<br />
Garip,fakir,yetimleri her kim sorar,<br />
Râzı olur o bendeden Perverdigâr.<br />
Ey habersiz,sen ver sebep,kendisi korur;<br />
Hak Mustafa öğüdünü işitip dedim işte.<br />
<br />
Yedi yaşta Arslan Bâb a selâm verdim;<br />
Hak Mustafa emanetini lutfedin dedim;<br />
Hem o vakit bin bir zikrini tamam ettim;<br />
Nefsim ölüp lâ-mekâna yükseldim işte.<br />
<br />
Hurma verip,başımı okşayıp nazar kıldı;<br />
Bir fırsatta âhirete sefer kıldı;<br />
Elveda! diyip bu âlemden göçüp gitti;<br />
Mektebe varıp,kanayıp dolup taştım işte.<br />
<br />
İnnâ fetehna yı okuyup mâna sordum;<br />
Işık saldı,kendimden geçip didar gördüm;<br />
Selam verdim Üskut! dedi,bakıp durdum;<br />
Yaşımı saçıp,çâresiz olup durdum işte.<br />
<br />
Eya cahil,mâna ol! diye söyledi, bildim;<br />
Ondan sonra çöller gezip Hakk ı sordum;<br />
Nasip etti,Azâzil i tutup yendim;<br />
Kararlı olup, belini basıp ezdim işte.<br />
<br />
Zikrini tamam edip döndüm divaneye;<br />
Hak tan başka birşey demedim bigâneye;<br />
Mumunu izleyip çırak girdim pervaneye;<br />
Kor ateş olup,kavrulup söndüm işte.<br />
<br />
Adım,sanım hiç kalmadı lâ lâ oldum;<br />
Allah yadını diye diye illâ oldum;<br />
Halis olup,muhlis olup fenâ oldum;<br />
Fena fii llah makamına yükseldim işte.<br />
<br />
Sünnet imiş,kâfir de olsa, incitme sen;<br />
Hüda bîzardır katı yürekli gönül incitenden;<br />
Allah şahit,öyle kula hazırdır Siccîn;<br />
Bilginlerden duyup bu sözü söyledim işte.<br />
<br />
Sünnetlerini muhkem tutup ümmet oldum;<br />
Yer altına yalnız girip nurla doldum;<br />
Hakk a tapanlar makamına mahrem oldum,<br />
Bâtın kılıcı ile nefsi parçaladım işte.<br />
<br />
Nefsim beni yoldan çıkarıp bayağılattı;<br />
İnsanlara hasretle bakıp inlettirdi;<br />
Zikr söylemeyip şeytan ile yâr eyledi;<br />
Hazırsın diyip nefs yarasını deldim işte.<br />
<br />
Kul Hâce Ahmed,gaflet ile ömrüm geçti;<br />
Vah ne hasret,gözden,dizden kuvvet gitti;<br />
Vah ne yazık,pişmanlığın vakti yetti;<br />
İyi amel kılmadan kervan olup göçtüm işte.<br />
<br />
Eya dostlar,kulak verin dediğime,<br />
Ne sebepten altmış üçte girdim yere<br />
Mirâç üstünde hak Mustafa ruhumu gördü,<br />
O sebepten altmış üçte girdim yere.<br />
<br />
Hak Mustafa Cebrâil den kıldı sual;<br />
Bu nasıl ruh,tene girmeden buldu kemâl<br />
Gözü yaşlı,halka yaralı,boyu hilâl;<br />
O sebepten altmış üçte girdim yere.<br />
<br />
Cibrîl dedi:Ümmet işi size haktır;<br />
Göğe çıkıp meleklerden dersler alır;<br />
Yedi tabaka gök iniltisiyle iniler;<br />
O sebepten altmış üçte girdim yere.<br />
<br />
Bil,Hak önce Elesti birabbiküm dedi;<br />
Kalû belâ dedi ruhum dersler aldı;<br />
Şüphesiz bilin ,hak Mustafa oğul dedi,<br />
O sebepten altmış üçte girdim yere.<br />
<br />
Oğlum diyip hak Mustafa söze başladı;<br />
Ondan sonra bütün ruhlar selâm verdi;<br />
Rahmet denizi dolup taş, diye haber ulaştı;<br />
O sebepten altmış üçte girdim yere.<br />
<br />
Rahim içinde belir diye nida geldi;<br />
Zikr et! dedi, uzuvlarım titreyiverdi;<br />
Ruhum girdi,kemiklerim Allah! dedi;<br />
O sebepten altmış üçte girdim yere.<br />
<br />
Dörtyüz yıldan sonra çıkıp ümmet olacak;<br />
Nice yıllar dolaşıp halka yol gösterecek;<br />
Yüz on dört bin müçtehit hizmet kılacak;<br />
O sebepten altmış üçte girdim yere.<br />
<br />
Dokuz ay ve dokuz gönde yere düştüm;<br />
Dokuz saat duramadım, göğe uçtum;<br />
Arş ve Kürsü pâyesini varıp kucakladım;<br />
O sebepten altmış üçte girdim yere.<br />
<br />
Arş üstünde namaz kılıp dizimi büktüm;<br />
Derdimi deyip,Hakk a bakıp yaşımı döktüm;<br />
Sahte âşık,sahte sofu görünce söğdüm;<br />
O sebepten altmış üçte girdim yere.<br />
<br />
Candan geçmeden Hû Hû! demek hep yalan;<br />
Bu hayasızdan sual sormayın,yolda kalan;<br />
Kendisi de gizli, sözü de gizli,Hakk ı bulan;<br />
O sebepten altmış üçte girdim yere.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">2.<br />
H İ K M E T</span><br />
<br />
Bir yaşında ruhlar bana nasip verdi;<br />
İki yaşta peygamberler gelip gördü;<br />
Üç yaşımda Kırklar gelip halimi sordu;<br />
O sebepten altmış üçte girdim yere.<br />
<br />
Dört yaşımda hak Mustafa hurma verdi;<br />
Yol gösterdim,nice şaşkın yola girdi;<br />
Nere varsam Hızır Baba m yoldaş oldu;<br />
O sebepten altmış üçte girdim yere.<br />
<br />
Beş yaşımda tâbi olup tâat kıldım;<br />
Baş eğerek oruç tutmayı âdet kıldım<br />
Gece gündüz zikrederek rahat kıldım;<br />
O sebepten altmış üçte girdim yere.<br />
<br />
Altı yaşta durmadan kaçtım insanlardan;<br />
Göğe çıkıp ders öğrendim meleklerden;<br />
İlgiyi kesip hep tanıdık ve bağlardan;<br />
O sebepten altmış üçte girdim yere.<br />
<br />
Yedi yaşta Arslan Baba m arayıp buldu;<br />
Gördüğü her sırrı perde ile sarıp örttü;<br />
Allah a hamd olsun,gördüm. dedi,izim öptü;<br />
O sebepten altmış üçte girdim yere.<br />
<br />
Azrâil gelip Arslan Baba mın canını aldı;<br />
Hûrîler gelip ipek kumaştan kefen biçti;<br />
Yetmiş bin kadar melek toplanıp geldi;<br />
O sebepten altmış üçte girdim yere.<br />
<br />
Namazını kılıp yerden kaldırdılar;<br />
Bir anda cennet içine ulaştırdılar;<br />
Ruhunu alıp İlliyyîn e girdirdiler;<br />
O sebepten altmış üçte girdim yere.<br />
<br />
Allah Allah, yer altında vatan kıldı;<br />
Münker,Nekîr Men Rabbük diye sual sordu;<br />
Arslan Baba m islâmından haber verdi;<br />
O sebepten altmış üçte girdim yere.<br />
<br />
Akıllı isen,erenlere hizmet kıl sen;<br />
Emr-i mâruf kılanlara izzet kıl sen;<br />
Nehy-i münker kılanlara hürmet kıl sen;<br />
O sebepten altmış üçte girdim yere.<br />
<br />
Sekizimde sekiz yandan yol açıldı;<br />
Hikmet söyle! dendi, başıma nur saçıldı;<br />
Allah a hamd olsun, pîr-i muğân mey içirdi;<br />
O sebepten altmış üçte girdim yere.<br />
<br />
Pîr-i muğân hak Mustafa,şüphesiz bilin;<br />
Nereye varsanız,vasfını deyip ululayın;<br />
Selâm verip Mustafa ya ümmet olun;<br />
O sebepten altmış üçte girdim yere.<br />
<br />
Dokuzumda dolanmadım doğru yola;<br />
Tebbürk deyip alıp yürüdü elden ele;<br />
İnanmadım bu sözlere kaçtım çöle;<br />
O sebepten altmış üçte girdim yere.<br />
<br />
On yaşında oğul oldun Kul Hâce Ahmet;<br />
Hâceliğe bina koydun,kılmadan tâat;<br />
Hâceyim,deyip yolda kalsan,vay ne hasret;<br />
O sebepten altmış üçte girdim yere.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">3.<br />
H İ K M E T</span><br />
<br />
Sabahları kulağıma nida geldi;<br />
Zikr et! dedi,zikrini deyip yürüdüm işte.<br />
Aşksızları gördüm ise,yolda kaldı;<br />
O sebepten aşk dükkânını kurdum işte.<br />
<br />
On birimde rahmet denizi dolup taştı;<br />
Allah! dedim ,şeytan benden uzaklaştı;<br />
Geçici heves,ben-sen fikri durmayıp göçtü;<br />
On ikide bu sırları gördüm işte.<br />
<br />
On üçümde nefs arzusuna kapılıverdim;<br />
Nefs başına yüzbin belâ tutup saldım;<br />
Kibirlenmeyi yere vurup yenebildim;<br />
On dördümde toprak gibi oldum işte.<br />
<br />
On beşimde hûri ,gılman karşı geldi;<br />
Baş eğerek,el bağlayıp tâzim kıldı;<br />
Firdevs adlı cennetinden habersi geldi;<br />
Didar için hepsini terk ettim işte.<br />
<br />
On altımda bütün ruhlar nasip verdi;<br />
Size mübârek olsun ! diyerek Âdem geldi;<br />
Evladım! deyip,boynuma sarılıp gönlümü aldı;<br />
On yedimde Türkistan da bulundum işte.<br />
<br />
On sekizde kırklar ile şarap içtim;<br />
Zikrini deyip,hazır durup göğsümü deştim;<br />
Nasip kıldı,cennet gezip hûriler kucakladım;<br />
Hak Mustafa cemalini gördüm işte.<br />
<br />
On dokuzda yetmiş makam gösteriverdi;<br />
Zikrini dedim,içim dışım temizlendi;<br />
Nereye varsam,Hızır Baba m hazır oldu;<br />
Gavsu l-gıyâs mey içirdi,duydum işte.<br />
<br />
Yaşım yirmiye ulaştı,makamlar aştım;<br />
Allah a hamd olsun,pîr hizmetini tamamladım;<br />
Dünyadaki kurt ve kuşlarla selâmlaştım;<br />
O sebepten Hakk a yakın oldum işte.<br />
<br />
Mü min değil, hikmet işitip ağlamıyor;<br />
Erenlerin dediği sözü dinlemiyor;<br />
Âyet,hadis mânasını anlamıyor;<br />
Bu rivayeti Arş üstünde gördüm işte.<br />
<br />
Rivayeti görüp Hak la söyleştim ben;<br />
Yüz bin türlü meleklerle yüzleştim ben;<br />
O sebepten Hakk ı anıp izleştim ben;<br />
Can ve gönlümü O na feda kıldım işte.<br />
<br />
Kul Hâce Ahmed, oldu yaşın yirmi bir;<br />
Ne yapacaksın,günahların dağdan ağır;<br />
Kıyamet günü azap kılsa,Rabb im kadir;<br />
Eya dostlar,nasıl cevap vereceğim işte.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">4.<br />
HİKMET</span><br />
<br />
Hoş gâipten kulağıma ilham geldi;<br />
O sebepten Hakk a sığınıp geldim işte.<br />
Hep ulular yığılıp bana nimet verdi;<br />
O sebepten Hakk a sığınıp geldim işte.<br />
<br />
Ben yirmi iki yaşta fâni oldum;<br />
Merhem olup gerçek dertliye deva oldum;<br />
Sahte âşıka, gerçek âşıka tanık.<br />
O sebepten Hakk a sığınıp geldim işte.<br />
<br />
Eyâ dostlar, erdi yirmi üçe yaşım;<br />
Dâvam yalan, tamamı boş tâatlarım;<br />
Kıyamet günü ben çıplak, şaşı ne yapayım<br />
O sebepten Hakk a sığınıp geldim işte.<br />
<br />
Ben yirmi dört yaşa girdim, Hak tan uzak;<br />
Ahirete varır olsam, hani hazırlık<br />
Öldüğümde toplanıp vurun yüz bin dayak;<br />
O sebepten Hakk a sığınıp geldim işte.<br />
<br />
Cenazemin arkasından taşlar atın;<br />
Ayağımdan sürüyerek mezara iletin;<br />
Hakk a kulluk kılmadın. deyip döğüp tepin;<br />
O sebepten Hakk a sığınıp geldim işte.<br />
<br />
Günah ile yaşım oldu yirmi beş;<br />
Sübhan Rabb im, zikr öğretip göğsümü deş;<br />
Göğsümdeki düğümleri sen kendin çöz;<br />
O sebepten Hakk a sığınıp geldim işte.<br />
<br />
Ben yirmi altı yaşta sevda kıldım;<br />
Mansur gibi didar için kavga kıldım;<br />
Pîrsiz dolaşıp dert ve hâlet peyda kıldım;<br />
O sebepten Hakk a sığınıp geldim işte.<br />
<br />
Ben yirmi yedi yaşta piri buldum;<br />
Gördüğüm her sırrı perde ile sarıp örttüm,<br />
Eşiğine yaslanarak izini öptüm;<br />
O sebepten Hakk a sığınıp geldim işte.<br />
<br />
Ben yirmi sekiz yaşta âşık oldum;<br />
Gece yatmayıp, mihnet çekip sâdık oldum;<br />
Ondan sonra dergahına lâyık oldum;<br />
O sebepten Hakk a sığınıp geldim işte.<br />
<br />
Yirmi dokuz yaşa girdim,harap halim;<br />
Aşk yolunda toprak gibi olamadım;<br />
Halim harap, bağrım kebap,yaş dolu gözüm;<br />
O sebepten Hakk a sığınıp geldim işte.<br />
<br />
Otuz yaşta odun kılıp yandırdılar;<br />
Hep ulular yığılıp dünya koydurdular;<br />
Vurup,söğüp, yalnız Hakk ı sevdirdiler;<br />
O sebepten Hakk a sığınıp geldim işte.<br />
<br />
Kul Hâce Ahmet,dünya koysan,işin biter;<br />
Göğsünden çıkan âhın Arş a yeter;<br />
Cen verende hak Mustafa elinden tutar;<br />
O sebepten Hakk a sığınıp geldim işte.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">5.<br />
HİKMET</span><br />
<br />
Birdenbire durduğumda hep ulular;<br />
Hak aşkını gönlüm içine saldı dostlar.<br />
Hızır Baba m hazır durup lutf ederek<br />
Yardım edip, elimden tutup aldı dostlar.<br />
<br />
Otuz birde Hızır Baba m mey içirdi,<br />
Vücudumdan Azâzil i tamamen kaçırdı;<br />
Tutkun oldum, günahlarımı Hak geçirdi;<br />
Ondan sonra Hak yoluna saldı dostlar.<br />
<br />
Otuz iki yaşta geldi Hak tan ferman:<br />
Kulluğuma kabul kıldım, kılma arman;<br />
Can verdiğinde sana vereyim nur-ı iman;<br />
Garip canını mutlu olup güldü dostlar.<br />
<br />
Hâlık ımdan haber erişti, şâkir oldum;<br />
Her kim söğse, belki tepse, sâbir oldum;<br />
Bu âlemde uyumayıp hazır oldum;<br />
Geçici heves, ben-sen fikri gitti dostlar.<br />
<br />
Otuz üçte sâki olup mey dağıttım;<br />
Şarap kadehi ele alıp doyasıya içtim;<br />
Asker yığıp şeytan ile çok vuruştum;<br />
Allah a hamd olsun, iki nefsim öldü dostlar.<br />
<br />
Otuz dörtte âlim olup bilen oldum;<br />
Hikmet söyle! dedi rabb im, diyen oldum;<br />
Kırklar ile şarap içtim,yoldaş oldum;<br />
İçim dışım Hak nuruyla doldu dostlar.<br />
<br />
Otuz beşte mecside girip gün geçirdim;<br />
Tâliplere aşk dükkânını çokça kurdum;<br />
Eğri yola kim girdiyse, söğdüm, vurdum;<br />
Âşıklara Hak tan müjde erdi dostlar.<br />
<br />
Otuz altı yaşta oldum sahip-kemal;<br />
Hak Mustafa gösterdiler bana cemal;<br />
O sebepten gözüm yaşlı, boyum bir dâl;<br />
Aşk hançeri yürek, bağrımı deldi dostlar.<br />
<br />
Otuz yedi yaşa girdim, uyanmadım;<br />
İnsaf kılıp Hakk a doğru yönelmedim;<br />
Seher vakti ağlayarak inlemedim;<br />
Tevbe kıldım, hâcem kabul kıldı dostlar.<br />
<br />
Otuz sekiz yaşa girdim, ömrüm geçti;<br />
Ağlamayım mı, ölüm vaktim yakınlaştı;<br />
Ecel gelip kadehini bana tuttu;<br />
Bilmeden kaldım, ömrüm sona erdi dostlar.<br />
<br />
Otuz dokuz yaşa girdim, kıldım hasret;<br />
Vah ne yazık ömrüm geçti, hani tâat<br />
Tâat kılanlar Hak önünde hoş saadet;<br />
Kızıl yüzüm tâat kılmadan soldu dostlar.<br />
<br />
Saç ve sakal iyice ağardı, kara gönlüm;<br />
Mahşer günü rahm etmesem, harap halim;;<br />
Sana mâlum, amelsizim, çoktur günahım;<br />
Hep melekler günahımı bildi dostlar.<br />
<br />
Pîr-i muğân cür asından katre tattım;<br />
Yol bulayım diye gece uykuya attım;<br />
Allah a hamd olsun, lutf eyledi, nura battım;<br />
Gönül kuşu lâ-mekâna ulaştı dostlar.<br />
<br />
Kıyametin şiddetinden aklım hayran;<br />
Gönlüm korkar, canım erir, evim viran;<br />
Sırat adlı köprüsünden gönlüm lerzan;<br />
Aklım gidip, şaşkın olup kaldım dostlar.<br />
<br />
Kul Hâce Ahmed, kırka girdin kır nefsini;<br />
Burada ağlayıp âhirette temizle kendini;<br />
İman postu şeriattir,tarikat bil esasını;<br />
Tarikata giren Hak tan nasip aldı dostlar.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">6.<br />
HİKMET</span><br />
<br />
Yâ ilâhim, hamdın ile hikmet dedim;<br />
Zâtı ulu hâcem, sığınıp geldim sana.<br />
Tevbe kılıp günahımdan korkup döndüm;<br />
Zâtı ulu hâcem, sığınıp geldim sana.<br />
<br />
Kırk birimde ihlas kıldım, yol bulayım diye;<br />
Erenlerden gördüğüm her sırrı örteyim diye;<br />
Pîr-i muğân izini alıp öpeyim diye;<br />
Zâtı ulu hâcem, sığınıp geldim sana.<br />
<br />
Kırk ikide tâlip olup yola girdim,<br />
İhlas ile yalnız Hakk a gönül verdim;<br />
Arş, Kürsü, Levh ten geçip Kalem i gezdim;<br />
Zâtı ulu hâcem, sığınıp geldim sana .<br />
<br />
Kırk üçünde Hakk ı izleyip nâle kıldım;<br />
Göz yaşımı akıtarak jâle kıldım;<br />
Çöller gezip ben kendimi vâle kıldım;<br />
Zâtı ulu hâcem, sığınıp geldim sana.<br />
<br />
Kırk dördümde muhabbetin pazarında,<br />
Yakamı yırtıp, ağlayıp yürüdüm gülzarında;<br />
Mansur gibi başımı verip aşk dârında;<br />
Zâtı ulu hâcem, sığınıp geldim sana.<br />
<br />
Kırk beşinde senden hâcet dileyip geldim;<br />
Yaptığım hatalı işler için tevbe kıldım;<br />
Yâ ilâhım, rahmetini sonsuz bildim;<br />
Zâtı ulu hâcem, sığınıp geldim sana.<br />
<br />
Kırk altımda zevkım, şevkım dolup taştı;<br />
Rahmetinden katre damladı, şeytan kaçtı;<br />
Hak tan ilham refik olup, kapısını açtı;<br />
Zâtı ulu hâcem, sığınıp geldim sana.<br />
<br />
Kırk yedimde yedi yandan haber yetti,<br />
Sâki olup şarap kadehini hâcem tuttu;<br />
Şeytan gelip, nefs hevayı kendisi yuttu;<br />
Zâtı ulu hâcem, sığınıp geldim sana.<br />
<br />
Kırk sekizde aziz candan bizar oldum;<br />
Günah derdi uyuşturdu,hastalandım;<br />
O sebepten Hak tan korkup uyanık durdum;<br />
Zâtı ulu hâcem, sığınıp geldim sana.<br />
<br />
Kırk dokuzda aşkın düştü,kavrulup yandım;<br />
Mansur gibi hısımlardan uzaklaştım;<br />
Türlü türlü cefa değdi,kabullendim;<br />
Zâtı ulu hâcem, sığınıp geldim sana.<br />
<br />
Elli yaşta Er benim dedim,fi lim zayıf;<br />
Gözlerimden kan dökmedim,bağrımı ezip;<br />
Nefsim için yürür idim,it gibi gezip;<br />
Zâtı ulu hâcem, sığınıp geldim sana.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">7.<br />
HİKMET</span><br />
<br />
Kul huva llâh sübhâna llâh ı vird eylesem,<br />
Bir ve Var ım didarını görür müyüm<br />
Baştan ayağa hasretinde dert eylesem,<br />
Bir ve Var ım, didarını görür müyüm<br />
<br />
Elli birde çöller gezip otlar yedim;<br />
Dağlara çıkıp, tâat kılıp gözümü oydum;<br />
Didarını göremedim, candan doydum;<br />
Bir ve Var ım, didarını görür müyüm<br />
<br />
Elli iki yaşta geçtim evden barktan;<br />
Evim barkım ne ola ki belki candan;<br />
Baştan geçtim, candan geçtim,hem imandan;<br />
Bir ve Var ım, didarını görür müyüm<br />
<br />
Elli üçte vahdet şarabı nasip kıldı;<br />
Yoldan azan şaşkın idim,yola saldı;<br />
Allah! dedim, Lebbeyk! deyip elimden tuttu;<br />
Bir ve Var ım, didarını görür müyüm<br />
<br />
Elli dörtte vücudumu nalân kıldım;<br />
Marifetin meydanında cevlan kıldım;<br />
İsmâil gibi aziz canımı kurban kıldım;<br />
Bir ve Var ım, didarını görür müyüm<br />
<br />
Elli beşte didar için dilenci oldum;<br />
Kavruldum,yandım,kül gibi yokluğa erdim;<br />
Allah a hamd olsun,didar izleyip tamamladım;<br />
Bir ve Var ım, didarını görür müyüm<br />
<br />
Elli altı yaşa erdi dertli başım;<br />
Tevbe kıldım,akar mı ki gözde yaşım;<br />
Erenlerden pay almadan içim dışım;<br />
Bir ve Var ım, didarını görür müyüm<br />
<br />
Elli yedi yaşta ömrüm yel gibi geçti;<br />
Eya dostlar, amelsizim, başım karıştı;<br />
Allah a hamd olsun,pîr-i muğan elimden tuttu;<br />
Bir ve Var ım, didarını görür müyüm<br />
<br />
Elli sekiz yaşa girdim,habersizim;<br />
Nefsimi alt-üst eyle, kahhar Rabb im;<br />
Himmet versen,şom nefsime teber vurayım;<br />
Bir ve Var ım, didarını görür müyüm<br />
<br />
Elli dokuz yaşa yettim,dâd u feryad;<br />
Can verende cananımı kılmadım yâd;<br />
Ne yüz ile sana diyem, kıl sen âzıd;<br />
Bir ve Var ım, didarını görür müyüm<br />
<br />
Göz yumup tâ açınca erişti altmış;<br />
Bel bağlayıp kılmadım ben iyi bir iş;<br />
Gece gündüz gamsız gezdim, hem yaz hem kış;<br />
Bir ve Var ım, didarını görür müyüm<br />
<br />
Altmış birde utanmışım ilâhımdan;<br />
Eya dostlar, çok korkarım günahımdan;<br />
Candan geçip penah dileyim Allah ımdan;<br />
Bir ve Var ım, didarını görür müyüm<br />
<br />
Altmış iki yaşta Allah ışık saldı;<br />
Baştan ayağı gafletlerden kurtarıverdi;<br />
Can ve gönlüm, akıl ve idrâkim Allah! dedi;<br />
Bir ve Var ım, didarını görür müyüm<br />
<br />
Altmış üçte nida geldi:Kul yere gir;<br />
Hem canınım, cananınım,canını ver;<br />
Hû kılıcını ele alıp nefsini kır!<br />
Bir ve Var ım, didarını görür müyüm<br />
<br />
Kul Hâce Ahmed, nefsi teptim,nefsi teptim;<br />
Ondan sonra cananımı arayıp buldum;<br />
Ölmeden önce can vermenin derdini çektim;<br />
Bir ve Var ım, didarını görür müyüm<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">8.<br />
HİKMET</span><br />
<br />
Vah ne yazık,ne yapacağım gariplikte<br />
Gariplikte gurbat içinde kaldım işte.<br />
Horasan ı, Şam ı,Irak ı niyet kılıp<br />
Garipliğin çok kadrini bildim işte.<br />
<br />
Neler gelse,görmek gerek o Hüda dan;<br />
Yûsuf unu ayırdılar o Ken ân dan;<br />
Doğduğum yer o mübarek Türkistan dan;<br />
Bağrıma taşlar vurup geldim işte.<br />
<br />
Gurbet değdi Mustafa gibi erenlere,<br />
Otuz üç bin sahabe ve yâranlara,<br />
Ebû Bekir, Ömer, Osman, Murtaza ya,<br />
Gurbet değdi onlara hem, dedim işte.<br />
<br />
Gurbet değse,pişkin kılar çok hamları<br />
Bilgili kılar,seçkin kılar çok âmları,<br />
Keçe giyer,bulsa yiyer taamları;<br />
Onun için Türkistan a geldim işte.<br />
<br />
Gariplıkte yüz yıl dursa, yine mihman;<br />
Tahtı, bahtı, bostanları yine zindan;<br />
Gariplikte kul oldu o Mahmut Sultan;<br />
Ey yârenler, gurbet içinde yandım işte.<br />
<br />
Gariplikte Arslan Baba m arayıp buldu;<br />
Gördüğü sırları perde ile sarıp örttü;<br />
Allah a hamd olsun,gördüm. dedi, izimi öptü;<br />
Bu sırları görüp hayran kaldım işte.<br />
<br />
Arzuluyum akrabalık vileyete,<br />
Büyük babam ravzaları Ak Türbet e,<br />
Babamın ruhu saldı beni bu gurbete;<br />
Bilmem ki ben nasıl taksir kıldım işte.<br />
<br />
Kul Hâce Ahmet, söylediği Hakk ın yâdı;<br />
İşitmeyen dostlarına kalsın öğüdü;<br />
Gurbet çekipöz şehrine dönüp geldi;<br />
Türkistan da mezar olup kaldım işte.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">9.<br />
HİKMET</span><br />
<br />
Gönül gözünü parlatmadan tâat kılınsa,<br />
Dergâhında makbul olmaz,bildim işte.<br />
Hakikatten bu sözleri iyice öğrenip<br />
Lâ-mekânda Hak tan dersler aldım işte.<br />
<br />
Bir ve Var ım dersler verdi perde açıp;<br />
Yer ve gökte duramadı şeytan kaçıp;<br />
İşret kılıp,vahdet şarabından doyasıya içip;<br />
Lâ-mekânda Hak tan dersler aldım işte.<br />
<br />
Aşk makamı türlü makam, aklın yetmez;<br />
Baştan başa zorluk, cefa, mihneti gitmez;<br />
Melâmetler, ihanetler kılısa,geçmez;<br />
Lâ-mekânda Hak tan dersler aldım işte.<br />
<br />
Aşk belâsı başa düşse, nalân kılar;<br />
Aklını alıp, şaşkın kılıp, hayran kılar;<br />
Gönül gözü açılınca giryan kılar;<br />
Lâ-mekânda Hak tan dersler aldım işte.<br />
<br />
Seher vakti ağlar idim, nida geldi;<br />
Didarımı göstereyim. Diye vâde kıldı;<br />
Aklımı alıp, şaşkın kılıp aşkını saldı;<br />
Lâ-mekânda Hak tan dersler aldım işte.<br />
<br />
Burada cefa çekenlere didarı taht;<br />
Mahşer günü bağışlar hem taht, hem baht;<br />
Yarattığında âşıka kendisi kıldı ahd;<br />
Lâ-mekânda Hak tan dersler aldım işte.<br />
<br />
Çöller gezip, halktan bezip aşkı sor sen;<br />
Kulu olsan, Hak tan korkup ağlayıp yürü sen;<br />
Didarını ister isen, hazır ol sen;<br />
Lâ-mekânda Hak tan dersler aldım işte.<br />
<br />
Gözlerimden kanlar döküp yâd etmedim;<br />
Yüz bin türlü mihnet verdi, dâd etmedim;<br />
Senden korkup hasta gönlümü şâd etmedim;<br />
Lâ-mekânda Hak tan dersler aldım işte.<br />
<br />
Allah derdi satılmaz ki satın alsan;<br />
Pîr-i muğan hizmetinde toprak olmasan;<br />
Hak yoluna giremezsin, pâk olmasan;<br />
Lâ-mekânda Hak tan dersler aldım işte.<br />
<br />
Ey yâranlar, aşk derdine çâre olmaz;<br />
Diri oldukça aşk defteri tamamlanmaz;<br />
Dar lahidde kemikleri ayrılmaz;<br />
Lâ-mekânda Hak tan dersler aldım işte.<br />
<br />
Aşk padişah,âşık fakir,nefes alamaz;<br />
Hak tan izin olmayınca konuşamaz;<br />
Hak öğüdünü alan dünya peşinde koşmaz;<br />
Lâ-mekânda Hak tan dersler aldım işte.<br />
<br />
Kul Hâce Ahmed,yedi yaşta dersler aldım;<br />
Sekizimde dünyayı da,ahireti de terk eyledim;<br />
Dokuzumda ben Hüda mı hazır bildim;<br />
Lâ-mekânda Hak tan dersler aldım işte.<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
10.<br />
HİKMET</span><br />
<br />
Kadir rabb im kudret ile nazar kıldı;<br />
Mutlu olup yer altına girdim işte.<br />
Garip kulun bu dünyadan göçüp gitti;<br />
Mahrem olup yer altına girdim işte.<br />
<br />
Zâkir olup,şâkir olup Hakk ı buldum;<br />
Dünya,ahret haram kılıp ezip teptim;<br />
Divane olup,rüsva olup candan geçtim;<br />
Gamsız olup yer altına girdim işte.<br />
<br />
Şomluğumdan dağlar,taşlar söğdü beni;<br />
Açık dille söğüp dedi:Fi lin hani<br />
Âşık olsan, önce varıp Hakk ı tanı!<br />
Merhem olup yer altına girdim işte.<br />
<br />
Sizi, bizi Hak yarattı tâat için;<br />
Ey acayip, içmek, yemek, rahat için;<br />
Kalû belâ dedi ruhum mihnet için;<br />
Ethem olup yer altına girdim işte.<br />
<br />
Nefsim beni çok koşturdu, Hakk a bakmadan;<br />
Gece gündüz gamsız yürüdüm, yaşım akmadan;<br />
Hevesleri, benlik dâvasını ateşe yakmadan;<br />
Gamla dolup yer altına girdim işte.<br />
<br />
Bir kul görsem, hizmet kılıp kulu oldum;<br />
Toprak gibi yol üstünde yolu oldum;<br />
Âşıkların yanıp sönen külü oldum;<br />
Hemdem olup yer altına girdim işte.<br />
<br />
Candan geçip mihnet çektim, kulum dedi;<br />
Kanlar yutup Allah! dedim, rahm eyledi;<br />
Cehennemde olmasın diyip tasalandı;<br />
Mutlu olup yer altına girdim işte.<br />
<br />
Bir gün değil, yirmi üçe erdi yaşım;<br />
Yazık Hakk ı bulmamaktan kırık gönlüm;<br />
Yer üstünde sultanım diyip kibirlendim;<br />
Şâkir olup yer altına girdim işte.<br />
<br />
Şeyhim diye dâva kılıp yolda kaldım;<br />
Fes, sarığı değersiz bir pula satıp geldim;<br />
Boş istekler coşup taştı, yorulup kaldım;<br />
Huzursuz olup yer altına girdim işte.<br />
<br />
Başım toprak, kendim toprak, cismim toprak;<br />
Hakk a kavuşur muyum diye, ruhum müştak;<br />
Kavrulup yandım, olamadım aslâ ap-ak;<br />
Şebnem olup yer altına girdim işte.<br />
<br />
Pîr-i muğan nazar kıldı, şarap içtim;<br />
Şiblî gibi semâ ılıp candan geçtim;<br />
Sermest olup insanlardan uzaklaştım;<br />
Zemzem olup yer altına girdim işte.<br />
<br />
Kul Hâce Ahmed, nâsih olsan, kendine ol;<br />
Âşık olsan, candan geçip bir defa öl;<br />
Cahillere desen, sözünü kılmaz kabul;<br />
Muhkem olup yer altına girdim işte.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Ahmed Yesevî Hazretlerinden Hikmetli Sözler</span><br />
<br />
Ahmed Yesevî Hazretleri 1093 yılında Türkistan’da Doğdu. 1166 yılında yine Türkistan’da Vefat etti. Allahü Teâlâ (c.c.) rahmet eylesin.<br />
<br />
1 –  Ey  dostlar,  cahillerle  dostluk  kurmaktan  sakınınız.!<br />
<br />
2 –  Akıllı ve uyanık  bir kimse  isen, dünyaya  gönül  bağlama. <br />
<br />
3 – Şeriat, tarikat ve hakikatten nasıp almak isteyen, büyük velilerin makamına ulaşmak, cehennemden kurtulup cennete kavuşmak isteyen kişi ilim tahsil etmelidir.<br />
<br />
4 –  Şeytan seni kandırıp dünyaya meyil ettirirse, seni emri altına almış demektir. Bundan sonra felâketten felâkete sürüklenirsin de hiç haberin (bile) olmaz<br />
<br />
5 –  Tevhîd  îlmi  bütün  ilimlerin  başı, aslı ve anasıdır.<br />
<br />
<br />
<br />
6 –  Ey dostlar ! Bir kimse Allahü Teâlâ’nın aşkı ile yanarak bu denizde usta bir dalgıç olmadıkça, bundan çok daha derin olan Vahdaniyet denizine giremez. Ona girmek için (Tevhid ilmini öğrenerek) usta bir dalgıç olmak gerekir. <br />
<br />
7 – Gönlünde Allahü Teâlâ’nın aşkını taşıyanlar, dünya ile tamamen alakalarını kesmelidirler. Bunlar halk içinde Hakk ile olurlar. Bir an bile Allahü Teâlâ’yı unutmazlar.<br />
<br />
8 –  Gönlü kırık zavallı ve garib birini görürsen, yarasına merhem koy, yoldaşı ve yardımcısı ol.<br />
<br />
9 –  Gönül verme dünyaya, sakın girme harama ; Hakkı seven aşıklar, hep helâlden yemişler.<br />
<br />
10 – Dünya benim diyenler, cihan malın almışlar ; Akbaba kuşu gibi, haramlara dalmışlar.<br />
<br />
<br />
<br />
11 –  Hoca Ahmed bilmişsin, Hakk yoluna girmişsin. Hak yoluna girenler, Cemâlullâhı görmüşler.<br />
<br />
12 – Malının çokluğu dillere destan olan kârun bile, malının hayrını, faydasını göremedi. Nihayet toprak altında yok olup gitti.<br />
<br />
13 – Nefse uymak yolunda bulunan kimse rüsvay olmuştur. Artık, yatıp kalkarken onun yoldaşı şeytandır.<br />
<br />
14 –  Kafir bile olsa hiçbir kimsenin kalbini kırma. Kalb kırmak, Allahü Teâlâ’yı incitmek demektir.<br />
<br />
15 – Gariblere merhamet etmek, Resûlullah (s.a.v)’in sünnetidir. Nerede bir garip görsen, ona olan merhametinden dolayı gözyaşların akmalı.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">HiKMET</span><br />
<br />
Bismillah la başlayarak hikmet söyleyip<br />
Tâliplere inci,cevher saçtım işte.<br />
Riyâzeti katı çekip,kanlar yutup<br />
Ben defter-i sâni sözünü açtım işte.<br />
<br />
Sözü didar isteyen herkes için söyleyip,<br />
Canı cana bağlayarak damarları ekleyip,<br />
Garip,fakir,yetimlerin gönlünü avlayıp<br />
Gönlü bütün kimselerden geçtim işte.<br />
<br />
Nerde görsen gönlü kırık,merhem ol sen;<br />
Öyle mazlum yolda kalsa,hemdem ol sen;<br />
Mahşer günü dergâhına mahrem ol sen;<br />
Ben-sen diyen kimselerden geçtim işte.<br />
<br />
Garip,fakir,yetimleri Resûl sordu;<br />
Hem o gece Mirâc a çıkıp didar gördü;<br />
Geri inip garip,yetim izleyip yürüdü;<br />
Gariplerin izini izleyip indim işte.<br />
<br />
Ümmet olsan,gariplere tâbi ol sen;<br />
Âyet,hadis her kim dese,sâmi ol sen;<br />
Rızık,nasip her ne verse,kani ol sen;<br />
Kani olup şevk şarabını içtim işte.<br />
<br />
Medine ye Resûl varıp oldu garip;<br />
Gariplikte mihnet çekip oldu habip;<br />
Cefa çekip Yaradan a oldu karîp<br />
Garip olup engellerden aştım işte.<br />
<br />
Akıllı isen,gariplerin gönlünü avla;<br />
Mustafa gibi ülkeyi gezip yetim ara;<br />
Dünyaya tapan soysuzlardan yüz çevir;<br />
Yüz çevirip,deniz olup taştım işte.<br />
<br />
Aşk kapısını Mevlâm açınca bana erdi;<br />
Toprak kılıp Hazır ol! diyip boynumu eğdi;<br />
Yağmur gibi melâmetin oku değdi;<br />
Tamren alıp yürek,bağrımı deştim işte.<br />
<br />
Gönlüm katı,dilim acı,kendim zalim;<br />
Kur ân okuyup amel kılmaz sahte âlim;<br />
Garip canımı harcayayım, yoktur malım;<br />
Hak tan korkup ateşe girmeden piştim işte.<br />
<br />
Altmış üçe yaşım yetti,geçtim gafil;<br />
Hak emrini muhkem tutmadım,kendim cahil;<br />
Oruç,namaz, kazâ kılıp oldum kâhil<br />
Kötüyü izleyip iyilerden geçtim işte.<br />
<br />
Vah ne yazık,sevgi kadehinden içmeden,<br />
Çoluk-çocuk,ev-barktan tam geçmeden,<br />
Suç ve isyan düğümünü burada çözmeden<br />
Şeytan galip,can verende şaştım işte.<br />
<br />
İmanıma çengel vurup gamlı kıldı;<br />
Pîr-i muğan Hazır ol! diyip afyon saçtı;<br />
Lânetli şeytan benden kaçıp korkusuz gitti;<br />
Allah a hamd olsun,iman nuru götürdüm işte.<br />
<br />
Pîr-i muğan hizmetinde koşup yürüdüm;<br />
Hizmet kılıp göz yummadan hazır durdum;<br />
Yardım etti,Azâzil i kovup sürdüm;<br />
Ondan sonra kanat çırpıp uçtum işte.<br />
<br />
Garip, fakir,yetimleri kıl sen şadman;<br />
Parçalayıp aziz canın eyle kurban;<br />
Yiyecek bulsan,canın ile kıl sen ihsan;<br />
Hak tan işitip bu sözleri dedim işte.<br />
<br />
Garip,fakir,yetimleri her kim sorar,<br />
Râzı olur o bendeden Perverdigâr.<br />
Ey habersiz,sen ver sebep,kendisi korur;<br />
Hak Mustafa öğüdünü işitip dedim işte.<br />
<br />
Yedi yaşta Arslan Bâb a selâm verdim;<br />
Hak Mustafa emanetini lutfedin dedim;<br />
Hem o vakit bin bir zikrini tamam ettim;<br />
Nefsim ölüp lâ-mekâna yükseldim işte.<br />
<br />
Hurma verip,başımı okşayıp nazar kıldı;<br />
Bir fırsatta âhirete sefer kıldı;<br />
Elveda! diyip bu âlemden göçüp gitti;<br />
Mektebe varıp,kanayıp dolup taştım işte.<br />
<br />
İnnâ fetehna yı okuyup mâna sordum;<br />
Işık saldı,kendimden geçip didar gördüm;<br />
Selam verdim Üskut! dedi,bakıp durdum;<br />
Yaşımı saçıp,çâresiz olup durdum işte.<br />
<br />
Eya cahil,mâna ol! diye söyledi, bildim;<br />
Ondan sonra çöller gezip Hakk ı sordum;<br />
Nasip etti,Azâzil i tutup yendim;<br />
Kararlı olup, belini basıp ezdim işte.<br />
<br />
Zikrini tamam edip döndüm divaneye;<br />
Hak tan başka birşey demedim bigâneye;<br />
Mumunu izleyip çırak girdim pervaneye;<br />
Kor ateş olup,kavrulup söndüm işte.<br />
<br />
Adım,sanım hiç kalmadı lâ lâ oldum;<br />
Allah yadını diye diye illâ oldum;<br />
Halis olup,muhlis olup fenâ oldum;<br />
Fena fii llah makamına yükseldim işte.<br />
<br />
Sünnet imiş,kâfir de olsa, incitme sen;<br />
Hüda bîzardır katı yürekli gönül incitenden;<br />
Allah şahit,öyle kula hazırdır Siccîn;<br />
Bilginlerden duyup bu sözü söyledim işte.<br />
<br />
Sünnetlerini muhkem tutup ümmet oldum;<br />
Yer altına yalnız girip nurla doldum;<br />
Hakk a tapanlar makamına mahrem oldum,<br />
Bâtın kılıcı ile nefsi parçaladım işte.<br />
<br />
Nefsim beni yoldan çıkarıp bayağılattı;<br />
İnsanlara hasretle bakıp inlettirdi;<br />
Zikr söylemeyip şeytan ile yâr eyledi;<br />
Hazırsın diyip nefs yarasını deldim işte.<br />
<br />
Kul Hâce Ahmed,gaflet ile ömrüm geçti;<br />
Vah ne hasret,gözden,dizden kuvvet gitti;<br />
Vah ne yazık,pişmanlığın vakti yetti;<br />
İyi amel kılmadan kervan olup göçtüm işte.<br />
<br />
Eya dostlar,kulak verin dediğime,<br />
Ne sebepten altmış üçte girdim yere<br />
Mirâç üstünde hak Mustafa ruhumu gördü,<br />
O sebepten altmış üçte girdim yere.<br />
<br />
Hak Mustafa Cebrâil den kıldı sual;<br />
Bu nasıl ruh,tene girmeden buldu kemâl<br />
Gözü yaşlı,halka yaralı,boyu hilâl;<br />
O sebepten altmış üçte girdim yere.<br />
<br />
Cibrîl dedi:Ümmet işi size haktır;<br />
Göğe çıkıp meleklerden dersler alır;<br />
Yedi tabaka gök iniltisiyle iniler;<br />
O sebepten altmış üçte girdim yere.<br />
<br />
Bil,Hak önce Elesti birabbiküm dedi;<br />
Kalû belâ dedi ruhum dersler aldı;<br />
Şüphesiz bilin ,hak Mustafa oğul dedi,<br />
O sebepten altmış üçte girdim yere.<br />
<br />
Oğlum diyip hak Mustafa söze başladı;<br />
Ondan sonra bütün ruhlar selâm verdi;<br />
Rahmet denizi dolup taş, diye haber ulaştı;<br />
O sebepten altmış üçte girdim yere.<br />
<br />
Rahim içinde belir diye nida geldi;<br />
Zikr et! dedi, uzuvlarım titreyiverdi;<br />
Ruhum girdi,kemiklerim Allah! dedi;<br />
O sebepten altmış üçte girdim yere.<br />
<br />
Dörtyüz yıldan sonra çıkıp ümmet olacak;<br />
Nice yıllar dolaşıp halka yol gösterecek;<br />
Yüz on dört bin müçtehit hizmet kılacak;<br />
O sebepten altmış üçte girdim yere.<br />
<br />
Dokuz ay ve dokuz gönde yere düştüm;<br />
Dokuz saat duramadım, göğe uçtum;<br />
Arş ve Kürsü pâyesini varıp kucakladım;<br />
O sebepten altmış üçte girdim yere.<br />
<br />
Arş üstünde namaz kılıp dizimi büktüm;<br />
Derdimi deyip,Hakk a bakıp yaşımı döktüm;<br />
Sahte âşık,sahte sofu görünce söğdüm;<br />
O sebepten altmış üçte girdim yere.<br />
<br />
Candan geçmeden Hû Hû! demek hep yalan;<br />
Bu hayasızdan sual sormayın,yolda kalan;<br />
Kendisi de gizli, sözü de gizli,Hakk ı bulan;<br />
O sebepten altmış üçte girdim yere.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">2.<br />
H İ K M E T</span><br />
<br />
Bir yaşında ruhlar bana nasip verdi;<br />
İki yaşta peygamberler gelip gördü;<br />
Üç yaşımda Kırklar gelip halimi sordu;<br />
O sebepten altmış üçte girdim yere.<br />
<br />
Dört yaşımda hak Mustafa hurma verdi;<br />
Yol gösterdim,nice şaşkın yola girdi;<br />
Nere varsam Hızır Baba m yoldaş oldu;<br />
O sebepten altmış üçte girdim yere.<br />
<br />
Beş yaşımda tâbi olup tâat kıldım;<br />
Baş eğerek oruç tutmayı âdet kıldım<br />
Gece gündüz zikrederek rahat kıldım;<br />
O sebepten altmış üçte girdim yere.<br />
<br />
Altı yaşta durmadan kaçtım insanlardan;<br />
Göğe çıkıp ders öğrendim meleklerden;<br />
İlgiyi kesip hep tanıdık ve bağlardan;<br />
O sebepten altmış üçte girdim yere.<br />
<br />
Yedi yaşta Arslan Baba m arayıp buldu;<br />
Gördüğü her sırrı perde ile sarıp örttü;<br />
Allah a hamd olsun,gördüm. dedi,izim öptü;<br />
O sebepten altmış üçte girdim yere.<br />
<br />
Azrâil gelip Arslan Baba mın canını aldı;<br />
Hûrîler gelip ipek kumaştan kefen biçti;<br />
Yetmiş bin kadar melek toplanıp geldi;<br />
O sebepten altmış üçte girdim yere.<br />
<br />
Namazını kılıp yerden kaldırdılar;<br />
Bir anda cennet içine ulaştırdılar;<br />
Ruhunu alıp İlliyyîn e girdirdiler;<br />
O sebepten altmış üçte girdim yere.<br />
<br />
Allah Allah, yer altında vatan kıldı;<br />
Münker,Nekîr Men Rabbük diye sual sordu;<br />
Arslan Baba m islâmından haber verdi;<br />
O sebepten altmış üçte girdim yere.<br />
<br />
Akıllı isen,erenlere hizmet kıl sen;<br />
Emr-i mâruf kılanlara izzet kıl sen;<br />
Nehy-i münker kılanlara hürmet kıl sen;<br />
O sebepten altmış üçte girdim yere.<br />
<br />
Sekizimde sekiz yandan yol açıldı;<br />
Hikmet söyle! dendi, başıma nur saçıldı;<br />
Allah a hamd olsun, pîr-i muğân mey içirdi;<br />
O sebepten altmış üçte girdim yere.<br />
<br />
Pîr-i muğân hak Mustafa,şüphesiz bilin;<br />
Nereye varsanız,vasfını deyip ululayın;<br />
Selâm verip Mustafa ya ümmet olun;<br />
O sebepten altmış üçte girdim yere.<br />
<br />
Dokuzumda dolanmadım doğru yola;<br />
Tebbürk deyip alıp yürüdü elden ele;<br />
İnanmadım bu sözlere kaçtım çöle;<br />
O sebepten altmış üçte girdim yere.<br />
<br />
On yaşında oğul oldun Kul Hâce Ahmet;<br />
Hâceliğe bina koydun,kılmadan tâat;<br />
Hâceyim,deyip yolda kalsan,vay ne hasret;<br />
O sebepten altmış üçte girdim yere.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">3.<br />
H İ K M E T</span><br />
<br />
Sabahları kulağıma nida geldi;<br />
Zikr et! dedi,zikrini deyip yürüdüm işte.<br />
Aşksızları gördüm ise,yolda kaldı;<br />
O sebepten aşk dükkânını kurdum işte.<br />
<br />
On birimde rahmet denizi dolup taştı;<br />
Allah! dedim ,şeytan benden uzaklaştı;<br />
Geçici heves,ben-sen fikri durmayıp göçtü;<br />
On ikide bu sırları gördüm işte.<br />
<br />
On üçümde nefs arzusuna kapılıverdim;<br />
Nefs başına yüzbin belâ tutup saldım;<br />
Kibirlenmeyi yere vurup yenebildim;<br />
On dördümde toprak gibi oldum işte.<br />
<br />
On beşimde hûri ,gılman karşı geldi;<br />
Baş eğerek,el bağlayıp tâzim kıldı;<br />
Firdevs adlı cennetinden habersi geldi;<br />
Didar için hepsini terk ettim işte.<br />
<br />
On altımda bütün ruhlar nasip verdi;<br />
Size mübârek olsun ! diyerek Âdem geldi;<br />
Evladım! deyip,boynuma sarılıp gönlümü aldı;<br />
On yedimde Türkistan da bulundum işte.<br />
<br />
On sekizde kırklar ile şarap içtim;<br />
Zikrini deyip,hazır durup göğsümü deştim;<br />
Nasip kıldı,cennet gezip hûriler kucakladım;<br />
Hak Mustafa cemalini gördüm işte.<br />
<br />
On dokuzda yetmiş makam gösteriverdi;<br />
Zikrini dedim,içim dışım temizlendi;<br />
Nereye varsam,Hızır Baba m hazır oldu;<br />
Gavsu l-gıyâs mey içirdi,duydum işte.<br />
<br />
Yaşım yirmiye ulaştı,makamlar aştım;<br />
Allah a hamd olsun,pîr hizmetini tamamladım;<br />
Dünyadaki kurt ve kuşlarla selâmlaştım;<br />
O sebepten Hakk a yakın oldum işte.<br />
<br />
Mü min değil, hikmet işitip ağlamıyor;<br />
Erenlerin dediği sözü dinlemiyor;<br />
Âyet,hadis mânasını anlamıyor;<br />
Bu rivayeti Arş üstünde gördüm işte.<br />
<br />
Rivayeti görüp Hak la söyleştim ben;<br />
Yüz bin türlü meleklerle yüzleştim ben;<br />
O sebepten Hakk ı anıp izleştim ben;<br />
Can ve gönlümü O na feda kıldım işte.<br />
<br />
Kul Hâce Ahmed, oldu yaşın yirmi bir;<br />
Ne yapacaksın,günahların dağdan ağır;<br />
Kıyamet günü azap kılsa,Rabb im kadir;<br />
Eya dostlar,nasıl cevap vereceğim işte.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">4.<br />
HİKMET</span><br />
<br />
Hoş gâipten kulağıma ilham geldi;<br />
O sebepten Hakk a sığınıp geldim işte.<br />
Hep ulular yığılıp bana nimet verdi;<br />
O sebepten Hakk a sığınıp geldim işte.<br />
<br />
Ben yirmi iki yaşta fâni oldum;<br />
Merhem olup gerçek dertliye deva oldum;<br />
Sahte âşıka, gerçek âşıka tanık.<br />
O sebepten Hakk a sığınıp geldim işte.<br />
<br />
Eyâ dostlar, erdi yirmi üçe yaşım;<br />
Dâvam yalan, tamamı boş tâatlarım;<br />
Kıyamet günü ben çıplak, şaşı ne yapayım<br />
O sebepten Hakk a sığınıp geldim işte.<br />
<br />
Ben yirmi dört yaşa girdim, Hak tan uzak;<br />
Ahirete varır olsam, hani hazırlık<br />
Öldüğümde toplanıp vurun yüz bin dayak;<br />
O sebepten Hakk a sığınıp geldim işte.<br />
<br />
Cenazemin arkasından taşlar atın;<br />
Ayağımdan sürüyerek mezara iletin;<br />
Hakk a kulluk kılmadın. deyip döğüp tepin;<br />
O sebepten Hakk a sığınıp geldim işte.<br />
<br />
Günah ile yaşım oldu yirmi beş;<br />
Sübhan Rabb im, zikr öğretip göğsümü deş;<br />
Göğsümdeki düğümleri sen kendin çöz;<br />
O sebepten Hakk a sığınıp geldim işte.<br />
<br />
Ben yirmi altı yaşta sevda kıldım;<br />
Mansur gibi didar için kavga kıldım;<br />
Pîrsiz dolaşıp dert ve hâlet peyda kıldım;<br />
O sebepten Hakk a sığınıp geldim işte.<br />
<br />
Ben yirmi yedi yaşta piri buldum;<br />
Gördüğüm her sırrı perde ile sarıp örttüm,<br />
Eşiğine yaslanarak izini öptüm;<br />
O sebepten Hakk a sığınıp geldim işte.<br />
<br />
Ben yirmi sekiz yaşta âşık oldum;<br />
Gece yatmayıp, mihnet çekip sâdık oldum;<br />
Ondan sonra dergahına lâyık oldum;<br />
O sebepten Hakk a sığınıp geldim işte.<br />
<br />
Yirmi dokuz yaşa girdim,harap halim;<br />
Aşk yolunda toprak gibi olamadım;<br />
Halim harap, bağrım kebap,yaş dolu gözüm;<br />
O sebepten Hakk a sığınıp geldim işte.<br />
<br />
Otuz yaşta odun kılıp yandırdılar;<br />
Hep ulular yığılıp dünya koydurdular;<br />
Vurup,söğüp, yalnız Hakk ı sevdirdiler;<br />
O sebepten Hakk a sığınıp geldim işte.<br />
<br />
Kul Hâce Ahmet,dünya koysan,işin biter;<br />
Göğsünden çıkan âhın Arş a yeter;<br />
Cen verende hak Mustafa elinden tutar;<br />
O sebepten Hakk a sığınıp geldim işte.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">5.<br />
HİKMET</span><br />
<br />
Birdenbire durduğumda hep ulular;<br />
Hak aşkını gönlüm içine saldı dostlar.<br />
Hızır Baba m hazır durup lutf ederek<br />
Yardım edip, elimden tutup aldı dostlar.<br />
<br />
Otuz birde Hızır Baba m mey içirdi,<br />
Vücudumdan Azâzil i tamamen kaçırdı;<br />
Tutkun oldum, günahlarımı Hak geçirdi;<br />
Ondan sonra Hak yoluna saldı dostlar.<br />
<br />
Otuz iki yaşta geldi Hak tan ferman:<br />
Kulluğuma kabul kıldım, kılma arman;<br />
Can verdiğinde sana vereyim nur-ı iman;<br />
Garip canını mutlu olup güldü dostlar.<br />
<br />
Hâlık ımdan haber erişti, şâkir oldum;<br />
Her kim söğse, belki tepse, sâbir oldum;<br />
Bu âlemde uyumayıp hazır oldum;<br />
Geçici heves, ben-sen fikri gitti dostlar.<br />
<br />
Otuz üçte sâki olup mey dağıttım;<br />
Şarap kadehi ele alıp doyasıya içtim;<br />
Asker yığıp şeytan ile çok vuruştum;<br />
Allah a hamd olsun, iki nefsim öldü dostlar.<br />
<br />
Otuz dörtte âlim olup bilen oldum;<br />
Hikmet söyle! dedi rabb im, diyen oldum;<br />
Kırklar ile şarap içtim,yoldaş oldum;<br />
İçim dışım Hak nuruyla doldu dostlar.<br />
<br />
Otuz beşte mecside girip gün geçirdim;<br />
Tâliplere aşk dükkânını çokça kurdum;<br />
Eğri yola kim girdiyse, söğdüm, vurdum;<br />
Âşıklara Hak tan müjde erdi dostlar.<br />
<br />
Otuz altı yaşta oldum sahip-kemal;<br />
Hak Mustafa gösterdiler bana cemal;<br />
O sebepten gözüm yaşlı, boyum bir dâl;<br />
Aşk hançeri yürek, bağrımı deldi dostlar.<br />
<br />
Otuz yedi yaşa girdim, uyanmadım;<br />
İnsaf kılıp Hakk a doğru yönelmedim;<br />
Seher vakti ağlayarak inlemedim;<br />
Tevbe kıldım, hâcem kabul kıldı dostlar.<br />
<br />
Otuz sekiz yaşa girdim, ömrüm geçti;<br />
Ağlamayım mı, ölüm vaktim yakınlaştı;<br />
Ecel gelip kadehini bana tuttu;<br />
Bilmeden kaldım, ömrüm sona erdi dostlar.<br />
<br />
Otuz dokuz yaşa girdim, kıldım hasret;<br />
Vah ne yazık ömrüm geçti, hani tâat<br />
Tâat kılanlar Hak önünde hoş saadet;<br />
Kızıl yüzüm tâat kılmadan soldu dostlar.<br />
<br />
Saç ve sakal iyice ağardı, kara gönlüm;<br />
Mahşer günü rahm etmesem, harap halim;;<br />
Sana mâlum, amelsizim, çoktur günahım;<br />
Hep melekler günahımı bildi dostlar.<br />
<br />
Pîr-i muğân cür asından katre tattım;<br />
Yol bulayım diye gece uykuya attım;<br />
Allah a hamd olsun, lutf eyledi, nura battım;<br />
Gönül kuşu lâ-mekâna ulaştı dostlar.<br />
<br />
Kıyametin şiddetinden aklım hayran;<br />
Gönlüm korkar, canım erir, evim viran;<br />
Sırat adlı köprüsünden gönlüm lerzan;<br />
Aklım gidip, şaşkın olup kaldım dostlar.<br />
<br />
Kul Hâce Ahmed, kırka girdin kır nefsini;<br />
Burada ağlayıp âhirette temizle kendini;<br />
İman postu şeriattir,tarikat bil esasını;<br />
Tarikata giren Hak tan nasip aldı dostlar.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">6.<br />
HİKMET</span><br />
<br />
Yâ ilâhim, hamdın ile hikmet dedim;<br />
Zâtı ulu hâcem, sığınıp geldim sana.<br />
Tevbe kılıp günahımdan korkup döndüm;<br />
Zâtı ulu hâcem, sığınıp geldim sana.<br />
<br />
Kırk birimde ihlas kıldım, yol bulayım diye;<br />
Erenlerden gördüğüm her sırrı örteyim diye;<br />
Pîr-i muğân izini alıp öpeyim diye;<br />
Zâtı ulu hâcem, sığınıp geldim sana.<br />
<br />
Kırk ikide tâlip olup yola girdim,<br />
İhlas ile yalnız Hakk a gönül verdim;<br />
Arş, Kürsü, Levh ten geçip Kalem i gezdim;<br />
Zâtı ulu hâcem, sığınıp geldim sana .<br />
<br />
Kırk üçünde Hakk ı izleyip nâle kıldım;<br />
Göz yaşımı akıtarak jâle kıldım;<br />
Çöller gezip ben kendimi vâle kıldım;<br />
Zâtı ulu hâcem, sığınıp geldim sana.<br />
<br />
Kırk dördümde muhabbetin pazarında,<br />
Yakamı yırtıp, ağlayıp yürüdüm gülzarında;<br />
Mansur gibi başımı verip aşk dârında;<br />
Zâtı ulu hâcem, sığınıp geldim sana.<br />
<br />
Kırk beşinde senden hâcet dileyip geldim;<br />
Yaptığım hatalı işler için tevbe kıldım;<br />
Yâ ilâhım, rahmetini sonsuz bildim;<br />
Zâtı ulu hâcem, sığınıp geldim sana.<br />
<br />
Kırk altımda zevkım, şevkım dolup taştı;<br />
Rahmetinden katre damladı, şeytan kaçtı;<br />
Hak tan ilham refik olup, kapısını açtı;<br />
Zâtı ulu hâcem, sığınıp geldim sana.<br />
<br />
Kırk yedimde yedi yandan haber yetti,<br />
Sâki olup şarap kadehini hâcem tuttu;<br />
Şeytan gelip, nefs hevayı kendisi yuttu;<br />
Zâtı ulu hâcem, sığınıp geldim sana.<br />
<br />
Kırk sekizde aziz candan bizar oldum;<br />
Günah derdi uyuşturdu,hastalandım;<br />
O sebepten Hak tan korkup uyanık durdum;<br />
Zâtı ulu hâcem, sığınıp geldim sana.<br />
<br />
Kırk dokuzda aşkın düştü,kavrulup yandım;<br />
Mansur gibi hısımlardan uzaklaştım;<br />
Türlü türlü cefa değdi,kabullendim;<br />
Zâtı ulu hâcem, sığınıp geldim sana.<br />
<br />
Elli yaşta Er benim dedim,fi lim zayıf;<br />
Gözlerimden kan dökmedim,bağrımı ezip;<br />
Nefsim için yürür idim,it gibi gezip;<br />
Zâtı ulu hâcem, sığınıp geldim sana.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">7.<br />
HİKMET</span><br />
<br />
Kul huva llâh sübhâna llâh ı vird eylesem,<br />
Bir ve Var ım didarını görür müyüm<br />
Baştan ayağa hasretinde dert eylesem,<br />
Bir ve Var ım, didarını görür müyüm<br />
<br />
Elli birde çöller gezip otlar yedim;<br />
Dağlara çıkıp, tâat kılıp gözümü oydum;<br />
Didarını göremedim, candan doydum;<br />
Bir ve Var ım, didarını görür müyüm<br />
<br />
Elli iki yaşta geçtim evden barktan;<br />
Evim barkım ne ola ki belki candan;<br />
Baştan geçtim, candan geçtim,hem imandan;<br />
Bir ve Var ım, didarını görür müyüm<br />
<br />
Elli üçte vahdet şarabı nasip kıldı;<br />
Yoldan azan şaşkın idim,yola saldı;<br />
Allah! dedim, Lebbeyk! deyip elimden tuttu;<br />
Bir ve Var ım, didarını görür müyüm<br />
<br />
Elli dörtte vücudumu nalân kıldım;<br />
Marifetin meydanında cevlan kıldım;<br />
İsmâil gibi aziz canımı kurban kıldım;<br />
Bir ve Var ım, didarını görür müyüm<br />
<br />
Elli beşte didar için dilenci oldum;<br />
Kavruldum,yandım,kül gibi yokluğa erdim;<br />
Allah a hamd olsun,didar izleyip tamamladım;<br />
Bir ve Var ım, didarını görür müyüm<br />
<br />
Elli altı yaşa erdi dertli başım;<br />
Tevbe kıldım,akar mı ki gözde yaşım;<br />
Erenlerden pay almadan içim dışım;<br />
Bir ve Var ım, didarını görür müyüm<br />
<br />
Elli yedi yaşta ömrüm yel gibi geçti;<br />
Eya dostlar, amelsizim, başım karıştı;<br />
Allah a hamd olsun,pîr-i muğan elimden tuttu;<br />
Bir ve Var ım, didarını görür müyüm<br />
<br />
Elli sekiz yaşa girdim,habersizim;<br />
Nefsimi alt-üst eyle, kahhar Rabb im;<br />
Himmet versen,şom nefsime teber vurayım;<br />
Bir ve Var ım, didarını görür müyüm<br />
<br />
Elli dokuz yaşa yettim,dâd u feryad;<br />
Can verende cananımı kılmadım yâd;<br />
Ne yüz ile sana diyem, kıl sen âzıd;<br />
Bir ve Var ım, didarını görür müyüm<br />
<br />
Göz yumup tâ açınca erişti altmış;<br />
Bel bağlayıp kılmadım ben iyi bir iş;<br />
Gece gündüz gamsız gezdim, hem yaz hem kış;<br />
Bir ve Var ım, didarını görür müyüm<br />
<br />
Altmış birde utanmışım ilâhımdan;<br />
Eya dostlar, çok korkarım günahımdan;<br />
Candan geçip penah dileyim Allah ımdan;<br />
Bir ve Var ım, didarını görür müyüm<br />
<br />
Altmış iki yaşta Allah ışık saldı;<br />
Baştan ayağı gafletlerden kurtarıverdi;<br />
Can ve gönlüm, akıl ve idrâkim Allah! dedi;<br />
Bir ve Var ım, didarını görür müyüm<br />
<br />
Altmış üçte nida geldi:Kul yere gir;<br />
Hem canınım, cananınım,canını ver;<br />
Hû kılıcını ele alıp nefsini kır!<br />
Bir ve Var ım, didarını görür müyüm<br />
<br />
Kul Hâce Ahmed, nefsi teptim,nefsi teptim;<br />
Ondan sonra cananımı arayıp buldum;<br />
Ölmeden önce can vermenin derdini çektim;<br />
Bir ve Var ım, didarını görür müyüm<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">8.<br />
HİKMET</span><br />
<br />
Vah ne yazık,ne yapacağım gariplikte<br />
Gariplikte gurbat içinde kaldım işte.<br />
Horasan ı, Şam ı,Irak ı niyet kılıp<br />
Garipliğin çok kadrini bildim işte.<br />
<br />
Neler gelse,görmek gerek o Hüda dan;<br />
Yûsuf unu ayırdılar o Ken ân dan;<br />
Doğduğum yer o mübarek Türkistan dan;<br />
Bağrıma taşlar vurup geldim işte.<br />
<br />
Gurbet değdi Mustafa gibi erenlere,<br />
Otuz üç bin sahabe ve yâranlara,<br />
Ebû Bekir, Ömer, Osman, Murtaza ya,<br />
Gurbet değdi onlara hem, dedim işte.<br />
<br />
Gurbet değse,pişkin kılar çok hamları<br />
Bilgili kılar,seçkin kılar çok âmları,<br />
Keçe giyer,bulsa yiyer taamları;<br />
Onun için Türkistan a geldim işte.<br />
<br />
Gariplıkte yüz yıl dursa, yine mihman;<br />
Tahtı, bahtı, bostanları yine zindan;<br />
Gariplikte kul oldu o Mahmut Sultan;<br />
Ey yârenler, gurbet içinde yandım işte.<br />
<br />
Gariplikte Arslan Baba m arayıp buldu;<br />
Gördüğü sırları perde ile sarıp örttü;<br />
Allah a hamd olsun,gördüm. dedi, izimi öptü;<br />
Bu sırları görüp hayran kaldım işte.<br />
<br />
Arzuluyum akrabalık vileyete,<br />
Büyük babam ravzaları Ak Türbet e,<br />
Babamın ruhu saldı beni bu gurbete;<br />
Bilmem ki ben nasıl taksir kıldım işte.<br />
<br />
Kul Hâce Ahmet, söylediği Hakk ın yâdı;<br />
İşitmeyen dostlarına kalsın öğüdü;<br />
Gurbet çekipöz şehrine dönüp geldi;<br />
Türkistan da mezar olup kaldım işte.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">9.<br />
HİKMET</span><br />
<br />
Gönül gözünü parlatmadan tâat kılınsa,<br />
Dergâhında makbul olmaz,bildim işte.<br />
Hakikatten bu sözleri iyice öğrenip<br />
Lâ-mekânda Hak tan dersler aldım işte.<br />
<br />
Bir ve Var ım dersler verdi perde açıp;<br />
Yer ve gökte duramadı şeytan kaçıp;<br />
İşret kılıp,vahdet şarabından doyasıya içip;<br />
Lâ-mekânda Hak tan dersler aldım işte.<br />
<br />
Aşk makamı türlü makam, aklın yetmez;<br />
Baştan başa zorluk, cefa, mihneti gitmez;<br />
Melâmetler, ihanetler kılısa,geçmez;<br />
Lâ-mekânda Hak tan dersler aldım işte.<br />
<br />
Aşk belâsı başa düşse, nalân kılar;<br />
Aklını alıp, şaşkın kılıp, hayran kılar;<br />
Gönül gözü açılınca giryan kılar;<br />
Lâ-mekânda Hak tan dersler aldım işte.<br />
<br />
Seher vakti ağlar idim, nida geldi;<br />
Didarımı göstereyim. Diye vâde kıldı;<br />
Aklımı alıp, şaşkın kılıp aşkını saldı;<br />
Lâ-mekânda Hak tan dersler aldım işte.<br />
<br />
Burada cefa çekenlere didarı taht;<br />
Mahşer günü bağışlar hem taht, hem baht;<br />
Yarattığında âşıka kendisi kıldı ahd;<br />
Lâ-mekânda Hak tan dersler aldım işte.<br />
<br />
Çöller gezip, halktan bezip aşkı sor sen;<br />
Kulu olsan, Hak tan korkup ağlayıp yürü sen;<br />
Didarını ister isen, hazır ol sen;<br />
Lâ-mekânda Hak tan dersler aldım işte.<br />
<br />
Gözlerimden kanlar döküp yâd etmedim;<br />
Yüz bin türlü mihnet verdi, dâd etmedim;<br />
Senden korkup hasta gönlümü şâd etmedim;<br />
Lâ-mekânda Hak tan dersler aldım işte.<br />
<br />
Allah derdi satılmaz ki satın alsan;<br />
Pîr-i muğan hizmetinde toprak olmasan;<br />
Hak yoluna giremezsin, pâk olmasan;<br />
Lâ-mekânda Hak tan dersler aldım işte.<br />
<br />
Ey yâranlar, aşk derdine çâre olmaz;<br />
Diri oldukça aşk defteri tamamlanmaz;<br />
Dar lahidde kemikleri ayrılmaz;<br />
Lâ-mekânda Hak tan dersler aldım işte.<br />
<br />
Aşk padişah,âşık fakir,nefes alamaz;<br />
Hak tan izin olmayınca konuşamaz;<br />
Hak öğüdünü alan dünya peşinde koşmaz;<br />
Lâ-mekânda Hak tan dersler aldım işte.<br />
<br />
Kul Hâce Ahmed,yedi yaşta dersler aldım;<br />
Sekizimde dünyayı da,ahireti de terk eyledim;<br />
Dokuzumda ben Hüda mı hazır bildim;<br />
Lâ-mekânda Hak tan dersler aldım işte.<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
10.<br />
HİKMET</span><br />
<br />
Kadir rabb im kudret ile nazar kıldı;<br />
Mutlu olup yer altına girdim işte.<br />
Garip kulun bu dünyadan göçüp gitti;<br />
Mahrem olup yer altına girdim işte.<br />
<br />
Zâkir olup,şâkir olup Hakk ı buldum;<br />
Dünya,ahret haram kılıp ezip teptim;<br />
Divane olup,rüsva olup candan geçtim;<br />
Gamsız olup yer altına girdim işte.<br />
<br />
Şomluğumdan dağlar,taşlar söğdü beni;<br />
Açık dille söğüp dedi:Fi lin hani<br />
Âşık olsan, önce varıp Hakk ı tanı!<br />
Merhem olup yer altına girdim işte.<br />
<br />
Sizi, bizi Hak yarattı tâat için;<br />
Ey acayip, içmek, yemek, rahat için;<br />
Kalû belâ dedi ruhum mihnet için;<br />
Ethem olup yer altına girdim işte.<br />
<br />
Nefsim beni çok koşturdu, Hakk a bakmadan;<br />
Gece gündüz gamsız yürüdüm, yaşım akmadan;<br />
Hevesleri, benlik dâvasını ateşe yakmadan;<br />
Gamla dolup yer altına girdim işte.<br />
<br />
Bir kul görsem, hizmet kılıp kulu oldum;<br />
Toprak gibi yol üstünde yolu oldum;<br />
Âşıkların yanıp sönen külü oldum;<br />
Hemdem olup yer altına girdim işte.<br />
<br />
Candan geçip mihnet çektim, kulum dedi;<br />
Kanlar yutup Allah! dedim, rahm eyledi;<br />
Cehennemde olmasın diyip tasalandı;<br />
Mutlu olup yer altına girdim işte.<br />
<br />
Bir gün değil, yirmi üçe erdi yaşım;<br />
Yazık Hakk ı bulmamaktan kırık gönlüm;<br />
Yer üstünde sultanım diyip kibirlendim;<br />
Şâkir olup yer altına girdim işte.<br />
<br />
Şeyhim diye dâva kılıp yolda kaldım;<br />
Fes, sarığı değersiz bir pula satıp geldim;<br />
Boş istekler coşup taştı, yorulup kaldım;<br />
Huzursuz olup yer altına girdim işte.<br />
<br />
Başım toprak, kendim toprak, cismim toprak;<br />
Hakk a kavuşur muyum diye, ruhum müştak;<br />
Kavrulup yandım, olamadım aslâ ap-ak;<br />
Şebnem olup yer altına girdim işte.<br />
<br />
Pîr-i muğan nazar kıldı, şarap içtim;<br />
Şiblî gibi semâ ılıp candan geçtim;<br />
Sermest olup insanlardan uzaklaştım;<br />
Zemzem olup yer altına girdim işte.<br />
<br />
Kul Hâce Ahmed, nâsih olsan, kendine ol;<br />
Âşık olsan, candan geçip bir defa öl;<br />
Cahillere desen, sözünü kılmaz kabul;<br />
Muhkem olup yer altına girdim işte.</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Hz.Hüseyin’den Sözler]]></title>
			<link>https://forum.bizdeblog.com/showthread.php?tid=10302</link>
			<pubDate>Tue, 28 Jul 2020 11:10:36 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forum.bizdeblog.com/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forum.bizdeblog.com/showthread.php?tid=10302</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">HZ.HÜSEYİN’DEN SÖZLER</span><br />
<br />
    Akıl, ancak hakka uymakla kâmil olur.<br />
    Gerçek cimri, selam vermekte cimrilik yapan kimsedir.<br />
    İnsanların en cömerti istemeden veren, en asili de intikama gücü yeterken bağışlayandır. Bilin ki, insanların size olan ihtiyaçları, Allah’ın size verdiği nimetlerdendir. Öyleyse o nimetlerden bıkmayın, yoksa belaya dönüşür.<br />
    Cömertlik eden yücelir, cimrilik yapan ise alçalır.<br />
    Eğer dünya hayatı bazılarının nazarında değerli sayılıyorsa, Allah’ın mükâfat evi (cenneti) daha yüce ve daha değerlidir. Farz olan cihatlardan biri, insanın kendisini günahtan koruması için nefsi ile cihat etmesidir. İşte bu cihat, cihatların en büyüğüdür.<br />
    Aşura günü Yezit orduları çadırlara saldırıp da Hz. Hüseyin (a.s) ile çadırların arasını kesince; “Yazıklar olsun size ey Ebu Süfyan soyunun yandaşları!” diye haykırdı, “Dininiz yoksa ve ahiret azabından korkmuyorsanız, dünyanızda mert ve hür tıynetli olun bari! Sizin savaşınız benimle; kadınlarla çocuklardan ne istiyorsunuz?” Bizi sevmeyi vazife bilin; zira bizi seviyor olarak Allah’ın huzuruna çıkacak olanlar bizim şefaatimize nail olacaklardır.<br />
<br />
    Kim, bir Mû-min’in gam ve üzüntüsünü giderirse, Allah-u Teala onun dünya ve ahiret üzüntülerini giderir. Alimin nişanelerinden biri de kendi sözünü eleştirmesi ve muhtelif görüşlerin hakikatinden haberdar olmasıdır.<br />
    İnsanlar dünya kullarıdır; Din ise onların dillerine bir yalaktır; Din’in sayesinde geçimlerini sağladıkları müddetçe onu koruyup gözetirler; (Ama)<br />
    Zorluklarla imtihan edildiklerinde dindarlar azalır.<br />
    Bir adam İmam(As)’a selam vermeden, nasılsınız? Allah afiyet versin. Dediğinde şöyle buyurdu; Evvel selam, sonra kelam. Allah sana da afiyet versin. Daha sonra buyurdular ki; Selam vermedikçe hiçbir kimseye konuşma müsadesi vermeyin.<br />
    Seni seven, kötü işlerden seni sakındırır; Senden nefret eden ise seni bu işlere teşvik eder. Bü üç kimsenin dışında hiç kimseye ağız açma; Dindar, yiğit ve soylu. Çünkü, Dindar kendi dinini koruması için ihtiyacı karşılar. Yiğit’de (seni ümitsiz etmeyi) kendi yiğitliğine sığdırmaz, utanır. Soylu ise ihtiyacın için yüzünün suyunu dökmeye mecbur kaldığını bildiğinden, haysiyetini korumak için seni eli boş geri çevirmez.<br />
    Eğer bu bedenler ölüm için yaratılmışsa, insanın Allah yolunda kılıçla öldürülmesi daha üstündür.<br />
    Selamın yetmiş hasenesi sevabı vardır; Altmış dokuzu selam verene, biri ise selamın cevabını alan kimseyedir.<br />
    İmam(As) oğlu Seccad(As)’a şöyle buyurdu; ‘‘Ey oğlum! Allah’tan başka yardımcısı olmayan kimseye zulmetmekten sakın.’’<br />
    Bir adam gelip İmam(As)’dan yardım istediğinde İmam şöyle buyurdu; Ağır bir borcu, gücü aşan yüklü bir tazminatı ödemek ve aşağılayıcı fakirlik dışında ağız açmak doğru değildir. O adam; ‘‘Bunlardan biri için gelmiştim’’ dediğinde, İmam(As) kendisine yüz dinar verilmesini emretti..<br />
    Kardeşler dört kısımdır; 1-Sana ve kendine yararı olan. 2-Sana ve yarara olan. 3-Senin zararına olan. 4-Ne sana ve ne de kendine yararı olan.<br />
    Allah’ı öfkelendirmekle halkın rızasını kazanmak isteyen bir kavim, kurtuluşa erememiştir.<br />
    Ben sizi Allah’ın kitabına ve Resulü’nün sünnetine çağırıyorum: Gerçekten sünnet öldürülmüş ve bidat diriltilmiştir.<br />
    Ben azgınlık, makam, fesat çıkarmak ve zulüm yapmak için Medine’den ayrılmadım. Ben ceddim’in ümmetini ıslah etmek, marufa emir, münkeri nehyetmek, ceddim Resulullah’ın (s.a.v) ve babam Ali’nin (a.s) çizgisinde hareket etmek için kıyam ettim.<br />
    Heyhat! Zillet boyun eğmek bizden uzaktır.<br />
    Bir Müslüman kardeşin senden ayrıldığında, arkanda söylemesini sevmediğin şeyi sen de onun arkasından söyleme. Eğer rızklar takdir edilip bölünmüşse, servet elde etmekte insanın hırsının azlığı daha güzeldir.<br />
    Hz. Resulullah’ın (s.a.v) şu sözü benim için ispatlanmış durumdadır: ‘‘Namazdan sonra amellerin en hayırlı olanı, günah olmayan bir şekilde mümini sevindirmek ve neşelenmesini (mesrur olmasını) sağlamaktır.’’<br />
    Allah, gücünü aldığı kimseden itaat istemediği gibi, teklif yükünü de ondan kaldırır.<br />
    Ey insanlar! Resulullah (s.a.v) buyurmuştur ki: “Kim, Allah’ın haramını helal bilen, ahdini bozan, Resulünün sünnetine muhalif olan, kulları arasında günah ve zulüm yapan zalim bir yönetici görür de fiil ve sözüyle ona karşı çıkmazsa, Allah-u Teala onu da, o zalim yöneticiyi sokacağı yere (cehenneme) sokar.’’<br />
    Kıyamet günü, yalnız Dünya’da Allah’tan korkan kimse emniyette olabilir.<br />
    Bazıları Allah’tan bir şey umarak ibadet ederler; Bu tacirlerin ibadetidir. Bazıları da korkarak ibadet ederler; Bu da kölelerin ibadetidir. Bazıları ise Allah’a şükür olarak ibadet ederler; Bu da hür insanların ibadetidir. İşte en faziletli ibadet budur. Allah’ın, kendi kulunu istidracı gafil avlaması, ona bol nimet verip şükretmek (hususunda) başarısız kılmasıdır. Fırsatı elinden kaçıncaya kadar nimetle meşgul olup velinimetini hatılamamasıdır.<br />
    Ey Ebu Süfyan’nın oğullarına uyanlar! Eğer dininiz yok, ahiretten de korkmuyorsanız, en azından hür insanlar olun.<br />
    Allah korkusundan ağlamak, cehennem ateşinden kurtulmaya sebep olur.<br />
    bir ihtiyacını söyleyip el açan biri, böylece onurunu size takdim ediyor demektir; o halde siz de kendi onurunuza saygılı davranın ve onun ihtiyacını giderin.<br />
    Eğer dünya malını toplamak ondan bir gün el çekmek içinse, insanın böyle bir servet hakkında cimrilik yapmaması gerekir.<br />
    İyiliklerde yarışın ve manevi ganimetleri elde etmeye koşun.<br />
    Kerbela’ya doğru hareket ettiklerinde şöyle buyurdular; Doğrusu bu dünya değişip tanınmaz olmuş ve bütün iyiliklerine sırt çevirmiş; Kabın dibindeki azıcık kalıntı sudan ve havası ağır olan otlaktaki gibi alçak yaşantıdan başka bir şey kalmamıştır.<br />
    Allah’a isyan ederek bir şeye ulaşmak isteyen kimse umduğundan uzaklaşarak, korktuğu şeye yaklaşmaktadır.<br />
    Özür dilenecek hareketten sakın. Zira Mû’min ne suç işler ve ne de özür diler. Ama Mûnafık her gün suç işleyip özür diler.<br />
    Hakka amel edilmediğini ve bâtıldan da kaçınılmadığını görmüyor musunuz? Böyle bir durumda Mû’minin ölümü arzulaması haktır. Ben ölümü saadet, zalimlerle yaşamayı ise alçaklık biliyorum.<br />
    Yanında başkasının gıybetini eden bir adama şöyle buyurdu; Ey adam! Gıybet etmekten sakın. Çünkü Gıybet, cehennem köpeklerinin katığıdır.<br />
    Zenginlik nedir? Diye sorduklarında: “Arzuların az olması ve yeterli olan rızka razı olmaktır.” buyurdular.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
Etiketler: </span>Hz.Hüseyin’den,Sözler,Hüseyin efendimiz,efendimiz,peygamberin torunu,hz alinin oglu,seyyidimiz,seyyidina hüseyin,seyyidina,güzel sözleri,sözleri,imam,imami hüseyin</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">HZ.HÜSEYİN’DEN SÖZLER</span><br />
<br />
    Akıl, ancak hakka uymakla kâmil olur.<br />
    Gerçek cimri, selam vermekte cimrilik yapan kimsedir.<br />
    İnsanların en cömerti istemeden veren, en asili de intikama gücü yeterken bağışlayandır. Bilin ki, insanların size olan ihtiyaçları, Allah’ın size verdiği nimetlerdendir. Öyleyse o nimetlerden bıkmayın, yoksa belaya dönüşür.<br />
    Cömertlik eden yücelir, cimrilik yapan ise alçalır.<br />
    Eğer dünya hayatı bazılarının nazarında değerli sayılıyorsa, Allah’ın mükâfat evi (cenneti) daha yüce ve daha değerlidir. Farz olan cihatlardan biri, insanın kendisini günahtan koruması için nefsi ile cihat etmesidir. İşte bu cihat, cihatların en büyüğüdür.<br />
    Aşura günü Yezit orduları çadırlara saldırıp da Hz. Hüseyin (a.s) ile çadırların arasını kesince; “Yazıklar olsun size ey Ebu Süfyan soyunun yandaşları!” diye haykırdı, “Dininiz yoksa ve ahiret azabından korkmuyorsanız, dünyanızda mert ve hür tıynetli olun bari! Sizin savaşınız benimle; kadınlarla çocuklardan ne istiyorsunuz?” Bizi sevmeyi vazife bilin; zira bizi seviyor olarak Allah’ın huzuruna çıkacak olanlar bizim şefaatimize nail olacaklardır.<br />
<br />
    Kim, bir Mû-min’in gam ve üzüntüsünü giderirse, Allah-u Teala onun dünya ve ahiret üzüntülerini giderir. Alimin nişanelerinden biri de kendi sözünü eleştirmesi ve muhtelif görüşlerin hakikatinden haberdar olmasıdır.<br />
    İnsanlar dünya kullarıdır; Din ise onların dillerine bir yalaktır; Din’in sayesinde geçimlerini sağladıkları müddetçe onu koruyup gözetirler; (Ama)<br />
    Zorluklarla imtihan edildiklerinde dindarlar azalır.<br />
    Bir adam İmam(As)’a selam vermeden, nasılsınız? Allah afiyet versin. Dediğinde şöyle buyurdu; Evvel selam, sonra kelam. Allah sana da afiyet versin. Daha sonra buyurdular ki; Selam vermedikçe hiçbir kimseye konuşma müsadesi vermeyin.<br />
    Seni seven, kötü işlerden seni sakındırır; Senden nefret eden ise seni bu işlere teşvik eder. Bü üç kimsenin dışında hiç kimseye ağız açma; Dindar, yiğit ve soylu. Çünkü, Dindar kendi dinini koruması için ihtiyacı karşılar. Yiğit’de (seni ümitsiz etmeyi) kendi yiğitliğine sığdırmaz, utanır. Soylu ise ihtiyacın için yüzünün suyunu dökmeye mecbur kaldığını bildiğinden, haysiyetini korumak için seni eli boş geri çevirmez.<br />
    Eğer bu bedenler ölüm için yaratılmışsa, insanın Allah yolunda kılıçla öldürülmesi daha üstündür.<br />
    Selamın yetmiş hasenesi sevabı vardır; Altmış dokuzu selam verene, biri ise selamın cevabını alan kimseyedir.<br />
    İmam(As) oğlu Seccad(As)’a şöyle buyurdu; ‘‘Ey oğlum! Allah’tan başka yardımcısı olmayan kimseye zulmetmekten sakın.’’<br />
    Bir adam gelip İmam(As)’dan yardım istediğinde İmam şöyle buyurdu; Ağır bir borcu, gücü aşan yüklü bir tazminatı ödemek ve aşağılayıcı fakirlik dışında ağız açmak doğru değildir. O adam; ‘‘Bunlardan biri için gelmiştim’’ dediğinde, İmam(As) kendisine yüz dinar verilmesini emretti..<br />
    Kardeşler dört kısımdır; 1-Sana ve kendine yararı olan. 2-Sana ve yarara olan. 3-Senin zararına olan. 4-Ne sana ve ne de kendine yararı olan.<br />
    Allah’ı öfkelendirmekle halkın rızasını kazanmak isteyen bir kavim, kurtuluşa erememiştir.<br />
    Ben sizi Allah’ın kitabına ve Resulü’nün sünnetine çağırıyorum: Gerçekten sünnet öldürülmüş ve bidat diriltilmiştir.<br />
    Ben azgınlık, makam, fesat çıkarmak ve zulüm yapmak için Medine’den ayrılmadım. Ben ceddim’in ümmetini ıslah etmek, marufa emir, münkeri nehyetmek, ceddim Resulullah’ın (s.a.v) ve babam Ali’nin (a.s) çizgisinde hareket etmek için kıyam ettim.<br />
    Heyhat! Zillet boyun eğmek bizden uzaktır.<br />
    Bir Müslüman kardeşin senden ayrıldığında, arkanda söylemesini sevmediğin şeyi sen de onun arkasından söyleme. Eğer rızklar takdir edilip bölünmüşse, servet elde etmekte insanın hırsının azlığı daha güzeldir.<br />
    Hz. Resulullah’ın (s.a.v) şu sözü benim için ispatlanmış durumdadır: ‘‘Namazdan sonra amellerin en hayırlı olanı, günah olmayan bir şekilde mümini sevindirmek ve neşelenmesini (mesrur olmasını) sağlamaktır.’’<br />
    Allah, gücünü aldığı kimseden itaat istemediği gibi, teklif yükünü de ondan kaldırır.<br />
    Ey insanlar! Resulullah (s.a.v) buyurmuştur ki: “Kim, Allah’ın haramını helal bilen, ahdini bozan, Resulünün sünnetine muhalif olan, kulları arasında günah ve zulüm yapan zalim bir yönetici görür de fiil ve sözüyle ona karşı çıkmazsa, Allah-u Teala onu da, o zalim yöneticiyi sokacağı yere (cehenneme) sokar.’’<br />
    Kıyamet günü, yalnız Dünya’da Allah’tan korkan kimse emniyette olabilir.<br />
    Bazıları Allah’tan bir şey umarak ibadet ederler; Bu tacirlerin ibadetidir. Bazıları da korkarak ibadet ederler; Bu da kölelerin ibadetidir. Bazıları ise Allah’a şükür olarak ibadet ederler; Bu da hür insanların ibadetidir. İşte en faziletli ibadet budur. Allah’ın, kendi kulunu istidracı gafil avlaması, ona bol nimet verip şükretmek (hususunda) başarısız kılmasıdır. Fırsatı elinden kaçıncaya kadar nimetle meşgul olup velinimetini hatılamamasıdır.<br />
    Ey Ebu Süfyan’nın oğullarına uyanlar! Eğer dininiz yok, ahiretten de korkmuyorsanız, en azından hür insanlar olun.<br />
    Allah korkusundan ağlamak, cehennem ateşinden kurtulmaya sebep olur.<br />
    bir ihtiyacını söyleyip el açan biri, böylece onurunu size takdim ediyor demektir; o halde siz de kendi onurunuza saygılı davranın ve onun ihtiyacını giderin.<br />
    Eğer dünya malını toplamak ondan bir gün el çekmek içinse, insanın böyle bir servet hakkında cimrilik yapmaması gerekir.<br />
    İyiliklerde yarışın ve manevi ganimetleri elde etmeye koşun.<br />
    Kerbela’ya doğru hareket ettiklerinde şöyle buyurdular; Doğrusu bu dünya değişip tanınmaz olmuş ve bütün iyiliklerine sırt çevirmiş; Kabın dibindeki azıcık kalıntı sudan ve havası ağır olan otlaktaki gibi alçak yaşantıdan başka bir şey kalmamıştır.<br />
    Allah’a isyan ederek bir şeye ulaşmak isteyen kimse umduğundan uzaklaşarak, korktuğu şeye yaklaşmaktadır.<br />
    Özür dilenecek hareketten sakın. Zira Mû’min ne suç işler ve ne de özür diler. Ama Mûnafık her gün suç işleyip özür diler.<br />
    Hakka amel edilmediğini ve bâtıldan da kaçınılmadığını görmüyor musunuz? Böyle bir durumda Mû’minin ölümü arzulaması haktır. Ben ölümü saadet, zalimlerle yaşamayı ise alçaklık biliyorum.<br />
    Yanında başkasının gıybetini eden bir adama şöyle buyurdu; Ey adam! Gıybet etmekten sakın. Çünkü Gıybet, cehennem köpeklerinin katığıdır.<br />
    Zenginlik nedir? Diye sorduklarında: “Arzuların az olması ve yeterli olan rızka razı olmaktır.” buyurdular.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><br />
Etiketler: </span>Hz.Hüseyin’den,Sözler,Hüseyin efendimiz,efendimiz,peygamberin torunu,hz alinin oglu,seyyidimiz,seyyidina hüseyin,seyyidina,güzel sözleri,sözleri,imam,imami hüseyin</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Imâm-I Rabbânî Hazretlerinden Güzel Öğütler]]></title>
			<link>https://forum.bizdeblog.com/showthread.php?tid=10301</link>
			<pubDate>Tue, 28 Jul 2020 11:08:29 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forum.bizdeblog.com/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forum.bizdeblog.com/showthread.php?tid=10301</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">İMÂM-I RABBÂNÎ HAZRETLERİNDEN</span><br />
<br />
İkinci bin yılın müceddidi İmâm-ı Rabbânî Ahmed Fârûki Hazretleri buyurdular:<br />
<br />
“Kıyâmete kadar bizim silsilemize gireceklerin tamamının isimlerini Allâhü Teâlâ bana bildirdi. Benim bu nisbetim kıyamet gününe kadar evlatlarım vâsıtasıyla devam edecektir. İmam Mehdî de bu nisbet-i şerîfe üzerine olacaktır.” (el-Kevâkibü’d-Dürriyye)<br />
<br />
“Bu tarikata girip de âdâbına riâyet etmeyen, bid’atler ihdas eden..., bu yolda çok şey kaybeder ve hüsrana uğrar.”<br />
<br />
İmâm-ı Rabbânî Hazretleri, talebelerine zikre devam etmelerini söyler ve “Bu dünya amel işleme yeridir, tohum ekilecek tarladır. Bu kalp huzûrunu, ahkâm-ı İslâmiyyeye uygun zâhirî amellerle bir arada bulundurmaya çok gayret ve dikkat ediniz.” buyururlardı.<br />
<br />
“Bana şöyle bildirildi: Sana verilen bu hususiyetlere ve kemâlâta, Mehdî aleyhisselâm zamanına kadar senden başka kimse nail olamaz.”<br />
<br />
“Bir kimse havada uçsa veya su üzerinde yürüse fakat müstehaplardan birini terk etse onun bu tâifede zerre mikdarı kıymeti yoktur.”<br />
<br />
“Zekât niyetiyle bir kuruşu bir fakire vermek, başka bir niyetle binlerce kuruş vermekten daha faziletlidir. Zira bu, bir farzın edâsıdır. Diğeri ise bir nâfileyi yerine getirmektir.”<br />
<br />
“Akıllı kimsenin yapması gereken, hayatının sayılı günlerini Allâhü Teâlâ’nın râzı olacağı işlere sarf etmektir. Allâhü Teâlâ kulunun yaptıklarından râzı olmazsa bu nasıl bir hayattır?”<br />
<br />
“Ders okutmak ve fetva vermek, ancak Allâhü Teâlâ’nın rızası için olursa ve makâm ve mevki sevgisinden, mal ve mertebe elde etme hırsından uzak olursa fayda verir.”<br />
<br />
“Büyük zâtların birinden şöyle işitmiştim: Bir şeyhden nakledilen bir duâdaki hatayı, o şeyhe tâbi olanlar aynı hata ile okurlarsa tesirli olur. Doğrusunu okusalar müessir olmaz.” İmâm-ı Rabbânî Hazretlerinin bir duâsı:<br />
<br />
“Allâh’ım! Ölüm bizi uyandırmadan önce sen bizi gafletten uyandır.”</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">İMÂM-I RABBÂNÎ HAZRETLERİNDEN</span><br />
<br />
İkinci bin yılın müceddidi İmâm-ı Rabbânî Ahmed Fârûki Hazretleri buyurdular:<br />
<br />
“Kıyâmete kadar bizim silsilemize gireceklerin tamamının isimlerini Allâhü Teâlâ bana bildirdi. Benim bu nisbetim kıyamet gününe kadar evlatlarım vâsıtasıyla devam edecektir. İmam Mehdî de bu nisbet-i şerîfe üzerine olacaktır.” (el-Kevâkibü’d-Dürriyye)<br />
<br />
“Bu tarikata girip de âdâbına riâyet etmeyen, bid’atler ihdas eden..., bu yolda çok şey kaybeder ve hüsrana uğrar.”<br />
<br />
İmâm-ı Rabbânî Hazretleri, talebelerine zikre devam etmelerini söyler ve “Bu dünya amel işleme yeridir, tohum ekilecek tarladır. Bu kalp huzûrunu, ahkâm-ı İslâmiyyeye uygun zâhirî amellerle bir arada bulundurmaya çok gayret ve dikkat ediniz.” buyururlardı.<br />
<br />
“Bana şöyle bildirildi: Sana verilen bu hususiyetlere ve kemâlâta, Mehdî aleyhisselâm zamanına kadar senden başka kimse nail olamaz.”<br />
<br />
“Bir kimse havada uçsa veya su üzerinde yürüse fakat müstehaplardan birini terk etse onun bu tâifede zerre mikdarı kıymeti yoktur.”<br />
<br />
“Zekât niyetiyle bir kuruşu bir fakire vermek, başka bir niyetle binlerce kuruş vermekten daha faziletlidir. Zira bu, bir farzın edâsıdır. Diğeri ise bir nâfileyi yerine getirmektir.”<br />
<br />
“Akıllı kimsenin yapması gereken, hayatının sayılı günlerini Allâhü Teâlâ’nın râzı olacağı işlere sarf etmektir. Allâhü Teâlâ kulunun yaptıklarından râzı olmazsa bu nasıl bir hayattır?”<br />
<br />
“Ders okutmak ve fetva vermek, ancak Allâhü Teâlâ’nın rızası için olursa ve makâm ve mevki sevgisinden, mal ve mertebe elde etme hırsından uzak olursa fayda verir.”<br />
<br />
“Büyük zâtların birinden şöyle işitmiştim: Bir şeyhden nakledilen bir duâdaki hatayı, o şeyhe tâbi olanlar aynı hata ile okurlarsa tesirli olur. Doğrusunu okusalar müessir olmaz.” İmâm-ı Rabbânî Hazretlerinin bir duâsı:<br />
<br />
“Allâh’ım! Ölüm bizi uyandırmadan önce sen bizi gafletten uyandır.”</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Hikmet Ehli Zatlar Buyuruyor Ki]]></title>
			<link>https://forum.bizdeblog.com/showthread.php?tid=10300</link>
			<pubDate>Tue, 28 Jul 2020 11:07:11 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forum.bizdeblog.com/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forum.bizdeblog.com/showthread.php?tid=10300</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:</span><br />
<br />
* Veysel Karani hazretlerine, uzak yoldan bir kimse gelip nasihat ister. O da (Allahü teâlâyı bilir misin?) der. Elbette bilirim diye cevap verir. (Başka bir şeyi bilmene gerek yok) der. Yolcu, uzaktan geldiğini söyleyip, yine nasihat ister, o da (Allahü teâlâ seni biliyor mu?) der. Elbette biliyor diye cevap verir. Veysel Karani hazretleri de (Başkasının bilmesine gerek yok o zaman) der ve gider.<br />
<br />
* Ruhun dışında, insan ve hayvanın arasındaki fark Allah sevgisidir.<br />
<br />
* Ehl-i sünnet itikadını öğrenip, İslam âlimlerini, Evliya-yı kiramı ve bunların kitaplarını tanıdıktan sonra, ihtiyaçtan fazla dünyalıklarla uğraşmak, zengin bir kişinin, çöplükte uğraşması gibidir.<br />
<br />
* Göz başkalarını görür, ama kendini göremez. İnsan büyüklerin kitaplarını okursa, kendini görür ve tanır. O zaman aynanın karşısına geçer ve kendi haline tükürür.<br />
<br />
* Tevbe üç şekilde olur; dil ile, kalb ile ve hâl ile (azalar ile). Kusursuz insan olmaz; onun için, kusurunu bilmek tevbedir.<br />
<br />
* İmam-ı Ebu Yusuf hazretleri yazdığı o kadar kitabın özetini de parmağındaki yüzüğe yazmış: (Kendi aklına uyan pişman olur).<br />
<br />
* İçi boş olanlar zahire bakar, büyükler ise kalbe bakar.<br />
<br />
* Hazret-i Ömer’in yüzüğünde (Vaiz olarak ölüm sana yetişir) yazılı idi. Hazret-i Ali de yüzüğüne (El mülki lillah - Mülk Allah’ındır) yazdırdı.<br />
<br />
Beden, mal bizim değil emanettir. Onu hayırlı yerlerde kullanmalı.<br />
<br />
* Allahü teâlâ her şeyin şifasını yaratmıştır. Kalbin şifası da zikrullahtır. Nefsin tezkiyesi ve iman için kelime-i tevhid (La ilahe illallah Muhammedün resulullah) demek, kalbin temizlenip, günahların affı için tevbe istiğfar etmek, (Estağfirullah) demek gerekir.<br />
<br />
* Müminin kelamı, taamı, siması şifadır. Yani müminin muhabbetle yüzüne bakmak insanın kalbine şifa verir. Mümin, Allahü teâlânın veli kuludur. Onun sevdiği kuludur. Ona muhabbetle bakmak, ona muhabbetle dua etmek, ona muhabbetle yardım etmek Cenab-ı Hakkın rızasını kazandırır. Hepimiz bu dünyada bir gaye için yaratıldık. O da Allahü teâlânın rızasını kazanmak. Onun rızasını kazanmak da onun kullarına iyilik etmekten geçer. Onun kullarına vermekten geçer. Onun kullarının duasını almaktan geçer. Onun kullarını razı eden Cenab-ı Hakkı razı etmiş olur. Allahü teâlânın razı olması için önce kulların razı olması lazımdır. Mesela kim? Evvela anne baba, hoca, arkadaş… Yani kimin hakkı varsa öncelikle onların razı olması lazımdır.<br />
<br />
* Kabir hayatı var. Hayatta ruhun cesede desteği yüzde yüzdür. Ruh cesedi desteklediği için konuşuyoruz. İnsan vefat edince ruhun desteği yüzde elli azalır. Hayat devam eder. Yani his var hareket yok. Kabir hayatı, ahiret hayatına dahildir.<br />
<br />
* Büyük zatlara zerre kadar benzemek bütün dünya nimetlerinden, lezzetlerinden daha kıymetlidir.<br />
<br />
* Hediye vermek de sünnettir, almak da sünnettir.<br />
<br />
* Kusursuz insan olmaz, onun için kusurunu bilmek tevbedir.<br />
<br />
*Kendi otururken, karşısındakileri ayakta bekleteni Allahü teâlâ sevmez.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:</span><br />
<br />
* Veysel Karani hazretlerine, uzak yoldan bir kimse gelip nasihat ister. O da (Allahü teâlâyı bilir misin?) der. Elbette bilirim diye cevap verir. (Başka bir şeyi bilmene gerek yok) der. Yolcu, uzaktan geldiğini söyleyip, yine nasihat ister, o da (Allahü teâlâ seni biliyor mu?) der. Elbette biliyor diye cevap verir. Veysel Karani hazretleri de (Başkasının bilmesine gerek yok o zaman) der ve gider.<br />
<br />
* Ruhun dışında, insan ve hayvanın arasındaki fark Allah sevgisidir.<br />
<br />
* Ehl-i sünnet itikadını öğrenip, İslam âlimlerini, Evliya-yı kiramı ve bunların kitaplarını tanıdıktan sonra, ihtiyaçtan fazla dünyalıklarla uğraşmak, zengin bir kişinin, çöplükte uğraşması gibidir.<br />
<br />
* Göz başkalarını görür, ama kendini göremez. İnsan büyüklerin kitaplarını okursa, kendini görür ve tanır. O zaman aynanın karşısına geçer ve kendi haline tükürür.<br />
<br />
* Tevbe üç şekilde olur; dil ile, kalb ile ve hâl ile (azalar ile). Kusursuz insan olmaz; onun için, kusurunu bilmek tevbedir.<br />
<br />
* İmam-ı Ebu Yusuf hazretleri yazdığı o kadar kitabın özetini de parmağındaki yüzüğe yazmış: (Kendi aklına uyan pişman olur).<br />
<br />
* İçi boş olanlar zahire bakar, büyükler ise kalbe bakar.<br />
<br />
* Hazret-i Ömer’in yüzüğünde (Vaiz olarak ölüm sana yetişir) yazılı idi. Hazret-i Ali de yüzüğüne (El mülki lillah - Mülk Allah’ındır) yazdırdı.<br />
<br />
Beden, mal bizim değil emanettir. Onu hayırlı yerlerde kullanmalı.<br />
<br />
* Allahü teâlâ her şeyin şifasını yaratmıştır. Kalbin şifası da zikrullahtır. Nefsin tezkiyesi ve iman için kelime-i tevhid (La ilahe illallah Muhammedün resulullah) demek, kalbin temizlenip, günahların affı için tevbe istiğfar etmek, (Estağfirullah) demek gerekir.<br />
<br />
* Müminin kelamı, taamı, siması şifadır. Yani müminin muhabbetle yüzüne bakmak insanın kalbine şifa verir. Mümin, Allahü teâlânın veli kuludur. Onun sevdiği kuludur. Ona muhabbetle bakmak, ona muhabbetle dua etmek, ona muhabbetle yardım etmek Cenab-ı Hakkın rızasını kazandırır. Hepimiz bu dünyada bir gaye için yaratıldık. O da Allahü teâlânın rızasını kazanmak. Onun rızasını kazanmak da onun kullarına iyilik etmekten geçer. Onun kullarına vermekten geçer. Onun kullarının duasını almaktan geçer. Onun kullarını razı eden Cenab-ı Hakkı razı etmiş olur. Allahü teâlânın razı olması için önce kulların razı olması lazımdır. Mesela kim? Evvela anne baba, hoca, arkadaş… Yani kimin hakkı varsa öncelikle onların razı olması lazımdır.<br />
<br />
* Kabir hayatı var. Hayatta ruhun cesede desteği yüzde yüzdür. Ruh cesedi desteklediği için konuşuyoruz. İnsan vefat edince ruhun desteği yüzde elli azalır. Hayat devam eder. Yani his var hareket yok. Kabir hayatı, ahiret hayatına dahildir.<br />
<br />
* Büyük zatlara zerre kadar benzemek bütün dünya nimetlerinden, lezzetlerinden daha kıymetlidir.<br />
<br />
* Hediye vermek de sünnettir, almak da sünnettir.<br />
<br />
* Kusursuz insan olmaz, onun için kusurunu bilmek tevbedir.<br />
<br />
*Kendi otururken, karşısındakileri ayakta bekleteni Allahü teâlâ sevmez.</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[MEŞHURLARIN SON SÖZLERİ - VII]]></title>
			<link>https://forum.bizdeblog.com/showthread.php?tid=10299</link>
			<pubDate>Tue, 28 Jul 2020 11:03:21 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forum.bizdeblog.com/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forum.bizdeblog.com/showthread.php?tid=10299</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">MEŞHURLARIN SON SÖZLERİ - VII</span><br />
<br />
Sa’d bin Muaz<br />
Eshab-ı kiramın meşhurlarından olan Sa’d bin Muaz hazretlerinin savaşta aldığı yara ağırlaşınca Peygamber efendimiz yanına gelip onu kucakladı ve “Allahım; Sa’d, senin rızan için senin yolunda cihad etti. Resûlünü de tasdik etti. Ona kolaylık ihsan eyle...” buyurarak duâ etti.<br />
Sa’d bin muaz Peygamberimizin bu sözlerini duyunca gözlerini açıp şöyle fısıldadı. “Yâ Resûlallah! Sana selâm ve hürmetler ederim. Senin, Allahü teâlânın peygamberi olduğuna şehâdet ederim.”<br />
Bundan sonra Sa’d bin Muaz’ın yakınları onu kaldığı çadırdan Abd’ül-Eşhel oğullarının evine götürdüler. O gece durumu çok ağırlaşmıştı. Cebrail alehisselâm Peygamber efendimize gelip “Yâ Resûlallah! Bu gece senin ümmetinden vefât edip de vefâtı melekler arasında müjdelenen kimdir?” dedi.<br />
Bunun üzerine Peygamberimiz hemen Sa’d bin Muaz’ın halini sordu. Evine götürüldüğünü söylediler. Peygamberimiz yanında Eshâb-ı kirâmdan bazıları olduğu halde süratle Sa’d bin Muaz’ın yanına gitti. Yolda süratli gitmeleri sebebiyle Eshâb-ı kirâm yorulduk Yâ Resûlallah dediler. Melekler Hanzala’nın cenazesinde bizden önce bulundukları gibi Sa’d’ın da cenazesinde bizden önce bulunacaklar. Biz önce yetişemeyeceğiz, buyurarak hızlı gitmelerinin sebebini açıkladı.<br />
Peygamberimiz Sa’d bin muaz’ın yanına gelince Onu vefât etmiş olarak buldu. Baş ucuna durup; as’d bin muaz’ın künyesini söyleyerek “Ey Ebû Amr! Sen reislerin en iyisi idin. Allah<br />
sana seâdet, bereket ve en hayırlı mükâfatı versin. Allaha verdiğin sözü yerine getirdin. Allah da sana vadettiğini verecektir.” buyurdu. Bu sırada Sa’d bin Muaz’ın annesi ağlayarak şu beyti okudu: “Nasıl dayanabilir vah yazık annesine, Tahammül ister, ağlarım başıma gelene...”<br />
Eslem bin Haris şöyle anlatmıştır: Resûlullah Sa’d bin Muaz’ın evine geldi. Biz kapıda bekliyorduk. Resûl-i Ekrem içeri girdi. Biz de peşinden yürüdük. İçerde Sa’d bin Muaz’ın cenazesi vardı. Başka kimse yoktu. Resûlullah adımlarını gayet geniş açarak yürüyordu. Bu durumu görünce yavaşladım. Durmamı işaret edince de durdum. Sonra da geriye döndüm. Resûlullah içerde bir müddet durdu. Sonra dışarı çıktı. Çıkınca Yâ Resûlallah niçin adımlarınız geniş yürüdünüz dedim. “Böylesine kalabalık bir mecliste bulunmadım, (Melekler dolmuştu) Meleğin biri beni kanadı üzerine aldı da ancak öyle oturabildim,” buyurdu. Sonra: Sa’d bin Muaz’ın lâkabını söyleyerek, “Sana âfiyet olsun Yâ Ebâ Amr! Sana âfiyet olsun Yâ Ebâ Amr! Sana âfiyet olsun Yâ Ebâ Amr” buyurdu.<br />
Sa’d bin Muaz’ın vefâtı Resûlullah ve Eshâb-ı kirâm’ı çok üzmüştü. Gözyaşı döküp ağladılar. Cenazesinde bütün Eshâb-ı kirâm toplandı. Peygamberimiz cenaze namazını kıldırdı, cenazesini taşıdı.<br />
Eshâb-ı kirâm Sa’d bin Muaz’ın cenazesini taşırken, Yâ Resûlallah biz böyle kolay taşınan cenaze görmedik dediler. Bunun üzerine Peygamberimiz melekler indi onu taşıyorlar buyurdu. Cenazesi giderken münafıklar da kötülemek için ne kadar da hafif dediklerinde, Peygamberimiz Sa’d’ın cenazesine yetmişbin melek indi. Şimdiye kadar yeryüzüne bu kadar kalabalıkh alde inmemişlerdi, buyurdu.<br />
Ebû Said’il Hudri dedesinin şöyle dediğini nakletmiştir: “Sa’id bin Muaz’ın kabrini kazanlardan biri de bendim. Ona kabir kazmaya başlayınca biz kazdıkça etrafa kabirden misk kokusu yayıldı.”<br />
Sa’d bin Muaz defnedilirken birisi kabrinden bir avuç toprak almıştı. Sonra onu evine götürünce o toprak misk oldu. Cenazesi kaber indirilirken Peygamberimiz kabri başında oturup, mübârek gözleri yaşardı ve mübârek sakalını eliyle tutup çok üzüldü. Hadîs-i şerîfte “Sa’d İbn-i Muaz’ın ölümünden dolayı arş titredi.” Buyuruldu<br />
Bir defasında Peygamberimize çok kıymetli bir elbise hediye edilmişti. Eshâb-ı kirâm ne kadar güzel dediklerinde “Sa’d bin Muaz’ın Cennetteki mendilleri bundan daha güzeldir.” buyurdu.<br />
Sa’d bin Muaz’ın şehid olması mühim bir hâdise idi. O daha ilk müslüman olduğu sırada onun vasıtasıyla emiri bulunduğu Medine’deki Evs kabilesi tamamen müslüman olmuştu. Bütün güçleriyle İslâma hizmet ettiler.<br />
Sa’d bin Muaz ancak beş sene kadar Resûlullah (s.a.v) ile beraber bulunu, daima cihad etti. Seâdetle yaşadı. 37 yaşında olduğu halde genç olarak şehid oldu ve rahmete kavuştu. Hz. Âişe validemiz, Sa’d bin Muaz’ın (r.a) vefâtı Eshâb-ı kirâm’ı çok üzdü. Odamda olduğum halde Hz. Ebû Bekir’in ve Hz. Ömer’in O’nun için ağladıklarını işittim, buyurmuştur.<br />
Sa’d bin Muaz hazretleri, buyurdu ki: “Müslüman olduğum günden beri namaz kılarken hatırıma hiçbir şey getirmedim. Resûl-i ekremin her söylediğinin hak olduğuna inandım, kabul ettim.”<br />
“Ben üç şeyde kuvvetli olduğum kadar, hiçbir şeyde kuvvetli olmadım. Birincisi namazdadır. Müslüman olduğumdan beri başladığım hiçbir namazda, bir an önce bitirsem diye hatırıma bir şey gelmedi. İkincisi; bir cenazeye yardıma çıktığımda cenaze defin edilinceye kadar, ölümden başka hatırımdan hiçbir şey geçmezdi. Üçüncüsü; Resûlullah’ın her buyurduğunu kabul ettim, bunda hiç tereddüt etmedim.” </span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">MEŞHURLARIN SON SÖZLERİ - VII</span><br />
<br />
Sa’d bin Muaz<br />
Eshab-ı kiramın meşhurlarından olan Sa’d bin Muaz hazretlerinin savaşta aldığı yara ağırlaşınca Peygamber efendimiz yanına gelip onu kucakladı ve “Allahım; Sa’d, senin rızan için senin yolunda cihad etti. Resûlünü de tasdik etti. Ona kolaylık ihsan eyle...” buyurarak duâ etti.<br />
Sa’d bin muaz Peygamberimizin bu sözlerini duyunca gözlerini açıp şöyle fısıldadı. “Yâ Resûlallah! Sana selâm ve hürmetler ederim. Senin, Allahü teâlânın peygamberi olduğuna şehâdet ederim.”<br />
Bundan sonra Sa’d bin Muaz’ın yakınları onu kaldığı çadırdan Abd’ül-Eşhel oğullarının evine götürdüler. O gece durumu çok ağırlaşmıştı. Cebrail alehisselâm Peygamber efendimize gelip “Yâ Resûlallah! Bu gece senin ümmetinden vefât edip de vefâtı melekler arasında müjdelenen kimdir?” dedi.<br />
Bunun üzerine Peygamberimiz hemen Sa’d bin Muaz’ın halini sordu. Evine götürüldüğünü söylediler. Peygamberimiz yanında Eshâb-ı kirâmdan bazıları olduğu halde süratle Sa’d bin Muaz’ın yanına gitti. Yolda süratli gitmeleri sebebiyle Eshâb-ı kirâm yorulduk Yâ Resûlallah dediler. Melekler Hanzala’nın cenazesinde bizden önce bulundukları gibi Sa’d’ın da cenazesinde bizden önce bulunacaklar. Biz önce yetişemeyeceğiz, buyurarak hızlı gitmelerinin sebebini açıkladı.<br />
Peygamberimiz Sa’d bin muaz’ın yanına gelince Onu vefât etmiş olarak buldu. Baş ucuna durup; as’d bin muaz’ın künyesini söyleyerek “Ey Ebû Amr! Sen reislerin en iyisi idin. Allah<br />
sana seâdet, bereket ve en hayırlı mükâfatı versin. Allaha verdiğin sözü yerine getirdin. Allah da sana vadettiğini verecektir.” buyurdu. Bu sırada Sa’d bin Muaz’ın annesi ağlayarak şu beyti okudu: “Nasıl dayanabilir vah yazık annesine, Tahammül ister, ağlarım başıma gelene...”<br />
Eslem bin Haris şöyle anlatmıştır: Resûlullah Sa’d bin Muaz’ın evine geldi. Biz kapıda bekliyorduk. Resûl-i Ekrem içeri girdi. Biz de peşinden yürüdük. İçerde Sa’d bin Muaz’ın cenazesi vardı. Başka kimse yoktu. Resûlullah adımlarını gayet geniş açarak yürüyordu. Bu durumu görünce yavaşladım. Durmamı işaret edince de durdum. Sonra da geriye döndüm. Resûlullah içerde bir müddet durdu. Sonra dışarı çıktı. Çıkınca Yâ Resûlallah niçin adımlarınız geniş yürüdünüz dedim. “Böylesine kalabalık bir mecliste bulunmadım, (Melekler dolmuştu) Meleğin biri beni kanadı üzerine aldı da ancak öyle oturabildim,” buyurdu. Sonra: Sa’d bin Muaz’ın lâkabını söyleyerek, “Sana âfiyet olsun Yâ Ebâ Amr! Sana âfiyet olsun Yâ Ebâ Amr! Sana âfiyet olsun Yâ Ebâ Amr” buyurdu.<br />
Sa’d bin Muaz’ın vefâtı Resûlullah ve Eshâb-ı kirâm’ı çok üzmüştü. Gözyaşı döküp ağladılar. Cenazesinde bütün Eshâb-ı kirâm toplandı. Peygamberimiz cenaze namazını kıldırdı, cenazesini taşıdı.<br />
Eshâb-ı kirâm Sa’d bin Muaz’ın cenazesini taşırken, Yâ Resûlallah biz böyle kolay taşınan cenaze görmedik dediler. Bunun üzerine Peygamberimiz melekler indi onu taşıyorlar buyurdu. Cenazesi giderken münafıklar da kötülemek için ne kadar da hafif dediklerinde, Peygamberimiz Sa’d’ın cenazesine yetmişbin melek indi. Şimdiye kadar yeryüzüne bu kadar kalabalıkh alde inmemişlerdi, buyurdu.<br />
Ebû Said’il Hudri dedesinin şöyle dediğini nakletmiştir: “Sa’id bin Muaz’ın kabrini kazanlardan biri de bendim. Ona kabir kazmaya başlayınca biz kazdıkça etrafa kabirden misk kokusu yayıldı.”<br />
Sa’d bin Muaz defnedilirken birisi kabrinden bir avuç toprak almıştı. Sonra onu evine götürünce o toprak misk oldu. Cenazesi kaber indirilirken Peygamberimiz kabri başında oturup, mübârek gözleri yaşardı ve mübârek sakalını eliyle tutup çok üzüldü. Hadîs-i şerîfte “Sa’d İbn-i Muaz’ın ölümünden dolayı arş titredi.” Buyuruldu<br />
Bir defasında Peygamberimize çok kıymetli bir elbise hediye edilmişti. Eshâb-ı kirâm ne kadar güzel dediklerinde “Sa’d bin Muaz’ın Cennetteki mendilleri bundan daha güzeldir.” buyurdu.<br />
Sa’d bin Muaz’ın şehid olması mühim bir hâdise idi. O daha ilk müslüman olduğu sırada onun vasıtasıyla emiri bulunduğu Medine’deki Evs kabilesi tamamen müslüman olmuştu. Bütün güçleriyle İslâma hizmet ettiler.<br />
Sa’d bin Muaz ancak beş sene kadar Resûlullah (s.a.v) ile beraber bulunu, daima cihad etti. Seâdetle yaşadı. 37 yaşında olduğu halde genç olarak şehid oldu ve rahmete kavuştu. Hz. Âişe validemiz, Sa’d bin Muaz’ın (r.a) vefâtı Eshâb-ı kirâm’ı çok üzdü. Odamda olduğum halde Hz. Ebû Bekir’in ve Hz. Ömer’in O’nun için ağladıklarını işittim, buyurmuştur.<br />
Sa’d bin Muaz hazretleri, buyurdu ki: “Müslüman olduğum günden beri namaz kılarken hatırıma hiçbir şey getirmedim. Resûl-i ekremin her söylediğinin hak olduğuna inandım, kabul ettim.”<br />
“Ben üç şeyde kuvvetli olduğum kadar, hiçbir şeyde kuvvetli olmadım. Birincisi namazdadır. Müslüman olduğumdan beri başladığım hiçbir namazda, bir an önce bitirsem diye hatırıma bir şey gelmedi. İkincisi; bir cenazeye yardıma çıktığımda cenaze defin edilinceye kadar, ölümden başka hatırımdan hiçbir şey geçmezdi. Üçüncüsü; Resûlullah’ın her buyurduğunu kabul ettim, bunda hiç tereddüt etmedim.” </span>]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>